title stringlengths 17 159 ⌀ | content stringlengths 86 32.7k ⌀ | tags stringlengths 4 765 ⌀ |
|---|---|---|
Nükleer füzyon: ABD’de bilim insanları ikinci defa enerji üretmeyi başardı | ABD’de bilim insanları, bir nükleer füzyon reaksiyonundan ikinci defa net enerji üretmeyi başardıklarını açıkladı. İlk başarılı deneme Aralık ayındaydı.
California eyaletindeki Lawrence Livermore Ulusal Laboratuvarı’ndan yapılan açıklamaya göre 30 Temmuz’daki deneyde, Aralık’takinden daha fazla enerji elde edildi.
Laboratuvar sözcüsü, deney sonuçlarının hâlâ incelendiğini de ekledi.
5 Aralık’ta yapılan deneyde bilim insanları bir yakıtın üstüne lazer tutarak iki hafif atomu daha yoğun bir atom olarak birleştirmeyi başarmıştı.
ABD Enerji Bakanlığı, lazerin 2.05 megajul harcamasına karşın füzyon sonucu 3.15 megajul enerji elde edildiğini söylemişti.
Atomların birleşmesiyle oluşan füzyon reaksiyonu, Güneş’in de enerji üretmesini sağlayan bir süreç.
Bilim insanları 70 yıldır bu süreci yeryüzünde tekrar ederek temiz nükleer enerji üretmeyi hedefliyordu.
Nükleer santrallerde, atomun bölünmesiyle oluşan fisyon reaksiyonuyla enerji üretiliyor fakat bu, binyıllarca depolanması gereken nükleer atıklara yol açıyor.
Hidrojenin ağır formları olan deteryum ve trityumdan oluşan 1 kilogramlık füzyon yakıtından elde edilebilen enerji, 10 milyon kilogramlık fosil yakıttan elde edilene denk.
Füzyon deneyi başarılı sonuçlansa da, bunun dünya genelinde üretime geçmesi için aşılması gereken bazı engeller var. Pahalı kurulum masrafları ve daha büyük ölçeklerde enerji üretim ihtiyacı bunlardan ikisi.
Gelecekte bu teknolojinin yaygınlaşması, fosil yakıtlara duyulan ihtiyacın azalmasını sağlayarak küresel ısınmayla mücadeleye de katkı sunabilir.
Fakat bilim insanları bunun yakın gelecekte gerçekleşmeyeceğini vurguluyor ve mevcut imkanlarla karbon salımını azaltmaktan vazgeçilmemesi gerektiğini belirtiyor. | Teknoloji, Nükleer güç, Bilim, Amerika Birleşik Devletleri, Fizik |
İlk kez bir anne-kız birlikte uzaya gidecek | İskoçya’da bulunan Aberdeen Üniversitesi öğrencilerinden Anastatia Mayers ve annesi Keisha Schahaff uzaya gidecek ilk anne ve kız olacak.
Mayers ve Schahaff, Virgin Galactic'in ikinci ticari uçuşuna katılmak için yapılan bir çekilişi kazandı.
Anne ve kız ayrıca uzaya gidecek ilk Karayipliler kişiler olarak da tarihe geçecek.
Schahaff’ın çekiliş hikayesi, kızının vize sorununu çözmek için Antiller'den Londra'ya giderken bindiği Virgin Atlantic uçağındayken bir ilanı görmesiyle başladı.
Çekiliş için kayıt formunu dolduran Schahaff, “Aylar sonra ilk 20’ye, daha sonra da ilk 5’e kaldığımızı öğrendim. Daha sonra da çekilişi kazandığımızı söylediler” diyor.
Virgin şirketler grubunun kurucusu Sir Richard Branson’ın bahçesinden kendilerine seslendiğini belirten Schahaff, müjdeli haberi nasıl aldığını “Tüm ekip evime hücum etti ve 'siz kazandınız, uzaya gidiyorsunuz' dedi” sözleriyle anlatıyor.
Mayers, Karayipler'den İskoçya'da okumak için gitme kararının uzaya yolculuk fırsatını doğurduğunu söylüyor.
18 yaşındaki genç, "Tesadüfen Aberdeen Üniversitesini seçmemiş olsaydım ve vizemi almak için uğraşmasaydım, uzaya gitme şansımız da olmazdı" diyor.
Felsefe ve fizik okuyan ikinci sınıf öğrencisi, İskoçya'da okumaya gitmenin hayatındaki en büyük kararlardan biri olduğunu söylüyor ve "muhteşem şeylerin gerçekleşmesine yaradığını" belirtiyor.
Mayers uzaya gidecek en genç ikinci kişi olacak.
Amacının dünyanın belirlediği tüm engelleri kırmak olduğunu belirten Mayers, “Rüyanız sizin rüyanızdır ve kim ne derse desin bunu gerçekleştirebilirsiniz” diyor.
Anne ve kız, uzay yolculuğuna Perşembe günü ABD’nin New Mexico eyaletinden kalkacak araçla başlayacak.
Galactic 02 adlı misyon, Amerikan uzay şirketi tarafından düzenlenen ikinci ticari uzay uçuşu.
Uçuş için ilan edilen fiyat 450 bin dolardı.
Galactic 01 misyonu Haziran ayında gerçekleşti. 279.000 fit (85 km) yüksekliğe ulaştı. İkinci misyonun da aynı rotayı takip edeceği düşünülüyor.
Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi'ne (NASA) göre bir uçuş uzayın sınırı olarak kabul edilen 80 kilometreyi aştığında uzay turizmi olarak sınıflandırılıyor. | Uzay, Teknoloji, Bilim, Uzay keşfi |
Yapay zeka üretimi görseller telif hakkı davaları ile karşı karşıya | Dünya genelinde birçok çizer ve sanatçı, yapay zeka geliştirmekte kendi sanat eserlerinin kullanıldığını farkediyor. Kelly McKernan kendi eserlerinin bu şekilde kullanıldığını öğrendiğinde “midesinin bulandığını” söylüyor.
McKernan, yapay zeka üretimi görseller sunan Stable Diffusion’ın kullandığı bir ara yüze meraktan kendi ismini yazdığında, 50’den fazla eserinin buraya yüklendiğini gördü.
Amerika’nın Tennessee kentinde yaşayan çizer, “Kişisel bir yerden bağım olan bu eserlerle aramdaki ilişkiyi, kurduğum anlamı değiştirdi” diye yaşadığı duyguyu anlatıyor:
“Hakkımın çiğnendiğini hissettim. Biri bana iş vermek yerine, kolayca ismimi bir yapay zeka görsel üreticisine yazma yoluna giderse bu benim kariyerimi etkilecektir. Başkalarını da”
Son teknolojiyle geliştirilen yapan zeka sürümleri, internetten elde ettikleri devasa bir içerik havuzu sayesinde gelişiyor. Örneğin görsel bir içerik, verilen talimatla saniyeler içinde üretilebiliyor.
Ancak McKernan gibi sanatçılar buna karşı mücadele ediyor.
Karikatür sanatçısı Sarah Anderson, çizer Karla Ortiz ve McKernan, Stable Diffusion’ın sahibi olan Stability AI firmasına dava açtı.
Bu ilk dava değil. Yapay zeka firmaları telif hakkı ihlali iddialarıyla giderek artan şekilde karşı karşıya.
Bu yılın başlarında fotoğraf ajansı Getty Images da, Stability AI firmasına 12 milyon görselin izinsiz şekilde kullanıldığı suçlamasıyla dava açtı.
Hollandalı sanatçı Eva Toorenent de, katıldığı bir sergide, kendi çizimlerine çok benzer sanat eserlerine rastladığında endişeye kapıldığını anlatıyor.
Canavarlar ve fantastik illüstrasyonlar yapan sanatçı, gördüğü çizimlerin benzer olmakla beraber kendi ürettiklerinin değiştirilmiş halleri olduğunu savunuyor.
Toorenent beş sanatçıyı daha yanına alarak, Avrupa’da yapay zekanın düzenleme altına alınması için bir dernek kurdu.
Toorenent amaçlarını, “saldırgan yapay zeka firmalarına karşı sanatçıları ve telif hakkı sahiplerini korumak” olarak özetliyor.
Amerikalı sanatçı McKernan da sanatçıları korumak için daha fazla düzenleme yapılması gerektiği görüşünü dile getiriyor:
“Mevcut düzenlemeye göre, telif hakkı yalnızca eserin tamamını kapsıyor. Umarım açtığımız dava, yapay zekanın bizim yerimizi alması olasılılığına karşı bir koruma sağlar. Eğer kazanırsak, umarım birçok sanatçı ödeme alır. Bu bedava işçi çalıştırmak demek ve çok sayıda kişi bunu istismar ediyor ve bundan kar sağlıyor.”
Stability AI firması Aralık ayında yaptığı bir açıklamayla Stable Diffusion’un yeni versiyonunda, sanatçılara “yer almama” hakkı tanınacağını duyurdu. Fakat bu açıklama sanat dünyasında tepki çekti. Eser sahipleri “katılma” kararının kendilerine ait olması gerektiğini ve eserlerinin otomatik olarak kullanılamayacağını savunuyor.
Toorenent de bu görüşte:
“Öncelikle ben asla buraya işimi koymam. Ama eğer bir sanatçı bunu yapmak istiyorsa verilmesi gereken seçenek “katıl” olmalı. Eğer eserin sahibi bensem, onun nerede olacağına da ben karar verebilmeliyim.”
Stability AI devam eden yasal süreçler nedeniyle yorum yapmadı ancak Aralık 2022’de şirketin CEO’su Emad Mostaque, ilerim sürümlerin “tamamıyla lisanslı” olacağını duyurdu.
Performans sanatları ve eğlence dünyası sendikası olan Equity’den Liam Budd, devam eden durumun sanatçılar için tehdit olduğunu söylüyor.
Budd’a göre firmalar sanatçılara bir kereliğine 300 dolar ödeyebilir ancak bu o eserin milyonlarca kez farklı bir içeriğe dönüştürülerek kullanılabileceği anlamına geliyor. Burada sanatçı hiçbir kazanç elde etmiyor.
Equity, Amerika’daki telif hakları yasasının yapay zeka gelişimi ile birlikte güncellenmesi gerektiğini savunuyor.
İngiltere’de bu yaz yapay zeka güvenliği üzerine bir konferans yapılacak.
Avrupa Birliği de bir yasa tasarısı ile, yapay zeka firmalarına kullanılan telifli içeriği açıklama zorunluluğu getirmeye hazırlanıyor.
Telif hakları avukatı Arty Rajendra, özellikle en büyük fotoğraf ajansları arasında olan Getty Images’ın açtığı davaya dikkat çekiyor ve emsal olabilecek bazı lisans anlaşmalarının yapılabileceğini savunuyor.
Rajendra, Getty’nin lisanslanmamış içeriklerine logo koyduğunu hatırlatıyor ve sanatçılara da benzer bir adım atma çağrısı yapıyor. | Teknoloji, Kişisel finansman, Ekonomi, Yapay zeka, İnsan Hakları |
İnsansız deniz araçları: Ukrayna’nın kullandığı bu araçlar nasıl çalışıyor, maliyetleri ne kadar? | Karadeniz’deki Rus gemilerine yönelik insansız deniz araçlarıyla düzenlenen saldırılar artıyor. Ukrayna saldırılarla ilgili resmi bir açıklamadan kaçınıyor ancak BBC bu şekilde en az 10 saldırı olduğunu doğruladı.
Savaşın başından beri insansız hava araçlarını etkili bir şekilde kullanan Ukrayna’nın denizde de benzer bir teknolojiyi kullandığı ve bunun Karadeniz’deki dengeleri değiştirebileceği anlaşılıyor.
Bunlar küçük, insansız, deniz yüzeyinde veya altında faaliyet gösteren araçlar.
Gözetleme veya saldırı amacıyla kullanılan bu araçların boyutları ve özellikleri birbirinden çok farklı olabiliyor.
Mayın temizleme görevlerinin yanı sıra düşman gemilerini gözetlemek veya batırmak için de kullanılabiliyorlar.
Savaşın başından beri pek çok İDA’nın fotoğrafı paylaşıldı. Bunlardan biri de Kırım’da sahile vurduğu açıklanan bir araçtı.
Deniz yüzeyinde faaliyet gösteren araçların ardından Ukrayna kısa süre önce deniz altında ilerleyen yeni Toloka TLK-150 adlı yeni bir aracını da tanıttı.
Genellikle bu araçların içinde patlayıcı, üstünde veya önünde de operatöre görüntü ileten kameralar oluyor.
Uzakta bir yeri hedef alacaksa bunun rotası önceden İDA’ya yüklenebiliyor.
Savunma alanında çalışan düşünce kuruluşu Rusi’den Sidhart Kaushal, bu araçların hedefe yaklaşınca bir insan tarafından kontrol edildiğini ve patlatıldığını söylüyor.
Ukrayna’nın bazı İDA’ları kitle fonlama yöntemiyle geliştirildi. Kaushal, bunların askeri ürünler yerine, tüketicilerin erişebileceği malzemelerden üretildiğini aktarıyor.
Rus medyası Moskova’nın da İDA’ları olduğunu, hatta bunların Odessa limanına yönelik bir saldırıda kullanıldığını yazdı. Fakat BBC bunu doğrulayan bir kanıt bulamadı.
Ukrayna ve Rusya’nın kaç tane İDA’sı olduğu bilinmiyor.
Maliyetleri de net değil.
Bu konuda tek bilinen, Ukrayna hükümetinin bir keresinde bir İDA modeli için açıkladığı 250 bin dolarlık maliyet.
Bu pek çok uzun menzilli füzeden daha ucuz. İDA’lar ayrıca hızlı bir şekilde kullanıma alma ve tam eğitimli bir ekip olmadan da kullanılabilme gibi avantajlara sahip.
Kaushal “Çok sayıda ucuz maliyetli araçla saldırıya geçtiğinizde, bunlardan sadece birisi bile engellenmeden hedefe ulaşabilirse, vereceği zararın boyutu saldırının maliyetinin çok üstünde olur” diyor.
BBC’nin doğrulama servisi BBC Verify’ın yaptığı bir araştırmaya göre Ukrayna bugüne kadar, Rusya’nın Sivastopol ve Novorossiysk limanlarına en az 10 saldırı düzenlemiş olabilir.
Bu araştırmanın kaynakları ise Rus ve Ukraynalı yetkililerden gelen açıklamalar ile yerel basında çıkan haberler.
CNN’e konuşan Ukraynalı savunma kaynakları Temmuz ayında Kerç Köprüsü’ndeki saldırıda da İDA’ların kullandığını söylemişti.
Bazı saldırılar ise Ukrayna sahillerinden çok uzakta düzenlendi.
Mayıs ayında Rusya’nın istihbarat toplama gemisi Ivan Khurs’a yaklaşmakta olan bir İDA’nın görüntüsü paylaşılmıştı. Fakat Rus gemisinin bu olayın sonunda hasar alıp almadığı bilinmiyor.
Rusya bu olayın İstanbul Boğazı’nın 140 kilometre kuzeyinde, Ukrayna sahillerine 193 kilometre uzakta gerçekleştiğini açıklamıştı.
Bu da, İDA’ların uzak mesafelere ulaşabileceğini gösteriyor.
Ukrayna’nın ucuz maliyetli İDA’lar kullanması deniz savaşlarında yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Bazı analistlere göre bu taktik Rusya için her gün artan bir risk unsuru.
Donanma gemilerine kıyasla İDA’ları radarla tespit etmek çok daha zor. Çünkü bu gemilerin sudan yüksekliği çok az ve gemi kadar ses çıkarmıyorlar.
Ekim 2022’de Rusya’nın Sivastopol’daki donanma üssüne düzenlenen saldırı, tarihte İDA ve İHA’ların birlikte kullanıldığı ilk saldırı olmuştu.
Uydu ve diğer açık kaynak görüntülerini inceleyen GeoConfirmed kuruluşuna göre bu saldırıda üç Rus gemisi hasar görmüştü.
BBC Verify’ın incelediği yeni uydu görüntülerine göre Rusya bunun ardından üssün etrafında yoğun önlem aldı.
Norveç Savunma Çalışmaları Enstitüsü’nden Profesör Katarzyna Zysk’e göre Ukrayna’nın güçlü bir donanması bulunmasa da İDA’lar sayesinde Rusya’nın Karadeniz’e tamamen hakim olmasını engelleyebildiler.
Öte yandan İDA’ların bazı dezavantajları da var.
Araçların üstündeki kamera ve sensörlerin görüş alanı kısıtlı. Bu yüzden net bir konum verisi olmadan hareketli hedefleri bulmakta zorlanıyorlar. Aynı nedenden ötürü kamuflaja sahip gemileri de tespit etmeleri güç.
Kamera görüntüsünün aktarımındaki sorunlar da operatörün saldırıyı gerçekleştirmesini engelleyebiliyor.
Prof. Zysk “Buna henüz tam anlamıyla bir devrim diyemeyiz, hâlâ gelişme aşamasında” diyor.
Buna rağmen Ukrayna’nın stratejisi uluslararası kamuoyunun dikkatini çekti.
Prof. Zyke “Diğer donanmalar da bu tür sistemleri geliştirmek ve kullanıma almak istiyor” diye ekliyor. | Avrupa, Teknoloji, Rusya, Ordu, İnsansız hava aracı, Ukrayna, Rusya-Ukrayna Savaşı, Doğu Avrupa |
Yapay zeka meme kanseri tespitinde başarılı oldu | Nick Triggle| Sağlık Muhabiri
İsveç’te yapılan bir araştırma, yapay zekanın meme kanseri için çekilen röntgenleri inceleyerek kanseri tespit edebileceğini ortaya koydu.
Lund Üniversitesi’nden bilim insanları, yapay zekanın tespit başarı oranının iki radyologla birlikte yapılan normal teşhis süreciyle aynı olduğunu açıkladı.
Öte yandan bilim insanları bunun yaygın bir şekilde kullanılması için daha fazla araştırmaya gerek duyulduğunu da ekledi.
İngiltere’deki uzmanlar da yapay zekanın meme kanseri teşhisinde büyük potansiyele sahip olduğu konusunda hemfikir.
İngiltere’de daha önce yapılan yapay zeka denemeleri, geçmişte teşhis edilmiş meme kanseri röntgenleri üzerinden çalışırken; bu seferki araştırma, iki radyoloğun teşhis süreciyle eş zamanlı yürütüldü.
Lancet Oncology adlı hakemli dergide yayımlanan araştırmada İsveç’te ortalama 54 yaşındaki 80 binden fazla kadının mamografisi incelendi.
Görüntülerin yarısı normal prosedür olan iki radyolog tarafından incelenirken, diğer yarısı da yapay zeka tarafından incelendikten sonra bir veya iki radyoloğa sunuldu.
Standart yöntemde radyologlar 203 meme kanseri tespit ederken, yapay zeka 244 kadında meme kanseri olduğunu saptadı.
Yapay zekanın yanlış pozitif, yani meme kanseri olmayan birine kanser teşhisi koyma oranı da normal prosedürle aynı çıktı: Yüzde 1,5. | Teknoloji, Bilim, Kadın sağlığı, Kanser, Sağlık, Tıp |
Oppenheimer ve Einstein'ın karmaşık ilişkisi | "Şimdi başarınızın sonuçlarıyla yüzleşme sırası sizde."
Bu cümleyi Albert Einstein; Oppenheimer'ın 1940'larda ABD'nin Manhattan Projesi'ni yöneterek atom bombasının "babası" haline gelmesinin öyküsünü anlatan aynı isimli filmin sonunda söylüyor.
Filmde Einstein, Oppenheimer'ın hayatının son döneminde görülüyor. İki bilim insanı da; Oppenheimer'ın 1947'den 1966'ya kadar direktörlüğünü yaptığı Princeton İleri Çalışmalar Enstitüsü'ndeyken...
İkisi de dönemin en önemli bilim insanlarındandı. Ancak hem fiziği nasıl anladıkları hem de araştırmalarının dünyaya nasıl hizmet edebileceğine ya da zarar verebileceğine dair inançlarında önemli farklılıklar vardı.
Oppenheimer, 1965'te Einstein'ın ölümünün onuncu yıl dönümü sebebiyle Paris'te düzenlenen bir konferansta "Biz yakın birer meslektaş ve biraz da arkadaştık" diyecekti.
Yönetmen Christopher Nolan, filminde iki fizikçinin kurgusal bir konuşmasını izleyiciyle buluşturuyor. Bu diyalogda, bunalmış bir Oppenheimer, babacan bir Einstein'ın tavsiyesine ihtiyaç duyuyor.
Gerçek hayatta önemli farklılıklara sahip olmalarına rağmen iki fizikçinin birbirlerine çok saygı duyduğu biliniyor.
Genç Robert Oppenheimer, 1920'lerde mezun olup teorik fizik üzerine uzmanlaşmaya başladığında Einstein halihazırda fizik dalında Nobel Ödülü kazanmış, genel görelilik teorisi (1915) ve Amerikan bilim insanlarını etkileyen diğer çalışmalarıyla bilim dünyasının ana isimlerinden biri olmuştu.
Einstein, Almanya'daki Yahudi zulmü nedeniyle Avrupa'yı terk etmiş, 1932'de çalışmalarına devam ettiği ABD'deki Princeton'a yerleşmişti.
Bir süre sonra, Ağustos 1939'da iş arkadaşı Leo Szilard'ın ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt'e yazdığı mektubu imzalamıştı. Bu mektupta, Beyaz Saray, Almanya'nın atom bombası geliştirme ihtimaline karşı uyarılıyordu.
Bunun 1942'de başlayan çok gizli Manhattan Projesi'nin ortaya çıkışının önünü açtığı düşünülüyor. Projenin başına, artık bu alanda önde gelen isimlerden Oppenheimer getirilecekti.
Farklı kaynaklara göre 64 yaşındaki Einstein, Almanya kökeni ve solcu düşünceleri nedeniyle projeye dahil değildi. Ancak bunda, onunla Oppenheimer arasındaki fizik teorileri üzerindeki düşünce farklılıklarının etkisi de olmuştu.
Nolan'ın filminin temelini oluşturan Kei Bird ve Martin J. Sherwin'ın Oppenheimer hakkında yazdıkları biyografide, Amerikalı fizikçinin Einstein'ı "çalışan bilim insanı" olarak değil "fiziğin yaşayan koruyucu azizi olarak" gördüğü belirtiliyor.
Nolan filmde ikilinin bu ilişkisini yansıtmaya çalışıyor. New York Times'a, bunu, yerini kaybeden bir ustayla, onun çalışmalarını devralan bir gencin ilişkisi olarak gördüğünü söylüyor.
Manhattan Projesi'nin arka planda olduğu filmde, Oppenheimer geliştirdiği atom bombasının yaratacağı patlamanın kapsamıyla ilgili şüphelerini sunuyor. Fizikçi, fikrini almak için Einstein'a gidiyor.
Ancak gerçekte filmdeki gibi bir fikir alışverişi yaşanmadı. Bu ABD'li yönetmenin yaratıcılığıydı:
"Değiştirdiğim şeylerden biri bu. Gerçekten Oppenheimer'ın danıştığı kişi Einstein değil, Chicago Üniversitesi'nde Manhattan Projesi'ne destek veren Arthur Compton'dı.
"Einstein seyircinin tanıdığı bir isim."
Oppenheimer 1943-1945 yılları arasında Princeton'dan binlerce kilometre uzakta, New Mexico'daki Los Alamos Laboratuvarı'nda çalıştı. Bu süreçte Einstein'la görüştüğüne ya da ona danıştığına dair kesin bir bilgi yok.
Ancak Oppenheimer, Einstein'ın atom bombasının yaratılmasına bir şekilde dahil olduğuna dair iddialara, 1965'teki Paris Konferansı'nda, "Benim düşünceme göre bu iddialar yanlış" şeklinde yorum yaptı.
Ona göre, Başkan Roosevelt'in Almanya'nın atom bombası geliştirme ihtimaline karşı uyarıldığı 1939 tarihli mektubun gerçekte ABD hükümetine bir etkisi olmadı.
İlk atom bombası denemesinin başarılı olmasının ardından Oppenheimer, çalışmasının Ağustos 1945'te Hiroshima ve Nagasaki'deki patlamalarla sadece bir tehdit değil kitlesel yıkım yaratan bir silah olarak kullanılmasının getirdiği etik sorunla yüzleşti.
Einstein, Szilard ve diğerleri dahil çeşitli bilim insanları, bombaların Japon şehirlerine atılmasını kınadılar, çünkü ülkenin zaten pratikte yenilmiş olduğunu düşünüyorlardı.
Nolan'ın filminin kurgusu, Oppenheimer'ın, geliştirdiği teknolojinin kullanımına sınır getirilmesi gerektiğine dair Washington'daki hükümeti ikna etmeye çalışmasını inceliyor. Ancak siyasiler ona karşı geldi ve ulusal güvenlik tehdidi olarak düşünülerek onun komünistlerle eski ilişkilerini sorguladı.
Bird ve Sherwin, Oppenheimer'ın sekreteri Verna Hobson'ın, Einstein'ın Amerikalı fizikçiye "ülkesine iyi hizmet ettiği için cadı avına boyun eğmek zorunda olmadığını" söylediğine tanık olduğunu yazıyor.
Einstein ona, "Eğer ABD'nin sunduğu ödül bu ise, buna sırtını çevirmesi gerektiğini" söylemişti.
Ancak Hobson, Oppenheimer'ın "Amerika'yı sevdiğini" ve bu sevginin fiziğe olan sevgisi kadar derin olduğunu iddia ediyor.
Oppenheimer ise Hobson'a, "Einstein'ın bunu anlamayacağını" söylemişti.
Einstein'a kalırsa, Oppenheimer'ın Washington'dan fazla bir beklentisi olmamalıydı.
Anlaşmazlıklarına rağmen ikisinin de kendilerine özgü, karşılıklı takdir ve saygısı vardı.
Einstein'ın Oppenheimer için "çok yönlü eğitimiyle sık rastlanmayacak şekilde yetenekli bir adam" dediği, onun fizik anlayışını değil ama kişiliğini takdir ettiği biliniyor.
Buna karşılık Oppenheimer, ölümünün 10. yılında onun hakkında, "Einstein'ın erken çalışması (Genel görelilik teorisi) inanılmaz güzel ancak hata dolu" demiş ardındansa onun düzeltmelerine katıldığını ve bunun 10 yıl aldığını ekleyerek "Hatalarını düzeltmek 10 yıl sürdüyse, o harika bir adamdı" demişti. | Teknoloji, Tarih, Bilim, Amerika Birleşik Devletleri, Japonya, 2. Dünya Savaşı, Fizik, Film |
Twitter'ın San Francisco'daki ofis binasına yerleştirilen izinsiz X tabelası için ödeme yapılacak | Twitter'ın X'e dönüştürülmesinin ardından, kurum, San Francisco'daki genel merkezine izinsiz yerleştirilen, yanıp sönen ışıklı X tabelası için ödeme yapacak.
Cuma günü markanın isim değişikliğinin bir parçası olarak yerleştirilen X tabelası hafta sonu bölgede yaşayanlardan şikayet almıştı. Bu şikayetler tabelanın ışığının gece yanıp sönmesini ve binanın tepesine sağlam bir şekilde yerleştirilmediği düşüncesiyle güvenli olmayışını kapsıyordu.
San Francisco Yapı Denetim ve Şehir Planlama Müdürlüğü, 24 şikayet alındığını, tabelanın izinsiz olduğunu söyledi.
Tabelanın Pazartesi günü kaldırıldığı belirtildi.
X'in ofis kiraladığı binanın sahibinin tabela kurulumu ve kaldırılmasıyla ilgili izin ücretlerini, ayrıca denetim masraflarını ödemesi gerekecek.
Yapı denetçisi, şikayetlerin ardından önce Cuma günü firmanın genel merkezine gitmiş ancak tabelayı kontrol etmek için çatıya çıkmasına izin verilmemişti.
Bir X temsilcisi denetçiye bunun "bir etkinlik için geçici olarak" yerleştirildiğini söylemişti.
Cumartesi günü ikinci bir denetim girişimi de geri çevrildi.
Ardından X şirketine tabela için gerekli izinlerin alınması gerektiğiyle ilgili bir uyarı gönderildi.
Şirketin eski ismini kaldırma girişimi de geçici olarak durdurulmuştu. Şirket binasında ER harfleri kısa süre için kalmaya devam edecek.
Musk ve şirketin yeni CEO'su Linda Yaccarino X'i "her şeyin uygulaması"na dönüştürmek istiyor.
Şu ana kadar yapılan değişikler ise sadece, X sembolünün mavi kuşun yerini alması gibi dış görünüşle ilgili konularda yapıldı. | Teknoloji, Amerika Birleşik Devletleri, Şirket Haberleri, Reklam, Twitter, Elon Musk, Sosyal medya, Internet |
Dr. Canan Dağdeviren: 'Elektronik sütyenle her yıl 11 milyon kadının hayatı değişebilir' | Dünyaca ünlü bilim insanı Dr. Canan Dağdeviren, MIT (Massachusetts Institute of Technology) Media Lab'deki ekibiyle birlikte, meme kanserinin teşhisinde çığır açabilecek bir buluşa imza attı.
Giyilebilir ultrason tarama cihazı, sütyen içine takılarak kadınların kolayca ve sık sık tarama yapıp, olası kanser vakalarını erken teşhis etmesine olanak sağlıyor. 6 yıldır üzerinde çalışılan cihazın insan deneyleri yapıldı ve cihaz ABD'de patent aldı.
Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre meme kanseri en sık görülen kanser türü ve sadece 2020'de 2,3 milyon kadına meme kanseri teşhisi kondu, 685 bin kadın hayatını kaybetti.
Çalışmalarını ABD'de sürdüren Dağdeviren, henüz 30 yaşına gelmeden icat ettiği giyilebilir kalp pili ile ismini tüm dünyaya duyurmuştu.
Medikal teknoloji alanında birçok buluşu olan ve çok sayıda ödül alan Dağdeviren, son buluşunun hikayesini, araştırma sürecini ve bundan sonra yapmak istedikleriniBBC Türkçe'ye anlattı.
Elektronik sütyen projesi yaklaşık 6,5 yıldır üzerinde çalıştığımız bir proje. MIT Media Lab'de vücutla uyumlu elektronik aletle üretiyoruz ekip olarak. Bu son proje, kadınları yakından ilgilendiren meme kanserini erken teşhis edebilmek için yapılmış bir cihaz.
Şu an ilk prototipini bitirdik, insan deneylerini yaptık ve aynı zamanda patentini geçtiğimiz hafta aldık. Bundan sonraki aşamada bu teknolojinin sadece laboratuvarda kalmasını istemiyoruz. Aynı zamanda gerçek hayata geçebilsin ve yüzlerce, binlerce, milyonlarca kadın kullanabilsin istiyoruz.
Yaptığımız hesaplamalara göre (bu arada çok tevazuyla yapılmış bir hesaplama, daha da büyük sayılara da gidebilir) yılda 11 milyon kadının hayatını değiştirebilecek bir proje.
Şimdi son hızla diğer çalışmalara devam ediyoruz. Aleti daha küçülteceğiz, daha portatif hale getireceğiz.
Memenizin üzerine giydikten sonra, sütyeninizin bir parçası olacak ve suyumuzu içerken, kahvenizi içerken herhangi bir fiziksel baskıya gereksinim olmaksızın tüm memenizin tek bir seferdeki fotoğrafını,ultrason fotoğrafını çekebileceksiniz ve bunu da bilgisayarınıza, telefonunuza gönderip büyük datalar toplayabileceksiniz.
Büyük datalar derken mesela her gün bunu yapabileceksiniz veya her hafta bunu yapabileceksiniz.
Şu anki sistemde teşhis için kullanılan en yaygın yöntem mamografi yöntemi. Bu çok etkili bir yöntem olmasının yanı sıra çok radyasyonlu bir yöntem ve riskleri çok fazla. Aynı zamanda fiziksel olarak acı da veren bir süreç. Çoğu insan yaptırmak istemiyor ve özellikle sıkı bir meme dokusuna sahipseniz de doğru sonucu veremediği oluyor.
Şunu da söylemek gerekir; kadınların yüzde 55'i iki mamografi arasında kansere yakalanıyor ve bu kansere yakalandıkları zaman artık hayata tutunma olasılıkları yüzde 22'lere kadar düşüyor.
Fakat bir hastalığı erken teşhis edebilirsek, yaşama şansını yüzde 98'e kadar artırmayı umuyoruz.
Bu proje benim için çok kıymetli ve çok önemli. Hem teyzeme verdiğim sözü tutmam açısından hem de benim de meme kanserine yakalanma riskimin yüksek olması açısından ve birçok kadının meme kanserine yakalanma riskinin yüksek olmasından ötürü aslında ben bu teknolojiyi özellikle kadınlara adadım ve kadınlara armağan ettim.
Onların yalnız olmadığını düşünüyorum ve bir kadının bir kadının ihtiyaçlarını daha iyi anlayabileceğini düşündüğüm için böyle bir dizayn, böyle bir alet tasarladık.
Burada çok güzel, harika öğrencilerim var, tasarımcılar var, malzeme bilimciler var. Fizikçiler ve tıp doktorlarıyla hep birlikte ortak bir çalışma yaparak bunu devam ettirdik.
Bir sonraki aşamasında da bir şirket kurup bunu daha çok markete nasıl hızlı bir şekilde getirebileceğimizi ve nasıl düşük maliyetli yapabileceğimizi araştıracağız.
Özellikle bu tür mamografi ultrasona erişemeyen kadınlar için nasıl bunu daha ucuz hale getirebiliriz onun üzerinde çalışıyoruz.
Şu an buna benzer bir başka ürün yok. Sadece hastanelerde kullandığımız, kalın uçlu, düz olan, her zaman kullanılan cihazlar var. Ama giyilebilir, bir operatöre gerek olmaksızın takılabilir, sütyenin bir parçası olabilir ve ultrason jeline gerek kalmadan çalışabilir bir teknoloji yok.
Bunların hepsi bizim de zamanla cevabını bulacağımız sorular. Günde bir mi, ayda bir mi, haftada bir mi tarama yapmamız gerektiğini henüz biz de tam olarak kestiremedik. Tıp doktorları ve onkolojistlerle istişare yapıp onlarla birlikte kararımızı daha iyi verebileceğiz. Fakat ne kadar çok data olursa, o kadar çok daha iyi sonuca ulaşma imkanı olacak diye tahmin ediyoruz.
Maliyeti konusundaysa... Şu an sadece araştırma aşamasında olduğundan ve henüz çok büyük miktarlarda üretmediğimiz için, bir alet yaklaşık 1.000 dolara mal oluyor.
Fakat 3-4 yıl içerisinde bu maliyetin daha da aşağı düşmesini bekliyoruz. Çünkü çok fazla üreteceğiz ve maliyet düşmüş olacak.
Bir de bu aletle her gün ölçüm dahi yapsanız bir ölçüm yaklaşık üç dolara mal olacak. Bu da sizin içtiğimiz her bir içtiğiniz kahvenin fiyatı kadar.
Fakat normal mamografi ya da ultrasona yaklaşık 2.000-2.500 dolar gibi paralar ödüyorsunuz.
Bu teknolojiyle sadece hayata tutunma olasılığı artmayacak. Aynı zamanda kanser hastalığının meme kanseri için harcadığımız parayı yıllık olarak yarıya düşürmüş olacağız.
2022 yılında sadece ABD'de kansere harcanan para 28 milyar dolar ve bu teknolojiyle bunu yarıya düşüreceğimizi tahmin ediyoruz.
Öncelikle radyasyon konusundan bahsedelim. Hiç radyasyon olmayan bir teknoloji bu çünkü burada ultrason dalgalarını kullanıyoruz ve bu dalgalar, piezoelektrik denilen bir malzeme. Benim bütün yaptığım çalışmaların ana taşı piezoelektrik.
Bir voltaj uyguluyorsunuz. Voltaj uyguladığınız zaman alet şekil değiştiriyor. Şekil değiştirdiğinde bir dalga oluşturuyor. Bu dalga herhangi bir odaklandığınız etin, et parçasının içine giriyor, hareket ediyor ve orada herhangi bir bozukluk olduğunda o dalga oradan tekrar geri yansıyor ve yansıyan dalgayı da yine piezoelektrik malzemeyle çekiyorsunuz. O analog sinyali dijital sinyale dönüştürüp siyah beyaz bir film oluşturuyorsunuz, ultrason filmi.
Hatta ben yaklaşık dört ay önce doğum yaptım, ilk bebeğimi dünyaya getirdim. Kendi karnımın üzerinde de bu cihazı denemiştim. Bebeğimin nasıl hareket ettiğini, vücudunun parçalarını çok iyi bir şekilde görebilmiştim.
Yani teknoloji çok fonksiyonlu. O nedenle ben kendi çocuğumun üzerinde bile denedim ve radyasyon kesinlikle yok ve çok iyi bir teknoloji, herhangi bir fiziksel baskı da uygulamadığımız için gayet iyi bir şekilde ölçümü, ağrısız, sınırsız bir şekilde yapabiliyorsunuz.
2015 yılında teyzem Fatma (Hollanda'da yaşıyordu ailesiyle birlikte) ve rutin bir şekilde memelerini kontrol ettirdiği halde, çok agresif bir meme kanserine yakalandı ve sadece 6 ay hayata tutunabildi.
Bu süre zarfında ben de MIT'de doktora sonrası araştırmalarımı yapıyordum ve izin alıp hemen Hollanda'ya teyzemin yanına gittim.
Teyzemle son on on iki günü birlikte geçirdik. Tabii sadece hastalar için değil, yakınları için de çok acılı bir dönem, ben bunu çok iyi yaşadım.
Teyzem çok gençti, 49 yaşındaydı. Ölmek aklının ucundan dahi geçmiyordu, hatta ölmek istemiyordu. Bir şekilde birazcık rahatlasın, kendini daha iyi hissetsin diye küçük bir kağıt çıkarıp, yatağının yanıbaşında birlikte çizmiştik projeyi: "Teyze şöyle olsa nasıl olur, bir sütyen taksan, ultrason içinde olsa..."
Çünkü geç kalınmıştı teyzem için, geç kalınmadan memenin değişikliklerini incelesek nasıl olur demiştim. Onun da çok hoşuna gitmişti. Bazı geri bildirimler vermişti, şöyle olsun, böyle olsun diye.
Sadece Fatma teyzem için değil birçok Fatma teyzeye yararlı olabilmesi için... Bir kağıt üzerinde tamamen bir hayaldi ama şimdi gerçek, onu ellerimde tutabiliyorum. Kadınların memeleri üzerinde deneyebiliyorum. Kendim üzerimde deneyebiliyorum ve şu an markette olan ultrason cihazlarıyla karşılaştırabiliyorum ve ne kadar iyi sonuçlar aldığımızı görebiliyorum.
O nedenle çok heyecanlıyım ve çok mutluyum.
Genelde ben ve öğrencilerim, biz deneylerimizi aile üyelerimizin hastalıklarına çare bulabilmek adına yapıyoruz.
Genelde bilim insanları doğadan etkilenirler, oradan feyz alırlar. Bizimkisi aile üyelerimizden örnek alınıp feyz alınıp yapılmış projeler.
Giyilebilir kalp pili de hiç görmediğim ve çok genç yaşta vefat eden dedem için yaptığım bir projeydi.
Daha verimli olduğumu düşünüyorum özellikle çocuktan sonra. Olaylara bakış açım ve olayları çözme yöntemim birazcık daha farklılaştı diyebilirim. Tayga Can oğlum, ondan her gün yeni bir şey öğreniyorum. Tayga'yla birlikte yeniden doğmuş ve yeniden büyüyormuşum gibi hissediyorum. O nedenle çok keyifli bir süreç.
Çok sayıda gence de danışmanlık veriyor ve ilham kaynağı oluyorsunuz, onlardan nasıl mesajlar geliyor? Bir röportajınızda size "Mevlana" diyenler olduğundan bahsetmiştiniz, bu doğru mu?
Bugün MIT'de yaz okuluna gelmiş yeni bir arkadaşla tanıştım Can Erol diye. Buraya gelip bizim yaptığımız çalışmaları incelemek istemiş ve geldiğinde şöyle bir şey söyledi; "Siz belki farkında değilsiniz ama Türkiye'den birçok genç sizi izliyor ve biz sizin yaptığınız çalışmaları çok beğeniyoruz".
Laboratuvarımıza geldi. Ben onu başka öğrencilerin de tanıştırdım.
Mevlana gibi kapıyı çalan herkese kapıyı açmaya çalışıyorum. Dini, dili, rengi, ırkı, cinsiyeti, fark etmeksizin herkesi bilimin kucaklayıcı yapısı altında toparlamaya çalışıyorum. Çocuklarla gençlerle Türkiye'ye her geldiğimde görüşmeyi umut ediyorum ve sürekli görüşmeye çalışıyorum. Çünkü eğer ben yapabilirsem onlar da yapabilir, ona inanıyorum.
Hatta yakın zamanda bir arkadaşımızın yeğeni geldi ve o da Hacettepe Üniversitesi fizik mühendisliğini kazanmış. Karşımda otururken "Sizden etkilenerek bu bölümü seçtim" dedi ve çok etkilendim.
Birçok gencin seçtiği bölümden mesleğe kadar onların kafasında bir şeyler değiştirebileceğini görmek bile büyük bir hazdı benim için genç bir bilim insanı olarak.
Sadece yaptığım başarılar, elde ettiğim patentler ve makaleler değil, aynı zamanda gençlerin beyninde ve kalbinde "ben de yapabilirim" fikrini uyandırmak benim en büyük misyonlarımdan biri.
Nazım Hikmet'in "En güzel gün, henüz yaşamadığımız gün" tarzında bir dizesi vardır. Benim de en güzel projem henüz yapmadığım projem bence.
Her proje birbirinden güzel, her türlü proje birbirinden keyifli, hepsinin bambaşka anıları var ve bambaşka serüvenlerden geçtim. Her şey çok kolay olmadı maalesef.
Deneyleri dizayn etmekten, aletleri yapmaya ve bunları hayvanlar ve insanlar üzerinde denemeye kadar birçok problemle karşılaştım, hem duygusal hem finansal, hem kültürel.
O nedenle henüz en güzel projemi yaptığımı düşünmüyorum. Bir sonraki yıl, bir sonraki başka yıl, başka güzel projeler yapabileceğimizi düşünüyorum. Henüz yolun başındayız diyorum.
Canan Dağdeviren, son yıllarda ismini bilim dünyasında duyuran en başarılı Türk bilim kadınlarından.
1985 yılında İstanbul’da doğan Dağdeviren, ilk ve orta eğitimini Kocaeli’de tamamladıktan sonra Hacettepe Üniversitesi Fizik Mühendisliği okudu. 2009 yılında Sabancı Üniversitesi Malzeme Bilimi ve Mühendisliği programında yüksek lisans derecesi alan Dağdeviren, aynı yıl Fulbright gen bursu kazanarak ABD’ye gitti.
2014 yılında Illinois Üniversitesi'nde Malzeme Bilimi ve Mühendisliği bölümünde doktora derecesini aldı.
Doktora süresince fizik, elektronik, kimya, malzeme, mekanik ve tıp alanlarının kapsamına giren esnek ve katlanabilir, vücut içine ve deri üstüne giyilebilir elektronik aletler üzerine çalışmalar yaptı.
Giyilebilir kalp pili, pilsiz çalışan kalp çipi, cilt kanseri testi, beyin iğnesi, sindirilebilir sensör bunlardan bazıları.
Şu an Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) Media Lab’da çalışmalarını sürdüren Dağdeviren’in Harvard Üniversitesi’nde genç akademi üyeliği bulunuyor.
Dr. Dağdeviren geçmişteki çalışmalarıyla Forbes dergisinin “30 yaşından küçük 30 bilim insanı” listesine de girmişti. | Yenilik, Teknoloji, Bilim, Kadın sağlığı, Tıbbi araştırma, Amerika Birleşik Devletleri, Kanser, Türkiye, Sağlık, Tıp |
WeChat: Elon Musk’ın taklit etmek istediği Çin’deki ‘her şeyin uygulaması’ nedir? | Peter Hoskins ve Fan Wang| BBC News
Elon Musk bu hafta Twitter’ın adını X olarak değiştirdi. Bu, Musk’ın Çin’deki mega uygulama WeChat’i taklit etme girişiminin en yeni adımı oldu.
Musk geçen yıl 44 milyar dolara aldığı şirketi çok daha büyük bir platforma dönüştürmek istediğini daha önce de söylemişti.
Sohbet, çöpçatanlık, ödeme, sosyal medya ve taksi çağırma gibi hizmetleri tek bir uygulama içinde sunması nedeniyle “her şeyin uygulaması” olarak anılan WeChat’i öven Musk, “Twitter’ı ona yakın bir hale getirebilmek bile inanılmaz büyük bir başarı olur” demişti.
Bu hafta da X’te yaptığı bir paylaşımda, önümüzdeki aylarda uygulamaya yeni iletişim ve finans özellikleri getireceklerini duyurdu.
Musk şirketin cirosunu artırmayı hedeflese de, Twitter’ı satın aldığı günden bu yana şirketin reklam geliri neredeyse yarı yarıya azaldı.
Teknoloji devi TenCent tarafından 2011’de piyasaya sürülen WeChat, 1,4 milyar nüfuslu Çin’de neredeyse herkes tarafından kullanılıyor.
Bunun bir “süper uygulama” olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Uygulamanın içinde mesajlaşma, sesli ve videolu görüşme, sosyal paylaşım yapma, yemek siparişi verme, oyun oynama ve hatta çöpçatanlık hizmetleri yer alıyor.
Yani WhatsApp, Facebook, Apple Pay, Uber, Amazon, Tinder ve çok daha fazla uygulamanın bir araya gelmiş hali gibi.
Çin’de bu uygulama günlük hayatta o kadar yaygın kullanılıyor ki, onsuz bir yaşam neredeyse imkansız.
Aşağıdaki görselden, uygulamanın farklı kısımlarının farklı arayüzlerini görebilirsiniz.
İlk başta WhatsApp gibi bir mesajlaşma platformu olan WeChat’in en çok kullanılan özelliklerinden biri de Facebook gibi paylaşım yapılabilen sosyal arayüzü.
Cüzdan özelliğinde ise kullanıcılar QR kodlarla ödeme yapabiliyor, faturalarına ödeme talimatı verebiliyor, yatırım yapabiliyor ve hatta kredi çekebiliyor.
Çin hükümetinin bazı hizmetleri de uygulamaya entegre edilmiş. Bunlar arasında sosyal güvenlik bilgilerini kontrol etme, trafik cezası ödeme veya hastane randevusu alma gibi hizmetler var.
Pandemi sırasında ise bu uygulamadan bir kod almadan ülke içinde seyahat etmek mümkün değildi.
Öte yandan bir uygulamanın içinde bu kadar fazla hizmetin yer almasının dezavantajları da var.
Pratik açıdan, WeChat cep telefonunda onlarca GB’lık yer kaplıyor.
Uygulamanın hayatın her alanında kullanılmasıysa Çin hükümetinin sansür ve gözetim faaliyetleri nedeniyle endişe uyandırıyor.
Çin’de BBC gibi medya kuruluşlarının yanı sıra Facebook ve X gibi sosyal medya uygulamaları da yasaklı.
Devletin interneti böylesine kontrol etmesi nedeniyle WeChat’te hükümet aleyhinde konuşmak çok riskli görülüyor.
Sohbet ederken hükümeti eleştirdikleri gerekçesiyle uygulamaya erişimi günlerce, hatta haftalarca kısıtlanan çok sayıda kişi var.
Hatta kamuoyunda tartışma yaratmayan konulardan bahseden kişilerin de kazara engellendiği vakalar yaşandı.
Atlantic Council Küresel Çin Merkezi Direktör Yardımcısı Kitsch Liao, WeChat gibi uygulamaların Pekin’in hayatın her alanını kontrol etme amacına hizmet ettiğini söylüyor:
“Çin Komünist Partisi’ne risk oluşturma potansiyeli olan en küçük şeyi bile engelliyorlar.”
Hong Kong’daki Çin Üniversitesi’nden Kecheng Fang, WeChat’in Çin’de bu kadar başarılı olmasını iki nedene bağlıyor.
Bunlardan biri, Çin’de internetin geç yayılmış olması nedeniyle neredeyse herkesin WeChat’e bilgisayarlarından değil cep telefonlarından giriyor olması:
“Böylece açık bir internet deneyimi yerine etrafı duvarlarla çevrilmiş bir bahçeye benzeyen WeChat’in içinde vakit geçiriyorlar.
“Ve her şeyin uygulamasını bilgisayarlardansa cep telefonlarında hayata geçirmek daha kolay.”
Fang ikinci bir faktör olarak da Batı ülkelerinin aksine Çin’de rekabeti düzenleyen yasaların olmamasını gösteriyor.
Böylece WeChat, alışveriş alanındaki rakibi Taobao ve videodaki rakibi Douyin’i engelleyebiliyor.
Yatırım firması Race Capital’dan Edith Yeung, Çin ve Batı arasındaki bir diğer farka dikkat çekiyor: Dijital ödemelerin yaygınlığı.
Çin’de pek çok mağaza nakit veya kredi kartı kabul etmiyor. Bunun yerine WeChat içinden dijital ödeme talep ediyorlar.
Yeung, bunun Musk’ın hedeflerini zorlaştırabileceğini aktarıyor:
“Batı toplumlarının tamamen nakitsiz ve kredi kartsız yaşama geçmesi daha uzun zaman alacaktır.” | Teknoloji, Ticaret, Şirket Haberleri, Reklam, Twitter, Çin, Uygulamalar, E-ticaret, Sansür, Sosyal medya, Internet |
Hollanda’da ilk ‘deepfake’ davası: Kadın sunucunun yüzünü kullanarak sahte porno üreten kişi yargılanacak | Hollanda’da deepfake teknolojisini kullanarak, kadın televizyon sunucusu Welmoed Sijtsma'nın yüzüyle porno film çeken 39 yaşındaki bir erkek hakkında dava açıldı.
Bu aynı zamanda Hollanda’da sahte pornografiye karşı açılan ilk ceza davası olacak.
Amsterdam Savcılığı, Hollandalı erkeği “sahte cinsel içerikli görüntüler yaymak ve üretmekle” suçluyor.
Hollanda Televizyonu’nda sabah programı sunucusu olam Sijstma, geçen Kasım’da bir sosyal medya mesajı ile kendisine ait bir porno filmin internette dolaştığını öğrendi.
Yaklaşık 10 dakikalık bir porno videoyu gördüğü anı asla unutamadığını belirten sunucu, o anı şöyle anlattı:
“Başım bir kadın oyuncunun vücuduna monte edilmiş. Kanepede tek başıma oturdum ve ben olmadığımı bilmeme rağmen utançtan yüzümün kızardığını hissettim.”
Hollanda polisi, sahte videoyu deepfake teknolojisiyle hazırlayıp dağıttığı gerekçesiyle 39 yaşındaki erkeği gözaltına aldı.
Zanlı, sorgulandıktan sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
Welmoed Sijtsma, Hollanda Televizyonu için bir belgesel hazırladı.
Sunucu, programda deepfake tekniği ile oluşturulan sahte porno filmlerin ve yapımcıların izini sürdü.
Bir polis sözcüsü, kısmen Sijtsma’nın araştırması sayesinde zanlıya ulaşabildiklerini ve gözaltına aldıklarını söyledi.
Amsterdam Savcılığı olayla ilgili soruşturmayı tamamlayarak, 39 yaşındaki erkek zanlı hakkında “sahte cinsel içerikli görüntüler üretmek ve yaymak” suçlamasıyla dava açma kararı aldı.
Deepfake teknolojisi sayesinde hareketli görüntüler, neredeyse gerçek gibi görünen yapay zekanın yardımıyla düzenlenebiliyor. | Programlama, Teknoloji, Toplum, Yaşam, Hollanda, Yargı |
BBC Araştırması: Google deprem uyarı sistemi 6 Şubat'ta insanları uyarmakta başarısız oldu | BBC’nin önde gelen programlarından Newsnight, Google’ın deprem uyarı sisteminin 6 Şubat depremlerinde kullanıcılara bildirim göndermekte başarısız olduğunu ortaya çıkardı.
Google, uyarı sistemiyle depremlerden bir dakika öncesine kadar Android tabanlı telefonlar üzerinden kullanıcılara bildirim gönderebilecek teknolojiye sahip olduğunu söylüyor.
Şirket, uyarının 6 Şubat gece 04.17’de meydana gelen deprem felaketinden önce milyonlarca kişiye gönderildiğini öne sürüyor.
Ancak BBC, depremden etkilenen üç bölgede yaptığı araştırmaları sırasında bu uyarıyı almış herhangi bir kişiye ulaşamadı.
Sistem, Android telefonlarda çalışıyor. Yani iPhone olmayan hemen hemen her telefonda kullanılabiliyor. Android telefonlar iPhone’a kıyasla genellikle daha ucuz. Teknoloji piyasası uzmanları bu nedenle Türkiye'deki telefonların yaklaşık yüzde 80’inin Android tabanlı telefonlardan oluştuğunu söylüyor.
Pasifik Kuzeybatı Sismik Ağı'nın direktörü Prof. Harold Tobin, “Eğer bu Google’ın bir vaadiyse, bu vaat örtülü bile olsa depremler öncesinde erken uyarı sistemi hizmeti sunmayı vadediyorsa, o zaman beklentiler yükselir” diyor ve şöyle devam ediyor:
“Böylesi hayat memat meselesinde vaatlerinin arkasında durmak gibi sorumlulukları var.”
BBC'nin sorularını yanıtlayan Google'ın bu sistemden sorumlu yöneticilerinden Micah Berman sistemin çalıştığı konusunda ısrar ederken, “Bu sistemin devreye girdiğine ve uyarılar gönderdiğine eminiz" dedi.
Ama şirket, bu uyarıların yaygın bir şekilde insanlara ulaştığına ilişkin herhangi bir kanıt sunmadı.
10 milyondan fazla insanı etkileyen depremlerde resmi verilere göre 50 binden fazla insan hayatını kaybetti.
7,8 büyüklüğündeki ilk depremin ardından 13.14'te merkez üssü Elbistan olan yeni bir deprem meydana geldi. BBC, bu ikinci deprem için uyarı aldıklarını söyleyen az sayıda da olsa bazı kişilere ulaştı.
Google'ın Android Deprem Uyarı Sistemi, Türkiye'de Haziran 2021'de faaliyete geçti.
Sistem, dünyada çok sayıda ülkede çalışıyor. Şirket, deprem uyarılarını gönderebilme kapasitesini Android hizmetinin "temel" unsurlarından biri olarak tanımlıyor.
Uyarı sistemi, Android'in yaygın telefon ağından yararlanıyor. Akıllı telefonlar, sarsılmayı tespit edebilen küçük ivmeölçerlere sahip.
Birçok telefon aynı anda sarsılırsa Google, depremin merkezini belirleyip ve sarsıntının şiddetini de tahmin edebiliyor.
Bir depremin büyüklüğü Richter ölçeğine göre 4,5 veya üzerindeyse, Android sistemi uyarı gönderebiliyor.
Berman deprem uyarısını, “Bu, muhtemelen telefonunuzda daha önce hiç görmediğiniz bir uyarıdır. Uyarı, telefon ekranınızı ele geçirir" diyerek anlatıyor.
Uyarı esnasında ekranda, "çök, korun ve tutun" şeklinde ifadeler beliriyor ve beraberinde de yüksek bir alarm sesi duyuluyor.
Ayrıca telefonunuz “rahatsız etme” modunda ise bile sistem otomatik olarak komutları geçersiz kılıyor.
Berman da buna atıfta bulunarak, “Telefonunuz ne durumda olursa olsun, bu uyarıyı alabilmeniz gerekiyor," diyor.
Google, sisteminin 6 Şubat'ta milyonlarca insana başarıyla uyarı gönderdiğini iddia ediyor.
Berman, insanların Google'dan alacakları uyarının deprem merkez üssünden ne kadar uzakta olduklarına bağlı olduğunu söylüyor. İnternet üzerinden iletilen bir mesaj, deprem dalgalarından çok daha hızlı dolaşabiliyor.
Bazı durumlarda bu sürenin bir saniye ya da daha kısa, bazen 20-30 saniye, bazen de 50-60 saniye olabileceğini aktarıyor.
BBC’nin konuştuğu insanlar, depremden saatler, günler ve haftalar sonra dahi sistemden kendilerine gelen herhangi bir uyarı olmadığını söyledi.
Bu nedenle BBC ekibi uyarının ulaştığı insanları bulmaya çalıştı.
Ekiplerimiz depremden etkilenen bölgelerden Adana, İskenderun ve Osmaniye’ye gitti ve Android telefonları olan yüzlerce insanla konuştu.
BBC ekibi, İkinci depremden önce uyarı alan birkaç kişiye ulaşsa da gece meydana gelen ve en yıkıcı olan deprem öncesinde uyarı aldığını söyleyen hiç kimseye ulaşamadı.
İskenderun'da, yıkılan hastanede babaannesini kaybeden Alican, geçmişte bir uyarı aldığını ancak bu depremde herhangi bir uyarı almadığını söylüyor.
Deprem bölgesinde tespit ettiklerimizi Google yöneticilerinden Berman'a sorduk.
Google yöneticisi, “Çok şiddetli ve yıkıcı ilk deprem sırasında uyarı sistemi kullanıcılar dikkatlerini bambaşka şeylere yönelttikleri için arka planda kalmış olabilir. Bence bu en muhtemel açıklama gibi görünüyor” diyor.
Ama BBC’nin konuştuğu insanlar, herhangi bir uyarı almadıklarında ısrar ediyorlar.
Çadırda yaşayan 25 yaşındaki Funda, aile fertlerini kaybettiğini anlatırken, “Yakınlarımızı toprağa verdik. Eniştem ve yeğenim birbirlerine sarılı halde gömüldüler" diyor.
Android tabanlı bir telefonu olan Funda, katiyen bir uyarı almadığını dile getiriyor.
Google’ın sisteminin aktif olduğu diğer ülkelerde, insanların deprem sonrasında aldıkları uyarıları sosyal medyada paylaşmaları oldukça yaygın bir durum.
Berman, bu konuda az sayıda geri bildirim kaynaklarından birisinin de sosyal medyadaki gözlemleri olduğunu ifade ediyor.
Ancak Türkiye'deki ilk depremden sonra sosyal medya alışkın olunmadık bir şekilde sessizdi. Bunu Berman da kabul ediyor.
Google yetkilisi, “Bu olayın sosyal medyada yeterince yankılanmamasının nedenlerine dair güçlü bir açıklamam yok” diyor.
BBC, şirkete, insanların bildirim aldıklarını gösteren bir veri olup olmadığını sordu.
Google'ın bize sunduğu tek kanıt belgesi, şirketin o gün uyarı hakkında konuşan 13 sosyal medya gönderisinin yer aldığı bir PDF belgesi oldu.
Bu gönderilerin sahipleriyle iletişime geçtik.
Bu kişilerden biri, Adana’da uyarı aldığını belirten Rıdvan Güntürk’tü. Ancak BBC’ye konuşan Güntürk bunun ikinci deprem için olduğunu, ilk deprem için bir uyarı almadığını söyledi.
Sosyal medya gönderilerinin yalnızca bir tanesi ilk depremle ilgili bir uyarıyı detaylı bir şekilde açıkladı. BBC, bu gönderiyi yapan kişiyle konuştu.
İsmini paylaşmayan sosyal medya kullanıcısı, bir uyarı aldığını düşündüğünü ancak olayın vahameti nedeniyle bundan emin olamadığını söyledi.
Google, ayrıca kullanıcı anketlerinden sistemin işe yaradığını gösteren geri bildirimler aldığını söyledi. Ancak bu bilgileri paylaşmayı reddetti.
BBC'ye konuşan Prof. Tobin, Google'ın sisteminin nispeten yeni olduğunu ve kullanışlı olabileceğini, ancak şirketin şeffaf olmasının da önemli olduğunu söyledi.
Prof. Tobin, "Eğer temel insan yaşamı veya kamu güvenliği ile ilgili bir bilgiyi paylaşıyorsanız, bu sistemin nasıl çalıştığı ve ne kadar iyi çalıştığı konusunda şeffaf olma sorumluluğunuz vardır" diyor ve sözlerine şöyle devam ediyor:
"‘Şurada burada bildirimler göründü' şeklindeki bir anekdottan bahsetmiyoruz. Bunlar yaygın uyarı sistemleri olarak tasarlandı. Bütün mesele de bu."
Deprem uzmanı Prof. Şükrü Ersoy da BBC'ye verdiği mülakatta eşinin deprem bölgesinde olduğunu ve Android telefon kullandığını, buna rağmen herhangi bir uyarı almadığını belirtti.
Uyarı alan birine de rastlamadığını belirten Ersoy şöyle devam etti:
"Google'ın sistemi eğer ki çalışmış olsaydı, belki de çok faydalı olabilirdi.
"Ancak bu sistem, böylesi önemli bir depremde işe yaramadı. Bu da şu soruyu akla getiriyor: Eğer bu faydalı bir sistemse, neden bu kadar büyük bir depremde, son 100 yılın en büyük depremlerinden birinde faydalanamadık?"
Google, röportajdan sonra BBC'ye yaptığı açıklamada, "Yıkıcı bir deprem sırasında, kullanıcıların bir uyarıyı alıp almayacağını, fark edip etmeyeceğini veya uyarıya tepki verip vermeyeceğini etkileyebilecek bir sürü faktör var. Bunlar arasında depremin özellikleri ve internet bağlantısının olup olmadığı da yer alır" dedi. | Teknoloji, 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremi, İnsani yardım, Türkiye, Google |
Elon Musk Twitter'ın mavi kuşundan vazgeçmekte haklı mı? | İnternet dünyasının en tanıdık logolarından biri olan Twitter'ın öten mavi kuşu artık tarihe karışıyor. Peki siyah beyaz X logosu ustaca bir dokunuş mu olacak yoksa bir pazarlama faciası mı?
Twitter'ın CEO'su Elon Musk'ın şirketin logosunu Art Deco tarzı bir X ile değiştireceği haberlerini ilk gördüğünde pazarlama profesörü Jean-Pierre Dube'un tepkisi bunun bir şaka olduğu yönündeydi.
Chicago Booth School of Business'ta öğretim görevlisi olan Dube "Neden dünyaca bilinen bir markayı satın alıp sonra logosunu çöpe atıp sıfırdan başlamaya karar verirsiniz ki?" diye düşündü. Kısa vadede bu saçma bir şeydi.
Peki ya uzun vadede işe yarayabilir mi?
Elon Musk'ın geçen yıl Twitter'ı satın almasından bu yana sosyal medya platformu zor günler geçirdi.
Reklam gelirleri yarı yarıya düştü ve Musk'ın getirdiği, hangi hesapların resmi hesap olarak tanınacağı ya da içeriğin nasıl yönetileceğine dair değişiklikler karşısında büyük markalar platformdan geri çekildi.
İşten çıkarmalar ve ödenmeyen faturalar da davalara ya da basında yer alan eleştirel haberlere yol açtı.
Twitter'ın hissedarlarından Fidelity'ye göre şirket bugün Musk'ın Ekim 2022'de satın almak için ödediği 44 milyar doların üçte biri değerinde.
Consultancy Brand Finance'in son tahminleri de marka değerinin geçen yıldan bu yana 3,9 milyar dolar, yani yaklaşık yüzde 32 değer kaybettiğini gösterdi.
Nebraska Omaha Üniversitesi'nden pazarlama profesörü Yanhui Zhao, araştırmaların markalarda yeniliğe gitmenin olumlu sonuçlar verebileceğine işaret ettiğini söyledi. Özellikle de şirketin başı dertteyse ya da yön değiştirmek istiyorsa.
Markalarında yeniliğe gittiğini duyuran 215 şirket üzerinde değerlendirme yapan Zhao, bunların yarısından fazlasının olumlu geri dönüşler aldığını belirtti.
Zhao, bu çerçevede bakıldığında Elon Musk'ın logoyu değiştirme adımının doğru zamanda atılmış olabileceğini savundu:
"Twitter'ın stratejik olarak yön değiştirdiği düşünülünce markada yeniliğe gidilmesine de ihtiyaç vardı."
Elon Musk, Twitter'ı Çin'de para gönderilen, taksi çağırılan, otellerde yer ayırtılabilen ve oyunlar oynanabilen WeChat gibi bir "her şeyi içeren uygulamaya" dönüştürmek istiyor.
Ancak Boston Üniversitesi Questrom School of Business'tan Shuba Srinivasan "Başarılı olmak bir şirketin başı dertteyken daha zordur" dedi.
Özellikle de Twitter'ın rolüne talip olmak için aportta bekleyen Mark Zuckerberg'ün yeni platformu Threads gibi sosyal medya rakipleri de varken, Musk'ın kararının riskli bir adım olduğunu düşündüğünü belirtti.
Srinivasan "Logonun değiştirilmesi birçok Twitter kullanıcısının Musk'ın şirketi almasının, bildikleri Twitter'ın sonunu getireceği yönündeki korkularını haklı çıkaracak" dedi.
Profesör Dube da logo değişikliğinin Twitter'ın halihazırda Musk'ın kendisi tarafından yaratılmış sorunlarını ne kadar çözebileceğinin bilinmediğini söyledi.
Dube "Bence ortada bir marka sorunu yoktu, bir liderlik sorunu vardı," diye konuştu.
Mayıs ayında verdiği bir mülakatta Elon Musk, Twitter'ın markasını genişletmesi gerektiğini düşündüğünü söylemiş, bunun şirketi ünlü yapan kısa yazılı paylaşımların ötesinde bir noktaya taşıma fikrine yardımcı olacağını belirtmişti.
Ancak uzmanlar bu vizyonun başarılı olması ihtimalinin önünde engeller olduğu görüşünde.
Forrester Research Haziran'da yayımladığı "Süper uygulama penceresi kapandı" başlıklı raporunda Google ve Apple gibi teknoloji devlerinin halihazırda ABD ve Avrupa'daki milyarlarca kullanıcıya süper uygulama benzeri fonksiyonları sunduklarını, sert regülasyonlar ve çetin rekabet karşısında başkaları için fırsatların sınırlı olduğunu yazdı.
Raporda Musk'ın örnek olarak gösterdiği WeChat'in Çin'de popüler olmasının diğer ödeme hizmetlerinin ortaya çıkmasından önceye rastladığına ve çok sayıda uygulama indirmeyi zorlaştıran sınırlı telefon hafızası gibi teknik sorunların bir sonucunda gerçekleştiğine de dikkat çekildi.
Forrester'dan Mike Proulx "Musk'ın vizyonu X'i bir 'her şey uygulamasına' çevirmek ama bu zaman, para ve insan gücü isteyen bir şey. Twitter'da bunların üçü de yok," ifadelerini kullandı.
Proulx, önümüzdeki 12 ay içinde Twitter'ın kapanacağını ya da satılacağını düşündüğünü de belirtti.
Harvard Business School'dan Profesör Andy Wu da Twitter'ın medya, siyaset ve finans dünyasındaki kullanıcıları platforma sadık kalsalar da X'in başarılı olması için daha geniş yelpazede bir kullanıcı kitlesine hitap etmesi gerektiğini söyledi.
Twitter'ın Musk'ın satın almasından önce de zor bir dönemden geçtiğini belirten Wu biraz risk almanın işe yarayabileceğini savundu.
Wu "Bu değişikliklerin doğru yönde olup olmadığını tartışabiliriz ama Twitter'da değişikliğe gidilmesine kesinlikle ihtiyaç vardı" dedi. | Teknoloji, Şirket Haberleri, Twitter, Elon Musk |
Tiktok'a Threads ve X benzeri metin paylaşım özelliği eklendi | Çinli sosyal ağ TikTok, yalnızca metin içeren paylaşımları platformuna eklediğini açıkladı.
TikTok kullanıcıları özelliğin devreye alınmasıyla birlikte, paylaşımlarını video, fotoğraf veya metin formatında yapabilecek.
Platform tarafından yapılan açıklamada yeni özelliğin kullanıcılara "kendilerini ifade etmeleri için yeni bir yol" sunduğu belirtiliyor.
Bunun yanında TikTok kullanıcıları paylaşımlarını ses ve konum ekleyerek ya da diğer kullanıcıların paylaşımlarına videolarla yanıt verdikleri Duets aracını kullanarak özelleştirebilecekler.
TikTok açıklamasında "Bu özelliklerin metin paylaşımlarını video ya da fotoğraf paylaşımları kadar dinamik ve interaktif" hale getirdiğini söylüyor.
Instagram'ın sahibi olan Meta ve X (eski adıyla Twitter) arasındaki rekabet son haftalarda daha da kızışmıştı.
Meta'nın Threads platformu bu ay 100 ülkede devreye alındı. MetaCEO'su Mark Zuckerberg uygulamanın ilk beş gününde 100 milyon kullanıcıya ulaştığını belirtmişti.
Bu hafta Twitter markasında köklü değişiklikler yapıldı. Şirketin sahibi Elon Musk'a göre X logosunu alan platformda tweet'ler de artık x'ler olarak adlandırılıyor.
TikTok Spotify ve Apple Music'e rakip yeni bir müzik yayın hizmetini Brezilya ve Endonezya'da başlatmıştı.
Geçen hafta şirket, TikTok Music adlı hizmetinin beta sürümünü Singapur, Meksika ve Avustralya'da da kullanıma sundu.
Şirket açıklamasında özelliğin kullanıcıların, "Tiktok'ta keşfettikleri müzikleri dinlemelerine, paylaşmalarına ve indirmelerine, ayrıca en sevdikleri parçaları ve sanatçıları TikTok topluluklarıyla paylaşmalarına" olanak tanıyacağını söyledi.
2021'de TikTok, Amerikan arama motoru devi Google'ı geçerek dünyanın en popüler çevrimiçi destinasyonu olmuştu.
O yıl, uygulamanın dünya çapında bir milyardan fazla aktif kullanıcısı olduğu açıklanmıştı. | Teknoloji |
Teknoloji neden bizi daha verimli kılmıyor? | Bir teknoloji devriminin ortasında olduğumuz sürekli söyleniyor.
Çalışma dünyasının bilgisayarlar, internet, iletişim ile bilgi işlemin artan hızı ve son olarak da yapay zekâ sayesinde dönüşmeye devam ettiği, geliştiği ifade ediliyor.
Bütün bunlarla ilgili ufak bir sorun var: Bu dönüşüm ekonomik göstergelerde görülmüyor.
Eğer bütün bu teknolojik imkânlar bizim daha iyi ve daha hızlı çalışmamızı sağlıyorsa, bu yönde somut kanıt çok az.
1974 ile 2008 yılları arasında İngiltere'de çalışan başına verimlilik oranı yılda yüzde 2,3 oranında arttı.
Ancak 2008 ile 2020 arasında verimlilik hızı yılda yüzde 0,5 oranına düştü.
Bu yılın ilk üç ayında ise bir önceki yıla kıyasla yüzde 0,6 oranında bir düşüş söz konusu.
Diğer Batılı ülkelerde de benzer bir tablo görülüyor.
ABD'de örneğin 1995-2005 arasında verimlilikte büyüme hızı yüzde 3,1 seviyesindeydi. 2005-2019 döneminde ise bu oran yüzde 1,4'e geriledi.
Teknolojik açıdan büyük bir yenilik ve ilerleme döneminden geçiyor gibi görünmemize karşın aynı zamanda verimlilik hızı emekleme aşamasında. Bu çelişki nasıl açıklanabilir?
Belki de bütün bu teknolojiyi işten kaçınmak için kullanıyor olabiliriz. Whatsapp üzerinden arkadaşlarımızla sürekli mesajlaşıyor, YouTube'da videolar izliyor, Twitter'da öfkeli tartışmalara katılıyor ya da amaçsızca internette geziniyor olabiliriz.
Ya da belki de bunun altında daha büyük nedenler de yatıyor olabilir.
Verimlilik ekonomistlerin çok yakından inceledikleri bir konu. Karmaşık bir mesele olmasına karşın, 2008 mali krizi ve mevcut yüksek enflasyonun doğurduğu negatif etkiyle birlikte, teknolojinin neden verimliliği arttırmadığına dair iki temel açıklama getiriliyor.
Birincisi teknolojinin etkisini düzgün bir şekilde ölçmekte başarısız olduğumuz yönünde. İkincisi ise ekonomik devrimlerin genelde çok yavaş gelişen sonuçlar doğurduğuna işaret ediyor. Dolayısıyla teknolojik değişimlerin yaşandığı, ancak bunun getirdiği bütün imkânların ancak on yıllar sonra görüleceği savunuluyor.
Cambridge Üniversitesi'nden Profesör Diane Coyle verimliliğin nasıl ölçüldüğüyle ilgili çalışmalar yapan alanında uzman bir isim.
Coyle "Bugün dijital platform kullanmayan hiçbir yer yok, buna karşın bunların hiçbirini istatistiklerde göremediğimiz için tam olarak ne yaşandığını anlamakta zorlanıyoruz. Verileri ne olduğunu anlamamıza yardımcı olacak şekilde toplamıyoruz," diyor.
Örneğin geçmişte kendi bilgisayar servis sunucularına ve IT departmanına yatırım yapan bir şirket bugün artık bulut (cloud) temelli servis sağlayıcılarla dışarıdan destek alabiliyor.
Bu desteği veren firma sürekli güncellenen, güvenilir, ucuz ve en iyi yazılımlara sahip oluyor.
Ancak ekonominin büyüklüğünü nasıl ölçtüğümüze bakınca bu randımanlı adımın şirketi daha büyük değil daha küçük gösterdiğini görüyoruz.
Zira IT altyapısına artık yatırım yapmıyor ve bu geçmişte ekonomik büyüme göstergesi olarak kabul ediliyordu.
Diane Coyle 19'uncu yüzyıldaki sanayi devriminden bir örnekle istatistiğin verimliliği nasıl gözden kaçırabileceğini şöyle anlatıyor:
"İngiltere'de 1885 yılının istatistiklerini anlatan, 120 sayfalık mükemmel bir kitap var. Neredeyse tümü tarım hakkında. Madenler, demir yolları ve pamuk dokuma fabrikalarıyla ilgili bilgiler ise sadece 12 sayfa tutuyor.
"Ekonomiyi okuma şeklimiz geçmişte nasıl olduğuna dair bir bakış üzerinden, bugün ne olduğuyla ilgili değil."
Bir diğer argüman ise teknolojik devrimin yaşandığı ancak beklentilerimizden daha yavaş ilerlediği yönünde.
Sussex Business School'dan ekonomi tarihi profesörü Nick Crafts, ekonomik performanstaki büyük değişimleri sanki bir günde olmuş gibi düşündüğümüzü, halbuki bunun on yıllar aldığını söylüyor. Bugün yaşadığımızın da bu durumun bir benzeri olabileceğine işaret ediyor.
Crafts "James Watt'ın buharlı makinesine 1769'da patent verilmişti. Ama ilk ciddi ticari demiryolu olan Liverpool-Manchester hattı ta 1830'da açılabildi. Demiryolu ağının temeli ise 1850'de inşa edildi. Yani patentin alınmasından 80 yıl sonra," diyor.
Aynı şemayı elektrik kullanımında da gözlemleyebiliyorsunuz. Edison'un ilk ampul kullandığı 1879 yılından, ülkelerin genelinde elektrik kullanımının yaygınlaşmasına ve buhar gücünün yerine elektriğin üretimde kullanılmasına dek 40 yıl geçiyor.
Belki bugün de böylesi bir fasıla içerisinde olabiliriz.
Ancak yeni teknolojileri en iyi ve en hızlı kullanan ülke ve şirketler verimlilik yarışını da kazanacaklar. Aynı buhar ve elektrikte olduğu gibi konu sadece teknolojiyle değil bu teknolojinin nasıl kullanıldığı, adapte edildiği ve bundan nasıl faydalanıldığıyla ilgili.
Diane Coyle bu sürecin başladığını düşünüyor:
"Bir şirket hangi alanda faaliyet gösterirse göstersin teknolojiyi iyi kullananlar ile kullanamayanlar arasında büyüyen bir uçurum oluştuğuna dair çok kanıt var.
"Yetenekli çalışanlarınız ve çok miktarda veriniz varsa ve karmaşık yazılımları kullanmayı biliyorsanız işlemlerinizi değiştirebilirsiniz. Böylece insanlar bu bilgileri kullanırlar ve şirketinizin verimliliği de tavan yapar.
"Ancak ekonomide aynı sektör içerisinde bunu yapamayan şirketler de var."
Görünen o ki sorun teknolojinin kendisinde değil, hatta bazı açılardan çözüm de teknolojide değil.
Yüksek verimlilik sadece teknolojiyi nasıl kullanacağını en iyi bilenlere kısmet olacak. | Teknoloji, Bilim, Şirket Haberleri, Yaşam |
İngiltere'de hükümete çağrı: Yapay zeka ile üretilen çocuk istismarı görüntülerine karşı harekete geçilmeli | İngiltere'de çocukların internet güvenliğiyle ilgili çalışma yürüten Internet Watch Foundation(IWF), çocukların cinsel tacize uğramasıyla ilgili yapay zeka ile üretilmiş görüntülere dikkat çekti ve hükümete bu konuda harekete geçme çağrısı yaptı.
Görüntüleri inceleyen ve taciz içerikli görüntüleri kaldıran vakıf, yapay zeka ile üretilmiş görüntülerin arttığına dikkat çekiyor.
Vakıf, sonbaharda İngiltere'nin ev sahipliğinde yapılacak ilk yapay zeka küresel güvenlik zirvesinde Başbakan Rishi Sunak'ın bu konuda adım atmasını istiyor.
IWF yapay zeka ile üretilmiş görüntüleri geçen ay ilk kez listelemeye başladı.
Bu tür görüntülerin dünyanın birçok yerinden albüm şeklinde paylaşıldığı ve bazılarının fotoğraf kadar gerçekçi göründüğü belirtiliyor.
Vakfın CEO'su Susie Hargreaves, "Şu anda bu görüntüleri çok sayıda görmüyoruz, ama suç işleyenlerin çok sayıda gerçekçi çocuk cinsel istismarı görüntüleri üretme potansiyeli var" dedi.
5 yaşındaki kız çocuklarının cinsel pozisyonlarda çıplak poz verdiğini gösteren bazı görüntülerin redakte edilmiş versiyonlarından BBC'ye örnekler gösterdi.
IWF, internette çocuk istismarı içeriklerini aktif olarak arama yetkisine sahip dünyadaki sadece üç yardım kurumundan biri.
Yapay zeka ile üretilmiş görüntüleri listelemeye 24 Mayıs'ta başlayan vakıf 5 haftada 29 internet sitesinde araştırma yaptı ve yapay zeka görüntüleri içeren galerileri paylaşan 7 web sayfası tespit etti.
Görüntülerin tam sayısı verilmese de yapay zeka ile üretilmiş onlarca görselin yasa dışı sitelerde paylaşılan gerçek istismar materyalleri arasına karıştığı belirtildi.
Bunlardan bazıları, uzmanların Kategori A olarak sınıflandırdığı, cinsel birleşme görüntüleriydi.
Çocuk istismarı görüntüleri oluşturmak hemen hemen her ülkede yasa dışı.
Hargreaves'e göre, "Şimdi bu gelişen teknolojinin önüne geçmek için bir şansımız var, ancak mevzuatın bunu dikkate alması ve bu yeni tehdit ışığında amaca uygun olması gerekiyor".
Başbakan Sunak, İngiltere'nin yapay zeka güvenliği konusunda dünyanın ilk küresel zirvesine ev sahipliği yapma planlarını Haziran ayında açıklamıştı.
Hükümet, yapay zekanın risklerini değerlendirmek ve uluslararası eşgüdümlü eylem planlarıyla bunların nasıl azaltılabileceğini tartışmak üzere uzmanları ve kanun yapıcıları bir araya getirmeyi hedeflediğini belirtiyor.
Çalışmalarının bir parçası olarak, IWF analistleri istismar görüntülerindeki eğilimleri kaydediyor. Örneğin, son zamanlarda çocukların kendi çektikleri videoları veya görüntüleri göndermeye zorlandığı istismar içerikleri artış gösteriyor.
Vakıf, yapay zeka ile üretilen görüntülerin artış göstermesinden endişe ediyor.
2022 yılında IWF, çocuklara yönelik cinsel istismar görüntüleri içeren 250.000'den fazla web sayfasını kaydetmiş ve çevrimdışı hale getirmeye çalıştı.
Uzmanlar ayrıca forumlarda, çocukların gerçeğe en yakın görüntülerinin nasıl oluşturulacağına dair ipuçları paylaşanlar arasındaki konuşmaları da kaydetti.
Yapay zekanın istismar görüntüleri yaratması için ne şekilde manipüle edileceğine, açık kaynak yapay zeka modellerinin nasıl indirileceğine ve güvenlik bariyerlerinin nasıl kaldırılacağına dair açıklamalara rastladılar.
Çoğu yapay zeka görüntü oluşturucu, kullanıcıların yasaklı kelimeler veya ifadelerle içerik oluşturmasını engellemek için katı kurallar içerse de, açık kaynak araçlar ücretsiz olarak indirilebiliyor ve kullanıcının istediği şekilde değiştirilebiliyor.
BBC, ergenlik çağındaki kız çocuklarının cinselleştirilmiş görüntülerini oluşturmak için Stable Diffusion'ın özel bir versiyonunu kullanan bir yapay zeka görüntü üreticisiyle konuştu.
Japon erkek, ürettiği "sevimli" görüntüleri savunarak "tarihte ilk kez gerçek çocuklar istismar edilmeden çocuk görüntüleri yapılabildiğini" söyledi.
Ancak uzmanlar görüntülerin ciddi zarar verebileceğini söylüyor.
ABD'de cinsel suçlar işleyenler ve pedofiller konusunda uzman Dr. Michael Bourke, "Yapay zeka ile üretilen görüntülerin bu eğilimleri artıracağına, bu sapkınlığı güçlendireceğine ve dünyanın dört bir yanındaki çocuklara daha fazla zarar verme riski taşıdığına hiç şüphem yok" dedi.
Stable Diffusion'ın geliştiricilerinden Profesör Bjorn Ommer, Ağustos 2022'de platformu açık kaynak haline getirme kararını savundu ve o zamandan bu yana yüzlerce akademik araştırma projesinin ortaya çıktığını söyledi.
Ommer bunun kendisinin ve ekibinin kararını haklı çıkardığını ve araştırmayı durdurmanın doğru olmadığını öne sürüyor.
"Bunun dünya çapında, küresel bir gelişme olduğu gerçeğiyle yüzleşmemiz gerekiyor. Bunu durdurmak, demokratik olmayan ülkelerde bu teknolojinin küresel olarak gelişmesini durdurmayacaktır. Hızla ilerlediğini gördüğümüz bu gelişmeyi dikkate alıp risk giderecek adımlar atmamız gerekiyor" diyor.
Modelin geliştirilmesini finanse eden Stability AI, Stable Diffusion'ın yeni versiyonlarını geliştiren şirketlerden biri. Şirket röportaj teklifini reddetti ancak daha önce yaptığı açıklamada yapay zeka versiyonlarının yasa dışı ya da ahlaka aykırı amaçlarla kötüye kullanılmasını yasakladığını söylemişti. | Teknoloji, Çocuk tacizi, Siber suç |
2007 model iPhone müzayedede 190 bin dolara satıldı | iPhone'ların değeri genellikle satın alındıktan sonra düşer. Ancak bazı istisnalar da var. ABD'de bir ilk nesil iPhone, 190 bin 372 dolara alıcı buldu.
Açık artırmada satılan 4 GB'lık kutusu açılmamış model o dönemde üretilen az sayıda iPhone'dan biri olduğu için koleksiyonerler arasında oldukça popüler.
LCG Auctions adlı müzayede şirketi tarafından düzenlenen açık artırmaya 28 kişi katıldı ve cihazın fiyatını orijinal satış fiyatının yaklaşık 400 katına çıkardı.
LCG Auctions cihazı "popüler üst düzey" ve "koleksiyonlerlerin gözdesi" olarak tanımlamıştı. Buna ek olarak geçen yıl ilk nesil ve sıfır iki iPhone'un müzayedelerde rekor değere satıldığını söylemişti.
LCG web sitesinde cihaz için, "Nadide, kutusu açılmamış, istisnai durumda ilk nesil 4GB'lık iPhone. Kenarlardan yüzeye kadar kusursuz, fabrika etiketi üzerinde" vardı.
599 dolarlık satış fiyatıyla piyasaya sunulan cihazın 50-100 bin dolar arası bir fiyata satılması bekleniyordu. Ancak müzayede bu beklentiler aşıldı.
190 bin 372 dolarlık satış bedeli, telefonu satın alan kişinin müzayede evine ödediği komisyon ve işletme ücretlerini de içeriyor.
iPhone 4GB'ın üretimi, 2007'de ilk kez piyasaya sunulmasından iki ay sonra, satış beklentilerini karşılayamadığı için, dönemin Apple CEO'su Steve Jobs'ın kararıyla durdurulmuştu.
Bunda 8 GB'lık iPhone modeliyle aynı anda satışa sunulması ve müşterilerin çoğunun 100 dolar fark ödeyerek bu modeli almak istemesi etkiliydi.
Birkaç ayda bir, Apple'ın ya da Steve Jobs'ın hatıralarını taşıyan nadir nesneler müzayede ile satışa sunuluyor.
Bunlar arasında Jobs'un lisedeki sınıf arkadaşının hatıra defterine yazdığı şiir, üniversitedeki fotoğrafları ve 1978 yılından bir kartviziti var.
Apple'ın kurucu ortağı Jobs, 2011 yılında pankreas kanserinden öldüğünde 56 yaşındaydı.
Jobs renkli iMac bilgisayarını, iPod'u, iPhone'u ve iPad'i dünyaya tanıtan kişi olmuştu. | Teknoloji, Apple |
Twitter'ın reklam geliri Musk'ın şirketi satın almasından bu yana yüzde 50 azaldı | Twitter CEO'su Elon Musk, şirketi Ekim 2022'de satın almasından bu yana reklam gelirlerinde yarı yarıya düşüş olduğunu açıkladı.
Musk, Twitter'ı 44 milyar dolara satın almıştı.
Şirketin reklam satış rakamlarının Haziran ayında beklenen performansı göstermediğini söyleyen Elon Musk, Temmuz'un ise daha umut vadettiğini belirtti.
Musk, Twitter'ı satın almasının ardından maliyetleri düşürmek amacıyla şirketin 7 bin 500 çalışanının yaklaşık yarısının işlerine son vermişti.
Twitter'a rakip olarak geliştirilen Meta'nın tasarladığı Threads uygulamasının bazı tahminlere göre 150 milyon kullanıcıya ulaştığı sanılıyor.
Threads, Instagram ile olan bağlantısı sayesinde potansiyel olarak iki milyar kullanıcıya erişim imkânına sahip.
Diğer yandan Twitter ağır bir borç yükü altında.
Elon Musk hafta sonunda yaptığı açıklamada nakit akışının negatifte olduğunu belirtmiş ancak yüzde 50'lik reklam geliri kaybına dair bir zaman çizelgesi ortaya koymamıştı.
Musk, "Başka herhangi bir şey yapma lüksüne sahip olmadan önce nakit akışını pozitife dönüştürmemiz gerek," şeklinde bir tweet atmıştı.
JM Finn'de yatırım direktörü olan Lucy Coutts, BBC'nin Today programına yaptığı açıklamada, Musk'ın Twitter'ın gelirlerini arttırmayı başaracağını, ancak "bunun zaman alacağını" düşündüğünü ifade etti.
Finn, "Temmuz sonuna dek 13 milyar dolarlık borç ödemesi gerekiyor, dolayısıyla Tesla'daki payının bir bölümünü daha satmak zorunda kalırsa Tesla hisseleri üzerinde daha fazla baskı oluştuğunu görebiliriz" dedi.
Elon Musk'ın CEO'su ve en büyük hissedarı olduğu elektrikli otomobil üreticisi Tesla'nın bu hafta son çeyrekteki mali performansını açıklaması bekleniyor.
Musk, binlerce çalışanı işten çıkardıktan sonra Twitter'ın 2023 yılında 3 milyar dolar gelir elde etme hedefini tutturma yolunda ilerlediğini söylemişti.
2021'de Twitter'ın geliri 5,1 milyar dolardı.
Reklam gelirindeki düşüş maliyetleri düşürme tedbirlerinin, Twitter'ın içerik moderasyonuna getirdiği yeni kurallar nedeniyle platforma sırt çeviren reklam verenleri çekmeye yeterli olmadığına işaret ediyor.
Musk, Nisan ayında BBC'ye verdiği mülakatta Twitter'a küsenlerin büyük bölümünün geri döndüğünü öne sürmüştü.
Snap ve Meta'nın eski yöneticilerinden Meghana Dhar, Twitter'ın Musk'ın satın almasından önce de sorunlar yaşadığını savundu.
Dhar, "Twitter'ın gelirlerindeki düşüşü Elon'dan önce görmeye başlamıştık. Bu istikrarlı bir düşüştü," dedi.
NBCUniversal'ın reklam departmanının eski direktörü Linda Yaccarino, Haziran'da Twitter'da üst düzey bir pozisyona getirilmiş, bu Twitter'ın reklam satışlarının halen çok önemli olduğu şeklinde yorumlanmıştı.
Yaccarino, Twitter'ın video, içerik üretici ve ticari ortaklıklara odaklanmayı planladığını ifade etmiş, siyaset ve eğlence dünyasından isimlerle, haber ve medya kurumlarıyla görüşmeler yaptıklarını söylemişti. | Teknoloji, Şirket Haberleri, Twitter, Elon Musk |
Hindistan, Ay'a insansız uzay aracı gönderdi: Hedef Güney Kutbu'nun keşfi | Hindistan, Chandrayaan-3 adlı insansız uzay aracını Ay'a gönderdi. Misyonun başarıyla sonuçlanması halinde Hindistan; ABD, Sovyetler Birliği ve Çin'den sonra Ay'a kontrollü iniş gerçekleştiren dördüncü ülke olacak.
Her şey planlandığı gibi giderse, Hindistan, Ay'ın keşfedilmemiş bir bölümü olan Güney Kutbu'na, rokette önemli bir hasar bırakmayan "yumuşak iniş" gerçekleştiren ilk ülke unvanını kazanacak.
2020 yılında fırlatılan Chandrayaan-2 başarılı bir şekilde yörüngeye yerleşmiş fakat Ay'a iniş gerçekleştirecek modül ve insansız araç yere çakılarak parçalanmıştı.
Ay'ın Güney Kutbu, uzay araştırmaları için özel bir önem taşıyor zira buradaki buz kütleleri gelecekte kurulacak olası bir aktarma istasyonunun sürdürülebilir olmasını sağlayabilecek.
Ay'un kutup yüzeyi, büyük kraterleri olan dik yamaçlı bir bölge. Bazı kraterler milyonlarca yıldır Güneş ışığı almadı ve sıcaklık -230 C gibi aşırı düşük seviyede. Bu nedenle araçları çalıştırmak oldukça zorlu.
Bütün Ay misyonlarının toprak ve ısının daha makul olduğu ekvatora yakın bölgelere inmesinin nedeni de bu.
Hindistan Uzay Ajansı yetkileri, Chandrayaan-3 misyonunun başarısız olma ihtimalini azaltmak için için gerekli adımların atıldığını söylüyor.
Hindistan'ın, 2008'deki 79 milyon dolara mal olan ilk Ay misyonu Chandrayaan-1 ile Ay yüzeyinde su bulunduğuna dair kanıtlar bulunmuştu..
Delhi yakınlarındaki Shiv Nadar Üniversitesi'de uzay robotları profesörü olan Dr. Akash Sinha, "Hala nerede ve ne kadar su olduğuna, hepsinin buz halinde olup olmadığına dair daha fazla detaya ihtiyacımız var" diyor ve ekliyor:
"Suyun doğasını ve konumunu anlamak gelecekteki misyonlarımızın başarısı için çok kullanışlı olabilir ve hatta suyun çevresinde yaşam alanı planlanabilir".
Kaya ve toprak karışımı kutup bölgelerinin yüzeyini keşfetmek, Güneş Sistemi'nin yapısıyla ilgili bazı cevaplar da barındırıyor olabilir.
Hindistan'ın başarısız ikinci misyonunda maliyet neredeyse iki katına çıkarak 140 milyon dolar olmuştu.
Hindistan, Chandrayaan-3 için başarılı bir iniş ve Ay yüzeyinde araştırma yapmak adına yaklaşık 80 milyon dolar harcıyor.
Hindistan'ın uzay programı, geçtiğimiz 20 yılda düşük maliyetiyle küresel anlamda dikkatleri üzerine çekiyor.
Hindistan merkezli bağımsız uzay düşünce kuruluşu Spaceport SAARABHAI'nın Genel Müdürü Dr. Susmita Mohanty, "Hindistan 2018'de, tek bir kutup uydusu fırlatma aracıyla 104 uydu fırlatarak rekor kırdı, bunu yaptık çünkü bilim insanlarımız ve mühendislerimiz, bu 104 uydunun her birini mükemmel yörüngelerine hassasiyetle yerleştirme sanatını ve bilimini biliyorlar" diyor.
Hindistan'ın Mars'a gerçekleştirdiği tek misyon olan Mangalyaan'ın maliyeti yaklaşık 75 milyon dolardı. Bu NASA'nın geliştirme maliyeti 485 milyon dolar olan ve fırlatması 187 milyon dolara mal olacak Maven Mars uydu aracınınkinden oldukça az.
Hindistan'ın tüm uzay misyonları için temel ilke, yeniden kullanılabilirlik ve bileşenleri yerel olarak tedarik etmek.
Önceki misyondan farklı olarak Chandrayaan-3, yörüngede kalmayı sağlayan bir uydu içermiyor.
Bu görevde, iniş aracı, keşif aracı ve kontrol odası arasındaki tüm iletişimi sağlamak için önceki görev Chandrayaan-2'nin yörünge aracı kullanılacak.
ISRO'nun eski başkanı K Sivan, Hindistan aynı zamanda maliyeti düşürmek için daha az güçlü roketler kullandığını, İsrail'in de benzer bir stratejiyi uyguladığını söylemişti:
"Ay'ın yörüngesine geçmek için Ay'ın yerçekimi kuvvetini kullanıyoruz. Ay'ın yörüngesine ulaşmak 29 gün sürüyor. Bu Ay'a ulaşmanın en az maliyetli yolu. 2019'un başında fırlatılan İsrail'in Beresheet misyonu da aynı yöntemi izledi".
Hindistan'ın uzay programının bütçesi 1,5 milyar dolar.
Dr. Mohanty, "Öncü uzay güçleri arasında Hindistan her zaman pragmatist olandı. Planlamamızın merkezi ekonomi misyonu" diyor. | Uzay, Teknoloji, Bilim, Gökbilimi, Hindistan, Uzay keşfi |
TikTok: Çocuklar neden hayatlarını riske atan 'meydan okumalara' katılıyor? | Yeni bir dans öğrenirken, yeni bir yemek tarifi denerken ya da son filtreyi denerken TikTok'un meydan okumaları kolay olabilir. Ancak ölüm tehlikesi olan meydan okumalar da popülerlik kazandı ve Bloomberg Businessweek'in kullandığı verilere göre, Kasım 2022'ya kadarki 18 ayda en az 20 çocuğun ölümü bunlarla ilişkilendirildi.
Meydan okumalardan biri, bayılana kadar nefesini tutup adrenalinle bilinci yeniden kazanmak ve tabii ki bunun videosunu çekmek.
Bir başkası, aşırı miktarda soğuk algınlığı ya da alerji ilaçlarından alarak halüsinasyona sebep olmak. ABD'nin gıda ve ilaç düzenleme dairesi (FDA), ilaçtaki aktif madde olan difenhidraminin aşırı tüketiminin kalp rahatsızlığı, felç, koma ve hatta ölüme sebep olabileceğini söylüyor.
Peki, çocuklar neden hayatlarını böyle tehlikeye atıyor?
Kaliforniya'daki Fielding Graduate Üniversitesi'nden Medya Psikolojisi Araştırmaları Merkezi Müdürü Dr. Pamela Rutledge'a göre, bunun bir açıklaması arkadaş baskısı ve sosyal çevreye adapte olma zorunluluğu olabilir.
Rutledge, bu tarz meydan okumalarla karşılaşan çocukların; sosyal, popüler ve diğer insanlarla ilişki kurmasını sağlayacak daha büyük bir şeyin parçası olarak hissettirdiğini belirtiyor:
"Korkak olarak görülmek istemedikleri için buna karşı koyamayan çok sayıda insan var... Geride bırakılmak istemiyorsun."
ABD'deki Syracuse Üniversitesi'nden iletişim profesörü Makana Chock da benzer görüşler paylaşıyor.
Chock, çocukların ve yetişkinlerin arkadaş baskısıyla riskli davranışlarda bulunmasının yeni bir şey olmadığını ifade ediyor. Ancak sosyal medya, doğası gereği "uzaktan". Bu da bazı zorlukları beraberinde getiriyor. Mesela, arkadaşları yanındayken riskli hareketler yapan biri, çok ileri gittiğinde yardım isteyebilir. Ancak sosyal medyadaki meydan okumalar, sonradan paylaşılmak üzere, yalnızken kaydediliyor.
Aynı zamanda düşünülmesi gereken önemli bir biyolojik faktör var: Beynin rasyonel düşünceden sorumlu ve riskleri hesaplayan bölümü prefrontal korteks, 20'li yaşların ortasına kadar gelişmeye devam ediyor.
Rutledge'a göre bu demektir ki, çocuklar ve gençler "sebep ve sonuç ilişkisini gerçekten anlama kapasitesine sahip olmayabilir" ve dürtüleri kontrol etmeleri zor olabilir: "Bu belki de ebeveynler için en korkunç kısım".
Bazı aileler, algoritmasının tehlikeli meydan okumalara katılan çocuk ölümlerinden sorumlu olduğu iddiasıyla TikTok'a dava açıyor.
Sosyal medya mağdurlarının davalarına bakan avukatlık bürosu Social Media Victims Law Center'nden Matthew Bergman, çocukların hayatı söz konusuyken milyonda bir ölümün çok fazla olduğunu belirtiyor.
Şirketi ABD'de, beşi çocuğunu kaybetmiş altı aileyi temsil ediyor. Bunlardan biri 2021 Şubat'ında dokuz yaşında kendini şoklamaya çalışırken hayatını kaybeden Arriani Jaileen Arroyo'nun ailesi.
Arriani'nin, TikTok'taki "Sizin için" bölümünde gördüğü meydan okumayı denediğini iddia ediyorlar. Bergman, çocuğun içeriğe kendisinin arayıp bulmadığını; içeriğin, platformun algoritmasından dolayı otomatik olarak ekranında belirerek kendisine ulaştığını söylüyor.
TikTok içeriği kendisi oluşturmamış olmasına rağmen, "viral olmasını" sağladı.
Şimdiye kadar sosyal medya şirketlerinin güvenilirliğiyle ilgili çok sayıda girişim başarısız oldu. Ekim 2022'de ABD'de TikTok'un 10 yaşındaki Nylah Anderson'ın ölümünden sorumlu olduğu iddia edildi.
ABD'nin Pensilvanya eyaletinden bir federal yargıç, İletişim Ahlakı Kanunu'nun 230. maddesinin TikTok'u koruduğuna hükmetti. Yasa, genel olarak içerik kullanıcılar tarafından üretildiği zaman yayıncıları sorumlu tutmuyor.
Bergman ve şirketi ise bunu zorlamak istiyor.
"İngiltere'deki ve ABD'deki diğer tüm şirketler mükemmel değiller ama sorumlu olma görevi var. TikTok'un yüzde 100 her çocuğun güvenliğinden sorumlu olduğunu söylemiyoruz. Ebeveynlerin sorumluluğu yok demiyoruz, var.
"Biz sadece TikTok'un ve diğer tüm sosyal medya şirketlerinin, sıradan yaşamlarımızda aldığı önlemleri alması talep edilmeli diyoruz."
Bergman, TikTok'un daha çok denetim yapması ve tehlikeli içerikleri kaldırmasını, aynı zamanda çocukların bu tarz tehlikeli içeriğin hedefi olmaması için algoritmasını tekrar düzenlemesini istiyor.
TikTok'un bir sözcüsü BBC'ye, "TikTok'ta tehlikeli davranışları kesinlikle yasaklıyoruz ve içeriği kaldırmak, aramaları yeniden yönlendirmek, uyarı etiketleri uygulamak ve uzmanlarla ortaklaşa oluşturulmuş kaynaklar dahil platformumuzda bunu önlemek için büyük yatırımlar yapıyoruz" dedi.
Şirket web sitesinde, 24 saat çalışan 40 bin içerik moderatörü olduğunu ve Mart ayında, "yeni davranışlardan kaynaklanabilecek olası risk ve zararları ele almak için" ilkelerini güncellediğini söylüyor:
Site ayrıca, "yetişkinlere uygun içeriği" 18 yaşın üzerindeki yetişkinlerle sınırlandıracağını ve "Sizin İçin" sekmesindeki içeriğin "geniş bir izleyici kitlesi için uygun" olmasını sağlamaya çalışacağını belirtiyor.
Medya psikolojisi konusunda uluslararası geçerliliği olan araştırma yürüten Chock, bunun "karmaşık" bir problem olduğunu ifade ediyor.
Gerçekçi olunursa, milyarlarca paylaşımın yapıldığı bir sosyal medya platformundan, görünen her şeyden devamlı sorumlu olmasını beklenemeyeceğini belirtiyor. Ancak yine de sosyal medya şirketlerinin bazı sorumlulukları olduğunu düşünüyor:
"Demek istediğim bunu onlar yarattı, tasarladı. Kimin neyle karşılaşacağına karar veren platformlarda paylaşım yapan bireyler değil, var olan sosyal medya organizasyonları."
Pensilvanya'da TikTok lehine alınan karara rağmen kanun tamamen netleşmedi. Bu yılın başında ABD Yüksek Mahkemesi; Twitter, Facebook ve YouTube'un sahibi olan Alphabet'in "terörist ideolojinin", Paris ve İstanbul'daki ölümle sonuçlanan saldırıların teşvik edilmesinden sorumlu olup olmayacağıyla ilgili karar alınmasını istedi.
Bunun Yüksek Mahkeme'nin, Pensilvanya'da alıntılanan 230. maddenin savunma olarak kullanılıp kullanılmayacağıyla ilgili ilk dava olması bekleniyordu. Ancak mahkeme, sosyal medya şirketlerinin terörist hesapları teşvik etmeleri durumunda bunun yasal sorumluluğundan kaçınmak için 230. maddenin korumasına ihtiyacı olmadığına karar vererek durumu sürüncemede bıraktı.
Hakimlerden Ketanji Brown Jackson ise, farklı iddialar ve kayıtlar içeren diğer davaların farklı sonuçlara yönlendirebileceğini söyledi. | Medya, Teknoloji, Amerika Birleşik Devletleri, Şirket Haberleri, Cep telefonları ve akıllı telefonlar, Yaşam, Çocuk haberleri, Uygulamalar, Sosyal medya, Facebook, Internet |
Twitter, Threads nedeniyle Meta’ya dava açmayı düşünüyor | Bernd Debusman Jr.| BBC News, Washington
Twitter, dün piyasaya çıkan rakip uygulama Threads nedeniyle Meta’ya dava açmaya hazırlanıyor.
Meta’nın pek çok ülkede kullanıma açtığı ve ilk günde 30 milyondan fazla kişinin indirdiği Threads uygulaması Twitter’a son derece benziyor.
Twitter’ın sahibi Elon Musk, Threads hakkında yaptığı paylaşımda “Rekabet iyidir, kopya çekmek ise değildir” demişti.
Twitter’ın yasal mücadele girişimi ilk olarak haber sitesi Semafor tarafından duyuruldu.
Twitter avukatı Alex Spiro, Meta CEO’su Mark Zuckerbeg’e gönderdiği bir mektupla Meta’nın “Twitter’ın ticari sırlarını ve diğer fikri mülkiyet haklarını sistemli, bilinçli ve hukuk dışı bir şekilde zimmetine geçirdiğini” öne sürdü.
Spiro Meta’nın onlarca eski Twitter çalışanını işe aldığını, “Twitter’ın ticari sırlarına hakim olan” bu kişilerin, Meta’nın “Twitter’dan kopya çektiği uygulaması” Threads’i geliştirmesine yardım ettiğini söyledi.
Mektupta Twitter’ın bu konu hakkında dava açma hakkını saklı tuttuğu aktarıldı.
Mektubun bir kopyasını gören BBC hem Twitter’a hem Meta’ya sorular yöneltti.
Meta Sözcüsü Andy Stone “Threads’in mühendis ekibinde tek bir eski Twitter çalışanı bile bulunmuyor - böyle bir şey yok” dedi.
Meta CEO’su Zuckerberg ise Twitter hesabındaki 11 yıllık sessizliğini bu paylaşımla bozdu. | Medya, Teknoloji, Amerika Birleşik Devletleri, Şirket Haberleri, Twitter, Elon Musk, Facebook |
Uçtan uca şifreleme: Büyük teknoloji şirketleri insanların mesajlarını okuyabilmeli mi? | Meta’nın CEO’su Mark Zuckerberg, tüm uygulamalarına çok güvenli mesajlaşma imkanı eklemeye yönelik planlarına devam ederken, bu teknolojiyi yasa dışı kılabilecek muhtemel bir yasa nedeniyle, İngiltere hükümeti ile karşı karşıya gelmek üzere.
Dünyanın dört bir yanında bu popüler teknolojiye karşı çıkan hükümetler, önce kimin pes edeceğini görmek için bu yüzleşmeyi yakından izliyor.
"Uçtan uca şifreleme", "arka kapı" ve "istemci tarafında tarama" gibi teknolojideki en gürültü koparan şeyler kulağa çok karmaşık geliyor.
Ama gerçekten çok basit bir soruya dayanıyor. Teknoloji şirketleri insanların mesajlarını okuyabilmeli mi?
Silikon Vadisi ile dünyanın dört bir yanındaki en az bir düzine ülkenin hükümetleri arasında yıllardır alttan alta sürmekte olan anlaşmazlığın düğüm noktası bu.
WhatsApp, iMessage, Android Mesajları ve Signal, uçtan uca şifreleme adı verilen çok güvenli bir sistemi kullanıyor.
Bu teknoloji, yalnızca bir uçtaki göndericinin ve diğer uçtaki alıcının mesajları okuyabileceği, fotoğraf ve videoları görebileceği veya telefon görüşmelerini duyabileceği anlamına gelir. Uygulamanın yapımcıları bile içeriğe erişemez.
Son 10 yılda, uçtan uca şifrelenmiş uygulamalar, her gün milyarlarca insan tarafından giderek daha popüler hale geldi.
Çoğu hükümet ve istihbarat kurumu bu teknolojinin yükselişini isteksizce kabul etti - ta ki dört yıl öncesine kadar. Zuckerberg sahnede Messenger uygulamasını duyuruyordu ve ardından Instagram’ın standart olarak uçtan uca şifrelemeye geçeceği açıklandı.
"Dünya çapında iki milyardan fazla insanın birbirleriyle konuşmalarını özel olarak yapmalarını sağlayacağız" dedi.
O zamandan beri, Zuckerberg ve mühendis ordusu yavaş yavaş ve sessizce bu projeyle uğraşıyor. Şirket, bu devasa projenin nasıl gittiği veya büyük geçişin ne zaman olacağı hakkında gazetecilere açıkça konuşmayı reddediyor.
Kamuoyuna söylenen tek şey, "2023'ün sonunda”.
Bu arada, bu teknolojiye geçişin durdurulması veya güvenlik önlemlerinin alınması çağrıları giderek artıyor.
İngiltere, Avustralya, Kanada, Yeni Zelanda, Amerika Birleşik Devletleri, Hindistan, Türkiye, Japonya ve Brezilya'daki yetkililer - artı Interpol gibi emniyet teşkilatı - bu teknolojiyi eleştirdi.
Ancak demokratik dünyadaki hiçbir hükümet, şimdiye kadar bu popüler uygulamalara müdahale edecek bir yasa çıkarma riskini göze almadı.
Teknoloji şirketlerinin, yasa dışı materyal aramak için mesajların taranmasına izin verecek bir tür teknik arka kapı inşa etmesini sağlamak, İngiltere’nin yakın gelecekte yasalaşması muhtemel görünen geniş kapsamlı Çevrimiçi Güvenlik Yasası'nın temel ilkelerinden biri.
Hükümet polis memurlarının, Meta'dan insanların mesajlarının içeriğini isteyemedikleri takdirde, suçluları veya teröristleri mahkum etmek için düzenli olarak kullandıkları önemli bir kanıt kaynağını kaçıracaklarını söylüyor.
Ve çocukların internette gizlice istismar edilmesiyle ilgili özel bir endişe var.
İçişleri Bakanı Suella Braverman Pazartesi günü Zuckerberg'e uçtan uca şifrelemenin "bir çocuğa zarar vermek isteyen herkes için büyük bir nimet olacağını" yazdı.
Ve Çarşamba günü Ulusal Çocuklara Zulmü Önleme Derneği (NSPCC), yaptırdığı bir YouGov anketini yayınladı ve İngiliz halkının çocukları korumak için polis memurlarının insanların mesajlarına erişebilmesini istediğini öne sürdü.
İngiltere genelinde ankete katılan 1.723 yetişkinin yüzde 73'ü, teknoloji şirketlerinin yasa gereği özel mesajları çocukların cinsel istismarına karşı taraması gerektiğini söyledi.
NSPCC, çoğu kişinin kullandıkları hizmetlerde çocukların cinsel istismarına yönelik tarandığını ve bunun birçok mahkumiyeti sağladığını söyledi.
Yardım kuruluşundan Richard Collard, "Artık, çocukların temel güvenlik hakkını yetişkinlerin mahremiyet haklarıyla karşı karşıya getirmek isteyen şirketlerin kamuoyuna ve nihayetinde kullanıcı tabanına ayak uyduramadığı açık" dedi.
Ankete yanıt olarak bir Meta sözcüsü, şirketin "bu iğrenç tacizi önleyen, tespit eden ve buna karşı harekete geçilmesine izin veren güvenlik önlemleri geliştirdiğini" söyledi - örneğin, yabancılarla iletişim kurmak için yaş kısıtlaması.
Yine Çarşamba günü, tartışmanın her iki tarafının savunucuları olduğu vurgulanmak istenircesine, önde gelen 68 güvenlik ve gizlilik araştırmacısı, Çevrimiçi Güvenlik Yasası'nın uçtan uca şifrelemeyi etkili bir şekilde kıracağını söyleyen bir mektup yayınladılar.
Yasa tasarısı, kullanıcıların mahremiyetini korurken çocukların güvenliğine yönelik önlemleri alma sorumluluğunu teknoloji şirketlerine yüklüyor, ancak uzmanlar bunun imkansız olduğunu söylüyor.
Mektupta, "Endişemiz, çevrimiçi güvenlik sağlama adı altında gözetim teknolojilerinin yerleştirilmesi” diyor:
"Bu hareket gizliliğe dair güvenceleri ve aslında çevrimiçi güvenliği baltalıyor."
Uzmanlara göre, aynı zamanda dünyanın dört bir yanındaki baskıcı rejimlerin insanların paylaştıklarını izlemesi ve kontrol etmesi için bir emsal teşkil ediyor.
Bu arada WhatsApp ve Signal, uçtan uca şifreleme özelliğini kaldırmaktansa hizmetlerini İngiltere'den çekmeyi tercih edeceklerini söylediler.
Elon Musk, Mayıs ayında kendisinin de Twitter mesajlarında uçtan uca şifreleme geliştirdiğini duyurdu.
Meta'nın kanıtladığı gibi, teknolojiye geçiş karmaşık ve pahalı, ancak teknoloji devleri neticede buna değdiğini düşünüyor.
Yıllarca süren veri skandallarından sonra, büyük teknoloji şirketleri bunu hizmetlerine olan güveni yeniden tesis etmenin anahtarı olarak görüyor.
Ve güzel bir tesadüf eseri, uçtan uca şifreleme, şirketlerin bu süreçleri yönetme işini çok daha kolay hale getiriyor: Eğer kullanıcıların ne paylaştığını göremiyorlarsa, o zaman onu denetleyemezler. | Teknoloji, Instagram, İngiltere, Siber suç, WhatsApp, Sosyal medya, Facebook, Internet |
Threads nedir, nasıl çalışıyor, Twitter'i geçebilir mi? | Chris Vallance ve James Clayton| BBC Teknoloji Muhabirleri
Facebook’un sahibi Meta, Twitter’a rakip uygulaması Threads’i erişime açtı. Instagram’la bağlantılı olarak çalışan Threads, uzmanlara göre son dönemde Twitter’da yaşanan değişimlerden memnun olmayan kullanıcıları kendine çekme potansiyeli taşıyor. Meta'nın kurucusu Mark Zuckerberg, bir günde 30 milyon kullanıcıya ulaştıklarını açıkladı.
Zuckerberg, kendisine Threads'in Twitter'dan daha büyük bir uygulama olup olmayacağı sorulduğunda "Biraz zaman alacak" demiş, Twitter'ın kullanıcı sayısını 1 milyarın üzerine çıkarma fırsatını değerlendiremediğini hatırlatarajk "Umarım bunu biz başarırız" diye konuşmuştu.
Threads, 100’den fazla ülkede kullanıma açılsa da henüz Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerden erişilemiyor. Bunun nedeni ise AB'de kullanıcı verilerine dair düzenlemeler.
Metin tabanlı uygulamada 500 harfe kadar paylaşım yapılabiliyor.
Öte yandan Threads’in topladığı verilerin miktarını eleştirenler de var.
Meta, yayına giren uygulamanın başlangıç seviyesinde olduğunu ve ilerleyen süreçte yeni özellikler de ekleneceğini söyledi:
“Threads için vizyonumuz Instagram’ın en iyi yaptığı şeyleri alıp, bunları metin tabanlı bir uygulamada hayata geçirmek.”
Instagram kullanıcıları dilerlerse aynı kullanıcı adıyla profil oluşturabiliyor. Fakat uygulama için sıfırdan bir profil yaratmaları da mümkün.
Eski Meta çalışanı Frances Haugen geçen yıl şirketi, “güvenlik yerine kâra öncelik verdiği için” eleştirmişti.
Şirket geçmişte de Cambridge Analytica gibi skandallarla anılmıştı.
Twitter’a alternatif olarak Bluesky ve Mastodon gibi platformlar da var.
Bunlara kıyasla Threads’in avantajıysa yüz milyonlarca kişinin kullandığı Instagram’la bağlantılı çalışması ve arkasında Meta’nın maddi gücünün olması.
Threads’te, Twitter’da olduğu gibi yazılı mesajların yanı sıra linkler, fotoğraflar ve videolar paylaşılabiliyor.
Uygulamanın ana ekranında, takip edilen kişilerin paylaştığı mesajlar görülüyor.
Kullanıcılar, paylaşımlarının altına yorum yazabilecek kişileri kısıtlayabiliyor veya hesaplarını gizli kılabiliyor.
Bir kullanıcının Instagram’da engellediği kişiler, Threads hesabında da engellenmiş oluyor.
Meta diğer uygulamalardan “ilham aldığını” söylese de herkes bunu bu kadar nazik bir şekilde ifade etmiyor.
Instagram ve Facebook’taki hikayeler Snapchat’in özelliğine, Reels ise TikTok’un arayüzüne son derece benzer.
BBC News’a konuşan sosyal medya danışmanlığı şirketi Battenhall’’ın yöneticisi Drew Benvie, Threads’in Twitter gibi gözüktüğünü ve işlediğini söylüyor:
“En benzer kısmı metin öncelikli bir platform olması. Kullanıcılar paylaşımlarına fotoğraf ekleyebiliyor ve birbirlerinin paylaşımlarına yanıt yazabiliyor.
“Metin limiti de Twitter’ınkine benzer. Özetle Twitter gibi bir platform.”
Bu yüzden pek çok yorumcu, uygulamanın Twitter’daki değişimlerin tartışıldığı bir dönemde hayata geçmesinin bir tesadüf olmadığını düşünüyor.
Cumartesi günü Twitter’ın sahibi Elon Musk, kullanıcıların görüntüleyebileceği Tweet sayısını kısıtlamıştı.
Musk geçen yıl Twitter’ı satın almasından bu yana platforma para ödeyen kullanıcıların sayısını artırmaya çalışıyor.
Cumartesi günkü değişiklikle para ödeyen kullanıcılara daha fazla Tweet görüntüleme imkanı verilmişti.
Musk’ın Twitter’ı satın almasından sonra çok sayıda kullanıcı platformdaki değişikliklerden hoşnutsuzluğunu dile getirse de alternatifleri beklenen sıçramayı göremedi.
Mastodon’un kullanıcı sayısı az miktarda artarken, Twitter’ın kurucularından Jack Dorsey’nin de yönetiminde yer aldığı Bluesky hâlâ davetiyeyle girilen bir platform olduğu için kullanımı kısıtlı.
Musk ve Meta’nın sahibi Mark Zuckerberg geçen ay kafes dövüşü için sözleşse de Twitter bu sefer gerçekten ağır sıklet bir rakiple karşı karşıya.
Instagram’ın kullanıcı sayısı 2 milyar civarındayken Twitter’ınki 300 milyona yakın.
Sosyal medya danışmanlığı şirketi Battenhall’dan Drew Benvie “Twitter’ın gücü, bugüne kadar oluşturduğu kullanıcı topluluğundaydı” diyor ve ekliyor:
“Fakat bu topluluk sayıda küçük. Her 10 Instagram kullanıcısından biri bile Threads’i denemeye başlasa, Twitter kullanıcıları o platforma geçiş yapabilir.” | Teknoloji, Instagram, Şirket Haberleri, Twitter, Elon Musk, Uygulamalar, Sosyal medya, Facebook |
Musk'ın tweet sınırlaması ne anlama geliyor, Twitter için yeni hamlesi ne olabilir? | Twitter, geçen hafta platforma erişim ve kullanıcıların içerik görüntüleme alışkanlıklarına ilişkin bir dizi yeni kısıtlama getirdi.
Cumartesi günü platforma abone olan ve olmayanların görebilecekleri tweet sayısı sınırlandırılmış, platforma üye olmayanların da tweetlere erişmesi engellenmişti.
Ekim 2022'de Twitter'ı satın alan milyarder iş insanı Elon Musk, kendi hesabından yaptığı paylaşımda, "Aşırı düzeyde veri kazıma ve sistem manipülasyonuyla mücadele etmek için geçici sınırlamaların" getirildiğini duyurdu.
Yapılan ilk açıklamada doğrulanmamış, yani mavi tiki olmayan hesapların günde 600 gönderi görüntüleyebileceği açıklandı. Bu daha sonra 1000'e yükseltildi.
Doğrulanmış hesapların ise günde 10 bin içeriğe erişebileceği belirtildi.
Öte yandan Pazartesi günü yapılan bir açıklamada Twitter kullanıcılarının TweetDeck'i kullanmak için yakında doğrulanması gerekeceği duyuruldu.
Veri kazımayla mücadele etmeye çalıştığını iddia eden Musk, bir süredir yapay zeka şirketlerinin dil modellerini eğitmek için Twitter verilerini kullanmasından memnun olmadığını söylüyordu.
Ancak son aylarda reklam gelirlerinde ciddi kayıp yaşayan ve faturalarını ödemediği iddiasıyla hakkında çeşitli davalar açılan Twitter'ın gidişatını takip edenler, Musk'ın yeni gelir kaynakları aradığını düşünüyor.
Musk, şirketi satın aldığından bu yana kullanıcıları aylık aboneliğe para ödemeye ikna etmek için çabalıyor.
Twitter CEO'su şimdi de veriyi parasallaştırmaya çalışıyor.
Öte yandan Twitter'ın diğer sosyal medya şirketleriyle rekabeti sürüyor.
Facebook’un sahibi Meta, Twitter’a rakip olarak geliştirdiği Threads platformunun Perşembe günü kullanıma açılacağını duyurdu.
2016'da kurulan Mastodon ve Twitter’ın eski CEO'su Jack Dorsey tarafından geliştirilen Bluesky platformları, Twitter'a alternatif olarak yoğun ilgi görüyor.
Musk'ın son açıklamaları, kafa karışıklığına neden oldu ve Twitter kullanıcılarının sert eleştirisiyle karşılandı.
Milyonlarca kişi Musk'ın bir sonraki hamlesini bekliyor.
Elon Musk, yüzlerce kuruluşun Twitter verilerini "son derece agresif bir şekilde" kazıyarak kullanıcı deneyimini etkilediğini söyledi.
Veri kazıma, yapay zeka gibi otomatik hizmetlerin bir web sitesindeki herkese açık verileri toplaması anlamına geliyor.
Bu yöntem çok yaygın bir şekilde kullanılıyor.
Twitter kamusal olması nedeniyle verinin çok kolay çekilebildiği bir platform.
Musk, Nisan ayında Twitter'ın API'ını, yani veriye erişimini ücretli hale getirdi.
APİ için aylık abonelik ücreti artık 42 bin dolardan başlıyor.
Uzmanlar bu düzenlemeden sonra veri kazıma işlemlerinin hız kazandığını, Musk'ın da son hamlesiyle bunu engellemeye çalıştığını söylüyor.
BBC Türkçe'ye konuşan Bilgi Üniversitesi Medya Bölümü'nden Prof. Dr. Erkan Saka, bundan sonra veri çekmek için devamlı yeni formüller aranacağını, Musk'ın ise bunu parasallaştırmak için çabalarına devam edeceğini söylüyor.
Saka, "Akademik de dahil çok sayıda kuruluşun kullandığı APİ'ın engellenmesi sonucunda bazıları hizmetlerini sonlandırıyor, bazıları da para ödememek için başka yollara deniyor. Bu tür denemeler yapılacak ve yapıldıkça Musk bunları engellemeye ve parasallaştırmaya çalışacak" diyor ve devam ediyor:
"Öyle ya da böyle oturmuş bir ekosistemi vardı Twitter'ın ve Elon Musk bu düzeni bozdu. Bu da sıradan kullanıcı için eziyet olmaya başladı. Ama Musk'ın gözünde biz sıradan kullanıcılar hiçbir şeyiz zaten" diyor.
BBC Türkçe'ye konuşan internet ve toplum araştırmaları merkezi Gözlemevi'nin kurucusu ve eski Google çalışanı Handan Uslu ise Musk'ın diğer teknoloji şirketlerinin Twitter verilerini kullanarak güçlenmesini istemediğine dikkat çekiyor:
"Bizim verilerimiz şirketler için son derece önemli. Örneğin veri kalitesinin biraz düşmesi bile Facebook'un reklam gelirlerinin azalmasına neden oldu ve işten çıkarmalar yaşandı. Bizim ne kadar verimizi alır, etkileşimi arttırır ve nokta atışı reklam verirse o kadar çok para kazanıyor bu firmalar. Elon Musk’ın yönetimindeyse genel olarak başka bir teknoloji sitesi güçlenmesin bakış açısı var."
Uzmanlar, etkileşimden beslenen bir platform için, içerik görüntüleme sınırlaması getirmenin eşi benzeri görülmemiş bir taktik olduğunu ve sürdürülemeyeceğini söylüyor.
Musk, henüz kısıtlamanın devam edip etmeyeceği konusunda açıklama yapmadı.
Son kısıtlamalardan etkilenenler arasında Twitter'ı bilgi doğrulama ve canlı haber aktarımı için kullanan gazeteciler de var.
İngiltere merkezli haber sitesi Independent'ın muhabiri Bel Trew, Pazar günü Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, "Twitter içeriklerine ulaşamıyorum. Twitter Blue için para ödediğimi itiraf etmekten utanıyorum ama sıcak bir haberin ortasındayım" dedi.
ABD'de çalışan bir muhabir ise iki kişinin öldürüldüğü bir silahlı saldırı sırasında aynı sorunla karşı karşıya kaldığını aktardı.
BBC Türkçe'ye konuşan Teyit.org Yazı İşleri Sorumlusu Emre İlkan Saklıca, gelişmelerin çok yeni olduğunu, henüz önlem alınamadığını ve ekibin haber tarama çalışmalarının da etkilendiğini aktarıyor.
Saklıca, "Kriz anlarında insanlar sosyal medyadan yardım çağrılarında bulunuyor, taleplerini iletmeye çalışıyor. Okuma sayısına kısıtlama koyulduğu takdirde bu paylaşımlar görünmüyor" diyor ve devam ediyor:
"Siz deprem anında enkaz altında kalan birinin yardım çağrısını da, seçim anında toplu oy kullanıldı iddiasını da göremeyeceksiniz. Bunların hepsi şüpheli haberler olmasının yanı sıra bir de insanların geniş kesimlere ulaştırmaya çalıştığı paylaşımlar. Bu sosyal medyanın bütün yapısına, mantığına aykırı."
Öte yandan Gözlemevi kurucusu Handan Uslu, dezenformasyon ve yanlış bilgiyi merkezinde barındırdığını söylediği Twitter ve diğer sosyal medya platformlarında kullanıcıların geçirdiği süreye kıstılama getirmenin olumlu olabileceğini düşünüyor:
"Yanlış bilgi bu firmalara dışarıdan bulaşan bir şey değil, doğrudan onlar tarafından teşvik ediliyor. Tetikleyici, problemli içerikler çok daha fazla etkileşim alıyor. Twitter gibi bir altyapı olmasa çoğu yanlış içerik yayılmaz bu şekilde. Az kullanılmaları, dezenformasyonun da azalması anlamına gelebilir."
Twitter'a rakip olan çok sayıda platform var ancak uzmanlar "toplu bir göçün" yakın zamanda yaşanacağını düşünmüyor.
Bilgi Üniversitesi'nden Prof. Dr. Erken Saka, ücretsiz, açık kaynaklı, merkeziyetsiz bir sosyal medya platformu olarak tanımlanan Mastadon'un iyi bir alternatif olduğunu ancak kullanıcı konforu açısından geliştirilmesi gerektiğini düşünüyor:
"Mastadon'da ara yüzlere ve kolaylaştırıcı araçlara ihtiyaç var. Twitter gibi merkezi bir akışı olmadığı için insanlar biraz şaşırıyor ama bence kolayca öğrenilir" diyen Saka şöyle devam ediyor:
"Twitter o kadar yerleşik bir kamusal alan mecrası olmuş ki kolay kolay insanlar bırakmıyor. Musk da bunu iyi biliyor ve parasallaştırma yollarını zorluyor."
Gözlemevi'nden Handan Uslu, Twitter'ın başarısının platformda yer alan dezenformasyon ve kutuplaştırıcı içerikle doğru orantılı olduğuna inanıyor.
Uslu, "Twitter bu kadar tetikleyici bir yer olmasaydı bu kadar kullanılmazdı. Siyasi olarak nefret içeren içerikler bundan sonra etkileşim almayacak dedikleri bir sisteme geçseler, ki bunun kodunu yazmak çok kolay olur, insanlar sıkılmaya başlar ve kullanmaz" diyor.
Teyit.org'dan Emre İlkan Saklıca ise halen oturmuş bir platform olan Facebook'a dönüş yaşanabileceğini düşünüyor, insanların gündem tarama ve habere erişim alışkanlıklarında değişim olacağına inanıyor. | Teknoloji, Twitter, Elon Musk |
OnlyFans ‘kolay para kazanma’ platformuna mı dönüştü? | “Kapitalizmde iki şekilde hayatta kalabiliyorsun, ya beyin gücünü satarak ya da kas gücünü satarak... Bir şeyi metaya dönüştürüp onu satman gerekiyor sonuçta…”
Bu sözler, OnlyFans platformuna Türkiye’de erişimin engellendiği dönemde paylaşımlarıyla tartışılan içerik üreticilerinden Pedro’ya* ait.
İçerik üreticilerinin abonelerine özel paylaşımlar yapmasını sağlayan OnlyFans, sadece Türkiye’de değil dünyada da tartışılan platformlardan biri.
Pandemiyle beraber hem içerik üreticilerinin ve hem de kullanıcıların rağbet göstermesiyle popülerleşen platform, Amerikan New York Times gazetesinin ifadesiyle "seks işçiliğini dönüştürdü".
Ücretsiz porno içerik barındıran diğer sitelerin aksine OnlyFans’te kişiye özel içeriğin üretilmesinin yolu açılıyor.
Türkiye’de siteye erişimin engellendiği dönemde sosyal medyada OnlyFans’in kapatılması için bir dilekçe kampanyası düzenlenmişti.
Bu dilekçede Türkiye’deki ekonomik durum yüzünden gençlerin kötü etkilendiği belirtilerek, “OnlyFans isimli ahlaksız platformun kitle nezdinde özendirilmesi, toplumu ahlaksız yöntemlerle, kolay para kazanma konusunda teşvik etmektedir” ifadesi yer aldı.
OnlyFans’te içerik üreten Pedro ve Süt* çifti, bu platformun kolay para kazanmayı sağladığı iddiasını reddediyor.
Pedro, sosyal medyada maruz kaldıkları linç kampanyalarını ve aldıkları ölüm tehditlerini örnek göstererek bunun hiç de sanıldığı gibi kolay bir iş olmadığını söylüyor.
Süt ise bu iddiaların kökeninde aslında para kazanmalarından duyulan rahatsızlığın bulunduğunu öne sürüyor:
“İnsanlar bizim para kazanmamızdan rahatsız oluyor aslında. ‘Nasıl bir fotoğrafını koyarak 1-2 bin lira kazanırsın? Hayır, kazanamazsın’ diyorlar.”
İngiltere, pandeminin ardından enflasyonun artması yüzünden geçim sıkıntısı yaşayanların OnlyFans’e içerik üretmeye başladığı ülkelerden biri.
İngiliz Seks İşçileri Kolektifi adlı grup geçen yıl, hayat pahalılığının artması nedeniyle OnlyFans’e katılmak için kendilerinden yardım isteyen kadınların sayısının belirgin şekilde arttığını açıklamıştı.
Kolektif, bu tür sitelerde para için cinsel içerik paylaşan kişilerin, uzun süre çalışmak zorunda kalma, taciz ve takip edilme gibi risklere açık hale geldiği uyarısında bulunuyor.
Porno sektörü için olduğu gibi OnlyFans için de en çok kadın içerik üreticisi olduğundan, kadın bedeninin metalaşmasına yol açtığı tartışmaları yapılıyor.
Siyaset Bilimci Yasemin Özgün, kadın bedenini metalaştıranın aslında ataerkil sistem ve bu sistemin kapitalizmle farklı dönemlerde yaptığı işbirliklerinin olduğunu vurguluyor.
Özgün’e göre Türkiye’de OnlyFans ile ilgili yapılan tartışmalar ise bu platformların özgürlük ve güvenlik sorunları üzerinden değil de, Türk aile yapısının tehdit edilmesi, kamu ahlakının bozulması gibi muhafazakar ve milliyetçi argümanlar üzerinden yapılıyor:
“Halihazırda kadınları ikinci sınıf vatandaş olarak gören, eve, kocaya, babaya, erkeklere mahkum eden kadın düşmanı politikalar, Onur Yürüyüşlerini yasaklayan, LGBTİ+ bireyleri nefret söylemiyle hedef gösteren, kadın ve LGBTİ+ düşmanlığını körükleyen bir dil yeniden üretiliyor.”
Süt, kadın bedeninin metalaştırılması argümanlarına katılmıyor.
“Ben bir kadınım, bu benim bedenim ve istediğim gibi paylaşabilirim. Ben bundan rahatsız olmuyorsam kime ne?” diyen Süt, yaptıkları işi bir nevi oyunculuk olarak da görüyor.
Dijital platformlarda başka bir kimlik yarattığını ve bunun gerçek kimliğiyle aynı olmak zorunda olmadığını söylüyor.
Finlandiya’da Turku Üniversitesi’nde akademisyen olan ve pornoyla ilgili araştırmaları bulunan İhsan Asman, “OnlyFans elbette ki bedeni metalaştıran bir sistem, neticede ‘seksi’ olarak kodlanmış bedenlerin merkezinde olduğu birtakım içeriklerin, arz-talep ilişkisi doğrultusunda alışverişi söz konusu” diyor ve ekliyor:
“Ama günümüzde insan bedeninin belli temsilleri, zaten genel hatlarıyla kadın-erkek ayırt etmeksizin metalaşmış durumda. Dolayısıyla eğer bu durumu bir sorun olarak tanımlıyorsanız, bu sorun OnlyFans ile başlayan ve onunla sınırlı olan bir sorun değil.”
Asman’a göre kadın istihdamının Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ortalamasının bile altında kaldığı Türkiye’de asıl olarak öncelik, ekonomiyi düzeltmek ve kadınlara daha fazla istihdam alanı açmak olmalı.
OnlyFans içerik üreticilerine karşı oluşturulan nefret söyleminin dini ve kültürel saikleri dışında sınıfsal sebepleri de olduğunu söyleyen Asman, “Bu tarz ‘kestirme yoldan’ para kazanmak, bireylere toplumda dikey hareketlilik imkanı tanıyor, yani en basit ifadeyle sınıf atlamalarını kolaylaştırıyor” diyerek asıl bunun tepki doğurduğunu aktarıyor.
Diğer yandan OnlyFans’in içerik üreticileri için teşkil ettiği tehlikeler göz ardı edilemeyecek boyutlarda.
OnlyFans’in, seks işçilerinin dışarıdaki çalışma koşullarına nazaran daha güvenli bir alan yarattığı öne sürülüyor, müşterileriyle yüz yüze gelmedikleri için daha güvenli bir çalışma alanı yarattığı lanse ediliyor.
Halbuki yaptıkları iş online bile olsa OnlyFans’teki içerik üreticileri de tacizlerle ve şantajlarla karşılaşabiliyor.
2016 yılında İngiltere’de yapılan bir çalışmada online çalışan seks işçilerinin yüzde 47’si tacize ya da başka suçlara maruz kaldıklarını aktarmıştı.
OnlyFans’in güvenlik açısından teşkil ettiği en büyük güvenlik sorununun temelinde ise çocuklar yer alıyor.
BBC, iki yıl önce yaptığı bir araştırmada OnlyFans’in, çocukların cinsel içerikli videolar çekip satmasının önüne geçmekte yetersiz kaldığını ortaya koymuştu.
18 yaş altındaki çocukların sahte kimlikle hesap açabildiği görülmüş, polis büyükannesinin pasaportuyla hesap oluşturan 14 yaşındaki bir çocuğa rastladıklarını açıklamıştı.
Siyaset Bilimci Yasemin Özgün’e göre, OnlyFans gibi platformların sunduğu bu risklerin ve tehlikelerin önüne geçmek için yasaklamak ya da erişimi engellemek sorunu çözmüyor; hukuki çözümler bulmak gerekli:
“Bu şirketlerin, çocukların istismarını önlemeleri için, kadın ve LGBTİ+’lara yönelik her türden siber saldırı ve tacizlere karşı güvenlik önlemlerini artırmaları için hukuki düzenlemeler yapılması, sahici yaptırımlarda bulunulması en acil önlemler olarak görünüyor.”
Sitede para kazanmak da o kadar kolay değil; daha çok para kazanmak için sürekli taviz vermeniz gerekebiliyor.
OnlyFans kullanıcılarından yüzde 20 komisyon alıyor.
Girişimlere danışmanlık yapan Thomas Hollands’ın hesaplarına göre OnlyFans’te yüzde bir oranındaki içerik üreticisi platforma gelen paranın yüzde 33’ünü kazanıyor.
En tepede yer alan hesapların yüzde 10’u ise bütün paranın yüzde 73’ünü elde ediyor.
Bu da küçük içerik üreticilerinin yüksek meblağlar kazanamadığını gösteriyor.
Süt ve Pedro, kendilerini içerik üreticisi olarak tanımlıyor.
Sadece OnlyFans’te değil, diğer dijital platformlarda da yarattıkları karakterler ve kurgu işler ile bir iş modeli geliştirmeyi amaç ediniyorlar.
Süt, sevgilisi Pedro ile en çok aldıkları tepkinin “ahlak, örf ve adet” gibi kavramlar etrafında şekillenmesinden ötürü öfkeli.
Türkiye’de kadın olmanın, seküler ya da dindar, her kesimden kadın için zor olduğunu söyleyen Süt “Toplumun ahlakını ve aile yapısını bozuyorlar, İslam’la dalga geçiyorlar” gibi suçlamalara ilişkin, “Ben bir bireyim, ve bunların hiçbirine uymak zorunda değilim” diyerek yanıt veriyor.
Özgür bir ülkede yaşadığını vurgulayan Süt, en çok da “Seni anlıyorum, ama” cümlesinden sonra sarf edilen “ama”lardan şikayetçi:
“Hep ama, ama, ama… Ama’dan sonrası her zaman seni anlamadığını, seni umursamadığını, sadece ahlak bekçiliği yapmak için orada olduğunu gösteriyor. Özgür bir ülkede olmanın değerini biliyorum ve kendi hayatımı topluma göre şekillendirmeyeceğim.”
*Takma isimler. | Teknoloji, Kadın sağlığı, Aile, Kadın konuları, Cinsel yaşam, İngiltere, Toplum, Yaşam, Türkiye, Cinsiyet, Uygulamalar |
Yapay zeka atıkları azaltmak ve geri dönüşümü artırmak için nasıl kullanılabilir? | Dünyada çok fazla çöp var.
Dünya Bankası’na göre 2020’de yaklaşık 2,2 milyar ton çöp üretildi. Bu miktarın 2050’ye kadar yüzde 73 artışla 3,88 milyar tona ulaşacağı düşünülüyor.
Bunların içinde en sorunlusu plastik. Georgia ve California üniversitelerinin birlikte yürttüğü bir araştırma, 1950’lerdeki ilk seri üretiminden 2015’e kadar 8,3 milyar ton plastik üretildiğini ortaya koydu.
Bu sayıların büyüklüğüne şaşırmayan biri varsa o da Mikela Druckman.
Druckman, çöp ayrıştırma ve geri dönüşüm merkezlerinde yapay zeka kullanımı üzerine araştırmalar yapan İngiltere merkezli Greyparrot adlı start-up’ın kurucusu.
“Tek bir günde tek bir geri dönüşüm tesisine gelen çöpleri bir araya getirseniz bir dağ oluşur” diyor ve ekliyor:
“Her gün tekrarlanan ve sonu gelmeyen bir süreç bu.”
Greyparrot’un yapay zeka sistemi, çöp ayrıştırma bantlarına yerleştirilen kameralarla gerçek zamanlı olarak çalışıyor.
Bugün Avrupa’da bu sistemi kullanan 50’den fazla çöp ve geri dönüşüm tesisi var.
Yapay zeka teknolojisi geçen yıl hızla ilerledi ve fotoğraf işleme yetenekleri de büyük ölçüde gelişti.
Fakat Druckman, yapay zekanın çöp fotoğrafları konusunda eğitilmesinin yine de zor olduğunu söylüyor:
“Örneğin bir kola kutusunu düşünün. Çöpe atıldıktan sonra ezilecek, pislenecek, şekli ve rengi değişecektir.
“Bu da yapay zekanın onu tanımlamasını zorlaştırıyor.”
Greyparrot’un sistemleri yılda 32 milyar nesneyi tarıyor.
Bu taramalar çöpler hakkında daha fazla bilgi sahibi olmamızı da sağlıyor.
Çöp ayrıştırma tesisi sahipleri bu sayede tesislerini daha verimli hale getirebiliyor.
Druckman “Çöp konusunda düzenlemeler yapan kurumlar da malzemelerin nasıl değiştiğini, hangi materyallerin sorunlu olduğunu ve ambalaj tasarımlarında nelere dikkat edilmesi gerektiğini bu verilerden öğrenebilir” diyor ve ekliyor:
“İklim değişikliği ve çöp yönetimini ayrı konularmış gibi ele alıyoruz fakat bunlar aslında birbiriyle ilişkili.
“Bunun esas nedeni de bir kere kullandığımız malzemelerin önemli bir kısmını tekrar kullanamamamız.
“Tüketim biçimlerimizi şekillendirecek ve ambalajların nasıl olması gerektiğini belirleyecek daha sıkı kurallarımız olursa, kaynaklarımızı daha verimli kullanabiliriz.”
Druckman büyük markaların da Greyparrot ve benzeri şirketlerin ürettiği verileri dikkate alarak ürünlerini daha geri dönüştürülebilir kılmalarını umuyor.
Ürün ambalajlarını iyileştirme üzerine çalışan bir şirket olan Footprint’in yöneticisi Troy Swope, süpermarketler ve şirketlere hizmet veriyor. Daha önce Gilette şirketinin plastik tıraş bıçaklarını bitkilerden yapılmış bıçaklarla değiştirmesini sağlamış.
Footprint’in internet sitesine bir blog yazısı yazan Swope, tüketicilerin “geri dönüşüm mitiyle kandırıldığını” söylüyor.
Üzerinde “geri dönüştürülebilir” yazan bir plastik salata kutusunu gösteren Swope, bunun ne anlama geldiğini sorguluyor:
“Tek kullanımlık plastik ürünlere kıyasla çöplüğe gömülmesi daha düşük ihtimaldir.
“Fakat plastik krizinin önüne geçmek istiyorsak ilk yapmamız gereken şey ona bu kadar bağımlı olmaktan çıkmamız.”
Druckman da şirketlerin “yeşil göz boyamasının” büyük bir sorun olduğunu anlatıyor:
“Yeşil veya ekolojik ambalajlar üzerine çok fazla şey söyleniyor fakat bunların bir kısmı gerçek değil. Bu da tüketicilerin kafasının karışmasına yol açıyor.”
İngiltere merkezli Polytag şirketi ise şirketlerin, ürettikleri plastik şişelerin ne kadarının geri dönüştürüldüğünü takip edebilmeleri için, gözle görülmeyen bir morötesi etiket sistemi satıyor.
Şişeler, belirlenmiş geri dönüşüm tesislerine götürüldüklerinde üretim bandındaki bir Polytag makinası onları tespit ediyor ve sayıyor.
Böylece Polytag müşterileri gerçek zamanlı olarak ürettikleri şişelerden kaçının geri dönüştürüldüğünü görebiliyor.
Polytag Proje Müdürü Rosa Knox-Bradley, “Şirketler bugüne kadar tam olarak kaç şişelerinin geri dönüştürüldüğünü göremiyordu” diyor.
İngiltere’deki müşterileri arasında Co-Op ve Ocado da var.
Geri dönüşümü artırmayı hedefleyen İngiliz hükümeti, 2025’te bir zorunlu depozito uygulamasına geçecek.
Süpermarketlerde satılan tüm ürünlerin fiyatına depozito eklenecek ve tüketiciler plastik, cam ve metal şişe veya kutuları marketlere yerleştirilecek makinalara götürdüklerinde depozito parasını geri alabilecek.
Fakat yine de çöplerimizi gezegene daha az zarar verecek bir hale getirmek kolay değil.
Dahası her yıl başa çıkmamız gereken yeni çöp tipleri çıkıyor.
Örneğin son dönemde yaygınlaşan e-sigaralar, geri dönüştürmesi zor bir plastik yığınına yol açtı.
Chartered Institute of Waste Management Politikalar Şefi Ray Parmenter “Bu dev bir sorun ve her geçen gün daha da büyüyor” diyor ve ekliyor:
“Özellikle tek kullanımlık e-sigaralar döngüsel ekonomiye en aykırı ürünler.”
Bu e-sigaraların içinde plastik, metal, lityum pil, işlemci çipi ve LED ışıklar gibi farklı materyallerin olması, geri dönüştürülmesini son derece zorlaştırıyor.
Elektronik ürünlerin geri dönüştürülebilirliğini artırma alanında çalışan Material Focus adlı örgütün geçen yıl yaptığı araştırmaya göre sadece İngiltere’de her hafta 1,3 milyon elektronik sigara çöpe atılıyor.
Bu her yıl 10 ton lityum pilin çöpe atılması anlamına geliyor. Bu miktar, 1.200 elektrikli araca pil sağlayabilirdi.
Parmenter “Lityum gibi malzemeleri derin madenlerden büyük zorluklarla çıkarıyoruz. Bu yüzden bunları çıkardıktan sonra kıymetini bilmemiz ve buna uygun bir şekilde kullanmamız lazım” diyor.
Druckman da e-sigaraların, düşünce yapımızın nasıl değişmesi gerektiği konusunda güzel bir örnek olduğunu vurguluyor:
“Ekonomik olarak mantıksız, her açıdan mantıksız. Tek kullanımlık e-sigaraları nasıl geri dönüştürebileceğimize kafa yormak yerine aslında neden böyle bir ürünün piyasada olduğunu sorgulamamız lazım.”
Endüstri liderleri ve siyasetçilerin, ürünleri geri dönüşüme uygun hale getirme konusunda büyük sorumluluğu olduğunu söyleyen Druckman, burada tüketicilere de sorumluluk düştüğünü ekliyor:
“Tüketicilerin yapabileceği en faydalı şey daha az tüketmektir.” | Robot bilimi, Teknoloji, Siyaset, Şirket Haberleri, Geri dönüşüm, İngiltere, Yapay zeka |
BBC yapay zekayla üretilen çocuk istismarı görsellerinin nasıl pazarlandığını ortaya çıkardı | BBC'nin yaptığı bir araştırma, pedofillerin yapay zeka teknolojisi kullanarak çocuk istismarı için gerçek gibi görünen görsel malzemeler üretip sattıklarını ortaya çıkardı.
Bu malzemelerin bazılarına Patreon gibi belli başlı içerik paylaşım sitelerine ödenen abonelikler sayesinde ulaşıldığı anlaşıldı.
Patreon sitesinde bu gibi görsellerin yer alması konusunda "sıfır hoşgörü" politikasına sahip olduklarını belirtti.
Ulusal Polis Şefleri Konseyi'nden yapılan açıklamada "bazı platformların ahlaki sorumluluk almaksızın büyük kâr elde etmesinin" kabul edilemez olduğu ifade edildi.
İngiltere hükümetinin siber saldırılara ve tehditlerle mücadele eden güvenlik ve istihbarat kurumu GCHQ da konuyla ilgili açıklama yaptı:
"Çocuk cinsel istismarına karışanlar her tür teknolojiyi kullanıyorlar ve bazıları çocuk cinsel istismarı içeren malzemelerin geleceğinin yapay zekaya dayalı içeriklerde olduğuna inanıyor."
İstismar içerikli görselleri hazırlayanlar sanatsal ya da grafik tasarımında kullanılmak üzere görseller yaratma amacı taşıyan Stable Diffusion isimli yapay zeka yazılımını kullanıyorlar.
Yapay zeka bilgisayarların genellikle insan zekasına ihtiyaç duyan bazı görevleri yapabilmesine imkân tanıyor.
Stable Diffusion kullanıcıları kelimelerle komutlar vererek istedikleri herhangi bir görseli tarif etmelerini mümkün kılıyor, ardından program bu görselleri yaratıyor.
Ancak BBC'nin araştırması bu programın bebek ve çocukların tecavüzü gibi içerikler de dahil çocuk cinsel istismarı içeren ve gerçek gibi görünen görsellerin üretiminde kullanıldığını ortaya koydu.
İngiltere polisi çocuk istismarıyla mücadele ekiplerinin halihazırda bu gibi içeriklere dair incelemelerde bulunduğunu belirtti.
Gazeteci Octavia Sheepshanks aylardır bu haberi araştırıyordu. Bir çocuk yardım örgütü üzerinden BBC'ye ulaşarak elindeki bulguları paylaştı.
"Yapay zekanın görsel tasarlaması mümkün olduğundan beri müthiş bir artış söz konusu. Sadece küçük kız çocukları değil, çocuklardan bahseden pedofiller de var."
İngiltere'de bir bilgisayar tarafından tasarlanmış ve çocuk istismarı içeren "sahte bir görsel" de yasalar önünde gerçek bir görsel gibi muamele görüyor ve bu tür malzemeleri taşımak, yayımlamak ya da transfer etmek suça tabi tutuluyor.
Ulusal Polis Şefleri Konseyi'nin çocukları koruma biriminin başındaki Ian Critchley, bu "sahte görsellerde" gerçek bir çocuk kullanılmadığı için kimsenin zarar görmediğini söylemenin yanlış olacağını ifade ediyor.
Critchley bir pedofilin düşünce aşamasından sahte görsel üretme aşamasına, oradan da gerçekten bir çocuğu fiziksel olarak istismar etme noktasına gelebileceğini söylüyor.
Bazı sahte görseller, genellikle manga ya da animeler tasarlayan sanatçıların kullandığı popüler Japon sosyal medya platformu Pixiv'de paylaşılıyor.
Cinsel içerikli çizgi romanların ya da çocukların çizimlerine yer vermenin yasak olmadığı Japonya'da yönetilen bu sitede, cinsel istismar içeren görselleri tasarlayanlar etiketler kullanarak bunları daha görünür hale getiriyor.
Pixiv'in bir sözcüsü bu konunun üzerine hassasiyetle eğildiklerini, çocukları içeren cinsel içerikli gerçekçi fotoğrafların tanımlamalarının 31 Mayıs'da tamamen yasaklandığını belirtti.
Şirket yapay zeka kaynaklı sorunlarla mücadele için büyük bir bütçe ayırdıklarını ve izleme sistemlerini de güçlendirdiklerini de ifade etti.
Gazeteci Octavia Sheepshanks, sahte çocuk istismarı görselleri hazırlayanların bunu endüstriyel bir ölçekte yaptıklarını belirtti.
Sheepshanks, "Öyle büyük bir hacim var ki insanlar ayda 1000 görsel hazırlamayı hedeflediklerini söylüyor" dedi.
BBC'nin Octavia Sheepshanks'le birlikte yürüttüğü araştırma yapay zeka tarafından tasarlanan çocuk istismarı içeren görsellerin içeriklerine göre farklı fiyat seçenekleri üzerinden satışa sunulduğunu ortaya çıkardı.
Bir hesapta "Kızlarımı bilgisayarımda eğitiyorum," denilirken "teslimiyet içinde" görüldüklerinin de altı çizildi.
Bir diğer hesap ayda 8,30 dolar karşılığı "sansürlenmemiş sanat" vaadinde bulundu.
BBC bu hesaplardan birini Patreon ile paylaştı ve platformun söz konusu içeriğin şirket politikalarını ihlal ettiğini tespit etmesinin ardından hesap askıya alındı.
Patreon bu konuda "sıfır hoşgörü" politikasına sahip olduklarını vurguladı ve "İçerik üreticileri çocukları içeren cinsel temalara dayalı malzemelere para aktaramaz" denildi.
Yapay zeka görselleri tasarlayan Stable Diffusion'ın üst kuruluşu İngiliz Stability AI firması da BBC'ye yaptığı açıklamada "platformlarında yasa dışı ya da ahlaksız niyetlere yönelik bütün kullanımların yasaklandığı, bunun çocuk cinsel istismarına dair malzemeleri de içerdiği belirtildi.
Açıklamada Stability AI ürünlerini kötü niyetler için kullananlara karşı emniyet güçlerinin yürüttüğü soruşturmalara destek verildiği de ifade edildi.
Yapay zeka hızla gelişmeyi sürdürürken, bunun gelecekte ne gibi riskler doğuracağı, insanların özel hayatlarını, haklarını ya da güvenliklerini nasıl etkileyeceği hakkında soru işaretleri doğdu.
Ulusal Polis Şefleri Konseyi'nden Ian Critchley toplumun bir dönüm noktasında olduğu görüşünde.
Critchley, "İnternetin ve teknolojinin gençler için harika fırsatlar yaratmasını teminat altına alabilirız, yoksa internet çok daha zararlı bir yer haline gelecek" dedi.
Hükümetten yapılan açıklamada ise şu ifadeler yer aldı:
"İnternet Güvenliği Yasası her tür çevrimiçi çocuk cinsel istismarına karşı firmaların proaktif tedbirler almalarını öngörecek. Aksi takdirde ağır cezalara çarptırılmaları söz konusu olacak." | Teknoloji, Çocuk tacizi, Yapay zeka |
Titan: Titanik’i ziyaret ederken iletişimi kesilen denizaltı hakkında neler biliniyor? | Titanik’i ziyaret ederken iletişimi kesilen Titan denizaltısından Pazar gününden beri haber alınamıyordu.
Titan'da bulunan beş kişinin de hayatını kaybettiği açıklandı.
Arama-kurtarma çalışmaları ve denizaltının çıktığı yolculuk hakkında yaşananları derledik.
Kuzey Atlantik'te kaybolan Titan denizaltısındaki beş kişinin tamamının hayatını kaybettiği açıklandı.
ABD Sahil Güvenlik yetkilileri, Titan'dakilerin denizaltıdaki basınç kaybından kaynaklanan patlama sonucu hayatını kaybettiklerini duyurdu.
Yetkililer, bulunan denizaltı parçalarının, "feci bir patlama" sonucu ortaya çıktığını belirtti ve kazanın Titanik enkazının uç tarafından 478 metre uzakta gerçekleştiği vurgulandı.
Titan'dan Pazar sabahından bu yana haber alınamıyordu.
Titan'daki oksijen seviyesi sürekli azaldığı için oksijen, su ve gıdanın tükenmesi ihtmaline karşı zamanla yarışan bir arama kurtarma çalışması sürdürülmüştü.
ABD basınına göre arama-kurtarma ekipleri, Titan'ın kaybolduğu bölgeden Salı günü 4 saat boyunca, 30 dakikalık aralıklarla "vurma sesleri" duyulduğunu aktardıktan sonra çalışmalar bu bölgede yoğunlaşmıştı.
BBC'nin konuştuğu derin deniz uzmanları, verileri görmeden bu seslerin kaynağını belirlemenin zor olduğunu söylemişti.
Kısa, keskin ve nispeten yüksek frekanslı seslerin denizaltının ucuna sert bir nesnenin çarpmasıyla meydana gelmiş olabileceği düşünülüyordu.
Avustralya Denizaltı Enstitüsü'nden Frank Owen, mevcut bilgilere dayanarak seslerin Titan'ın içinden geldiğinden emin olduğunu söyledi.
BBC'ye konuşan Owen, "30 dakikalık aralıklarla gelen sesin kaynağının insan dışında bir şey olması pek mümkün değil" dedi.
Owen, sesleri çıkarmanın denizaltında bulunan 77 yaşındaki Fransız kaşif ve araştırmacı Paul-Henry Nargeolet'in fikri olabileceğini söyledi:
"Arama-kurtarma ekiplerinin dikkatini çekme protokolünü biliyordur. Saat başında ve yarım saat aralıklarla üç dakika boyunca deli gibi vurursunuz."
BBC'ye konuşan, deniz aracında bulunan 58 yaşındaki iş insanı Hamish Harding'in arkadaşı ve kaşif Chris Brown ise vurma seslerinin Harding'in aklına gelmiş olabileceğini iddia etti:
"Sürekli bir ses çıkarırsanız algılanmayabilir, ancak sesi her 30 dakikada bir çıkarırsanız bu insanların varlığına işaret eder."
Salı günü tespit edilen seslerin ardından Titan'da bulunan iki kişinin üyesi olduğu bilim topluluğu Kaşifler Kulübü Başkanı, "Sahadan elde edilen verilere dayanarak, bölgede olası yaşam belirtilerinin tespit edildiğine dair umut var" açıklamasını yaptı.
Öte yandan ABD'li nükleer denizaltı komutanı David Marquet ise bu seslerin başka kaynaklardan da geliyor olabileceğini düşünüyordu:
"Sesin onlardan geldiğini sanmıyorum, doğal sesler de olabilir. Bölgeye giden gemilerin miktarı arttıkça daha fazla ses duyuyoruz ve bu ikisi birbiriyle ilintili."
2014'te kaybolan Malezya Havayolları MH370 uçağı ve 2000'de Rus denizaltısı Kursk vakalarında da su altında sesler duyulmuş ancak kaynakları tespit edilememişti.
Titanik'in enkazı 3800 metre derinlikte bulunuyor.
Kurtarma çalışmaları kapsamında aynı derinliğine sonar şamandıralar atıldı.
Owen, seslerin daha derinden bu şamandıralara ulaşma ihtimali olsa da aynı okyanus katmanından gelme olasılığının daha yüksek olduğunu söylüyor.
Owen'a göre sesler gerçekten denizaltından geliyorsa, kurtarma ekipleri onu hızlıca bulabilmeliydi.
Son derece küçük bir denizaltı olan Titan 670 cm. uzunluğunda, 280 cm. genişliğinde ve 250 cm yüksekliğinde.
Bu kadar küçük olması nedeniyle yolcuları yerde oturmak zorunda kalıyor.
Bu tip deniz araçları, denizaltıların aksine, sınırlı güçle hareket edebiliyor. Bir destek gemisinden denize bırakılıyor ve geri güverteye çekiliyor.
Titan bir oyun konsolu kumandasıyla kontrol ediliyor.
Aracın önünde, dışarıyı izleyebilmek için büyük bir pencere bulunuyor.
Titan’da yolcuları 96 saat hayatta tutabilecek miktarda hava, su ve gıda bulunuyor. Bu yüzden aracın Perşembe akşamına kadar su yüzüne çıkabilmesi hayati önem taşıyordu.
Geçen yıl BBC için Titan üzerine bir belgesel hazırlayan Simon Platts, denizaltıya bağlanan ağırlıkların suda çözünebilir olduğunu, böylece teknik bir arıza nedeniyle ağırlıklardan kurtulamasa bile zaman içinde bunların suda çözünmesiyle denizaltının hafifleyip yüzeye çıkabileceğini söylemişti.
Titan’ın kapısı dışardan kapatılıyor. Bu yüzden yüzeye çıkmış olsalar bile kapağını açıp dışarı sinyal göndermeleri mümkün değil.
Araç su altında sonar teknolojisine benzer ses dalgalarıyla haberleşiyor.
Aracın ısıtmalı duvarları, son derece soğuk olan binlerce kilometre derinlikte yolcularına ısınma imkanı sağlıyor.
Titan’da bir tuvalet de bulunuyor. Tuvaleti kullanan yolcular bir perde çekiyor, denizaltı kaptanı da o sırada müzik açıyor.
Araç yaklaşık iki yıldır kullanımda.
Dünyada insanları böylesine derin denizlere indirebilen yalnızca birkaç araç bulunuyor.
Titan aracının herhangi bir sertifikası bulunmuyor.
Denizaltılar genellikle ABD Denizcilik Bürosu (ABS) gibi kurumlarca sertifikalandırılıyor.
Fakat Titan’ın sahibi olan OceanGate, bu tür kurumların son gerece geleneksel yapılara sahip olduğunu, yeni bir denizaltı sınıfı tanımlayıp buna dair sertifikasyon yapılmasının yıllar aldığını, bu yüzden kendilerinin henüz bir sertifikaya sahip olmadığını belirtiyor.
Buna örnek olarak Space X, Blue Origin ve Virgin Atlantic gibi uzay alanında yenilikçi şirketleri gösteren OceanGate, bu şirketlerin öncelikle yeni buluşlar yaptığını, ardından yetiştirdikleri kişilerin bağımsız kuruluşlarda bunları sertifikalandırdığını söylüyor.
BBC’nin ABD’deki ortağı CBS geçen yıl bir muhabirini Titan’la Titanik’e indirmişti.
Muhabir David Pogue, şirketin Titan’a binecek yolculara bunun “hiçbir kurum tarafından onaylanmamış deneysel bir araç olduğunu, yolcuların sakatlanma, engellilik, duygusal travma veya ölümle karşı karşıya kalabileceğini” söylediğini aktarmıştı.
Pogue denizaltının içindeki bazı bileşenlerin baştan savma yapılmış gibi gözüktüğünü söylemişti.
OceanGate CEO’su Stockton Rush ise buna yanıt olarak aracın güvenliği konusunda NASA ve Boeing ile çalıştıklarını belirtmişti.
BBC’ye konuşan ve bu araçla daha önce üç kere su altına inmiş Mike Reiss da yolcuların imzaladığı sözleşmenin yalnızca ilk sayfasında üç defa ölümden bahsedildiğini söylüyor.
Reiss, neredeyse her sefer yüzeyle iletişimin koptuğunu fakat bir süre sonra tekrar kurulduğunu aktarıyor.
Geçen yıl BBC’nin Titan hakkındaki belgeselini yöneten Simon Platts, “Bir şeylerin düzenli olarak yanlış gittiği izlenimini edinmiştim” diyor ve ekliyor:
“Fakat hiçbir şey bu kadar yanlış gidebilirmiş gibi gözükmüyordu.”
Titan’la bir yolculuğun 250 bin dolarlık maliyetinin olması, bunu yalnızca az sayıda kişinin yapabileceği bir aktiviteye dönüştürüyor.
Shahzada ve Suleman Dawood: Pakistan kökenli İngiliz Shahzada ve Suleman Dawood, gemide yer alan bir baba ve çocuğu. 58 yaşındaki milyarder iş adamı Shahzada keşiflere katılmayı severken oğlu Suleman da bir üniversitede okuyordu.
Fransız kaşif ve araştırmacı Paul-Henry Nargeolet: 1987’de Titanik’e ilk dalan kişi olan 73 yaşındaki “Bay Titanik” lakaplı Nargeolet, 1993’te de gemiden yüzeye ilk nesne çıkaran kişi unvanını almış, 800 farklı objeyi karaya çıkarmıştı.
Harper Collins dergisinegeçen yıl bir söyleşi verenNargeolet, “Aşağı küçük bir denizaltıyla iniyor ve 5-8 saat arası aşağıda kalıyoruz. Oradayken yukarı çıkmak istemiyorsunuz, pilleri olabildiğince tüketiyorsunuz – hatta bazen tüketebileceğinizden biraz daha fazla. Bu yüzden birkaç defa kızdılar bana. Çıkış da iniş kadar sürüyor böylece toplam dalış süresi 10-12 saat oluyor” demişti.
Kaşif Hamish Harding: Bir pilot alan Harding daha önce dünyanın etrafında bir tur atmıştı. Bu turda ona eşlik eden emekli NASA astronotu Terry Virts, “O gerçek bir kaşif. Uzaya çıkmak da deniz altına inmek de ilgi alanında” demişti. Harding’in üç de Guiness Dünya Rekoru bulunuyor.
Ocengate CEO’su Stockton Rush: Şirketin yöneticisi olan Rush, denizaltının teknolojilerine en hakim kişi. Bu yolculukta denizaltına o kaptanlık yapıyor.
Kurtarma operasyonu ABD Sahil Güvenliği’nin liderliğinde, Kanada Sahil Güvenliği’nin katkılarıyla yürütüldü.
Bahama bandıralı The Deep Energy adlı, 3 bin metreye kadar su altına kablo döşemek için kullanılan bir gemi, kurtarma çalışmalarına yardım etti.
Bu geminin, 3 bin metre derinliğe kadar inebilen iki insansız aracı bulunuyor. Bu araçlar Deep Energy’ye birer kabloyla bağlı.
Titanik’in kalıntıları deniz yüzeyinden 3 bin 800 metre aşağıda olduğu için Titan yüzeye oturmuşsa bu iki insansız araçla görülemez. Fakat 3 bin metre ve yukarısında bir noktada bulunuyorsa bu araçlar Titan’ı tespit etmeye yardımcı olabilir.
Bu geminin yanı sıra bölgede en az bir kurtarma gemisi daha bulunuyordu.
Fransa’nın göndereceği ve derin denizlere inebilen bir aracı bulunan Atalante adlı bir geminin ise Çarşamba gecesi bölgeye varması hedefleniyordu.
Gemilerin yanı sıra ABD ve Kanada’nın sonar yeteneğine sahip, denizaltını inceleyebilen uçaklar da kullanıldı.
Bu sonarların bir kısmı deniz altından gelebilecek motor sesleri gibi sinyalleri dinlerken bazıları da deniz altına sinyal gönderip gelen yansımalarla aracın yerini tespit etmeye çalıştı.
Araç deniz yatağına oturmuşsa, yolcuların duvarlara vurarak veya benzer gürültüler çıkararak yerlerinin tespit edilmesini kolaylaştırmaları mümkün.
BBC bu soruya yanıt bulmak için uzmanlarla konuştu.
University College London’dan deniz mühendisi Prof. Alistair Greig, Titan’ın bir acil durum nedeniyle ağırlık atarak yüzeye ulaşmış olabileceğini söyledi.
Bu durumda aracı deniz yüzeyinde bulmak gerekecek.
Bir diğer senaryo ise denizaltının gövdesinin su sızdırması.
Bu durumda içeridekilerin kurtulma ihtimali çok daha düşük.
Prof. Greig aracın herhangi bir sorun nedeniyle deniz tabanına oturmuş olabileceğini söylüyor.
Bu durumda ise seçenekler son derece kısıtlı:
“Deniz yüzeyinden 200 metre veya daha fazla aşağıya iniyorsanız, o derinlikten sonra kurtarma yapabilecek çok az sayıda gemi bulunuyor.
“Donanma denizaltılarını kurtarmak için tasarlanan araçların hiçbiri Titanik’in bulunduğu kadar derin bir noktada işlemeye uygun değil.”
ABD Sahil Güvenliği’nden Tuğamiral John Mauger, kurtarma operasyonunun uzak bir noktada yürütüldüğünü ve bunun çalışmaları zorlaştırdığını söylüyor.
BBC’ye konuşan eski denizaltı subayı Frank Owen, “Denizde bir denizaltını bulmak, bir mayın tarlasında mayın bulmak kadar zor” diyor.
Okyanusta güneş ışığı yalnızca bir kilometre derinliğe kadar inebiliyor. O seviyeden daha aşağıda, gözünüzün hemen önündeki bir nesneyi bile görmek imkansız.
Yapay ışık kaynakları da yalnızca kısa bir alanda etki gösteriyor.
Normal yolculuklarda iletişim kesilmemiş olduğu için yüzeye çıkan bu denizaltı, ana gemisiyle haberleşiyor ve iki deniz aracı birbirine doğru ilerliyordu.
Prof. Alistair Greig, “Denizaltında iletişim kurmak zor. Bir kere iletişimi kaybettiniz mi tekrar kurması son derece zor” diyor ve ekliyor:
“Titan muhtemelen ya deniz yatağındadır ya da yüzeye çıkmıştır. Arada bir yerde olması çok düşük ihtimal.”
Keele Üniversitesi’nden Dr. Jamie Pringle ise araçla dalışın başlarında iletişimin kesildiğini, bu yüzden dibe çökene kadar rastgele bir yöne doğru savrulmuş olabileceğine dikkat çekiyor.
Geçen yıl BBC’nin Titan hakkındaki belgeselini yöneten Simon Platts, denizaltının yüzeye çıktığında sadece tepesinin gözüktüğünü, bu nedenle onu denizde bulmanın son derece zor olduğunu söylüyor:
“Öyle ki, gemideyken dibimize kadar gelmesine rağmen fark etmemiştim. Ancak biri parmağıyla gösterince görebildim.”
Fakat Frank Owen, denizaltında radar yansıtıcıları olduğunu ve yüzeye çıkmışlarsa arama uçaklarının onları bulabileceğini belirtiyor.
Titan deniz tabanına oturmuşsa, o derinlikten nasıl çıkarılabileceğini bulmanın da ayrı zorlukları olacak. | Teknoloji, Bilim, Yaşam, Ordu |
Mark Zuckerberg, Elon Musk'ın kafes dövüşü teklifini kabul etti | Dünyanın en ünlü teknoloji milyarderlerinden ikisi, Elon Musk ve Mark Zuckerberg, kafes dövüşünde karşı karşıya gelecek.
Musk, sahibi olduğu sosyal medya platformu Twitter'da, Zuckerberg ile "kafes dövüşüne hazır olduğunu” belirten bir paylaşım yaptı.
Facebook ve Instagram'ın ana şirketi Meta'nın sahibi Zuckerberg daha sonra Musk'ın tweetinin ekran görüntüsünü "Bana konum gönder" mesajıyla paylaştı.
Musk daha sonra Zuckerberg'in mesajına şu yanıtı verdi:
"Vegas Octagon."
Octagon, Ultimate Fighting Championship (UFC) maçlarında kullanılan ring. UFC'nin merkezi Las Vegas.
Bu ayın sonunda 52 yaşına girecek olan Musk ayrıca şu tweeti attı:
“ ’Deniz aygırı' adını verdiğim, rakibimin üzerine uzanıp hiçbir şey yapmadığım harika bir hareketim var.
"Çocuklarımı havaya fırlatmak dışında neredeyse hiç egzersiz yapmıyorum."
Bu arada, 39 yaşındaki Zuckerberg, Karma Dövüş Sanatları (MMA) eğitimi alıyor ve yakın zamanda Jiu-Jitsu turnuvalarını kazandı.
Twitter konuyla ilgili BBC’ye bir açıklama yapmadı.
Paylaşımlar, sosyal medya kullanıcılarının maçı kimin kazanacağına ilişkin tahminleriyle viral hale geldi. Kimileri dövüşün reklamını yapan sahte posterler de dahil olmak üzere meme’ler yayınladı.
BBC’nin edindiği bilgiye göre, bu ayın başlarında Meta, Twitter ile rekabet edecek yazı temelli bir sosyal ağa dair planlarını açıkladı.
Meta’dan bir sözcü, BBC'ye platformun geliştirilmekte olduğunu doğruladı.
Platform, Elon Musk'ın Twitter'ına, benzer platformlar olan BlueSky veya Mastodon'dan daha büyük bir rakip olabilir. | Teknoloji, Elon Musk, Internet |
Titanik'in okyanus dibindeki enkazını ziyaret etmek neden riskli? | Richard Gray| BBC Future
Titan denizaltısının Titanik batığını ziyareti sırasında kaybolması, okyanus derinliklerine yapılacak keşif gezilerinin riskleri konusunda sorulara yol açtı.
1911 sonbaharında Grönland'daki bir buzuldan kopan ve 500 metre olduğu tahmin edilen devasa bir buz parçası aylarca sürüklenip okyanus akıntıları ve rüzgarla güneye doğru yol alırken yavaş yavaş erimişi.
İngiltere'deki Southampton limanından kalkıp ABD'nin New York kentine ilk seferini yapan yolcu gemisi Titanik 14 Nisan 1912'de 125 metre uzunluğa inen bu buzdağına çarpmıştı.
Gemi üç saatten kısa bir süre içinde batmış ve 1.500'den fazla yolcu ve mürettebatıyla birlikte sulara gömülmüştü. Enkaz şu anda Newfoundland sahilinin yaklaşık 400 mil (640 km) güneydoğusundaki bir bölgede yaklaşık 3,8 km derinlikte yatıyor.
Buzdağları gemicilik için hala tehlike oluşturuyor.
2019'da 1.515 buzdağı Mart-Ağustos ayları arasında transatlantik gemicilik yollarına girecek kadar güneye sürüklenmişti.
Titanik batığı kendine has tehlikeler taşıdığından buraya yapılacak ziyaretler önemli bir zorluk teşkil ediyor.
BBC, Titan adlı denizaltının Titanik'in batığını ziyarete giden beş yolcusuyla kaybolmasının ardından bu bölgede okyanus tabanının nasıl bir yer olduğunu inceliyor.
Okyanus derinlikleri karanlıktır.
Güneş ışığı su tarafından çok hızlı bir şekilde emildiği için yüzeyden yaklaşık 1.000 metreden daha derine nüfuz edemez.
Titanik enkazı da 3.800 metre derinlikte zifiri karanlıktadır.
Enkaz bölgesine daha önce yapılan keşif gezilerinde, kamyon büyüklüğündeki dalgıç aracın ışıklarının aydınlattığı birkaç metre gözlenebilmiştir.
Görüş alanı sınırlı olduğundan, bu derinlikte yönünü kaybetmek kolaydır.
Ancak Titanik'in enkaz bölgesinin onlarca yıllık yüksek çözünürlüklü taramayla bir araya getirilen ayrıntılı haritaları mevcut. Ayrıca mürettebatın dalgıç tarafından aydınlatılan küçük ışık havuzunun ötesi sonar yoluyla tespit edilebilir.
Dalgıçlar ayrıca, bilinen bir başlangıç noktası ve hıza göre konumlarını ve yönlerini takip etmek için ivmeölçer ve jiroskop sistemlerini kullanarak ataletsel seyrüsefer (navigasyon) sistemi olarak bilinen bir teknikten de yararlanır.
OceanGate'in Titan dalgıç gemisi, aracın deniz tabanına göre derinliğini ve hızını tahmin etmek için Doppler Hız Kaydı olarak bilinen bir akustik sensörle birleştirdiği son teknoloji ürünü bağımsız bir ataletsel seyrüsefer sistemi taşır.
Buna rağmen OceanGate ile Titanik'e daha önce yapılan yolculuklara katılan yolcular okyanus tabanına ulaştıklarında yollarını bulmanın ne kadar zor olduğunu anlatırlar.
The Simpsons'da çalışan ve geçen yıl OceanGate ile Titanik'e yapılan bir geziye katılan TV komedi yazarı Mike Reiss BBC'ye şunları söyledi:
"Dibe indiğinizde nerede olduğunuzu gerçekten bilmiyorsunuz. Titanik'in orada bir yerde olduğunu bilerek okyanusun dibinde körü körüne çırpındık ama o kadar zifiri karanlıktı ki okyanusun altındaki en büyük şey sadece 500 metre uzaktaydı ve onu aramak için 90 dakika harcadık."
Bir nesne okyanusta ne kadar derine giderse, etrafındaki suyun basıncı da o kadar artar.
3.800 metre derinlikteki Titanik ve etrafındaki her şey, yüzeydekinden 390 kat daha fazla basınca maruz kalır.
Stockholm Üniversitesi Dayanıklılık Merkezi'nde okyanus araştırmacısı olan Robert Blasiak, "Bu bir araba lastiğindeki basıncın yaklaşık 200 katı. Bu yüzden kalın çeperli bir dalgıç gemi gerekir" diyor.
Titan'ın karbon fiber ve titanyum gövdesi, ona maksimum 4.000 metre derinliğe inecek şekilde tasarlanmıştır.
Tekneleri ve yüzücüleri rotalarından saptırabilen güçlü yüzey akıntıları gibi, okyanus derinlerinde de akıntılar olur.
Genellikle yüzeydeki kadar güçlü olmasa da bunlar büyük miktarlarda suyun hareketini içerebilir.
Yüzeydeki rüzgârların aşağıdaki suyu etkilemesi, derin su gelgitleri ya da termohalin akıntılar olarak bilinen sıcaklık ve tuzluluktan kaynaklanan su yoğunluğundaki farklılıklar tarafından yönlendirilebilirler.
Bentik fırtınalar olarak bilinen ve genellikle yüzeydeki girdapların okyanus tabanındaki en derin alanı etkilemesiyle ilgili olan nadir olaylar da tabandaki malzemeyi süpürüp götürebilecek güçlü, düzensiz akıntılara neden olabilir.
Batarken baş ve kıç kısmı parçalandıktan sonra ikiye ayrılan Titanik'in etrafındaki sualtı akıntıları hakkındaki bilgiler, deniz tabanındaki ve mürekkep balıklarının enkaz etrafındaki hareketlerini inceleyen araştırmalara dayanıyor.
Titanik enkazının bir bölümünün, Batı Sınırı Alt Akıntısı olarak bilinen soğuk, güneye doğru akan bir su akıntısından etkilenen deniz yatağının bir bölümüne yakın olduğu biliniyor.
Bu "dip akıntısının" akışı, okyanus tabanındaki tortu ve çamurda, bilim insanlarına akıntının gücü hakkında fikir veren, göç eden kumullar, dalgacıklar ve şerit şeklinde desenler oluşturuyor.
Deniz tabanında gözlemledikleri oluşumların çoğu nispeten zayıf veya orta dereceli akıntılarla ilişkili. Bu akıntılar enkazın farklı bölgelerinde farklı yönler izleyebiliyor.
Birçok uzman bu akıntılar nedeniyle Titanik enkazının sonunda tortulara gömülmesini bekliyor.
Kısa bir süre önce Titanik batığını yüksek çözünürlükte taramak için bir keşif gezisine öncülük eden derin su deniz arkeoloğu Gerhard Seiffert'e göre bölgedeki akıntılar bir denizaltı için risk oluşturacak kadar güçlü değil.
"Akıntıların Titanik bölgesinde çalışan herhangi bir derin deniz aracı için tehdit oluşturduğunu görmedim. Akıntılar... haritalama projemiz bağlamında, güvenlik için bir risk değil, hassas haritalama için bir zorluk teşkil ediyordu."
Deniz dibinde 100 yılı aşkın bir süre kaldıktan sonra Titanik yavaş yavaş bozulmaya başladı.
Geminin iki ana bölümünün deniz tabanına çarpması sonucu oluşan ilk darbe, enkazın büyük bölümünü büküp deforme etti.
Zamanla geminin demirinden beslenen mikroplar buz saçağı şeklinde "pas sarkıtları" oluşturdu ve enkazın bozulmasını hızlandırdı.
Bilim insanlarına göre, geminin kıç tarafı, daha fazla hasar nedeniyle maruz kaldığı daha yüksek bakteriyel aktivite nedeniyle, baş kısmından 40 yıl daha hızlı bozulmuş durumda.
Seiffert, "Enkaz, esas olarak korozyon nedeniyle sürekli çöküyor" diyor.
"Her yıl biraz daha. Ancak güvenli bir mesafeyi koruduğunuz sürece - doğrudan temas yok, açıklıklardan içeri girmek yok - herhangi bir zarar beklenmiyor" diyor.
Son derece düşük bir ihtimal olsa da, deniz yatağı boyunca ani tortu akışlarının geçmişte okyanus tabanındaki insan yapımı nesnelere zarar verdiği ve hatta onları sürüklediği biliniyor.
1929 yılında Newfoundland kıyılarında transatlantik kabloları koparan olayda olduğu gibi, bu olayların en büyükleri deprem gibi sismik olaylarla tetikleniyor.
Bu olayların yarattığı risk giderek daha fazla anlaşılıyor; ancak Titan denizaltısının kaybolmasında böyle bir olayın rol oynadığına dair herhangi bir belirti yok.
Titanik enkazının bulunduğu deniz tabanı çok daha eski zamanlarda büyük su altı heyelanlarına maruz kalmış.
Devasa hacimlerde tortunun Newfoundland'dan kıta yamacına doğru akarak "istikrarsız koridor" olarak adlandırılan bölgeyi oluşturmuş.
Bu "yıkıcı" olayların sonuncusunun on binlerce yıl önce meydana geldiği ve 100 metre kalınlıkta tortu katmanları oluşturduğu tahmin ediliyor.
Ancak Titanik'in etrafındaki deniz tabanını uzun yıllar boyunca inceleyen Kanada Jeolojik Araştırmalar Kurumu'nda deniz jeolojisi araştırmacısı olan David Piper, bu tür olayların çok nadir meydana geldiğini söylüyor.
Bulanıklık akıntıları olarak bilinen ve suyun tortu ile yüklenerek kıta yamacından aşağı aktığı olaylar daha yaygın olup fırtınalar tarafından tetiklenebilir.
Piper, "Belki 500 yıllık bir tekrarlama aralığı gösteriyor" diyor. Ancak bölgedeki deniz tabanının topografyası, herhangi bir tortu akışını muhtemelen "Titanik Vadisi" olarak bilinen bir özelliğe yönlendirecek, yani enkaza hiç ulaşmayacaktır.
Seiffert ve Piper, böyle bir olayın Titan denizaltısının kaybolmasında rol oynamış olma ihtimalinin düşük olduğunu söylüyor.
Enkaz alanının çevresinde henüz keşfedilmemiş başka jeolojik özellikler de var.
Kayıp denizaltıyı arama çalışmaları devam ederken, Titan ve mürettebatına ne olmuş olabileceğine dair fazla ipucu yok.
Ancak böylesine zorlu bir ortamda Titanik enkazını ziyaret etmenin riskleri, batışından bu yana gemiyi gören ilk insanların 1986'da yaptığı yolculukta olduğu gibi bugün de geçerliliğini koruyor. | Teknoloji, Bilim, Yaşam |
Titanik enkazına giden denizaltı hakkında beş yıl önce uyarıda bulunulduğu ortaya çıktı | Rebecca Morelle & Jake Horton| BBC News
Titanik batığını ziyaret için dalış yapan kayıp Titan denizaltısını işleten OceanGate şirketinin eski bir çalışanının, 2018'de gemiyle ilgili potansiyel güvenlik sorunları konusunda uyarıda bulunduğu ortaya çıktı.
ABD mahkeme belgeleri, şirketin Deniz Operasyonları Direktörü David Lochridge'in bir teftiş raporunda endişelerini dile getirdiğini gösteriyor.
Belgelere göre raporda, teknenin test edilme şekli de dahil olmak üzere "ciddi güvenlik endişeleri yaratan çok sayıda sorun tespit edilmişti".
Lochridge, "denizaltı aşırı derinliklere ulaştığında Titan yolcuları için potansiyel tehlikeyi" vurgulamıştı.
Belgelere göre Lochridge uyarılarının dikkate alınmadığını ve OceanGate patronlarını toplantıya çağırdığını ancak kovulduğunu söyledi.
Şirket gizli bilgileri ifşa ettiği için kendisine dava açmış, o da haksız yere işten çıkarıldığı gerekçesiyle karşı dava açmıştı. Dava daha sonra anlaşmayla sonuçlandı ancak anlaşmanın ayrıntıları bilinmiyor.
BBC Lochridge'e ulaşmaya çalıştı ancak kendisi yorum yapmıyor.
Ayrıca, Deniz Teknolojisi Derneği (MTS) tarafından Mart 2018'de OceanGate'e gönderilen ve New York Times tarafından ele geçirilen bir mektupta "OceanGate tarafından benimsenen mevcut 'deneysel' yaklaşım... olumsuz sonuçlara (ufak bir felakete kadar) yol açabilir" ifadesi yer aldı.
OceanGate sözcüsü, Lochridge ve MTS tarafından dile getirilen güvenlik sorunları hakkında yorum yapmadı.
Şirket tarafından "deneysel" olarak tanımlanan Titan denizaltı, derin deniz aracı için alışılmadık bir malzemeden inşa edildi.
Deniz aracının gövdesi karbon fiberden, uç plakaları titanyumdan yapılan aracın bir ucunda küçük bir pencere bulunuyor.
Portsmouth Üniversitesi'nde deniz biyolojisi alanında öğretim görevlisi olan Dr. Nicolai Roterdam, "Tipik olarak, derin deniz araçlarının insanları barındıran kısmı yaklaşık 2 metre çapında titanyum bir küre şeklindedir" dedi.
Derin sulardaki büyük basınca dayanması için güçlü malzemeler gerekiyor.
Karbon fiber, titanyumdan ve çelikten daha ucuz ve son derece güçlü, ancak Titan gibi derin deniz gemileri için geniş çaplı bir şekilde test edilmedi.
OceanGate'in CEO'su Rush Stockton geçen yıl Oceanographic'e verdiği bir röportajda, "Karbon fiber, yatlarda ve havacılıkta başarıyla kullanılıyor, ancak mürettebatlı denizaltılarda kullanılmadı" demişti.
Mahkeme belgelerinde şirketin eski çalışanı Lochridge, gövdenin uygun şekilde test edilmediğini iddia etti, bu testlerde gövde aşırı basınç altında tutulur ve olası sorunlar için analiz edilir.
Denizaltının daha küçük ölçekli bir modeli üzerinde yapılan denemelerde, basınç testi altında karbonda kusurlar olduğunun ortaya çıktığını iddia etti.
Lochridge ayrıca Titan'ın cam görüş alanı konusunu da gündeme getirdi. Malzemeyi üreten şirketin sadece 1.300 metreye kadar kullanımını onaylayacağını iddia etti.
OceanGate'ten Aralık 2018'de yapılan bir açıklamada Titan'ın, "OceanGate'in yenilikçi mühendisliğini ve Titan'ın karbon fiber ve titanyum gövdesinin yapımını tamamen doğrulayan" 4000 metrelik bir dalışı tamamladığı belirtildi.
2020 yılında GeekWire'a verdiği bir röportajda Rush, Titan'ın gövdesinin "döngüsel yorgunluk belirtileri gösterdiğini" ortaya koyan testler yapıldığını söyledi.
Mayıs 2021'de yapılan bir mahkeme başvurusunda şirket, Titan'ın Bahamalar açıklarındaki derin sularda ve bir basınç odasında Titanik enkazının bulunduğu eşdeğer derinlik de dahil olmak üzere 50'den fazla test dalışına tabi tutulduğunu söyledi.
Titan'ın şekli de alışılmışın dışında.
Bir derin dalış denizaltısının gövdesi genellikle küreseldir, yani her noktada eşit miktarda basınç alır, ancak Titan'ın gövdesinin silindire benzer şekilde olması basıncın eşit olarak dağılmadığı anlamına gelir.
Dr. Roterman, "Titan, araştırmalarda kullanılanlara kıyasla oldukça farklı bir derin deniz dalgıç aracı" dedi.
"Ancak kompozit malzemelerle yapılan bu tasarımın yapısal bir zayıflık teşkil edip etmediğine mühendisler karar verecektir" diye ekledi.
Lochridge, mahkeme belgelerinde OceanGate'i denizaltıyı denetletmeye ve sertifikalandırmaya çağırdığını da söyledi.
Denizaltılar denizcilik kuruluşları tarafından - örneğin Amerikan Denizcilik Bürosu (ABS) veya DNV (Norveç merkezli küresel bir akreditasyon kuruluşu) veya Lloyds of London tarafından - sertifikalandırılabilir veya "sınıflandırılabilir".
Bu esasen aracın stabilite, mukavemet, güvenlik ve performans gibi hususlarda belirli standartları karşılaması anlamına gelir.
Süreç, tasarım ve yapının gözden geçirilmesini, test ve denemelerin değerlendirilerek sertifikalandırılmasını içerir. Denizaltı hizmete girdikten sonra da bu kriterleri hâlâ karşıladığından emin olmak için periyodik olarak kontrol edilmesi gerekir.
Ancak denizaltıların sertifikalandırılması zorunlu değil.
Titan bu süreçlerden geçmedi. Şirket 2019'da bu konuda bir blog yazdı.
Titan'ın tasarlanma şeklinin kabul edilen sistemin dışında kaldığını, ancak bunun "OceanGate'in geçerli olan standartları karşıladığı anlamına gelmediğini" söyledi.
Sınıflandırma kurumlarının "inovasyonu yavaşlattığı... her inovasyonun gerçek dünyada test edilmeden önce dışarıdan bir kurum tarafından incelenmesinin hızlı inovasyonun önüne geçtiği" de belirtildi.
2022'de Titan'a binen bir CBS muhabiri, insanların binmeden önce imzaladıkları feragatnamede "fiziksel yaralanma, duygusal travma veya ölümle sonuçlanabilecek herhangi bir düzenleyici kurum tarafından onaylanmamış veya sertifikalandırılmamış deneysel bir dalgıç gemi" ifadesinin yer aldığını aktardı.
4000 metrenin üzerinde dalış yapan her denizaltı tek sefer yapan bir araçtır - seri üretilen bir şey değildir - ve bu derinliklerde hayatta kalmak için yenilik ve yeni tasarım gerektirir.
Ancak bu, bunun sınıflandırma sisteminin dışında kaldığı anlamına gelmez.
Örneğin Limiting Factor adlı denizaltıyı ele alalım. Triton denizaltıları tarafından tasarlanan bu gemi defalarca okyanusun en derin yerlerine gitmiş ve 11 km derinlikteki Mariana Çukuru'nun dibine kadar birçok dalış gerçekleştirmişti.
Gerçekten benzersiz ve son teknoloji ürünü olan bu aracın arkasındaki ekip, tasarımdan inşa ve test aşamasına kadar DNV sınıflandırma kuruluşuyla işbirliği yaptı. Ve Limiting Factor okyanusun her derinliğine tekrar tekrar ve güvenli bir şekilde dalmak üzere tamamen sertifikalandırıldı.
Katkıda bulunan: Thomas Spencer | Teknoloji, Şirket Haberleri |
Amazon, kullanıcıları zorla Prime’a üye yaptırmakla suçlanıyor | ABD Federal Ticaret Komisyonu (FTC) Amazon’u milyonlarca kullanıcıyı paralı abonelik sistemi olan Amazon Prime’a rızaları olmadan üye yapmak ve abonelikten çıkmayı zorlaştırmakla suçladı.
FTC, Amazon’a Seattle’da açtığı davada şirketi “bilinçli bir şekilde kullanıcıları farkında olmadan üye yaparak kandırmakla” suçladı.
Amazon ise yaptığı açıklamada suçlamaları “hem gerçekler hem de kanunlar açısından yanlış” olarak niteledi.
FTC, açtığı davada şirketin para cezası ödemesini talep ediyor.
Amazon’un geliştirdiği arayüzün “manipülatif bir şekilde, zorla ya da kandırarak müşterilerin otomatik olarak Prime üyeliklerini yeniletmesine yol açtığı” suçlamalarda yer aldı.
Bu dava, ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin büyük teknoloji şirketlerine karşı piyasada edindikleri güce karşı müşterileri korumak için açtığı davalardan sadece biri.
FTC, Amazon Prime’ın 25 milyar dolarlık gelirle dünyadaki en büyük abonelik sistemi olduğunu belirtti.
Türkiye’de de bulunan Amazon Prime üyeliği kapsamında çok sayıda ürünün nakliyesi ücretsiz gerçekleştirilirken film, müzik ve televizyon dizilerine erişim de sağlanıyor.
ABD’de üyelerin yılda 139 dolar ödediği sistem kapsamında dünya çapında Amazon Prime’ın 200 milyon üyesi bulunuyor.
Türkiye’de Amazon Prime üyeliği aylık 39 TL’den yıllık olarak 468 TL’ye tekabül ediyor.
Amazon ise yaptığı açıklamada müşterilerinin Prime’ı sevdiğini ve tasarımlarının üyeliği iptal ettirmek için gayet uygun olduğunu aktardı.
Şirket ayrıca davanın tam da FTC ile görüşmeler yürüttükleri bir dönemde kendilerine bildirim yapılmadan açılmış olmasının kaygı verici olduğunu belirtti.
Bu gelişme şimdilik Amazon hissesine büyük bir şekilde yansımadı, akşam saatlerinde şirketin hissesinin yüzde 0,2 düştüğü görüldü.
FTC, Amazon’a kaydolma ve üyelik iptali sistemini Mart 2021’den beri araştırıyor.
FTC’nin iddialarına göre üyeliğini iptal ettirmek isteyen kullanıcılar labirent gibi karmaşık adımları takip etmek zorunda kalıyor.
Reuters’a konuşan ABD merkezli analiz şirketi Insider Intelligence’ın kıdemli araştırmacısı Evelyn Mitchell-Wolf, FTC’nin açtığı bu davayla Amazon’un diğer şirketlere örnek teşkil etmesini istediğini, ancak çoğu şirkette üye olmanın üyeliği iptal etmekten daha zor olduğunu vurguladı.
FTC, daha önce de Amazon’un başka hizmetlerini mahkemeye vermiş, iki tarafın anlaşma sağladığı vakalar olduğu görülmüştü. | Teknoloji, Amerika Birleşik Devletleri, Şirket Haberleri, Yaşam, E-ticaret, Internet |
Titanik batığına denizaltıyla dalan bilim insanının 'dehşet verici' deneyimi | Titanik batığını ziyaret ederken kaybolan denizaltıdaki beş kişiyi bulmak için büyük bir arama kurtarma operasyonu devam ederken, ABD’li gazeteci Michael Guillen, Atlas Okyanusu’nun kuzeyinde, benzer bir araçla 2000 yılında yaşadığı dehşet verici deneyimi anlattı.
O dönem Amerikan ABC televizyonunun bilim editörü olan Guillen, “Titanik batığından haber yapan ilk gazeteci bendim. Dolayısıyla, doğal olarak çok heyecanlıydım” diyor.
Guillen, dalıştaki ortağı Brian ve Rus pilot Viktor ile birlikte, Akademik Mstislav Keldysh araştırma gemisinden küçük bir denizaltıyla suya dalmalarını hatırlıyor.
Titanik batığının pruvasını dolaşırken “her şey yolundaydı” ve ekip biraz ilerideki geminin kıç kısmına gitmeye karar verdi.
Titanik 15 Nisan 1912’de bir buzdağına çarptıktan sonra batmıştı. İngiliz yolcu gemisi batmadan önce iki parçaya bölünmüştü.
Guillen “Kıç kısmına yaklaşırken, çok hızlı bir sualtı akıntısına kapıldık. Geminin ‘dev’ pervanesine sıkıştık. Birden bir çarpışma oldu. Sonra enkaz parçaları, Titanik’in paslı enkaz parçaları üzerimize düşmeye başladı” diyor.
Şimdi bir tıp doktoru ve çok satan bir yazar olan Guillen “hemen o anda sıkıştıklarını anladıklarını” ve eski bir Rus Mig savaş uçağı pilotu olan pilotun da denizaltıyı sıkıştığı yerden kurtarmaya çalıştığını” anlatıyor.
“Sanki aracınızın çamura saplanması gibi. İleri, geri, ileri, geri gidiyor, kendinizi kurtarmaya çalıyorsunuz. Hepimiz sessiz kaldık. Victor’u rahatsız etmek ya da dikkatini dağıtmak istemiyorduk. Bir kriz yaşadığımızı biliyorduk, o yüzden sessiz kaldık.”
Dr. Guillen en nihayetinde denizaltının “Viktor’un kabiliyeti sayesinde” sıkıştığı yerden çıkmayı başardığını söylüyor.
“Şanslıydık. Neredeyse bir saat sıkışmış halde kaldık. Ben ise bu sürede aklımda bütün vedalarımı yaptım. Aklıma gelen şu düşünceyi asla unutmayacağım: ‘İşte senin de sonun bu olacakmış’. Ama sonunda bir şeylerin değiştiğini hissettik. Yüzmeye başladığımızı anladık.”
Guillen, pilot spot ışığını kapattığı için tüm bunların tamamen karanlıkta yaşandığını belirtiyor.
“Bir şey demek istemedik. Buradan çıkmak mümkün müydü?”
“Sonra Viktor’a döndüm: Tamam mıyız? diye sordum.”
“İngilizcesi kötüydü. Bana Rus aksanıyla “Sorun yok” demesini asla unutmayacağım. Derin bir nefes aldım.”
Guillen yüzeye dönmelerinin iki buçuk saat aldığını ve gemidekilerin bir “kriz” durumu yaşandığının farkında olduğunu söyledi. Gazeteci, 2000 yılında sadece iki ülkenin, Rusya ve Fransa’nın büyük su basıncına dayanabilecek denizaltılara sahip olduğunu belirtti.
7,8 metre uzunluğundaki Rus denizaltısını kayıp Titan ile kıyaslayan Guillen “Bizim denizaltımızın, bu lüks araçla alakası yoktu. Titan’ın içinin fotoğraflarını gördüm; villa gibi” dedi.
“Dar aracın her iki yanında iki oturak vardı. Ben, dalış arkadaşım ve ortada da pilot.”
“Sudan korkarım. Bu işi yapmak benim için zaten zordu” diyen Guillen Titanik enkazında haber yapma fırsatını kaçırmak istemediğini belirtiyor.
Dalıştan önce ekip, denizaltıda ne bekleyebilecekleri konusunda küçük bir brifing almış.
“Bir kriz durumunda başka birinin başına gelen gerçek bir hikayeyi dinledik. İlk içgüdüsü denizaltının kapağını açmaya davranmak olmuş. Çünkü aşağıda mahsur kaldığınızda ilk tepkiniz ayağa kalkmak, hemen üstteki kapağa uzanmak ve bu yolla kurtulacağınızı düşünmek.
“Bu kişi de panikle bunu yapmış ama tabi böyle kendi sonunu hazırlamış. Müthiş su basıncı altında bunu yaparsanız tek gereken bir çatlak, su içeri girer. Jilet gibi bir şey, sizi ikiye böler.
“Denizaltında böyle bir şey yapmaktan kaygılıydım. Dolayısıyla duyularımı açtım. Panik yapmadım ve denizaltında panik yapabilecek herkesi yere indirmeye kararlıydım.
“Bu benim dikkatimi krizden uzaklaştırmama yardımcı oldu. Bana bir tür amaç verdi. Başka bir şey düşünmemek için bir neden.
"Daha sonra bir bilim insanı olarak aklımda bir envanter çalışması yaptım. Oksijenimiz ne kadar yetecek? Ne yapabiliriz?
“Kendi kendime bundan nasıl kurtulabileceğimizi düşündüm. Sonra hiçbir çıkış olmadığı gerçeğiyle karşılaştım. İşte o zaman kafamın içindeki bir ses, senin de sonun böyle olacak dedi. Neredeyse gerçek üstü bir huzur geldi."
Guillen, Titan denizaltısı sorulduğunda duygularını kontrol etmekte zorlanıyor.
Gözyaşlarıyla “Kalbim aşağıdaki beş kişiyle birlikte. Neler yaşadıklarını biliyorum. Kelimelerle anlatılamaz. Onlar için dua ediyorum” diyor. | Teknoloji, Yaşam |
Deepfake teknolojisiyle çekilen porno filmler 'hayatları paramparça ediyor' | Deepfake teknolojisiyle çekilen porno filmlerin insanların psikolojisi üzerindeki etkisini irdeleyen bir belgeselin yönetmeni, bu filmlerin nasıl derin bir travmaya yol açtığını gösterebilmiş olmayı umduğunu söylüyor.
Rosie Morris'in filmi My Blonde GF (Sarışın Kız Arkadaşım), yazar Helen Mort'un bir porno sitesinde deepfake fotoğraflarının kullanıldığını öğrenmesinin ardından yaşadıklarını ele alıyor.
Deepfake fotoğraf yapay zeka teknolojisi kullanılarak bir kişinin yüzünün dijital olarak bir diğer kişinin vücuduna eklenmesini içeriyor.
Helen resimlerinin eski bir Facebook hesabından ya da kamusal alandaki fotoğraflarından alınmış olabileceğini söylüyor.
Filmde, Helen'ı 19 ila 32 yaşlarında çekilmiş, düğünlerde, çeşitli aile toplantılarında gülümserken ya da hamileyken çekilmiş resimlerini karıştırırken izliyoruz.
Nitekim bu resimler, Helen'ın cinsel ve şiddet içerikli sahnelerde yer alan kadınların fotoğrafları üzerine dijital olarak yamanan fotoğrafları.
Helen belgeselde doğrudan kameraya bakarak, "Resimleri kendim görmem gerekiyordu" diyor. İzleyici bir anda kendisini tekinsiz bir tartışmanın içinde buluyor:
"Yatağın kenarında oturan bir kadın var. Kadının yüzü benim yüzüm, ama ağzı benim ağzım değil. Cinsel [bir eylem gerçekleştiriyor]. Teni benimkinden çok daha güneş görmüş ve benim dövmemin aynısı bu kadında da var.
"Bir mesaja bakıyor. Resimdeki kişiyi, yani beni küçük düşürmek için bir davet bu."
Mesajda Helen "Sarışın Kız Arkadaşım" olarak tarif ediliyor. Belgesel filmin adı da buradan geliyor.
Yönetmen Rosie Morris, BBC'ye yaptığı açıklamada bu fotoğrafların Helen ve hayatı üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu irdelemek istediğini, gördüğü kâbusları ve yaşadığı paranoyayı aktarabilmeyi umduğunu söylüyor.
Filmde Helen sokakta yürürken insanların bu fotoğrafları bir şekilde gördüğünü düşündüğünü, hakkındaki ve bir anda sanki kendisininmiş haline gelen bu korkunç sırrı herkesin bildiğini sandığını anlatıyor.
Ancak Helen daha önce de bu konuda konuşmuştu. Deepfake teknolojisinin pornoda nasıl kullanıldığıyla ilgili başka belgeseller de çekilmişti. Peki bu film onlardan ne açıdan farklı?
Rosie Morris, "Benim filmim bu pornoları çekenlerle hiç ilgilenmiyor. Onların nasıl bir ruh hali içinde olduklarıyla ilgilenmiyorum. Benim ana amacım bu hikâyede Helen'ın yanında yürümekti" diyor ve şöyle devam ediyor:
"Filmde başından sonuna kadar her aşamada Helen'ın yanındasınız. Ben onunla tanıştığımda hâlâ bu travmayı sindirmeye çalışıyordu. Onun neler yaşadığını hissetmenin tek yolu her zaman onun yanında olmaktan geçiyordu.
"Helen'la tanıştığımda şunu fark ettim: Birini kendisiyle fiziksel temasa geçmeden de cinsel açıdan istismar edebilirsiniz.
"Beni bu filmde motive eden şey buydu."
Deepfake pornolarda görüntülerinin kullanılmasının kişiler üzerinde yarattığı travma son derece gerçek.
Durham Üniversitesi'nden fotoğraf temelli cinsel istismar konularında uzman bir isim olan Profesör Clare McGlynn bu görüntülerin "hayatları paramparça eden" etkileri olabileceğini söylüyor:
"Birçok mağdur, hayatlarının bu olaydan sonra 'öncesi' ve 'sonrası' olarak ikiye ayrıldığını anlatıyor. İstismarın hayatlarının her alanını, işlerini, kişisel yaşamlarını, ekonomik durumlarını, sağlıklarını etkilediğini söylüyorlar."
Helen filmde şöyle konuşuyor:
"Bu resimler sanki gerçekmiş gibi hissediyordum. Kendisini o şekilde görmemiş birine bunun nasıl bir his olduğunu anlatmam çok zor.
"Yani bana fiziksel olarak bir şey yapmadılar. Ama kafamın içine bu görüntüleri yerleştirdiler. Bu resimleri görmemiş gibi yapamam. Bu resimlerde kullanılan kendi fotoğraflarıma da hiçbir şey olmamış gibi bakmam mümkün değil."
Morris fotoğrafların Helen üzerindeki etkilerini şöyle açıklıyor:
"En rahatsız edici yanı şu ki fotoğrafları hafızadan ayırmak çok kolay değil. Yani geriye dönüp baktığınızda hatırladığınız şey o an mı yoksa onun bir fotoğrafı mı bilemiyorsunuz.
"Dolayısıyla Helen'a olan şey anılarıyla bağlantılı olan bu resimlerin başka bir şekil alması. Sanki birileri hafızasına sahte anılar yerleştirmiş gibi yani. Bu travmanın boyutlarını ölçmek mümkün değil."
Deepfake teknolojisi üzerine çalışmalarda bulunan Sensity AI'ın 2019'da yayımladığı bir rapora göre bu tür filmlerde kullanılan görüntülerin yüzde 96'sında kurbanların rızası alınmamış ve kurbanların yüzde 99'unu da kadınlar oluşturmuş.
Profesör McGlynn "Kadınlar bu tür istismara daha çok maruz kalıyorlar. Toplumun kadınlara yönelik suçları ciddiye almama gibi bir sicili var," diyor.
"Deepfake pornoda da aynı durum söz konusu. Çevrimiçi suçlar ya minimize ediliyor ya da basitmiş gibi görülüyor."
Helen, belgesel filmde resimlerini bu şekilde kullananlarla ilgili adli hiçbir işlem yapılamayacağını öğrenmesinin ardından yaşadığı dehşeti de anlatıyor.
İskoçya'da polisin deepfake teknolojisiyle ilgili inceleme yetkisi bulunuyor. Ancak İngiltere'deki yasalar buna imkân tanımıyor.
Halen Lordlar Kamarası'nın incelediği İnternet Güvenliği Yasası'nda rıza olmaksızın üretilen deepfake içeriği paylaşmanın yasa dışı ilan edilmesi tartışılıyor.
Yasanın bu yıl içinde yürürlüğe girmesi bekleniyor. | Teknoloji, Yaşam |
Blinken: ABD ve Çin ikili ilişkilerini sorumlu şekilde yönetmeli | ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Çin gezisinde son olarak Pekin'de Devlet Başkanı Şi Cinping tarafından kabul edildi. Blinken'ın programında olmayan görüşme, Amerikalı bakanın Şi'nin dış politika danışmanı Vang Yi'yle bir araya gelmesinin ardından yapıldı.
Antony Blinken, yaklaşık yarım saat süren görüşmeden sonra düzenlediği basın toplantısında, ABD ve Çin'in aralarındaki ilişkiyi "sorumlu şekilde yönetmek" zorunda olduğunu söyledi.
Blinken, Şi ile ortak çıkarlarına ilişkin pek çok konuda aynı çizgide olduklarını; Çin'deki resmi görüşmelerin tamamının yapıcı geçtiğini belirtti.
İkili ilişkileri güçlendirmek, anlaştıkları ve anlaşamadıkları noktaları netleştirmek için Çin'e gittiğini söyleyen Blinken, "Bunların hepsini yaptık. ABD-Çin ilişkileri istikrara kavuşmalı" dedi.
Ukrayna savaşı dahil küresel konularda da sağlıklı görüşmeler yaptıklarını kaydeden Blinken, Çin ile aralarındaki rekabetin çatışmaya dönüşmemesi gerektiğini vurguladı.
Blinken, Kuzey Kore'nin füze denemelerinden vazgeçip davranması gerektiğini söyledi, ABD'nin Tayvan politikasının değişmediğini vurguladı.
"Tavyan'ın bağımsızlığını desteklemiyoruz" diyen Blinken, bölgede statükonun değişmesini istemediklerini kaydetti, bununla birlikte Şi'ye "Çin'in Tayvan'la ilgili provokatif hareketlerine dair endişelerini" aktardığını söyledi.
Blinken, ülkesinin, Çin'deki insan hakları ihlalleriyle ilgili kaygılarını da Şi'ye ilettiğini belirtti.
Şi Cinping ise Çin Devlet Televizyonu'na yaptığı açıklamada, "İki taraf da Başkan Joe Biden ve benim Bali'de vardığımız ortak mutabakat doğrultusunda hareket etmeyi kabul etti. İki taraf da ilerleme kaydetti ve bazı konularda anlaşmaya vardı. Bu çok iyi" dedi.
Şi, hangi konularda anlaşmaya vardıklarını ise açıklamadı.
Blinken'in gezisinin Çin-ABD ilişkilerinin istikrara kavuşmasına "daha olumlu katkılar" sağlamasını umduğunu söyleyen Şi, "Devletler arası etkileşimler her zaman karşılıklı saygı ve samimiyete dayalı olmalı" diye konuştu.
ABD Başkanı Joe Biden ve Çin lideri Şi Cinping, Kasım ayında Endonezya Bali'de gerçekleştirilen G20 zirvesinde bir araya gelmişti.
ABD Dışişleri Bakanlığı daha önce Blinken-Vang görüşmesini ise "samimi ve yapıcı" olarak nitelendirmişti.
Vang, ABD ve Çin'in ikili ilişkilerini düzeltmelerini gerektiğini vurgulamıştı.
Blinken dün de Çin Dışişleri Bakanı Qin Gang ile 7,5 saat süren bir görüşme yapmıştı.
Çin’in devlet televizyonu CCTV’ye göre Qin, Blinken’a, “iki ülke arasındaki ilişkilerin, diplomatik ilişkilerin kurulmasından bu yana en kötü durumda olduğunu” söyledi. Qin, "Bu durum iki ülkenin ve uluslararası toplumun çıkarına değil" dedi, Tayvan meselesinin iki ülke ilişkilerine en çok zarar veren konu olduğunu söyledi.
Çin, toprağı olarak gördüğü Tavyan yakınında kısa süre önce askeri tatbikat yaptı.
ABD ise Tayvan hükümeti ile yakın bir ilişkiyi sürdürmekte kararlı.
Amerikan Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın gezisi, 2018'den bu yana ABD'den Çin'e yapılan en üst düzey ziyaret.
Blinken'ın 5 ay önce yapmayı planladığı Çin gezisi ise casus balon krizi nedeniyle ertlenmişti.
ABD, Şubat ayında ülkedeki önemli askeri sahalar üzerinde casusluk için kullanıldığını iddia ettiği Çin’e ait dev bir balonu düşürmüştü.
Olay diplomatik krize yol açmış; Çin balonun "bilimsel ve meteorolojik" amaçla uçurulduğunu ve Amerikan hava sahasına girmesinin "üzüntü yarattığını" açıklamıştı. | Teknoloji, Ticaret, Amerika Birleşik Devletleri, Siyaset, Çin |
Yazın telefonunuzun aşırı ısınmasını önlemek için neler yapabilirsiniz? | Manish Pandey| BBC Newsbeat
Öğle aranızda bir şeyler yerken telefonunuzda "çok ısındığı için kapanacağı" bildirimi belirse nasıl hissedersiniz? TikTok’ta gezinemeyeceğiniz öğle arasının tadı mı olur? Yoksa iş arkadaşlarınızla sohbet etmek zorunda mı kalacaksınız?
Yazın gelmesiyle birlikte sadece vücutlarımız değil elektronik eşyalarımız da artan sıcaklıklardan etkileniyor.
İnsanların aksine, telefonlarımız terleyerek soğuyamıyor. Bu onları kullanmayı daha keyifli kılsa da, bir noktadan sonra telefonların kendilerini bir süreliğine kapatmasına yol açıyor.
Peki telefonlar neden sıcak havada çalışmakta zorlanıyor ve buna karşı nasıl önlemler alabiliriz?
Sıcak hava dalgalarında nasıl ki bizler normal sıcaklıklara kıyasla yavaşlıyorsak, işlemciler de aynısını yaşıyor.
Leeds Beckett Üniversitesi’nden elektrik ve elektronik mühendisi Dr. Roz Wyatt-Millington, “Telefonların çalışmasını sağlayan bu çipler, çalışırken ısı üretir” diyor ve ekliyor:
“Telefonun ısısı arttıkça bu çipler aşırı ısınıp bozulmamak için kendilerini yavaşlatır.”
Dr. Roz, elektronik aletlerin genellikle 35 dereceye kadar ısılarda çalışmak üzere tasarlandığını anlatıyor:
“Enerjinin depolandığı piller belli ısı aralıklarında çalışabiliyor. Isındıkça çalışmakta zorlanıyorlar, bir noktadan sonra enerji tükenebiliyor.”
Piller soğumakta zorlandıkça pil ömrü de azalıyor.
Dr. Roz, genellikle güneşin altında telefonların ekran parlaklığının da arttığını, telefonların aşırı ısınmayı önlemek için yaptığı işlemler de buna eklenince aletlerin hem yavaşlayıp hem daha fazla pil tüketebildiğini söylüyor.
Ekran koruyucusu kullanmayıp telefonunuzun ekranına zarar verdiyseniz, bu zarar sıcak havalarda daha da görünür hale gelebilir.
Öte yandan ekran koruyucu kullanmak da ısıyı telefonun içine hapsettiği için telefonun soğumasını zorlaştırıyor.
Telefonu şarjda bırakmayın
Dr. Roz “Telefonlar şarj olurken ısınır. Çok sıcak bir ortamda telefonunuzu şarj ederseniz cihazın daha da ısınmasına yol açarsınız” diyor.
Güneş ışığından sakının
“Doğrudan güneş ışığından sakınmak en çok dikkat edilmesi gereken şeylerden biri. Telefonu arabada bırakmayın, mümkün olduğunca gölgede kalmasını sağlayın, hatta imkanınız varsa bir pervanenin önüne koyun” diyor Dr. Roz.
Çok yüklenmeyin
Telefonun sıcak havada yoğun işlemler yapmamasını da sağlayabilirsiniz. Dr. Roz “GPS veya kullanmadığınız şeyleri kapatın. Ne kadar az uygulama kullanırsanız, telefonunuz o kadar az ısı üretir ” tavsiyesinde bulunuyor.
Düşük güç modunu açın
Bunun için telefonunuzun düşük güç modunu da kullanabilirsiniz.
Bir diğer tavsiye de telefonunuzu birkaç dakikalığına kapatıp, soğumasını bekledikten sonra tekrar açmak.
Buzdolabı veya buzluğa koymayın
Telefonunuzu soğutmak için buz dolu bir poşete koymayı ise düşünmeyin.
Ani ısı değişimleri telefonlara zarar verebilir, buzun erimesiyle ortaya çıkacak su da telefonunuzun içine girebilir.
Dr. Roz, telefonların aşırı ısınarak bozulmasını önleyen mekanizmalara sahip olduğunu ve hiçbir şey yapmazsanız son çare olarak bu mekanizmaların devreye gireceğini söylüyor. | Teknoloji, Elektronik cihaz, Cep telefonları ve akıllı telefonlar, Sert hava koşulları, Yaşam, Uygulamalar |
Yapay zeka nedir, tehlikeli olabilir mi, hangi meslekleri tehdit edebilir? | Yapay zeka teknolojisi hızla gelişiyor ve modern yaşamın birçok alanında dönüşümlere yol açıyor.
Ancak bazı uzmanlar bu teknolojinin kötü amaçlı kullanılabileceği ve istihdamı tehdit edebileceğine dair endişelerini dile getiriyor.
Yapay zeka, bir bilgisayarın neredeyse bir insanmış gibi düşünmesine, eyleme geçmesine ve yanıt vermesine olanak tanıyor.
Bilgisayarlar, tahminlerde bulunmak, sorunları çözmek ve hatta kendi hatalarından ders çıkarmak için bol miktarda bilgiyle beslenebilir ve bu verilerdeki dizilimleri tanımlayacak şekilde eğitilebiliyor.
Yapay zeka, verilerin yanı sıra algoritmalara da dayanyor. Algoritma, bir görevi tamamlamak için doğru sırada takip edilmesi gereken kurallar listesi olarak tanımlanabilir.
Sesli komutları yerine getiren Siri ve Alexa gibi sanal asistanların arkasında bu teknoloji yatıyor. Spotify veya YouTube'da bir sonraki adımda ne dinlemek veya izlemek isteyebileceğinize dair önermeleri yapan, Facebook ve Twitter'ın kullanıcılara hangi sosyal medya gönderilerini göstereceğine karar vermesine yardımcı olan bu teknoloji.
Yapay zeka, online alışveriş platformlarında müşterilerin satın alma alışkanlıklarını analiz ederek yeni alışveriş önerileri veriyor ve büyük firmalar bu teknolojiyi sahte yorumları engellemek için de kullanıyor.
Son aylarda popüler hale gelen yapay zeka odaklı uygulamalara, Snapchat'in yapay zeka (AI) destekli özelliği My AI ileChatGPTörnek verilebilir.
Bunlar "üretken" yapay zeka olarak adlandırılan yapay zeka örnekleri.
Bunlar, yeni ve orijinal içerik üretmek için bol miktarda kaynak veriyle tanımlanan kalıpları kullanarak, bir insan tarafından yaratılmış hissi veren içerikler üretiyor.
Bunlar yapay zekanın, sohbet robotu (chatbot) olarak bilinen ve kullanıcılarla metin aracılığıyla iletişim kuran bir bilgisayar programıyla birleştirilmesiyle ortaya çıkan uygulamalar.
Bu uygulamalar soruları yanıtlayabiliyor, hikayeler anlatabiliyor ve bilgisayar kodu yazabiliyor.
Ancak her iki uygulama da da bazen kullanıcılar için yanlış yanıtlar üretebilir ve kaynak materyallerinde yer alan cinsiyetçilik ya da ırkçılık gibi önyargıları yeniden üretebilir.
Yapay zekanın nasıl kullanılacağını düzenleyen çok az kural var. Bu nedenle uzmanlar yapay zekanın hızlı büyümesinin tehlikeli olabileceği uyarısında bulunuyor. Hatta yapay zeka araştırmalarının durdurulması gerektiğini söyleyenler bile var.
Yapay zeka alanında öncü isimlerden biri olarak kabul edilen Geoffrey Hinton, yapay zeka sohbet robotlarının yakında insanlardan daha zeki olabileceği uyarısında bulunarakGoogle'daki işinden ayrıldı.
Ardından, ABD merkezli Center for AI Safety (Yapay Zeka Güvenlik Merkezi), önde gelen onlarca teknoloji uzmanı tarafından imzalananbir bildiri yayımladı.
Merkez, yapay zekanın toplumu istikrarsızlaştırabilecek yanlış bilgiler üretmek için kullanılabileceğini savunuyor. Hatta makinelerin yönetimi ele geçirecek kadar zeki hale gelebileceğini ve bunun da insanlığın yok olmasına yol açabileceğini söylüyorlar.
Avrupa Komisyonu'nun teknolojiden sorumlu üyesi Margrethe Vestager ise yapay zekanın önyargı veya ayrımcılığı artırma potansiyelinin daha acil bir endişe kaynağı olduğunu belirtiyor.
Özellikle yapay zekanın kredi başvuruları gibi insanların geçim kaynaklarını etkileyen kararların alınmasında oynayabileceği rolden endişe duyduğunu vurgulayan Vestager, yapay zekanın seçimleri etkilemek için kullanılmasının da "kesinlikle bir risk" olduğunu ekliyor.
Teknoloji liderlerinden Martha Lane Fox'un da aralarında bulunduğu bazıları ise yapay zeka konusunda "çok histerik" olmamamız gerektiğini söylüyor ve yapay zekanın yetenekleri hakkında daha mantıklı bir konuşma yapılması çağrısında bulunuyor.
Yapay zekayla ilgili yasal düzenlemelerin ne olacağı konusunda dünyanın dört bir yanındaki hükümetler çalışma yürütüyor.
Avrupa Parlamentosu,Yapay Zeka Yasası'nı onayladı. Avrupa Birliği'nin (AB) yapay zeka için şirketlerin uyması gereken katı bir yasal çerçeve oluşturulması öngörülüyor.
Avrupa Komisyonu'nun teknolojiden sorumlu üyesi Margrethe Vestager, yapay zekanın yarattığı en büyük risklere karşı koymak için sınırlayıcı bir çerçeveye ihtiyaç olduğunu söyledi.
2025'te yürürlüğe girmesi beklenen mevzuat, yapay zeka uygulamalarını tüketiciler için risk seviyelerine göre kategorize edecek ve yapay zeka destekli video oyunları veya "spam filtreleri" en düşük risk kategorisine girecek.
Kredi puanlarını veya konutlara erişimi değerlendirmek için kullanılanlar gibi yüksek riskli yapay zeka sistemleri en sıkı kontrollere tabi olacak.
Ancak Vestager, yapay zeka düzenlemesinin "küresel bir mesele" olması gerektiğini ve "benzer düşünen" ülkeler arasında bir fikir birliği oluşturmak istediğini söylüyor.
ABD'li yasa yapıcılar da gönüllülüğe dayalı mevcut kuralların bu işi yapıp yapamayacağına dair endişelerini dile getiriyor.
Çin ise bir yapay zeka algoritması kullanıldığında şirketlerin kullanıcıları bilgilendirmesini sağlamayı hedefliyor.
Yapay zeka iş dünyasında devrim yaratma potansiyeline sahip. Ancak bunun hangi rolleri sonlandırabileceği konusunda soru işaretleri var.
Yatırım bankası Goldman Sachs'ın yakın zamanda yayımladığı bir rapor, belirli görevler ve iş fonksiyonları otomatik hale geldikçe, yapay zekanın dünya genelinde 300 milyon tam zamanlı istihdama eşdeğer işin yerini alabileceğini öne sürdü. Bu da ABD ve Avrupa'da şu anda insanların yaptığı tüm işlerin dörtte birine denk geliyor.
Raporda, idari işler, hukuk işleri, mimarlık ve yönetim de dahil olmak üzere etkilenebilecek bir dizi sektör ve rol vurgulanıyor.
Raporda aynı zamanda birçok sektör için büyük potansiyel faydadan söz ediliyor ve yapay zekanın dünya milli gelir toplamında yüzde 7'lik bir artışa yol açabileceği öngörülüyor.
Tıpta ve bilimin bazı alanlarında halihazırda yapay zekadan faydalanılıyor; doktorlarmeme kanserlerini tespitetmek için, bilim insanları iseyeni antibiyotiklergeliştirmek için bu teknolojiyi kullanıyor. | Robot bilimi, Programlama, Teknoloji, Yapay zeka |
Avrupa Parlamentosu, yapay zeka yasasını onayladı: ChatGPT ve Midjourney’nin şirketlerine yükümlülükler geliyor | Dünyadaki ilk “yapay zeka yasası”, Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edildi.
Yapay zeka tasarımını, sistemlerinin kullanımını ve satışını düzenleyen yasa uyarınca kamusal alanlarda akıllı kameralar aracılığıyla yüz tanıma uygulaması yasaklanacak.
Salı günü Avrupa Parlamentosu’nda görüşülen yapay zeka yasası, dünya çapında daha güvenli ve şeffaf bir standart belirlenmesi için Midjourney ve ChatGPT gibi büyük modellere önemli yükümlülükler getiriyor.
Çarşamba günü oylanan yeni düzenleme, parlamentonun büyük çoğunluğunun oylarıyla kabul edildi.
Avrupa Birliği Komisyonu, hem Avrupa Parlamentosu hem de üye ülkeler ile yasanın uygulanmasına ilişkin müzakerelere başlayabilecek.
Nihai görüşmelerin önümüzdeki yılın başlarında tamamlanarak yasanın 2024 yılından itibaren yürürlüğe girmesi bekleniyor.
Düzenlemede yapay zeka, ”düşük riskli, sınırlı riskli, yüksek riskli ve kabul edilemez” olarak dört ana kategoride tanımlandı.
Yasa şu düzenlemeleri içeriyor:
Oylama öncesi, düzenlemede yer alan “gerçek zamanlı yüz tanıma” konusunda yoğun tartışmalar yaşandı.
Düzenleme, kayıp çocukların izini sürme veya terör saldırılarını önleme gibi istisnai durumlarda, halka açık alanlarda insanların filme alınmasına ve anında tespit edilmesine olanak sağlanmasını istiyordu.
Milletvekillerinin büyük çoğunluğu, “ağır mahremiyet ihlali” gerekçesiyle buna karşı çıktı.
Çoğunluğun oyları ile gerçek zamanlı yüz tanıma yasaklandı.
Rekabetten sorumlu AB Komisyonu üyesi Margrethe Vestager’e göre bu konudaki ilk yasa olması nedeniyle bütün dünya bu düzenlemeyi yakından takip ediyor.
Vestager, BBC’ye yaptığı açıklamada, yapay zekanın önyargı veya ayrımcılığı artırma potansiyelinin önemli bir endişe olduğunu söyledi.
AB Komisyonu üyesi, "Sosyal geçmişiniz, tam bir profilinizi çıkarmak için taranabiliyorsa, manipüle edilme riski çok büyük. Eğer hiçbir şeye inanmadığımız bir duruma düşersek, o zaman toplumumuzu tamamen baltalamış oluruz" diye konuştu.
Düzenlemeyi, teknolojinin en büyük risklerine karşı koymak için bir "korkuluk” olarak tanımlayan Vestager, düzenlemenin küresel olması gerektiğini vurguladı.
AB Komisyonu üyesi Vestager, yapay zekanın bir sonraki seçimleri etkilemek için kullanılabileceği konusunda kesinlikle bir risk bulundurduğunu da dile getirdi.
Avrupa Parlamentosu, yapay zeka kullanımının etkisinin izlenmeye devam edilmesi gerektiğini de kabul etti.
Milletvekillerine göre bazen bir algoritma kurallara uyuyor gibi görünse de uygulamada tam tersi olabiliyor.
Pek çok Avrupa Parlamentosu üyesi, net kurallar yoksa yapay zekanın gelecekte büyük sorunlara yol açabileceğinden endişe ediyor
Yapay zeka ile ilgili tasarı, 2021 yılında AB Komisyonu üyesi Thierry Breton tarafından sunulmuştu. | Avrupa, Teknoloji, Şirket Haberleri, Yaşam, Avrupa Birliği, Yapay zeka |
Yapay zekayı güvenli kılmak neden zor? | Zoe KleinmanvePhilippa Wain| BBC Teknoloji Editörleri
Yapay zeka uzmanları genellikle iki kampa ayrılır: Bunun bizim hayatımızı devasa boyutlarda iyileştireceğini düşünenler ve bizi yok edeceğini düşünenler. Ve bu yüzden bu hafta Avrupa Parlamentosu’nda yapay zekanın nasıl düzenlenmesi gerektiği üzerine yapılacak oturum büyük önem taşıyor.
Peki yapay zeka nasıl daha güvenli kılınabilir? Bunun önündeki beş zorluğu inceledik.
Avrupa Parlamentosu’nun yapay zekanın tanımını yapması iki yılını aldı: “İnsanlar tarafından verilen görevleri yerine getirmek için içerik, tahmin, tavsiye veya kararlar gibi çıktılar üreterek etkileştiği çevreleri dönüştürebilen yazılımlar.”
Bu hafta oylanacak Yapay Zeka Yasası, türünün ilki. Yasa, şirketlerin gönüllü iş birliğinin ötesine geçerek, uyulması gereken kurallar getirecek.
Eski İngiltere Yapay Zeka Ofisi Başkanı Sana Kharaghani, teknolojinin sınır tanımadığını vurguluyor.
BBC’ye konuşan Kharaghani “Bu konuda uluslararası iş birliğine ihtiyacımız var. Bunun zor olacağını biliyorum” diyor ve ekliyor:
“Bu ulusal bir mesele değil. Bu tür teknolojiler tek bir ülkenin sınırları içinde kalmıyor.”
Fakat Birleşmiş Milletler türünden bir uluslararası yapay zeka düzenleme kurumu yaratmak için ortada hiçbir plan yok.
Dahası bu konuda farklı ülkelerin farklı planları var:
Avrupa Birliği, yapay zeka konusunda en sert düzenlemeleri öneriyor. Buna göre yapay zeka ürünleri, etkileri bakımından farklı seviyelerde ele alınacak; örneğin istenmeyen e-posta filtrelemek için kullanılan yapay zeka daha az düzenlemeye tabi olurken, hastalara kanser teşhisi koymayı kolaylaştıracak yapay zekalar daha fazla denetlenecek.
İngiltere yapay zeka düzenlemelerini mevcut kurumlara eklemlemeyi tercih edenlerden. Bu yöntemde örneğin kendisine yapay zekanın ayrımcılık yaptığını düşünen bir kişi, yeni bir kurum yerine ülkede halihazırda ayrımcılığı denetleyen Eşitlikler Komisyonu’na başvurabilecek.
ABD’de ise yalnızca şirketlerin gönüllü bir şekilde dahil olduğu programlar var. Yakın süre önce yapay zeka üzerine yapılan bir oturumda siyasetçiler, bu alandaki düzenlemelerin yetersiz kaldığına dair endişelerini dillendirdi.
Çin de şirketlerin yapay zeka kullandıkları yerlerde ve uygulamalarda bildirimde bulunmasını zorunlu kılmayı düşünüyor.
IBM’in Avrupa Birliği ile ilişikilerinin başında bulunan Jean-Marc Leclerc “İnsanların bir şeyi kullanması için önce güvenmesi lazım” diyor.
Yapay zekanın insanların hayatını inanılmaz ölçüde iyileştirebileceği alanlar var. Halihazırda antibiyotikler keşfetmek, felçli insanları yürütmek ve iklim değişikliği, pandemi gibi küresel sorunlara çözüm bulmak için kullanılabiliyor.
Peki ya iş başvurularını değerlendirmek veya birinin suça meyilli olup olmadığını ölçmek için kullanılırsa?
Avrupa Parlamentosu her bir yapay zeka ürününün riskleri hakkında kamuoyunun bilgilendirilmesini planlıyor.
Bu kuralı ihlal edenler 30 milyon euro veya küresel cirolarının yüzde 6’sı miktarında cezaya maruz kalabilir.
Ama yapay zeka geliştiricileri, ürünlerinin nasıl kullanılabileceğini önceden tahmin edebilir mi?
Bugüne kadar yapay zekanın düzenlenmesi işi genellikle onu geliştirenlerin insafına bırakılmıştı.
ChatGPT’yi yaratan OpenAI’ın yöneticisi Sam Altman’a göre büyük şirketler, potansiyel riskleri azaltmak için bu alanda düzenlemeler yapılması gerektiğini kabul ediyor.
Peki bu şirketler düzenlemeleri yapma sürecine fazlasıyla dahil olurlarsa, insanların çıkarlarını kendi kârlarının önüne koyabilecekler mi?
Şu anda bu düzenlemeleri hazırlamakta olan siyasetçilerle içli dışlı olmak istediklerini tahmin edebilirsiniz.
Son dakika biletleri satan Lastminute.com’un kurucusu Barones Lane-Fox, bu alanda düzenleme yaparken şirketler dışındaki aktörlerin de dinlenmesi gerektiğini düşünüyor:
“Sivil toplumu, akademiyi ve bu dönüşümden etkilenen kişileri de sürece dahil etmemiz lazım.”
ChatGPT’ye milyarlarca dolar yatıran Microsoft “angaryayı ortadan kaldırmak istediklerini” söylüyor.
ChatGPT insan elinden çıkmış gibi gözüken metinler üretebiliyor fakat OpenAI’dan Sam Altman yine de bunun “bir kişi değil bir araç” olduğunu vurguluyor.
Sohbet robotlarının ana amacı işçileri daha verimli kılmak.
Bazı sektörlerde yapay zekanın yeni iş imkanları yaratma ve müthiş bir asistan olma kapasitesi var.
Ama bazı sektörlerde de iş kaybına yol açıyor.
İngiliz telekomünikasyon devi BT, 10 bin çalışanının işini yapay zekaya yaptıracağını açıkladı.
Altı ay önce piyasaya çıkan ChatGPT ise günümüzde makaleler yazabiliyor, insanların tatil planlarını hazırlayabiliyor ve profesyonel sınavları geçebiliyor.
Bu tür dil bazlı modeller günümüzde inanılmaz bir hızla gelişiyor.
Avrupa Birliği’nin Yapay Zeka Yasası’nın 2025’e kadar yürürlüğe girmesi bekleniyor.
AB Teknoloji Komiseri Margrethe Vestager’e göre bu çok geç.
Vestager bu yüzden ABD ile birlikte, şirketlerin o zamana kadar gönüllü olarak kullanabilecekleri bir kod hazırlıyor. Bu kod birkaç hafta içinde tamamlanabilir. | Avrupa, Programlama, Teknoloji, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Toplum, Yaşam, Çin, Yasa, Avrupa Birliği, Uygulamalar, Yapay zeka |
Türkiye neden dünyada kripto varlıklara en fazla yatırım yapılan ülkelerden biri? | Türkiye kripto varlıklara ilginin en yoğun olduğu ülkelerden biri. Öyle ki kripto para piyasalarının son dönemde Borsa İstanbul'un en önemli rakiplerinden biri haline geldiği düşünülüyor. Uzmanlara göre bu ilginin sebebi, ekonomiye duyulan güvensizlik karşısında kripto yatırımların güvenli bir liman olarak öne çıkması.
Dünya çapında internet kullanıcılarının davranışlarını inceleyen GlobalWebIndex (GWI) araştırma şirketininBBC Türkçeile paylaştığı anket sonuçlarına göre Türkiye, 12 Haziran itibarıyla dünyada kripto varlıklara yatırım oranının en yüksek olduğu ülke konumunda.
GWI'ın anketine katılan 8 bin kullanıcının yüzde 24'ü kripto varlıklara yatırım yaptığını söylüyor.
Türkiye'yi takip eden Güney Afrika ve Brezilya'da kripto yatırımı olduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 20.
İnternet trafik verilerini analiz eden SimilarWeb'e göre Türkiye, dünyanın en büyük kripto borsalarından Binance'e en yüksek trafik gönderen ülke.
Kripto varlıklar yüksek getiri sunsa da yüksek riskli varlıklar olarak biliniyor. Yani yüksek kazanç imkanının yanında yüksek kayıp riski barındırıyor.
Buna karşın insanların bu varlıkları güvenilir yatırım aracı olarak görmesi önemli ölçüde cari ekonomik koşullara bağlı.
Uzmanlara göre ekonomide belirsizlik ve dalgalanmalar arttıkça kripto varlıklar göreceli olarak daha az riskli olarak algılanıyor.
BBC Türkçe'ye konuşan Londra merkezli FX danışmanlık şirketi Adamis Principle'ın kurucu ortağı Patrick Reid, "Kripto paranın 'güvenli bir liman' olduğu fikri, satın alındığı ülkenin durumuna göre değişiyor" diyor ve ekliyor:
"ABD'de artan faiz oranlarına bağlı olarak doların güçlenmesi pek çok gelişmekte olan piyasaya yardımcı olmadı. Bu ülkelerin birçoğu bir kur ve enflasyon krizi yaşıyor".
Reid, Türkiye'nin kripto yatırımlarda dünyada ilk sıralarda olduğu tahmini paylaşıyor ve bunu şöyle açıklıyor:
"Türkiye'de Brezilya'da ve Arjantin'de olduğu gibi kriptoya yoğun ilgi var çünkü yerel para birimlerine iyi bir alternatif sunuyor. Lira zayıflıyor ve birçok kişi bunun daha yüksek enflasyonla sonuçlandığını söylüyor.
"Kripto varlıklar alternatif bir ödeme şekli sunarak Lira kullanımı üzerindeki baskıyı hafifletiyor."
BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan GWI'da Veri Gazetesi Chris Beer, Türkiye'deki yüksek ilginin piyasaya duyulan güvenle bağlantılı olduğunu belirtiyor:
"Araştırmamız gösteriyor ki, tüketiciler kriptonun ana faydalarını anonimliği ve merkez bankalarından bağımsızlığı olarak görüyor. Bu da resmi kurumlara güvenin düşük olduğu ülkelerde (kripto yatırımların) çekiciliğini artırıyor.
"Türkiye, resmi kuruluşlara olan güvenin ne kadar düşük olduğunu konusunda önemli bir gösterge sayılan, devletin çevrim içi takibi konusunda en fazla endişe duyan beşinci ülke konumunda."
Türkiye bir süredir dünya çapında enflasyonun en yüksek olduğu ülkelerden biri.
Ancak enflasyon ve kripto varlıklara ilgi arasında ters bir orantı var. Yani enflasyon arttıkça kripto varlıklara ilgi azalıyor.
GWI'da Veri Gazetesi Chris Beer, "2022 boyunca (dunya genelinde) artan enflasyon, birçok yatırımcının kriptodan uzaklaşmasına neden oldu" diyor.
Beer bunun nedenini şöyle açıklıyor:
"Bir yandan artan elektrik fiyatları Bitcoin madenciliğini daha pahalı hale getirirken, diğer yandan daha sıradan kripto tüccarları, enflasyon yükseldikçe (kriptonun) paralarını yatırmak için güvenli bir yer olmadığını hissettiler ve bu nedenle yatırımlarını tasfiye ettiler.
"Dolayısıyla, enflasyonun kısmen kripto para arzı üzerindeki etkisi ve kısmen de daha geniş ekonomik etkisi söz konusuydu."
Peki Türkiye'de yüksek enflasyona rağmen kripto varlıklara olan yüksek ilgi nasıl açıklanabilir?
Chris Beer bu soruya şöyle yanıt veriyor:
"Türkiye ve Arjantin gibi ülkelerde ise durum biraz farklı. Ekonomilerinde yüksek dalgalanmalar söz konusuydu, bu da kriptoyu enflasyon karşısında daha çekici hale getirdi."
GWI verilerine göre Türkiye'de kripto yatırımcı oranı 2022 üçüncü çeyrekte en yüksek seviyeye çıkarak yüzde 27'ye ulaştı.
Yani son 9 aylık süreçte kripto varlık sahibi olduğunu söyleyenlerin oranı yaklaşık yüzde 3 azaldı.
Bu düşüşün dünyanın diğer ülkelerine göre daha hafif seyrettiğini söyleyen Beer, ekonomik belirsizlik arttıkça kriptoya tutunma eğiliminin arttığı belirtiyor ve ekliyor:
"Kripto paranın yanı sıra, Türkiye'de daha altına yatırım yapan tüketici sayısının da arttığını gördük. Geçen yıl altına dönenlerin sayısı sabit kaldı. Bazı kripto yatırımcıları paralarını daha güvenli gördükleri varlıklara yatırmayı seçmiş olabilirler."
Bazı uzmanlara göre ise kripto para yatırımlarındaki düşüşün bir diğer nedeni yatırımların Borsa İstanbul'a kayması.
BBC Türkçe'ye konuşan kripto para piyasası Gate TR'nin Araştırma Müdürü Sevcan Dedeoğlu, Türkiye'de kripto yatırımlara olan ilginin Borsa İstanbul'un yeni yatırımcılar kazanmasına yardımcı olduğu görüşünde:
"Türkiye'de sermaye piyasaları ve Borsa İstanbul uzunca bir süre yatırımcı sayısı artırmaya çalıştı ama Türk yatırımcı kitlesi kripto para piyasasıyla tanışana kadar bunda sınırlı ilerleme sağlandı.
Türkiye'de Covid-19 pandemisi sırasında kripto piyasalara ilginin arttığını söyleyen Dedeoğlu, o dönemde yerel piyasalarda kayıt için uzun bekleme sürelerinin olduğunu hatırlatıyor.
Dedeoğlu'na göre, "piyasanın volatilitesinin artması ve kriptonun ayı piyasasına girmesiyle" kripto yatırımcılarının bir bölümü Borsa İstanbul'a döndü.
Dedeoğlu, "Seçim öncesi dönemde iki ayrı periyotta yatırımcının Borsa istanbul'da rekor yaıtırımcı sayısjna ulaştı" diyor.
Sevcan Dedeoğlu'na göre bu eğilimi destekleyen verilerden biri Borsa İstanbul'a yönelen kitlenin profili:
"Genç ve ana parası 10 bin TL'nin altında olan bir yatırımcı kitlesinden söz ediliyor. Bu da kripto yatırımcılarda gördüğümüz ortak bir özellik."
GWI'da Veri Gazetecisi Chris Beer'in BBC Türkçe ile paylaştığı verilere göre Türkiye'de kripto yatırımcıların yaş ortalaması 36 ve bu, Avrupa ortalamasının üzerinde.
Kripto yatırımcıların yüzde 59'unu erkekler, yüzde 41'ini kadınlar oluşturuyor.
Teknolojiyi yakından takip eden kitlenin teknoloji haberlerine ilgisi ortalama okurlara göre yüzde 39 daha fazla.
GWI verilerine göre Türkiye'de kripto yatırımcıların yüksek gelir grubu mensupları daha fazla ilgi gösteriyor.
Beer, "Düşük gelirlilerin yüzde 19'una kıyasla, yüksek gelirlilerin yüzde 36'sı şu anda elinde kripto varlık bulunduruyor" diyor.
Uzmanlara göre Türkiye'de ekonomik belirsizliğin azalması ve TL'ye güvenin sağlanmasıyla kripto paralara olan ilgi de azalabilir.
"Kripto paralar bu soruna uzun vadeli bir çözüm değil, kısa vadeli bir rahatlama sağlıyor" diyen Adamis Principle'ın kurucu ortağı Patrick Reid, Türkiye'de yeni ekonomi yönetiminin faizleri artırmaktan başlayarak ekonomiyi normale döndürecek adımlar atmasıyla kripto varlıklara olan ilginin azaltabileceğini söylüyor.
Gate TR Araştırma Müdürü Sevcan Dedeoğlu ise böyle bir senaryoda, risk iştahı düşük olan yatırımcıların kriptodan uzaklaşacağını buna karşılık, "risk algısı yüksek, hızlı yol almak isteyen yatırımcının kriptoda kalmasını" beklediklerini belirtiyor.
Dedeoğlu, "Kripto yatırımlar şu anda regülasyon haberlerinden negatif etkileniyor, bunlar devam ederken TL güvenli hale gelirse Türk yatırımcının TL'ye dönme eğilimi güçlenebilir" diyor. | Teknoloji, Kişisel finansman, Türkiye ekonomisi, Yaşam, Türkiye, Enflasyon, Kripto para |
İngiltere Veri Koruma Birimi'nden uyarı: Şirketler çalışanlarını izlemek için beyin verilerini kullanabilir | Chris Vallance| BBC Teknoloji Muhabiri
İngiltere Veri Koruma Birimi (ICO) yetkilileri, şirketlerin gelecekte çalışanları izlemek veya işe almak için beyin izleme teknolojisini kullanabileceğini söylüyor. ICO'ya göre, "nöroteknolojinin" doğru şekilde geliştirilmemesi ve kullanılmaması halinde ayrımcılık tehlikesi var.
İngiltere'de dijital ve kültürel alanlarla medya sektöründeki gelişmeleri takip eden denetçi kamu kuruluşu ICO, "Teknolojinin Geleceği: Nöroteknoloji" başlığıyla, beyin ve sinir sisteminden elde edilen veriler olan "nöroveriler" hakkındaki ilk raporunu yayımladı.
Raporda, nöroteknolojinin gelecekteki bir dizi varsayımsal kullanım alanları inceleniyor. Bunlardan biri de iş yeri izlemeyle ilgili.
Elon Musk'ın kurduğu Neuralink gibi şirketler bilgisayarların insan beynine bağlanmasını sağlayacak yeni yollar keşfedince, raporda bu konular ele alındı.
ICO'dan Stephen Almond, "Baktığımız tüm göstergelere dayanarak, hem yatırımlarda hem de bu alanda geliştirilen patentlerde oldukça hızlı bir büyüme görüyoruz" dedi.
ICO, sıkı düzenlemelerin olduğu sağlık sektöründe nöroteknolojinin zaten kullanıldığını söylüyor.
Bundan 12 yıl önce bir bisiklet kazasında felç olan Gert-Jan Oskam'ın beynine yerleştirilen elektronik implantlar yeniden yürümesini sağladı.
Ve bu teknolojiye ticari ilgi de giderek artıyor.
Neuralink, implant edilebilir beyin-bilgisayar arayüzünün insanlar üzerinde denenmesi için izin aldı ve ticari bir ürün geliştirmekten henüz çok uzak olmasına rağmen şirketin değerinin şu anda 5 milyar dolar olduğu bildiriliyor.
Yapay zeka da yeni olasılıkların önünü açıyor, araştırma projeleri artık sadece beyin taramalarına dayanarak cümle ve kelime deşifreleri yapabiliyor. Bu durum, bilinci yerinde olan ama hareket edemeyen veya konuşamayan felçli hastalara yardımcı olabilir.
Ancak rapor, nöroverinin ortaya çıkardığı sorunları keşfetmek için varsayımsal örnekler olarak kullandığı, gelecekte ortaya çıkabilecek teknolojilere odaklanıyor.
ICO, 4-5 yıl içinde "çalışan takibi genişledikçe, iş yerinin güvenlik, üretkenlik ve işe alım için rutin olarak nöroteknoloji kullanabileceğini" öne sürüyor.
Kasklar veya güvenlik ekipmanları, yüksek riskli ortamlarda bir çalışanın dikkatini ve odaklanmasını ölçebilir.
Almond, patronların da bunu bireylerin iş yerindeki strese nasıl tepki verdiklerini değerlendirmek için kullanabileceklerini belirtiyor.
Uzun vadede eğitimde giyilebilir beyin izleme cihazları öğrencilerin konsantrasyon ve stres seviyelerini ölçmek için kullanılabilir.
"Nöropazarlama", tüketicilerin ürünlere verdikleri tepkilerin beyin aktivitesini ölçen tıbbi cihazlar kullanılarak değerlendirilmesine dayanıyor ve bu teknoloji halihazırda küçük, kontrollü araştırma ortamlarında sınırlı olarak kullanılıyor; ancak yararları konusunda önemli tartışmalar var.
ICO, gelecekte "tepkileri okuyabilen invazif olmayan cihazların tüketici tercihlerini uyarlamak için evde kullanılabileceğini" söylüyor.
Raporda ayrıca biraz fazlaca ileri görüşlü bir örnek olarak, gelecekte nöroteknoloji destekli kulaklıkların, hedefli reklamlar için kullanılan verileri toplayabileceğini hayal ediyor.
Rapor ayrıca oyun ve eğlence sektörlerinde de büyüme öngörüyor; bazı oyunlar ve "insansız hava araçları" halihazırda beyin okumaları yapan cihazlar tarafından kontrol ediliyor.
Ancak ICO, dikkatli bir şekilde geliştirilmediği takdirde teknolojinin ayrımcılığa neden olabileceğinden endişe ediyor.
ICO yetkilisi Almond, teknolojinin belirli grupları analiz ederken yanlış cevaplar verebileceğini, önyargılı olabileceğini söylüyor.
Ancak patronların bunu "nöroljik olarak normalden sapma gösteren özelliklere sahip belirli tiplere" karşı ayrımcılık yapmak için kullanma riski de öngörülüyor.
Kişinin kendisinin bile farkında olmadığı bazı özellikleri ortaya çıkarabilir.
Ayrıca rıza ile ilgili önemli sorular da gündeme getiriliyor. Rapora göre nöro-veriler bilinçaltında üretiliyor ve insanların ifşa edilen belirli bilgiler üzerinde doğrudan bir kontrolü yok.
"Teknolojinin hakkınızda neleri açığa çıkaracağını bilmiyorsanız, hakkınızdaki bu kişisel verilerin işlenmesine önceden gerçekten rıza gösterebilir misiniz?" sorusunu soran Almond şöyle devam ediyor:
"Çünkü bir kez açığa çıktığında, üzerinde nispeten daha az kontrol sahibi olursunuz."
ICO yeni nöro-veri kılavuzunu 2025 yılına kadar tamamlamayı hedefliyor. | Teknoloji, Bilim, Şirket Haberleri, İngiltere |
BBC editörü denedi: Apple'ın yeni karma gerçeklik gözlüğü Vision Pro nasıl bir deneyim sunuyor? | Teknoloji devi Apple'ın, Apple Watch'tan (Apple Saat) sonra tanıttığı en önemli yeni ürün olarak değerlendirilen Vision Pro'yu ilk deneyenlerden biri de BBC Teknoloji Editörü Zoe Kleinman oldu. Kleinman, Vision Pro'yu kullanmanın nasıl bir deneyim olduğunu yazdı.
Apple'ın Vision Pro gözlüğünü takınca ilk hissettiğiniz, epey rahat olduğu. Bir kayak gözlüğünü takmak kadar rahat.
Büyük merak uyandıran ve oldukça pahalı yeni karma gerçeklik gözlüğünü Pazartesi günü California'daki tanıtımdan sonra ilk deneyenlerden birisi de bendim.
Piyasadaki benzerlerinden farklı olarak Apple, pili üründen ayırmış, dolayısıyla gözlük başınızda ağırlık yapmıyor. Batarya bir kabloya bağlı şekilde yanınızda olmak zorunda.
Klasik, minimalist Apple'ın kullanıcı deneyimini, bu cihaz da veriyor.
Cihaz açıldığında çevrenizdeki ortamı görüyorsunuz ama camın içinden görmek gibi değil. Cihazın önündeki kameralar vasıtasıyla görüyorsunuz. "Karma gerçeklik" deneyimi için bu önemli çünkü sanal öğeler çevrenize yansıtılıyor.
Gözlüğün sağ üst tarafında bir tuşa basıyorsunuz ve eğer iPhone kullanıyorsanız size tanıdık gelecek bazı uygulama sembolleri önünüze geliyor. iMessage, photos, Apple TV gibi... (Bunların sayıları artacak.)
Bundan sonrası ise tamamen sizin jest ve hareketlerinizle kontrol ediliyor. Cihaz nereye baktığınızı takip ediyor ve örneğin bir uygulamaya baktığınızda baş parmağınız ile işaret parmağınızı birlikte kullanarak onu açabiliyorsunuz.
Apple bana birkaç tane demo gösterdi. Fotoğraf galerisi çok etkileyiciydi. Tabii bunlar çok özenli şekilde hazırlanmış, güzel çekilmiş kareler.
Cihazdaki kameralarla 3D video çekmeniz mümkün. Ben kullanırken, bir çocuğun doğum günü pastasındaki mumları üflediği bir video izledim. O kadar yakındı ki neredeyse nefesini hissedecekmişim gibi geldi.
Bir Apple çalışanıyla canlı video görüşmesi yaptım. Gerçek görüntüsü yerine gerçekçi bir avatarıyla konuştum. Onu gerçek hayatta tanımadığım için nasıl göründüğünü bilmiyorum ancak avatarında cildi ve gözlerindeki detaylar epey ilginçti.
Dijital olarak karartılmış, sinema salonuna benzeyen bir odada sanal bir ekrana bakarak film bölümleri izledim. Üç boyutlu devasa bir T-Rex yüzüme doğru soluyordu. Bir de meditasyon sırasında dijital bir çiçeğin yapraklarının odada dolaştığını gördüm.
Önünüzdeki görüntünün ne kadar içerisinde olacağınızı ayarlayabiliyorsunuz. Gözlükteki imajlar tüm odayı da kaplayabiliyor, karşınızdaki duvarda bir projeksiyon gibi küçük de görülebiliyor.
Her durumda, eğer gerçek ortamda karşınızda birisi yürüyorsa onu görebiliyorsunuz.
Bir mesaja yazılı olarak yanıt vermek ise benim için çok zahmetliydi. "Unutma ki bu henüz tamamlanmış bir ürün değil" dedim her seferinde kendi kendime.
Maalesef bu anlattıklarımı size gösteremiyorum çünkü deneme sırasında kayıt almak yasaktı. Bu sırada Apple'dan kimsenin gözlük takmamış olması dikkate değerdi. Patron Tim Cook ya da cihazı "gerçek yaşamdaki sihir" olarak tanımlayan Disney CEO'su Bob Iger bile...
Teknoloji gazetecisi olarak birçok sanal gerçeklik (VR) gözlüğü denemişimdir. Bu, iyiler arasındaydı. Çıkış fiyatının 3.499 dolar olduğunu görünce, iyi olmasını umuyorsunuz zaten.
Gelecek yıl, indirime girmiş hali bile muhtemelen piyasadaki en pahalı sanal gerçeklik gözlüğü olmaya devam edecek. Bloomberg, ilk yıl 900 bin cihazın satışının umulduğunu yazdı.
Bence Apple burada çok zekice bir pazarlama oyunu oynuyor. Tutup tutmayacağını ise bilmiyorum.
Genelde karma gerçeklik cihazları, oyun sektörüne ya da büyük, abartılı deneyimlere hitap eder. Ev kadar büyük canavarı öldürmek ya da Wembley Stadyumu'nda sahnedeki bir rock star olmak gibi...
Apple ise oyunlardan hiç bahsetmedi. Buradaki mesaj şuydu: Telefonunda yaptığın her şeyi, daha büyük, daha parlak şekilde ve evinin ortamında yap!
Apple Vision Pro tanıtımının, iPhone'un akıllı telefon alanında yaptığı gibi, bir değişimi temsil eden büyük bir an olacağı konuşuluyordu.
Peki ya Apple Vision Pro, yeni iPhone'un ta kendisiyse?
Bu aleti, nadir bir heyecan sunmaktansa, gündelik hayatın kullanışlı bir parçası haline getirerek, Apple ana akımı hedefliyor.
İşe yarayıp yaramayacağından emin değilim. Apple'ın kendine has bir sihri var ve kullanıcıları oldukça sadık. Öte yandan VR söz konusu olduğunda bazı donanmsal engeller de var.
Gözlüğü uzun süreler takmak iyi hissettirmiyor. Bazıları (ben dahil) mide bulantısı yaşadı.
Sonuç olarak size bunun kayda değer bir deneyim olduğunu söyleyebilirim.
3499 dolar ise yeni bir ürüne uygun bir fiyat değil. Geçen yıl Meta, Quest Pro adlı gözlüğünün piyasaya 1500 dolardan sürüleceğini söylemişti. Sonra 1000 dolarak düştü.
Peki bu gözlüğü ya her gün kullanırsanız?
Moda endüstrisinde çalışan bir arkadaşım, en fazla parayı en sık giydiğin kıyafete harcamalısın diyordu.
Bir elbiseye 100 pound verip bir kez giyiyorsan, o tek kullanımın bedeli 100 pounddur. Ama 100 kere giydiysen, her seferinde 1 pound'a mal olmuştur.
Belki de Apple, bu cihazı yeterince kullanışlı tasarlayıp insanların bu şekilde düşünmesini sağlayacak şekilde bir kumar oynamıştır. Bunun için birçok içerik, bir sürü uygulama gerekli.
Eğer Apple seviyorsanız, karma gerçeklik seviyor ve paranız da varsa, bu cihazı muhtemelen seversiniz.
Beş yıl içinde bu cihaz akıllı telefonunuzun yerini alırsa, belki avatarlarımız FaceTime üzerinden bu konuyu da konuşurlar. | Teknoloji, Apple |
Vision Pro: Apple'ın tanıttığı karma gerçeklik gözlüğünün özellikleri neler? | Teknoloji devi Apple, dün başlayan geleneksel Dünya Geliştiriciler Konferansı'nda (WWDC), karma gerçeklik gözlüğü Vision Pro'yu tanıttı.
Teknoloji dünyası Apple'ın tanıtacağı gözlüğü merakla bekliyordu. Gözlük, Apple'ın 2015'te piyasaya sürdüğü Apple Watch'tan (Apple Saat) sonra tanıttığı en önemli yeni ürün.
Gözlük hem sanal hem de artırılmış gerçeklik deneyimi sunacak.
Apple CEO'su Tim Cook'un açılış konuşmasında gözlüğün "gerçek dünyayla sanal dünyayı kusursuz bir şekilde harmanladığını" söyledi.
Şirket gözlüğü "ilk giyilebilir bilgisayar" olarak tanıttı.
Kullanıcılar gözlükle film izleyebilecek, telefonlarındakine benzer uygulamaları kullanabilecek, yazı yazabilecek. Yani bir dizüstü bilgisayarla yapılan birçok basit işlemi yapabilecek.
Cook gözlük sayesinde kullanıcıların dijital içerikle sanki çevrelerindeki gerçek fiziksel ortammış gibi görüp, duyup, etkileşime geçebileceğini belirtti.
Vision Pro'nun devrimsel nitelikte olduğunu söyleyen Cook, tanıtımı "bu sadece başlangıç" diyerek sonlandırdı.
Kullanıcılar içeriği gözleriyle tarayacak ancak seçimler parmakla tıklayarak yapılacak. Gözlüğe sesli komut verilebiliyor.
Gözlükle fotoğraf ve video çekilebiliyor.
Gözlük sessiz çalışacak ve ısı yaymayacak şekilde tasarlandı. Yeni bir işletim sistemi olan VisionOS ile çalışacak. Yeni bir uygulama dükkanı olacak ancak Apple Store'daki iPhone ve iPad uygulamaları da gözlükte kullanılabilecek.
Tanıtımı süren gözlüğün satış fiyatı 3499 Amerikan dolarından başlayacak ve gelecek yıl başından itibaren ABD'de satışa sunulacak.
Kayak gözlüklerine benzeyen Apple'ın tasarımı, harici pil sayesinde, piyasadaki rakiplerinden daha hafif ve küçük. Şarjı iki saat gidiyor.
Yani kullanıcılar gözlüğe kabloyla bağlanan bir harici pil taşımak zorunda kalacaklar.
Görsel efektler stüdyosu Magnopus'tan Sol Rogers, BBC'ye yaptığı açıklamada sanal gerçeklik sektörünün bu ürünle bir gecede değişmeyeceğini, ancak Apple'ın tasarımının bu teknolojiye bir "değer ve güvenilirlik" getireceğini söyledi.
Rogers, Apple bir üründe başarıyı yakaladığında bunun bizim "dijital ve fiziksel gerçekliğimizi yeniden tanımladığını ve olağan dışının olağan hale geldiği bir geleceğe doğru yönlendiğimizi" düşünüyor.
Apple'ın California Cupertino'daki ana merkezinde düzenlenen ve teknoloji dünyasını bir araya getiren WWDC, 9 Haziran'a kadar sürecek.
Açılış konuşması, Apple'ın web sitesinde ve YouTube üzerinden canlı yayınlandı.
OpenAI'ın yapay zeka sohbet motoru ChatGPT'nin yükselişinden bu yana, bu teknolojinin iPhone, iPad ve Apple saatlere entegre edilmesine dair bir beklenti var.
Apple, yapay zeka yarışında şu ana kadar rakipleri Microsoft ve Google'dan daha sessizdi.
Ancak Apple'ın son iş ilanlarına bakılırsa, şirketin yapay zekadaki uzmanlığını artırmak istediği görülüyor.
Apple'ın WWDC'de 15 inçlik (38 cm) MacBook Air dizüstü bilgisayarını tanıtması ve iOS işletim sisteminde yapılacak yenilikleri duyurması da bekleniyor.
Wall Street Journal, Apple'ın kullanıcıların ruh sağlıklarını kayıt altına alabilecekleri bir iPhone uygulaması tanıtacağını da yazdı.
Facebook'un sahibi Meta da karma gerçeklik gözlüklerine çok büyük yatırımlar yapıyor ancak gözlüklerin ağır olması ve uzun süre kullanıldığında baş ağrısı, baş dönmesi gibi etkilerinin olması sektörün beklediği gelişimi gösterememesi neden oldu.
Meta'nın geçen hafta tanıttığı gözlüğü Quest'in fiyatı 449 dolardan başlıyor.
Küresel bazda karma gerçeklik gözlüklerinin satışında geçen yıl yüzde 54 azalma oldu.
Vision Pro'nun duyurulmasının yanı sıra, Apple bugün iPhone'un son işletim sistemi iOS17'yi de tanıttı.
Öne çıkan geliştirmelerden biri "kişi posterleri", yani rehberinizdeki kişiler sizi aradığında ekranınızda görünecek resim ya da görseller.
Apple ayıca Check-In adında yeni bir sistemin de tanıtımını yaptı. Bu sistem, eve vardığınızın bilgisini bir arkadaşınıza ya da aile üyesine otomatik göndermeye yarayacak.
Yeni işletim sistemi, bu yılın sonbaharında kullanıma sunulacak. | Teknoloji, Apple |
Yapay zeka: Üç aşamasında neler var, yok olmamıza yol açabilir mi? | Aralarında OpenAI ve Google Deepmind'ın en üst düzey yöneticilerinin de bulunduğu bazı uzmanlar, yapay zekanın (AI) insanlığın yok olmasına yol açabileceği uyarısınde bulundu. Peki, makineler nasıl insanlardan üstünlüğü ele alabilir?
Sorulara yanıt vermek, istendiğinde metin, hatta kod oluşturmak AI kullanan sohbet robotu ChatGPT, Kasım 2022'de ortaya çıkmasından bu yana, tarihteki en hızlı büyüyen internet uygulaması oldu. Sadece iki ay içinde 100 milyon aktif kullanıcıya ulaştı.
Teknoloji gözlem şirketi Sensor Town'a göre, Instagram'ın bu kullanıcı sayısına ulaşması 2,5 yıl sürmüştü.
Microsoft'un mali desteğiyle Open AI şirketi tarafından geliştirilen ChatGPT, yapay zekanın insanlığın geleceğine etkileri konusunda yoğun bir spekülasyon başlattı.
AI Güvenliği Merkezi'nin internet siteside yayımlanan ve "AI'den kaynaklanan yok olma riskini azaltmak, pandemiler ve nükleer savaş gibi büyük risklerle birlikte, küresel bir öncelik olmalı" açıklamasına onlarca uzman destek verdi.
Ama bazı uzmanlar da, korkuların abartıldığını söylüyor.
ChatGPT, DALL-E, Bard ve AlphaCode gibi yapay zeka uygulamalarının ürettiği, denemeler, şiirler, espriler, bilgisayar kodları, metinler, diyagramlar, fotoğraflar, sanat eserleri insan eliyle yapılanlardan farksız olabiliyor.
Bu uygulamaları öğrenciler ödevlerini yapmak, siyasetçiler konuşma metinlerini yazmak için kullanıyor. Bu siyasetçilerden sonuncusu, Demokrat Parti'den ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Jake Auchincloss oldu.
Teknoloji devi IBM, AI tarafından yapılabilecek işlerde görevli 7 bin 800 kişinin yerine eleman alınmayacağını duyurdu.
Tüm bu değişiklikler size fazla geldiyse, kendinizi şunlara hazırlayın:
AI'nin sadece ilk aşamasındayız ve bazı bilim insanlarının insanoğlunun varlığını tehdit edebileceğinden korktuğu iki aşama daha yolda.
İşte AI'nin üç aşaması.
Dar IA olarak da bilinen Dar Yapay Zeka (ANI), tek bir göreve odaklanıyor ve belirli görevleri yerine getiriyor.
Genelde internetten çok fazla veri öğreniyor, ancak sadece programlandığı belirli bir alanda.
Buna bir örnek satranç programları. Dünya şampiyonunu yenebiliyorlar ama başka bir görev yerine getiremiyorlar.
Akıllı telefonlar bu teknolojiyi kullanan uygulamalarla dolu. GPS haritalarından, sizin tarzınızı bilen ve tavsiyelerde bulunan müzik ve video programlarına kadar.
Sürücüsüz araçlar ve ChatGPT gibi daha karmaşık sistemler de Dar Yapay Zeka'nın farklı formları. Belirlenmiş bir dizi rolün dışında faaliyet gösteremiyorlar, yani kendi kendilerine karar alamıyorlar.
Ancak bazı uzmanlar, ChatGPT ve AutoGPT gibi otomatikman öğrenmeye programlı sistemlerin bir sonraki gelişme aşamasına geçebileceğine inanıyor.
Yapay Genel Zeka'ya, bir makinenin bir insanın yapabileceği her entellektüel görevi yerine getirmesiyle ulaşılacak.
"Güçlü AI" diye de biliniyor.
Mart 2023'te, 1000'den fazla teknoloji uzmanı, "tüm AI laboratuvarlarına, ChatGPT'nin en son versiyonu GPT- 4'ten güçlü tüm sistemlerde AI'nin eğitimine derhal 6 ay ara verilmesi" çağrısı yaptı.
Apple'ın kurucularından Steve Wozniak, Tesla ve Space X'in sahibi Elon Musk'ın a aralarında bulunduğu diğer teknoloji uzmanları, "İnsanlarla rekabet edebilecek AI sistemleri, topluma ve insanlığa karşı çok büyük riskler oluşturuyor" diye yazdı.
Elon Musk, firmanın lider kadrosuyla sorun yaşayıp, istifa etmesinden önce Open AI'ın kurucularından biriydi.
Kâr amacı gütmeyen kuruluş Yaşamın Geleceği Enstitüsü tarafından yayımlanan mektupta uzmanlar, "şirketler projelerini çabucak durdurmazsa, hükümetlerin devreye girmesini ve bir moratoryum ilan etmesi gerektiğini", böylece güvenlik önlemlerinin tasarlanıp, uygulanabileceğini söyledi.
Oxford Üniversitesi'ndeki AI'de Etik Enstitüsü'nen Carissa Veliz de bu mektupa imza attı. Ancak daha sonra AI Güvenliği Merkezi'nin insanlığın yok olmasından söz eden açıklamasının çok ileri gittiğini ve bu yüzden imzalamamaya karar verdiğini belirtti.
Carissa Veliz BBC'ye yaptığı açıklamada "Şu anda inşa ettiğimiz AI türü zeki olduğu kadar aptal da. ChatGPT ya da diğerlerini deneyenler, çok çok önemli eksikleri olduğunu görecektir" dedi.
Veliz ayrıca AI'nin dev oranlarda dezenformasyon üretebileceğinden kaygı duyduğunu belirtti ve "2024'teki Amerikan başkanlık seçimleri yaklaşırken ve Twitter ve diğerleri AI etiği ve güvenlik ekiplerini işten atarken, ben bundan daha çok kaygılıyım" diye konuştu.
ABD yönetimi potansiyel tehditleri kabul ediyor.
Beyaz Saray'dan 4 Mayıs'ta yapılan yazılı açıklamada "AI günümüzün en güçlü teknolojisi, ancak sunduğu fırsatları kullanmak için, öncelikle risklerini azaltmalıyız" denildi.
Open AI'ın CEO'su Sam Altman, Kongre'de ifade verip, ChatGPT hakkındaki soruları yanıtladı.
Altman Senato'daki ifadesinde "AI giderek güçlendiği için, endüstrinin hükümet tarafından kurallara bağlanmasının önemli olduğunu" söyledi.
Yaşamın Geleceği Enstitüsü'nde kamu politikası araştırmacısı Carlos Ignacio Gutierrez, BBC'y yaptığı açıklamada, AI'nin ortaya çıkarttığı en büyük zorluğun, nasıl kurallar konulacağına karar verecek, örneğin Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) gibi bir uzmanlar kurumu bulunmaması olduğunu" söyledi.
Bu da bizi, AI'nin üçüncü ve son aşamasına getiriyor.
Teoriye göre ikinci aşamaya (AGI) ulaştığımızda, son aşamaya "Süper Yapay Zeka'ya" (ASI) atlayacağız. Bu da yapay zekanın insan zekasından daha büyük olmasıyla gelecek.
Oxford Üniversitesi'nden filozof ve AI uzmanı Nick Bostrom, süper zekayı "aralarında bilimsel yaratıcılık, genel bilgelik ve sosyal kabiliyetler de dahil neredeyse her alanda insan beynini büyük ölçüde geride bırakan" bir zeka olarak tanımlıyor.
Gutierrez de "İnsanlar mühendis, hemşire ya da avukat olmak için uzun süre eğitim almak zorunda. AGI'nın sorunu, bizim yapamadığımız dönemlerde bile sürekli kendini geliştirmesi" diye açıklıyor bu durumu.
Princeton Üniversitesi'nden Bilgisayar Mühendisi Arvind Narayanan, daha önce BBC'ye yaptığı açıklamada, bilim kurguya benzer felaket senaryolarının gerekçi olmadığını söylemişti:
"Şu andaki AI, bu risklerin gerçeğe dönüşmesini sağlayacak kabiliyetlerin çok uzağında. Sonuç olarak bu durum, AI'nin yakın vadeli zararlarından dikkatleri uzaklaştırdı."
Makinelerin, özellikle konu duygusal zekaya geldiğinde gerçekten bir insanınki kadar geniş zekaya sahip olup olamayacağı konusunda birçok tartışma yapıldı. AGI'yi başarmaya yakın olduğumuza inananları en çok kaygılandıran şeylerden biri de bu.
Geçtiğimiz günlerde, makinelere deneyimlerinden öğrenmeyi öğretme konusundaki öncülerden "yapay zekanın babası" lakaplı Geoffrey Hinton, bir dönüm noktasına ulaşmak üzere olduğumuz uyarısı yaptı.
Google'den yeni emekli olan 75 yaşındaki Hinton "Şu anda, makineler gördüğüm kadarıyla bizden daha zeki değil ama yakında olabilirler" dedi.
Google'den ayrıldığını duyuran mektubunu New York Times gazetesine gönderen Hinton, yaptığı işten pişman olduğunu, çünkü "kötü aktörleri AI'yi kötü şeyler için kullanmasından korktuğunu" söyledi.
Hinton BBC'ye şu "kabus senaryosu" örneğini verdi
"Düşünün, örneğin Rusya lideri Vladimir Putin gibi kötü bir aktör, robotlara kendi Al amaçlarını yaratabilme kabiliyeti verdi. Makineler nihayetinde 'Daha fazla enerji lazım' gibi bir alt amaç yaratabilirler ve bu 'varoluşsal bir tehdide' dönüşür."
Ancak Hinton, "daha kısa vadede" AI'nin zarardan çok yarar sağlayacağını belirtti ve "Dolayısıyla bunları geliştirmeyi durdurmamız gerektiğini düşünmüyorum" diye de ekledi.
İngiliz fizikçi Stephen Hawking açık bir uyarı yapmıştı.
Ölümünden dört yıl önce, 2014'te BBC'ye konuşan Hawking "Tam yapay zeka gelişimi, insan ırkının sonu anlamına gelebilir" demişti.
Hawking, bu derecede zekaya sahip bir makinenin giderek arttan bir oranda kendi başına çalışacağını ve kendisini yeniden tasarlayacağını belirtti.
AI'nin en büyük tutkunlarından biri Google'dan AI araştırmacısı ve Silikon Vadisi'ndeki Singularity Üniversitesi'nin kurucularından mucit ve yazar Ray Kurzweil.
Kurzweil, insanların süper akıllı AI'yi biyolojik engelleri geçmek için kullanacağına inanıyor.
Kurzweil, 2015'te insanların vücutlarımızın içinde çalışan ve bütün haslıkları ya da hasarları tedavi eden nanobotlar (çok küçük robotlar) sayesinde, 2030 itibariyle ölümsüzlüğü yakalayacağımızı tahmin etmişti.
Guitérrez de en önemlisinin bir AI yönetim sistemi kurmak olduğunda hemfikir.
"Gezegendeki herkesle ilgili bu kadar çok bilgiye sahip ve alışkanlıklarını bilen (internet aramaları sayesinde) bir varlığın, fark etmediğimiz şekillerde bizi kontrol edebildiği bir gelecek düşünün" diyor:
"En kötü senaryo insan robot savaşı olmaz. En kötüsü manipüle edildiğimizin farkına varmamak olur, çünkü gezegeni bizden daha akıllı bir varlıkla paylaşıyoruz."
Katkıda bulunanlar Andrew Webb ve and Chris Vallance | Yenilik, Teknoloji, Bilim, Yapay zeka |
OpenAI ve Google Deepmind başkanları dahil çok sayıda uzman uyardı: Yapay zeka insanlığın yok olmasına yol açabilir | OpenAI ve Google Deepmind başkanları da dahil, çok sayıda uzman, yapay zekanın (AI) insanlığın yok olmasına yol açabileceği konusunda yayımlanan bir bildiriyi imzaladı.
AI Güvenliği Merkezi'nin web sayfasında yayımlananbildiride, "AI kaynaklı yok olma riskini azaltmak, salgın hastalıklar ve nükleer savaş gibi diğer toplumsal ölçekli risklerin yanı sıra küresel bir öncelik olmalıdır" ifadesi kullanılıyor.
Teknoloji şirketi liderlerinin yanı sıra gazeteciler, siyasetçiler ve akademisyenler de bildiriyi imzalamış durumda.
ChatGPT'yi üreten ABD merkezli AI araştırma şirketi OpenAI CEO'su Sam Altman, Google'ın çatı şirketi Alphabet'in yapay zeka platformu DeepMind'ın CEO'su Demis Hassabis ve AI güvenlik ve araştırma şirketi Anthropic kurucusu ve CEO'su Dario Amodei açıklamayı destekleyenler arasında.
Yapay zekadan kaynaklanan riskler hakkında daha önce de bir uyarı yayımlayan, yapay zekanın "fikir babası" olarak tanımlanan Geoffrey Hinton da çağrıyı destekledi.
75 yaşındaki Hinton, Google’daki görevinden yakın bir zaman önce istifa etmişti.
BBC’ye verdiği röportajda “Artık tehlikelerin neler olabileceği konusunda konuşabilirim” diyen Hinton, bu tehlikelerin bazılarının “çok korkutucu” olduğunu söylemişti.
Derin öğrenme ve yapay sinir ağları üzerine yaptığı araştırmalarla yapay zekanın bugünkü noktasına ulaşmasında rol oynayan Hinton, chatbot olarak bilinen sohbet robotlarının yakında insan beyninin bilgi kapasitesini aşabileceğini söylüyor.
Öte yandan bazı uzmanlar, yapay zekanın insanlığı yok edeceği korkusunun gerçekçi olmadığına ve sistemlerde halihazırda varolan, önyargı gibi sorunlardan dikkati dağıttığına inanıyor.
Goldman Sachs’ın Mart 2023’te yayımladığı bir rapora göre üretici yapay zeka, günümüzdeki tüm işlerin çeyreğini yapabilir.
Otomasyonun yalnızca ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinde 300 milyon kişinin işini alabileceği düşünülüyor.
Diğer taraftan bazı uzmanlar hâlâ yapay zekanın yapamayacağı işler olduğuna dikkat çekiyor. Bunlar genellikle duygusal zeka veya yaratıcı düşünme gibi insana özgü özellikler gerektiren işler. | Teknoloji, Yapay zeka, Google |
Beyin implantı, felçli hastanın yürümesini sağladı | İsviçre'de yapılan araştırmalarda felçli bir kişi, elektronik beyin implantları sayesinde sadece düşünme yoluyla yürüyebildi.
40 yaşındaki Hollandalı Gert-Jan Oskam, bu yöntemle hayatının değiştiğini söyledi.
Oskam, 12 yıl önce geçirdiği bir bisiklet kazasında felç olmuştu.
Elektronik implantlar, omurgasındaki ikinci bir implant aracılığıyla düşüncelerini kablosuz olarak bacaklarına ve ayaklarına iletiyor.
Sistem henüz deneysel aşamada.
İngiltere'de omurga yaralanmaları ile ilgili araştırmalara öncülük eden Spinal Research (Omurga Araştırmaları) adlı yardım kuruluşu bu gelişmeyi "oldukça cesaret verici" olarak değerlendirdi.
Oskam BBC'ye yaptığı açıklamada "Kendimi yeniden yürümeyi öğrenen bir çocuk gibi hissediyorum" dedi.
Oskam ayrıca artık ayakta durabiliyor ve merdiven çıkabiliyor.
"Uzun bir yolculuk oldu ama şimdi ayağa kalkıp arkadaşımla bira içebiliyorum. Bu pek çok insanın farkında olmadığı bir zevk."
Nature dergisinde yayımlanan çalışmayı İsviçreli araştırmacılar yönetti.
Lozan Üniversitesi'nden beyin cerrahı Profesör Jocelyne Bloch, implantları ameliyatla yerleştirdi.
Bloch, sistemin hala araştırma aşamasında olduğunu ve felçli hastaların kullanımına sunulması için uzun yıllar gerektiğini vurguladı.
Ancak ekibin sistemi laboratuvardan çıkarıp mümkün olan en kısa sürede klinik denemeleri başlatmayı amaçladığını söyledi.
Araştırmada yer almayan Spinal Research CEO'su Harvey Sihota, bu teknolojinin genel kullanıma sunulması için daha gidilecek uzun bir yol olmasına rağmen, bu gelişmeyi "oldukça cesaret verici" olarak nitelendirdi:
"Bu gelişme nöroteknolojinin yol haritasında ve omurilik yaralanmasına maruz kalan kişilere işlev ve bağımsızlık kazandırmadaki rolü nedeniyle heyecan verici bir adım."
Oskam'a hareket kazandırma operasyonu Temmuz 2021'de gerçekleştirildi.
Profesör Bloch, beynin hareketi kontrol eden bölgelerinin üzerinde, kafatasının her iki tarafında 5 cm çapında iki delik açtı.
Daha sonra beyin sinyallerini (Oskam'ın yürüme eylemiyle ilgili düşüncelerini) kafasındaki bir kaska bağlı iki sensöre kablosuz olarak ileten disk şeklinde iki implant yerleştirdi.
İsviçreli ekip, bu sinyalleri Oskam'ın omuriliğinin etrafına yerleştirilen ikinci bir implant aracılığıyla bacak ve ayak kaslarını hareket ettirme talimatlarına çeviren bir algoritma geliştirdi.
Profesör Bloch, bu implantı yürümeyle ilgili sinir uçlarına karmaşık bir şekilde bağladı.
Birkaç haftalık eğitimin ardından Oskam yürüteç yardımıyla ayakta durabiliyor ve yürüyebiliyordu.
Lozan'da projeyi yöneten École Polytechnique Fédérale'den (EPFL) Profesör Grégoire Courtine'e göre hareketleri "yavaş ama akıcı".
"Onu bu kadar doğal yürürken görmek çok etkileyici. Bu daha önceki duruma göre bir paradigma değişimini ifade ediyor."
Beyin implantları, Profesör Courtine'in yeniden hareket kazandırma için sadece omurga implantının kullanıldığı daha önceki çalışmasının üzerine inşa edildi.
Omurga implantı, beyinden omurganın hasarlı kısmına giden zayıf sinyalleri güçlendiriyor ve bir bilgisayardan gelen önceden programlanmış sinyallerle daha da güçlendiriliyordu.
Geçen yıl da aynı teknolojiden yararlanılarak omuriliği tamamen kopmuş olan Michel Roccati yeniden yürüyebilmişti.
Her ikisinin de amaçladıkları hareketleri bilgisayarla uyumlu halde tutmaları ve senkronizasyondan çıktıklarında durup sıfırlamaları gerekti.
Beyin implantlarından önce sadece omurga implantı olan Oskam şimdi çok daha fazla kontrole sahip olduğunu söylüyor.
"Daha önce sistemin beni kontrol ettiğini hissediyordum ama şimdi onu ben kontrol ediyorum."
Bu sistemler sürekli olarak kullanılamadıkları gibi hala hantal ve deneysel aşamada.
Hastalar iyileşme sürecinin bir parçası olarak sistemi haftada birkaç kez birer saat kadar kullanıyor.
Yürüme eylemi kaslarını eğittiğinden sistem kapatıldığında da bir dereceye kadar hareket kazanımı gözleniyor, bu da hasarlı sinirlerin yeniden canlanabileceğini gösteriyor.
Nihai amaç ise bu teknolojiyi minyatür hale getirmek. Profesör Courtine'in şirketi Onward Medical, insanların günlük yaşamlarında kullanabilmesi için teknolojiyi ticarileştirmek üzere iyileştirmeler yapıyor.
Courtine, "Gert-Jan kazadan 10 yıl sonra implantı taktırdı. Beyin-omurga bağantısını sağlayan sistemi yaralanmadan birkaç hafta sonra uyguladığımızı düşünün. İyileşme potansiyeli muazzam olur" diyor. | Teknoloji, Bilim, Yaşam, Sağlık |
Yapay zeka rekabeti: Çin, ABD'yi geçebilir mi? | Yapay Zeka (AI) o kadar büyük bir kaygı haline geldi ki, geçen hafta sonu yapılan G7 zirvesinin yüklü gündemine alındı. AI'nin zararlı etkileri konusundaki kaygılar, ABD'nin Çin'in bu önemli teknolojiye erişimini kısıtlama girişimleriyle aynı döneme denk geldi.
ABD şimdilik AI yarışında önde gibi görünüyor. Çin'e yarı iletken ihracatına yönelik kısıtlamaların, Pekin'in teknolojik ilerlemesine darbe vurma ihtimali de var.
Ancak AI çözümlerinin mükemmelleştirilmesi için yıllar gerekirken, uzmanlar Çin'in ABD'yi yakalayabileceğini söylüyor.
Trivium Çin'den teknoloji politikası araştırmaları uzmanı Kendra Schaefer, Çinli internet şirketlerinin, "ilerlemeyi nasıl ölçtüğünüze bağlı olarak ABD'li internet şirketlerinden daha ileri olduğunu" söylüyor.
Ancak Schaefer, Çin'in "yüksek teknolojili ekipman ve parça üretimi kabiliyetinin", bu alandaki küresel liderlerin tahminen 10-15 yıl gerisinde olduğunu da vurguluyor.
ABD'nin en büyük avantajı, dünyanın en gözde girişim merkezi olan Silikon Vadisi.
Silikon Vadisi; Google, Apple ve Intel gibi modern yaşamı şekillendiren teknoloji devlerinin doğum yeri.
Hong Kong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi AI Araştırma Merkezi'nden Pascale Fung, istisnai araştırma kültürünün ülkedeki yenilikçilerin işini kolaylaştırdığını söylüyor.
Fung, araştırmacıların sıklıkla akıllarında belirli bir ürün olmadan bir teknolojiyi geliştirmeye yıllar harcadığını vurguluyor.
Örneğin OpenAI nihayetinde ChatGPT'nin ortaya çıkmasını sağlayan Transformer makina öğrenme modeli üzerinde çalışırken, yıllarca kâr amacı gütmeyen bir şirket olarak varlığını sürdürdü.
Fung, "Bu ortam çoğu Çin şirketinde hiç olmadı. Popüler olduğunu gördükten sonra derin öğrenme modelleri ve büyük dil modelleri üzerinde çalışmaya başladılar. Bu Çin AI'si için büyük bir zorluk" diyor.
ABD'li yatırımcılar da ülkenin araştırma kampanyasına destek oldu. Microsoft 2019'da OpenAI'ye 1 milyar dolar yatırım yapacağını açıkladı.
Microsoft Yönetim Kurulu Başkanı Satya Nadella, "AI günümüzün ön dönüştürücü teknoloji ve dünyanın en zorlu sorunlarının pek çoğuna yardımcı olma potansiyeli var" dedi.
Bu arada Çin ise daha büyük bir tüketici tabanından faydalanıyor. Çin, 1,4 milyarlık nüfusuyla dünyanın en kalabalık ikinci ülkesi.
Race Capital adlı yatırım şirketinden Edith Yeung, Çin'in aynı zamanda büyüyen bir internet sektörü olduğunu söylüyor.
Örneğin ülkede neredeyse herkes WeChat uygulamasını kullanıyor. Uygulama, mesajlaşmadan, doktor randevusu almaya ve vergi bildiriminde bulunmaya dek birçok alanda kullanılıyor.
Sonuç olarak, ürünleri geliştirmek için büyük bir veri birikimi var. Yeung "AI modeli, öğrenebileceği veriler kadar iyi olabilir" diyor.
"İyi ya da kötü olabilir ama Çin'in mahremiyet konusunda çok daha az kuralı ve çok daha fazla verisi var. Örneğin her yerde yüz tanıyan güvenlik kameraları bulunuyor. Bunun AI yapımı fotoğraflarda ne kadar faydalı olacağını bir düşünün."
"AI Süpergüçleri: Çin, Silikon Vadisi ve Yeni Dünya Düzeni" kitabının yazarı Lee Kai-Fu da Çin'in teknoloji topluluğunun, ABD'nin gerisinde kalmasına rağmen, bir avantajı olduğunu vurguluyor.
Pekin'deki internet sektörünün önemli bir ismi ve Google Çin'in eski başkanı olan Lee "Hızın çok önemli, kopyalamanın kabul edilen bir uygulama olduğu bir dünyada yaşıyorlar ve yeni bir pazar kazanmak için yapmayacakları bir şey yok" diyor.
"Bu zorlu atmosfer, kopyalamanın kötü görüldüğü Silikon Vadisi ile tezat oluşturuyor."
Çin'in kopyalama dönemi, özellikle fikri mülkiyet hakları konusunda ciddi sorunlar oluşturuyor. Lee bu durumun da rekabete hazır, atılgan ve açıkgözlü bir girişimci kuşağı yarattığı görüşünde.
Çin, 1980'lerden bu yana, daha önce asıl olarak imalat temelli ekonomisini teknoloji temelli ekonomiye doğru genişlettiği vurgulanıyor.
Fung, "Son 10 yılda Çin'in tüketici temelli internet şirketlerinde ve yüksek teknolojili Çin tasarımlarında daha çok yenilik gördük" diyor.
Çinli teknoloji şirketlerinin kendilerine has ajantajları var ancak Pekin'in otoriter yönetiminin etkisi hala net değil.
Örneğin, sansürün Çin AI sohbet robotlarının gelişimini etkileyip etkilemeyeceği soruları söz konusu. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile ilgili hassas sorulara yanıt verebilecekler mi?
Yeung, "Çin'de hiç kimsenin Baidu ya da Ernie gibi platformlarda tartışmalı sorular soracağını sanmıyorum" diyor.
Fung da "Hassas konular sohbet robotlarının kullanımının çok az bir kısmını oluşturuyor. Sadece medyada daha fazla ilgi çekiyor" diye ekliyor.
Daha büyük bir kaygı, ABD'nin Çin'in uzman teknolojilere erişimini engelleme girişiminin, Çin'in AI endüstrisine etkisi.
Yüksek performanslı bilgisayar çipleri ya da yarı iletkenler, şu anda Washington ve Pekin arasında gerilim kaynağı. Yarı iletkenler, diz üstü bilgisayarlar ve akıllı telefonlar gibi günlük teknolojilerde kullanılıyor ve askeri alanda da uygulamaları da var. Aynı zamanda AI'nin öğrenimi için yaşamsal önemde donanımlar.
Nvidia gibi Amerikan şirketleri, şu anda AI çiplerinde lider ve Fung ihraç kısıtlamaları yüzünden çok az Çinli şirketin ChatGPT ile rekabet edebileceğini söylüyor.
Bu durum Çin'in gelişmiş AI gibi yüksek teknolojili yüksek teknoloji endüstrisine darbe vurabilir. Ancak Schaefer'e göre telefon ve bilgisayar gibi tüketici teknolojisini etkilemeyecek. Bunun nedeni de "ihracat kısıtlamalarının Çin'in ileri AI'yi askeri amaçlar için kullanmasını önlemek".
Fung, bunun için Çin'in kendi Silikon Vadisi'ne, farklı yerlerden yetenekleri çekecek bir araştırma kültürüne sahip olması gerektiğini söylüyor. "Şu ana kadar içerideki yeteneklerle, ülke dışından gelen Çin kökenli yeteneklerden faydalandılar. Homojen kültürel düşüncenin sınırları var" diye de ekliyor.
Pekin bu boşluğu, çip şirketlerine büyük avantajlar öneren "Büyük Fon" ile kapatmaya çalışıyor.
Ancak yönetim, sektördeki kontrolünü sıkılaştırdı. Zhao Veiguo, yetkililer tarafından yolsuzlukla suçlanan son teknoloji patronu oldu. Pekin'in belirli sektörlere odaklanması mali teşvikleri ve bürokrasının azaltılmasını beraberinde getirebilir ancak bu aynı zamanda daha fazla denetim, korku ve belirsizlik anlamına da gelebilir.
Schaefer'a göre Zhao'nun tutuklanması, devletin sahip olduğu diğer şirketlere mesajdı: "Devletin parasıyla oyalanmayın, özellikle de çip konusunda. Şimdi işe devam etme zamanı."
Bu mesajın Çin'in AI endüstrisinin geleceğini nasıl etkileyeceğini ise zaman gösterecek. | Teknoloji, Çin |
WhatsApp, kullanıcıların mesajlarını 15 dakika içinde düzenlemesine izin verecek | Mesajlaşma uygulaması WhatsApp, mesajların gönderildikten sonra 15 dakikaya kadar düzenlenebilmesine izin vereceğini açıkladı.
Mesajlaşma uygulamasının rakipleri Telegram ve Signal tarafından bu uygulama çoktan hayata geçirilmişti.
WhatsApp, Facebook ve Instagram'ın da sahibi olan ABD'li teknoloji devi Meta'nın bir parçası.
Söz konusu özellik, önümüzdeki haftalarda uygulamanın 2 milyar kullanıcısına sunulacak.
Mesajlaşma uygulaması Pazartesi günkü bir blog yazısında, "Basit bir yazım yanlışını düzeltmekten bir mesaja içerik eklemeye kadar, size sohbetleriniz üzerinde daha fazla kontrol sağlamaktan heyecan duyuyoruz" dedi.
“Tek yapmanız gereken şey, gönderilen bir mesaja uzun süre basmak ve ardından 15 dakikaya kadar menüden 'Düzenle'yi seçmek."
Düzenlenen mesajlar "düzenlendi" olarak etiketlenecek, böylece alıcılar içeriğin değiştirildiğinden haberdar olacak.
Ancak, mesajın zaman içinde nasıl değiştirildiği gösterilmeyecek.
WhatsApp'ın duyurusu, özelliğin rakip mesajlaşma uygulamaları Telegram ve Signal tarafından sunulmasının ardından geldi.
Düzenleme işlevi, yaklaşık 10 yıl önce sosyal medya platformu Facebook tarafından tanıtıldı.
O sıralarda Facebook, kullanıcılarının yarısından fazlasının siteye, yazım hatalarına daha yatkın olan cep telefonlarından eriştiğini açıkladı.
Facebook'ta, değiştirilen paylaşımlar ‘düzenlenmiş’ olarak işaretleniyor. Kullanıcıların görüntülemesi için düzenlemelerin geçmişi de mevcut.
Geçen yıl, Elon Musk'ın sosyal medya platformu Twitter, ödeme yapan abonelerine tweet'lerini düzenleme olacağı verdiğini söyledi.
Tweetler, yayınlandıktan sonraki 30 dakika içinde birkaç kez düzenlenebilir. | Teknoloji, Twitter, WhatsApp, Sosyal medya, Facebook |
Türkiye’ye muhalefeti fişlemek için yasa dışı uygulama satma soruşturmasında FinFisher’ın yöneticilerine suçlama yöneltildi | Almanya’da savcılar FinFisher adlı casus program geliştiricisi şirketin dört eski yöneticisine, Türkiye’ye yasa dışı bir şekilde bu uygulamayı satma suçlaması yöneltti.
Savcılar, bu uygulamanın Türkiye’de iktidar tarafından muhalefeti fişlemek için kullanıldığını düşünüyor.
Münih merkezli FinFisher şirketi, dünya genelinde kolluk kuvvetleri ve istihbarat servislerine FinSpy adlı uygulamayı satıyordu.
Fakat bu tür, hem sivil hem askeri amaçlarla kullanılabilecek yazılımların Avrupa Birliği dışına ihraç edilmesi izne tabi.
Alman savcılar, o dönemki şirket yöneticilerini bu izni almadan ihracat yapmakla suçluyor.
Münih savcılarına göre şirket 2015 yılında 5 milyon eurodan fazla bir fiyata bu uygulamayı Türk istihbaratına sattı, ardından da kullanımı için eğitim verdi.
Savcılar bu uygulamayla Türkiye’de, 2017’de CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Adalet Yürüyüşü sırasında muhalefetin gizlice izlenmeye çalışıldığını aktardı.
Yürüyüş sırasında Twitter’da #AdaletİçinYürü etiketiyle yapılan bazı paylaşımlarda, tıklayan kişilerin telefonlarına bu casus uygulamayı yükleyen linkler bulunuyordu.
Bu linklerin vardığını Access Now adlı insan hakları örgütü ortaya çıkarmıştı.
Access Now'ın hazırladığı rapora görelinkleri paylaşan hesaplar, yürüyüş sırasında Twitter’da muhalif paylaşımlar yapan anonim hesaplardan oluşuyordu. Access Now, bunların önceden açılmış bir bot hesap ağı olduğunu ve önceki paylaşımlarında iktidarı desteklediğini aktarmıştı.
Uygulama, indirildiği cep telefonundaki rehber, takvim, arama geçmişi, dosyalar, fotoğraflar, ekran görüntüleri, WhatsApp ve benzeri yazışma programlarında yazışılanlar, konum gibi bilgilere erişmenin yanı sıra mikrofonu açarak ortam dinlemesi de yapabiliyordu.
Bu olay ortaya çıktıktan sonra CHP’li Onursal Adıgüzel, “Kaygı verici bir durum. Bu verileri toplamaya çalışanlar kimdir araştırılmalı” demişti.
O dönem basına yansıyan haberlerde, bu uygulamayla çok sayıda muhalifin ve hatta CHP’li milletvekillerinin de takip edildiği yer almıştı.
FinFisher, yasadışı ihracatını gizlemek için satışı bir Bulgar şirketi üzerinden yapmakla itham ediliyor.
Satış için Alman veya Bulgar yetkililerden herhangi bir izin alınmamıştı.
Almanya’daki soruşturma, 2019’da basın özgürlüğü ve insan hakları alanında çalışan dört sivil toplum kuruluşunun başvurusuyla açılmıştı.
Bunlar arasında Sınır Tanımayan Gazeteciler Almanya Şubesi, Almanya Özgürlük Hakları Cemiyeti, Anayasal Haklar ve İnsan Hakları için Avrupa Merkezi de yer alıyordu.
FinFisher şirketi 2022’de iflas etmişti. | Avrupa, Teknoloji, Şirket Haberleri, Siber saldırı, Siber suç, Cep telefonları ve akıllı telefonlar, Almanya, Casusluk, Sosyal medya, Internet |
AB’den Facebook’un sahibi Meta'ya 1,2 milyar euro ceza: ‘Gizlilik kurallarını ihlal etti’ | Facebook'un ana şirketi Meta, veri aktarımında gizlilik kurallarını ihlal ettiği gerekçesiyle Avrupa Birliği (AB) Veri Koruma Kurulu’nun (EDPB) talimatı üzerine 1,2 milyar euro para cezasına çarptırıldı.
Şu ana kadar bir teknoloji şirketine verilen en yüksek para cezasının gerekçesi olarak, Avrupalı Facebook kullanıcılarının verilerinin ABD'deki sunuculara aktarılması gösterildi.
Ceza, EDPB’nin 13 Nisan 2023 tarihli “bağlayıcı anlaşmazlık çözümü” kararı uyarınca, İrlanda Veri Koruma Kurumu (IE DPA) tarafından verildi.
İrlanda Veri Koruma Kurumu, Facebook uygulamaları nedeniyle Meta Platforms Ireland Limited (Meta IE) hakkında soruşturma başlatmıştı.
Brüksel’deki kurul, 13 Nisan 2023 tarihli bağlayıcı kararında, IE DPA'ya taslak kararında değişiklik yapması ve Meta IE'ye para cezası uygulanması talimatını verdi.
Meta, 16 Temmuz 2020'den bu yana Facebook kullanıcılarının kişisel verilerini standart sözleşme hükümlerine dayanarak ABD'ye aktarıyordu.
AB Veri Koruma Kurulu, ABD merkezli şirketi, veri aktarımının Avrupa gizlilik kurallarını ihlal ettiği konusunda da uyardı. Meta’dan veri aktarımını 5 içinde durdurması istendi .
AB veri güvenliği makamları, Avrupalı kullanıcıların verilerinin ABD istihbarat servislerinin eline geçmesinden endişe ediyor.
AB'nin yürütme organı Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan yasal düzenlemeler, Avrupa vatandaşlarının kişisel verilerinin birlik dışına aktarılması durumunda da, korunmaya devam etmesini güvence altına alıyor.
EDPB Başkanı Andrea Jelinek, “Meta IE'nin ihlalinin sistematik, tekrarlayan ve sürekli aktarımlar nedeniyle çok ciddi olduğunu tespit ettiklerini” söyledi.
Jelinek, “Facebook'un Avrupa'da milyonlarca kullanıcısı var. Bu nedenle aktarılan kişisel verilerin hacmi çok büyük. Benzeri görülmemiş para cezası, kuruluşlara ciddi ihlallerin geniş kapsamlı sonuçları olduğuna dair güçlü bir mesajdır” dedi.
Meta CEO'su Nick Clegg, AB’nin talimatıyla verilen para cezasının “haksız ve gereksiz” olduğunu savunarak, karar itiraz edeceklerini bildirdi.
Binlerce şirket ve kuruluşun işlevlerini sürdürebilmesinin, AB ile ABD arasındaki veri aktarımlarına bağlı olduğunu söyleyen Clegg, önümüzdeki 5 ay içinde güvenli veri aktarımı için bir çözüm üzerinde çalışacaklarını vurguladı.
Anlaşmazlığın kaynağı olarak ABD'nin verilere erişim kuralları ile Avrupa gizlilik mevzuatı arasındaki farklılıklara işaret eden Clegg'e göre, Avrupa'da Facebook kullanımı tehlikede değil. | Teknoloji, Avrupa Birliği, Sosyal medya, Facebook |
Yapay zekanın henüz tehdit etmediği meslekler neler? | Kate Morgan| BBC Worklife
Endüstri Devrimi'nin başından bu yana, elektrikli dokuma tezgahlarından mikroçiplere kadar yeni teknolojiler, iş imkanları karşısında tehdit oluşturdu. Fakat çoğunlukla insanlar mücadeleden üstün çıktı. Bugün ise bazı uzmanlar yapay zekanın gelişmesiyle tehdidin daha önce görülmemiş bir seviyeye ulaştığını, sonunda robotların işimizi elimizden alacağı günün geldiğini söylüyor.
Goldman Sachs’ın Mart 2023’te yayımladığı bir rapora göre üretici yapay zeka, günümüzdeki tüm işlerin çeyreğini yapabilir.
Otomasyon yalnızca ABD ve AB’de 300 milyon kişinin işini alabilir.
Robotların İktidarı: Yapay Zeka Dünyaya Nasıl Hükmedecek?kitabının yazarı Martin Ford, bunun sonuçlarının ağır olabileceği uyarısında bulunuyor:
“Bu sadece bazı bireylerin basına gelecek bir şey olmanın ötesinde sistemsel hale gelebilir” diyor ve ekliyor:
“Aynı anda çok sayıda kişi işsiz kalabilir ve bunun yalnızca bireyler üzerinde değil, tüm ekonomi üzerinde büyük bir etkisi olacaktır.”
Neyse ki tüm haberler kötü değil. Uzmanlar hâlâ yapay zekanın yapamayacağı işler olduğuna dikkat çekiyor. Bunlar genellikle duygusal zeka veya yaratıcı düşünme gibi insana özgü özellikler gerektiren işler.
Bu alanlarda çalışmaya başlamak, yapay zeka tarafından işinizin elinizden alınması ihtimalini azaltabilir.
Ford, “Öngörülebilir gelecekte göreceli olarak düşük riskli gözüken üç alan var” diyor:
“Bunlardan ilki gerçekten yaratıcılık gerektiren işler: Bu işler, bazı şeyleri yeniden düzenlemek veya bir formüle dayalı çalışmak yerine yeni fikirlerle gelip yeni bir şey inşa etmek gereken işlerdir.
Bu, bütün yaratıcı işlerin güvende olduğu anlamına gelmiyor.
Aksine, grafik tasarım veya görsel sanatlarla ilgili işler ilk olarak ortadan kalkabilecek işler olabilir. Günümüzde basit algoritmalar, yapay zekaya milyonlarca görseli hızla analiz ettirip görsel açıdan etkileyici eserler yaratmasını sağlayabiliyor.
Ford, başka türden yaratıcı işlerin güvende olabileceğini ekliyor:
“Bilim, tıp ve hukukta yaratıcı işler hâlâ güvende… İşi yeni yasal stratejiler veya iş stratejileri geliştirmek olan insanlara her zaman ihtiyaç olacak.”
Yaratıcı işlerin ardından güvende olan ikinci kategori ise bireyler arası ilişkilerin önemli olduğu hemşirelik, işletme danışmanlığı veya araştırmacı gazetecilik gibi işler.
Ford, “Bu işlerde insanları çok iyi anlayabilmeniz gerekir. Yapay zekanın bir ilişki geliştirebilecek şekilde davranmaya başlamayı öğrenmesinin çok zaman alacağını düşünüyorum” diyor.
Üçüncü kategori ise “çok fazla hareket, el becerisi ve öngörülemez ortamlarda problem çözme yeteneği gerektiren işler”.
Elektrikçi, tesisatçı, kaynakçı gibi işler bu kategoriye giriyor.
Ford, “Bu tip işlerde her an yeni bir şeyle karşı karşıya kalırsınız” diyor ve ekliyor:
“Otomasyonun en zorlanacağı alan bu tip işler. Bunun gibi işleri robotlara teslim etmek için bilim kurgu filmi seviyesinde bir robota ihtiyacınız var. Örneğin Star Wars’taki C-3PO gibi.”
İnsanlar bu kategorilerdeki işlerde daha güvende olacaklar fakat bu işlerin yapay zekadan tamamen izole olacağını düşünmek de yanlış olur.
ABD’deki Buffalo Üniversitesi’nde çalışma ekonomisi üzerine çalışan akademisyen Joanne Song McLaughlin, sektör fark etmeksizin çoğu işin otomasyona maruz kalabilecek bazı tarafları olduğunu söylüyor:
“Çoğu vakada işin kendisine doğrudan bir tehdit yok fakat işte yapılan görevler değişebilir. İnsanlar arası ilişki kurmaya dair yeteneklerin önemi artacak.
“Yapay zekanın kanser belirtilerini insanlardan daha önce fark edeceğini düşünebiliriz. Gelecekte doktorların bu teknolojiyi kullanacağını düşünüyorum. Ama doktor rolünün tamamen ortadan kalkacağını düşünmüyorum.”
McLaughlin, yapay zekanın kanseri daha başarılı tespit etmesine rağmen hastaların bunu doktorlardan duymak isteyeceğini aktarıyor:
“’İşimin parçası olan hangi görevleri yapay zeka yapabilir veya daha iyi yapabilir’ diye kafa yormanın zekice olduğunu düşünüyorum. Ve yapay zekanın üstleneceği görevlerimizin üzerine neler ekleyebileceğimiz konusunda…”
Buna örnek olarak bankalardaki veznecileri örnek veriyor:
“Eskiden veznecilerin esas görevi iyi para saymakken artık işin bu kısmı makinalarla yapıyor ve vezneciden iyi bir para sayıcısı olmasından çok müşterilerin ihtiyaçlarını anlaması ve ona göre ürünler önermesi bekleniyor.
“Sosyal yetenekler daha önemli hale geldi.”
Ford, yükseköğrenim veya yüksek bir maaşın yapay zekaya karşı güvence sağlamayacağını söylüyor:
“Beyaz yakalı birini, bir taksiciye kıyasla besin zincirinde daha yukarda görebiliriz. Fakat aslında beyaz yakalının geleceği, taksiciye kıyasla daha fazla tehlikede. Çünkü sürücüsüz araçlar hâlâ deneme aşamasında fakat yapay zeka halihazırda rapor yazabiliyor.
“Çoğu durumda eğitimli işçilerin işi, en eğitimsiz işçilere kıyasla daha tehlikede olacak. Otel odalarını temizleyen birinin işinin düşünün. Bu işi robotlara yaptırmak son derece zor olacaktır.”
Özetle dinamik ve değişken ortamlarda, öngörülemez görevler içeren bir iş yapmak yapay zekanın işinizi ele geçirme ihtimalini azaltır. En azından şimdilik. | Robot bilimi, Teknoloji, Bilim, İstihdam, Yaşam, Yapay zeka, Nüfus bilimi |
Apple'ın kurucu ortağı Steve Wozniak: Yapay zeka, dolandırıcılıkların tespitini zorlaştırabilir | Apple'ın kurucu ortağı Steve Wozniak'a göre yapay zeka, dolandırıcılığın tespitini zorlaştırabilir. BBC Teknoloji Editörü Zoe Kleinman'ın sorularını yanıtlayan Wozniak, yapay zekanın "kötü aktörler tarafından kullanılmasından" korktuğunu söyledi. Wozniak, bu teknolojiler ile üretilen içeriklerin mutlaka işaretlenmesi ve denetlenmesi gerektiğini vurguladı.
Steve Jobs ile birlikte Apple'ı kuran ve ilk Apple bilgisayarını geliştiren Wozniak, Mart ayında Elon Musk'ın da aralarında bulunduğu, teknoloji alanında çalışan bir grup kişiyle yapay zeka teknolojilerine karşı bir açık mektup imzalamıştı.
Mektupta OpenAI’ın yeni çıkarttığı GPT-4’ten daha güçlü yapay zeka teknolojilerinin geliştirilmesine 6 ay ara verilmesi çağrısı yapıldı. Çağrıya gerekçe olarak, "topluma ve insanlığa yönelik potansiyel riskler" gösterildi.
Yapay zekanın olumlu taraflarının yanı sıra endişelendiği noktalarına da değinen Wozniak, "Yapay zeka teknolojileri o kadar akıllı ki, sizi kim oldukları konusunda kandırmak isteyen kötü niyetli kişilerin kullanımına çok açık" diyor.
Yapay zeka, normalde insan zekasına ihtiyaç duyan şeyleri yapabilen bilgisayar sistemlerini tanımlamak için kullanılan bir terim.
Örneğin bir web sitesinde kullanıcı tarafından sorulan soruları anlayıp insana benzer şekilde yanıt verebilen sohbet robotları veya görsellerdeki nesneleri tanıyabilen sistemler de bu teknolojilere dahil.
Wozniak, yapay zekanın duygudan yoksun olması nedeniyle insanların yerini almayacağını düşünüyor.
Ancak Wozniak, ChatGPT gibi programların "kulağa çok zekice gelen" metinler oluşturabilmesi nedeniyle sahtekarlık yapan kişileri daha ikna edici hale getireceği konusunda uyarıyor.
Wozniak, yapay zeka teknolojisiyle üretilen her içerikten insanların sorumlu tutulması gerektiğini düşünüyor.
Denetimin de önemini vurgulayan Wozniak, "her şeyden paçayı sıyırabileceklerini hisseden" büyük teknoloji şirketlerinden hesap sorulması gerektiğini söylüyor.
Ancak denetimi yapacak olanlara da şüpheyle yaklaşan Wozniak, "Bence para peşinde koşan güçler genellikle kazanıyor, bu biraz üzücü" diyor.
Bilgisayar teknolojilerinin öncülerinden olan Wozniak, internetin doğuşunda kaçırılan fırsatların günümüzün yapay zeka mimarları için ders olduğunu söylüyor.
"Teknolojiyi durduramayız" diyen Wozniak, insanları eğiterek dolandırıcılık ve kişisel bilgileri almaya yönelik kötü niyetleri girişimleri tespit etmeye hazırlayabileceğimizi söylüyor.
Apple'ın şu anki patronu Tim Cook ise geçen hafta yatırımcılarla yaptığı toplantıda, yapay zekaya yaklaşım konusunda "kasıtlı ve düşünceli" olmanın önemini vurgulamıştı. | Teknoloji, Apple, Yapay zeka |
KİM uygulaması: Süleyman Soylu'nun telefonundaki uygulama hakkında neler biliniyor? | İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, teknoloji blogu Shiftdelete.net'in YouTube kanalında Pazar günü yayımlanan bir videosunda akıllı telefonunda yüklü bir uygulamayı tanıttı. Soylu, 'KİM' diye adlandırılan uygulama üzerinden akıllı telefonunda fotoğrafını çektiği kişinin 2 saniye gibi kısa bir sürede kimliğini tespit edebildiğini söylediği bir tanıtım yaptı.
Soylu, "Bu devletin çok büyük güçleri var. Bu şu anda size gösterdiğim yüz binde biri" dedi.
Ancak uygulama, kişisel verilerin işlenmesine yönelik ihlal barındırdığı iddiasıyla hukukçuların ve siyasetçilerin de tepkisine neden oldu.
Süleyman Soylu, "İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun telefonunda ne var? (Togg turu)" başlıklı videoda, kanalın kurucusu Hakkı Alkan ile birlikte trafikte bir otomobil kullanırken telefonunda hangi uygulamalar olduğunu anlatıyor.
Sohbet sırasında Alkan, Soylu'nun "yerli ve milli" olarak tanımladığı uygulamayı açıyor ve Soylu'dan uygulamanın özelliklerini anlatmasını istiyor.
Soylu, "Whatsapp'tan daha kıymetli bir şeydir"dediği uygulama için "Bunun her özelliği vardır" ifadesini kullanıyor.
Ardından akıllı telefonunu alarak Alkan'ın bir fotoğrafını çekiyor ve uygulama üzerinden taratarak 1,9 saniye içinde kimlik verilerine ulaştığını gösteren bir demo yapıyor.
Kimlik bilgilerinin geldiği ekrana Alkan'ın isim ve soyadıyla birlikte Alkan'ın olduğu tahmin edilen 4 fotoğrafı getiriliyor. Ancak bu fotoğrafların Alkan mı ona benzeyen kişilere mi ait olduğu belirtilmiyor. Ekranda kimlik numarası ise soru işaretiyle gösteriliyor.
Soylu, uygulama için, "sosyal medyadaki bütün süzmeleri yapar, Türkiye'deki olaylarla ilgili bütün süzmeleri yapar." diyor.
Bunun üzerine Alkan'ın "Bu sadece size özel bir uygulama mı?" sorusuna "Tabii" yanıtını veren Soylu, "Türkiye'de bütün insanların, ajanslarda ne olduğunu aktarır" diyor.
Soylu, "Bu devletin çok büyük güçleri var. Bu şu anda size gösterdiğim yüz binde biri" ifadelerini kullanıyor.
Videoki tanıtımının ardından sosyal medyada kişisel verilerin işlenmesine yönelik tartışmalara neden olan uygulamayla ilgiliBBC Türkçe'ye konuşan Bilişim ve Kişisel Verilerin Korunması Hukukçusu Umut Zorer, İçişleri Bakanlığı'nın hassas kişisel verileri işlemesinin Türkiye'deki mevcut yasalara aykırı olduğunu savunuyor.
Zorer, 2016'da kabul edilen 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'na göre kişisel verilerin ancak açık rıza veya kanunlarda öngörülmesi ile işlenebileceğini belirtiyor ve ekliyor:
"Belirli kurumların açıkça görevlendirilmesi için düzenlemeler söz konusu olabilir. Örneğin, kanunla görev ve yetki verilmiş kamu kurum ve kuruluşları tarafından yürütülen önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetler veya yargısal süreçler kapsamında işlenmesi KVKK kapsamı dışında tutulmuştur. Örneğin Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) emniyet istihbarat veya savcılıklar bu düzenlemeyle kanun dışında tutulur. İçişleri Bakanlığı'nın ise kanunlarda tanımlanmış böyle bir yetkisi veya görevi ya da istisnası yoktur."
Videoda uygulamanın fotoğraf tarayarak biyometrik verilere eriştiği görülüyor.
Zorer, biyometrik verilerin işlenmesi halinde, "özel nitelikli kişisel veriler" kapsamında değerlendirileceğini belirtiyor.
Bunlar kanun kapsamında, “kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili" biyometrik ya da genetik verilerini içeriyor.
Zorer, bu verilerin işlenmesi halinde "ayrımcılık riski doğruduğu için tehlikeli" olduğunu belirtiyor.
İçişleri Bakanlığı'nın bu verileri işlemesinin "tamamen hukuka aykırı" olduğunu söyleyen Zorer, "savcılıklar müdahale etmeli, Kişisel Verileri Koruma Kurumu (KVKK) hukuka aykırı olup olmadığıyla ilgili soruşturma başlatmalıdır." diyor.
Soylu'nun videoda tanıttığı uygulama, kişisel verilerin kullanımına yönelik ihlal barındırdığı iddiasıyla hukukçuların ve siyasetçilerin de tepkisine neden oldu.
Avukat Sevgi Erarslan, Twitter'da yaptığı paylaşımda, videoyu alıntılayarak, "Şimdi buraya uzun uzun bunun nasıl anayasaya, mevcut hükümet döneminde kabul edilen 6698 sayılı Kanun’a ve imzacısı olduğumuz yine mevcut hükümet döneminde onaylanan 108 sayılı Sözleşme’ye aykırı olduğunu anlatırdım ama ne fayda. Lüzum yok." dedi.
CHP'li Gürsel Tekin ise uygulamanın Apple marka telefon üzerinden çalıştırması nedeniyle, "Bunun Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının tüm verilerini Amerika’ya açmak olduğunu biliyorsunuz değil mi?" diye sordu ve bunun suç olduğunu savundu.
Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) Eş-Direktörü Veysel Ok uygulamayla ilgili, Twitter hesabından yaptığı yorumda, "Hangi yasaya göre insanların kişisel bilgileri elde edilmiş/ depolanmış? İnsanların kişisel verilerinin hukuka aykırı şekilde depolanması, elde edilmesi suç değil mi ? Hiçbir şekilde güvenli olmayan telefona app şeklinde nasıl yüklemiş ? Bu uygulama başka kaç kişide var ?" sorularını sordu.
Polis Sendikası adlı Twitter hesabıysa, "Devletin sadece istihbarat birimleri ve TEM şube tarafından kullanılabilen program parti mensubu bir bakan tarafından telefona yüklenmiş ve vatandaşla paylaşılıyor.
"Ekranda KİM olarak yazan program emniyette gözcü olarak bilinir ve sadece istihbarati çalışmalarda kullanılabilir." şeklinde bir paylaşım yaptı. | Teknoloji, Bilgisayar güvenliği |
Ukrayna'nın başkenti Kiev'de Bayraktar TB2 tipi SİHA vurularak düşürüldü | Ukrayna’nın başkenti Kiev semalarında Bayraktar TB2 tipi insansız hava aracı, vurularak düşürüldü.
SİHA, Ukrayna hava kuvvetleri tarafından vuruldu.
TB2 vurularak düşene dek, 15 - 20 dakika süresince patlamalar duyulduğu bildiriliyor.
Ukrayna Devlet Başkanı Yardımcısı Andriy Yermak, ilk açıklamasında düşürülen SİHA’nın "düşmana ait" olduğunu söylemişti.
Ancak sonrasında hava kuvvetleri düşürülen aracın Ukrayna hava kuvvetlerine ait olduğunu doğruladı.
Yapılan açıklamada, “istenmeyen durumları önlemek” amacıyla TB2’nin vurulduğu kaydedildi.
Ordu, TB2’nin yerel saatle 20:00 sıralarında kontrolden çıktığını ve vurulması kararı alındığını duyurdu.
SİHA'nın vurulması sırasında bir yaralanma olmadığı, “büyük olasılıkla bir teknik sorun” çıktığının düşünüldüğü de ifade edildi.
Kiev semalarındaki olaya ilişkin çok sayıda video sosyal medyada paylaşıldı.
Kiev'deki askeri birimi yöneten Serhiy Popko, TB2’nin düşürüldüğü Solomyanskyi bölgesinde bir binada çıkan yangının da kontrol altına alındığını söyledi.
Bu olaydan bir gün önce Rusya’nın başkenti Moskova’da da, Kremlin yakınlarında bir drone düşürüldü.
Moskova, bu olayın Vladimir Putin’e bir suikast girişimi olduğunu iddia etti.
Perşembe günü konu ile ilgili konuşan Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov olayın arkasında “şüphesiz” Amerika’nın olduğunu savundu.
Kremlin bu iddiaya ilişkin bir kanıt ortaya koymadı.
ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü John Kirby ise bunun “delice bir iddia” olduğunu söyledi,.
Ukrayna’da Moskova’nın suikast girişimi iddiasını reddediyor ve Kremlin’in savaşı şiddetlendirmek için bu olayı sahnelediğini savunuyor. | Teknoloji, Ordu, Türkiye, İnsansız hava aracı, Ukrayna, Rusya-Ukrayna Savaşı |
Yapay zeka hangi mesleklerin yerini alabilir? | Yapay zeka alanında öncü isimlerinden olan bilim insanı Geoffrey Hinton, bu teknolojinin geliştirilme metodlarına karşı uyarılarını dile getirirken, birçok sektörde, yapay zekanın nasıl avantaja çevrileceği üzerine hesqaplar yapılıyor. BBC’nin ekonomi editörlerinden Faisal İslam, şirket patronlarına bu konuyu nasıl ele aldıklarını sordu.
Birçok patron, ChatGPT tipi teknolojisinin, toplantıların hararetli tartışmalarının başında olduğunu söylüyor.
Birkaç hafta önce, İngiltere’nin en büyük tüketici eksenli şirketlerinden birinin patronunun yanındaydım. Bu yönetici, bir müşteri şikayetinin dökümünü ChatGPT’ye yükledi ve o anda belirlediği birkaç kurala göre de şikayeti yanıtlama talimatı verdi.
Yaklaşık bir dakika sonra ekranda oldukça ikna edici bir yanıt belirdi.
Bana söylenene göre, chatbotun sağladığı yanıt, yüzde 85 oranında isabetliydi. Bu bir insan çalışandan beklenen standartın yalnızca biraz altında bir oran. Ancak bir çalışanın şirkete maliyeti ile sohbet robotunun maliyeti göz önüne alındığında bu oranlar daha dikkat çekici oluyor.
Bu denemeden çıkacak iyi sonuç, müşteri danışmanlarının üretkenliğini de artıracak şekilde, yapay zekanın başa çıkamadığı, kalan yüzde 15’lik orana odaklanmakta olabilir.
Yapay zeka teknolojisinin merkezinde olduğu Geniş Dil Modelleri de giderek daha etkili hale geliyor. Bu teknoloji, yetişkin bir insan zekası seviyesinde olmasa da bu noktaya uzak da değil.
İlerlemeler beklenenden daha hızlı gerçekleşiyor ve bu teknoloji, katlanarak gelişme noktasına yaklaşıyor olabilir.
Değişimin benimsenme hızı da göz önüne alındığında, bu yıl içinde bile bir istihdam şoku görülebilir.
Peki yapay zeka, yaşayan en zeki insandan daha zeki hale geldiği an, bir başka eski Google çalışanı olan Ray Kurzweil’in uyarı içeren ifadesiyle, ‘tekillik’ sürecinin başlangıcı olur mu?
Bu efsaneye göre, gelecekte yapay zekâ insan zekâsının ötesine geçerek medeniyeti ve insan doğasını radikal bir değişime uğratacak. Şu anda bu sürecin başlangıç noktasında olabilir miyiz?
Teknoloji bize yaşam kalitemizin artması noktasında birçok ilerleme sağladı. Akıllı telefonlarımız, aradığımız tüm içeriği ve bilgiyi her an bize sunma kapasitesi ile donatılmış durumda.
Üst düzey bir yönetici bana, bu icatların aslında boş zamanları daha eğlenceli hale getirmeye yaradığını söylemişti ve “İnsani bir tecrübe olarak sıkıntı duymayı ortadan kaldırmış olabilir ama tüm bu icatlar sizi işte daha üretken hale getirdi mi?” sorusunu iletmişti.
Open AI/ChatGPT yöneticisi Sam Altman da kullanım oranlarının büyüklüğünün kendisini şaşırttığını söylüyor.
Gerçek sürpriz ise, bu teknolojilerin, büyük yaratıcılık gerektiren, yetenek odaklı iş kollarına da nasıl uygulanabileceğinin görülmesi oldu. Bu tarz iş kollarının kendilerini sağlama aldığı düşünülüyordu.
Bu teknolojiler sayesinde, yaratıcı sürecin başlangıç aşaması olan ‘ilk taslak’ ya da "boş sayfa" olarak adlandırılan kısım, verilen komutlarla saniyeler içinde aşılabiliyor.
Tekrar edelim, var olan yapay zeka teknolojisinin, henüz yetişkin bir insan kadar zeki olmadığı noktadayız.
Kötü haber ise bu teknolojinin sosyal ve ekonomik krizler yaratması olasılığı.
Yapay zeka, bazı sektörlerde o kadar hızlı yaşama geçebilir ki, burada çalışanlar yeni duruma adapte olacak zaman bulamayabilir.
1980’li yıllarda madenciliğin başına gelen, 2020’lerde müşteri temsilcilikleri ve yaratıcı ajansların başına gelebilir mi?
Bazı teknoloji guruları, “Yapay zeka işinizi almayacak, ama yapay zekayı kullanmayı bilen biri işinizi alabilir” diyor.
Ancak benzer kişilerden, “Herkesin bilgisayar kodu öğrenmesi gerek” tavsiyesi de duyulmuştu. Bu artık, yapay zekanın geldiği noktada, isabetli bir kariyer tavsiyesi olmayabilir. | Teknoloji, Ekonomi, Yapay zeka, Internet |
Google'dan ayrılan yapay zekanın 'babası' Hinton'dan uyarı: Sohbet robotları yakında insanlardan daha zeki olabilir | Yapay zeka alanında öncü isimlerinden olan bilim insanı Geoffrey Hinton, bu alandaki ilerlemeye karşı uyarılar içeren açıklamalar yaptı.
75 yaşındaki Hinton, Google’daki görevinden yakın bir zaman önce istifa etti.
BBC’ye verdiği röportajda “Artık tehlikelerin neler olabileceği konusunda konuşabilirim” diyen Hinton, bu tehlikelerin bazılarının “çok korkutucu” olduğunu söyledi.
İngiliz ve Kanada vatandaşı bilim insanı, chatbot olarak bilinen sohbet robotlarının yakında insan beyninin bilgi kapasitesini aşabileceğini söylüyor.
Hinton derin öğrenme ve yapay sinir ağları üzerine yaptığı araştırmalarla yapay zekanın bugünkü noktasına ulaşmasında rol oynadı.
ChatGPT gibi gelişmiş sistemler, sağladıkları imkanlar kadar, gelecekle ilgili uyarıların da merkezindeler.
Hinton da bu noktaya dikkat çekiyor:
“Şu anda, GPT-4, sahip olduğu genel bilgi miktarı açısından bir insanı, hem de uzak ara gölgede bırakabiliyor. Muhakeme açısından ise aynı oranda iyi değiller, ama basit muhakeme yapabiliyorlar.
"İlerleme hızı göz önüne alındığında da bu sistemlerin çok hızlı bir şekilde daha etkili bir hale geleceğini biliyoruz. Ve bu bizi endişelendirmeli. Şu anda benim bildiğim kadarıyla bizden daha zeki değiller. Ama yakında daha zeki olabilirler.”
Hinton, New York Times gazetesi için kaleme aldığı makalede de “kötü kişilerin” yapay zeka ile “kötü şeyler” yapabileceğine vurgu yapıyor.
Bu nokta ile ilgili BBC’nin sorusunu yanıtlayan Hinton, “Bu kabus senaryolarından biri” cevabını veriyor:
“Kötü kişilerden biri olan Putin’in, robotlara kendi alt amaçlarını yaratma imkanı tanıdığını varsayalım. Bu sonunda ‘daha fazla güç elde etmem gerek’ gibi alt amaçlar doğurabilir”
Hinton devam ediyor:
“Yarattığımız zeka türünün bizim sahip olduğumuzdan çok farklı olduğu sonucuna vardım.
“Biz biyolojik bir sistemiz ama bunlar dijital sistemler. Dijital sistemlerdeki en büyük fark, aynı ebatlardan çokça kopya yapabilirsiniz.
“Tüm bu kopyalar farklı şeyler öğrenebilir ama birbirleri ile bilgilerini anında paylaşabilir. Yani sanki 10 bin kişiniz var ve bunlardan biri bir şey öğreniyor, diğerleri de aynı anda bu bilgiye sahip oluyor. İşte bu sohbet robotları bu sayede herhangi bir insandan daha fazla bilgiye sahip.
Geoffrey Hinton Google’dan ayrılması ile ilgili olarak da “Onlar hakkında iyi şeyler söylemek istiyordum. Eğer orada çalışırken bunları söyleseydim yeterince etkili olmazlardı” dedi. | Teknoloji, Yapay zeka, Sosyal medya, Internet |
Space X'in geliştirdiği en güçlü roket Starship'in fırlatma sonrası infilak etmesi neden başarı olarak görülüyor? | Elon Musk'a ait özel uzay taşımacılığı şirketi SpaceX tarafından üretilen ve bugüne kadar geliştirilen en büyük roket olan Starship dün fırlatıldı. Fırlatma uzun süredir merakla bekleniyordu. Roket fırlatıldıktan yaklaşık 4 dakika sonra havada patladığında, şirketin California’daki merkezinde çalışanlar heyecanla bağırıyordu.
Bu tarihi fırlatma infilakla sonlanmasına karşın "başarılı" olarak değerlendiriliyor.
Çünkü roketin fırlatma platformundan kalkış yapabilmesi başlıca hedef olarak belirlenmişti.
İnfilak sonrası fırlatmanın canlı yayınında bu noktanın altı çizildi. “Kalkıştan sonraki her şey bonustu” yorumları yapıldı.
Musk, fırlatma anında yaşanacak bir patlamanın, roketin devada yakıt kapasitesi nedeniyle, fırlatma platformuna, tamiri aylarca sürecek bir zarar verebileceğini söylüyordu.
120 metre uzunluğundaki roketin kalkışı, SpaceX'in Texas'ın Brownsville kentinin doğusundaki Starbase merkezinden başarılı bir şekilde gerçekleştirildi ve roket 32 kilometre yüksekliğe ulaştı.
Kalkıştan 1 dakika 15 saniye sonra Starship'in 33 motorundan yalnızca 27 tanesinin çalıştığı bildirildi.
Starship roketi fırlatmanın neredeyse 4. dakikasında havada parçalara ayrıldı. SpaceX, uzay aracının irtifa kaybetmeye başlaması sonrası “uçuş sonlandırma sisteminin” devreye sokulduğunu yani roketin patlatıldığını açıkladı.
SpaceX'ten yapılan açıklamada, "Ekiplerimiz veriler üzerinde çalışmaya devam edecek ve bir sonraki fırlatma denemesine hazırlanacak" denildi.
Açıklamada ayrıca şu ifedeler yer aldı:
"Böyle bir denemede öğrendiğimiz her şey bir başarıdır. SpaceX, yaşamı çok gezegenli bir hale getirmeye çalışırken bugünkü deneme, Starship'in güvenilirliğini artırmamıza yardımcı olacak. Tüm SpaceX ekibini kutlarız" denildi.
Uzay araştırmaları alanında birçok ilke imza atan SpaceX, patlamayla sonlananlar dahil fırlatmaların her aşamasının veri toplanması açısından çok değerli olduğunu vurguluyor.
Şirket, Starship roketini patlamadan indirmeyi ilk kez 15 numaralı prototipte gerçekleştirebilmişti.
Starship prototipi olan SN15, 5 Mayıs 2021’de ilk defa patlamadan iniş yapmayı başarmıştı.
Yakın bir gelecekte Mars’a insanlı bir koloni kurma hedefi ile geliştirilen Starship roketi iki bölümden oluşuyor. Super Heavy adı verilen ilk aşama roketi ve üstteki ikinci kısım. Bu iki araç da tamamıyla yeniden kullanılabilir şekilde planlanıyor.
Plana göre Super Heavy roketi, rekor seviyede bir taşıma kapasitesini yörüngeye ulaştırdıktan sonra ayrılma işlemi ile dünyaya geri dönecek. Starship’in üst bölümü de yolculuğuna devam edecek ve hedeflenen gezegenin yüzeyine iniş yapacak.
20 Nisan’daki tarihi test uçuşunda, hedeflenen ayrılma gerçekleşmedi. Planlanan 145 kilometre yükseklikte bir ayrılma sonrası Super Heavy roketinin denize düşürülmesi ve Ship 24 isimli üst kısım prototipin de atmosfere geri dönüş testlerinin yapılmasıydı.
İki aşamalı olan fırlatmanın, hedeflenen amaca ulaşmasına ancak yüzde 50 şans veriliyordu.
Musk bu sonucu öngördüğü gibi “heyecanlı” bir fırtlatılma izletileceği sözünü de vermişti. Şirketin California’daki merkezinde ve Texas’ta fırlatmayı izlemeye gelenler bu heyecanı yaşadı.
California’daki merkezde fırlatmayı takip eden Musk, "Önümüzdeki aylarda yapacağımız deneme uçuşu için çok şey öğrendik" diyerek testten duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Starship'in uzay roketlerinde önemli bir mihenk taşı olmasını isteyen Musk, insanlar için gezegenler arası yolculuğun başlayabileceğine inanıyor.
Roket, NASA'nın en güçlü roketi Artemis'in iki katına yakın itme gücüne sahip olacak şekilde tasarlandı.
Roket, tamamen ve hızla yeniden kullanılabilir şekilde tasarlandı. Bir uçak gibi, insanları ve uyduları günde birkaç sefer yaparak yörüngeye taşıması amaçlanıyor. | Uzay, Teknoloji, Elon Musk, Uzay keşfi |
WhatsApp ve diğer mesaj uygulamalarından İngiltere'deki yasa tasarısına tepki: 'Mahremiyetin olağanüstü ihlali' | İngiltere'de mesajlaşma uygulamaları WhatsApp, Session, Signal, Element, Threema, Viber ve Wire, hükümete, yakında onaylanması beklenen Çevrimiçi Güvenlik Yasa Tasarısı'nda değişiklik yapılması çağrısında bulundu. Tasarının, bu şirketlerin sağladığı gizlilik teknolojisi olan uçtan uca şifrelemeye zarar verebileceği vurgulandı. Hükümet yetkilileri ise "Hem gizliliği sağlamak hem de çocukların güvenliğini korumak mümkün" diyor.
İngiliz hükümeti, bu platformlardan, kullanıcıları izlemelerini ve çocuk istismarı görüntülerinin ortadan kaldırılmasının talep edilebilmesini istiyor.
Bir hükümet yetkilisi, "Sağlam uçtan uca şifrelemeyi destekliyoruz ancak bu kamu güvenliği pahasına olamaz" dedi ve ekledi:
"Çevrimiçi Güvenlik Yasa Tasarısı hiçbir şekilde uçtan uca şifrelemenin yasaklanmasını öngörmüyor. Şifrelemeyi zayıflatmayacak."
Tasarının yasalaşması halinde mevcut koşullarda WhatsApp'ın İngiltere'de tamamen yasaklanması gündeme gelebilir.
Teknoloji şirketleri ve güvenlik uzmanları, mesajları bilgisayar korsanlarından ve diğer tehditlerden korumak gerektiğini, hem güvenlik hem de mahremiyetin başka şekilde ele alınabileceğini söylüyor.
İngiltere dahil olmak bazı ülkeler ise mesajların yasa dışı içeriğe karşı taranabilmesi için uçtan uca şifrelemenin zayıflatılması gerektiğini savunuyor.
Uçtan uca şifreleme, sohbetteki mesajları, gönderen ve alıcı dışında hiç kimsenin okuyamamasını sağlıyor.
Uygulamanın operatörü bile, sistemler arasında geçiş yapan mesajları çözemiyor.
Element CEO'su Matthew Hodgson, Oxen Privacy Tech yöneticisi Alex Linton, Signal Başkanı Meredith Whittaker, Threema CEO'su Martin Blatter, Viber CEO'su Ofir Eyal, Meta'nın WhatsApp Müdürü Will Cathcart, Wire teknik sorumlusu Alan Duric ise imzalayarak hükümete gönderdikleri açık mektupta "Şifrelemeyi zayıflatmak, mahremiyete zarar vermek ve insanların özel iletişimlerinin kitlesel olarak gözetlenmesini sağlamak ileriye doğru atılmış bir adım değil" diyor.
Mektupta bu uyarı sonrası şu ifadeler de yer alıyor:
"Uçtan uca şifrelenmiş ürün ve hizmetlerin küresel sağlayıcıları, ürün ve hizmetlerinin güvenliğini hükümetlere uyacak şekilde zayıflatamaz.
"Yasa tasarısı, kişisel mesajların rutin, genel ve ayrım gözetmeksizin gözetlenmesine kapı açıyor. Tasarı, İngiltere ve dünya genelinde mahremiyete tehdit oluşturuyor. Dünya genelinde benzer yasalar için zemin hazırlıyor".
Element CEO'su Matthew Hodgson, yasa tasarısı için "mahremiyetin olağanüstü ihlali, herkesin yatak odasına CCTV kamera koymaya eş" dedi.
BBC'ye konuşan Meta'nın WhatsApp Müdürü Will Cathcart da, şifreli mesajlaşmanın mahremiyetini zayıflatmaktansa İngiltere'de engellenmeyi tercih edeceklerini söyledi.
Threema'nın sözcüsü Julia Weiss da BBC'ye, uygulamanın güvenliğini herhangi bir şekilde zayıflatmanın söz konusu olmadığını söyledi.
Diğer şirketlerden de benzer açıklamalar geldi.
Lordlar Kamarası üyelerinden Clement-Jones ise tasarıda değişiklik yapılmasını desteklediğini söyledi, "Hükümetin bu konudaki niyetini bilmemiz gerekiyor" dedi. | Teknoloji, İngiltere, WhatsApp |
2023 Sony Fotoğrafçılık Ödülleri’nde bir ödülün, yapay zeka ürünü fotoğrafa verildiği ortaya çıktı | Paul Glynn| BBC Eğlence Muhabiri
Büyük fotoğrafçılık ödüllerinden 2023 Sony’nin kazananları arasında yer alan bir kişi, fotoğrafın yapay zeka ürünü olduğunu açıkladı.
Alman sanatçı Boris Eldagsen, Pseudomnesia: The Electrician adlı eserle yarışmaya katılma gerekçesinin, fotoğrafçılığın geleceği hakkında bir tartışma ortamı yaratmak olduğunu söyledi.
BBC'ye konuşan ödül komitesi yetkilileri ise Eldagsen’in kendilerini, yapay zekanın söz konusu fotoğraftaki rolü konusunda yanılttığını açıkladı.
Eldagsen ise yaptığının ukalaca olduğunu bildiğini ancak bu konuya dikkat çekmek istediğini vurguladı:
“Jüriye benim eserimi seçtikleri için teşekkür ediyorum. Bunun yapay zeka tarafından yapıldığından şüphe etmişler miydi emin değilim.
“Yapay zeka ve gerçek fotoğrafçılar, bu tür yarışmalarda birbirileriyle yarışmamalı.
“İkisi iki farklı şey. Yapay zeka fotoğrafçılık değildir. Bu yüzden ödülü reddediyorum.”
Son aylarda yapay zekanın şarkı sözü ve makale yazarlığından şoförlük, terapistlik ve tıbba kadar pek çok alanda üstlenmeye başladığı rol tartışmalara yol açıyor.
Yapay zekanın ürettiği bir görsel geçen Eylül’de ABD’de bir sanat yarışmasını kazandığından beri bu alanda büyük bir tartışma var.
Üstelik o dönemden bu yana yapay zeka her hafta daha da gelişti.
Eskiden yapay zeka üretimi fotoğraflardaki hatalara, özellikle de ellerde zorlanmalarına dikkat çekerek kendilerini avutan fotoğrafçılar, şimdi bu görsellerdeki hataların azalmaya başlamasıyla bunları tespit etmekte zorlanıyor.
Geçen ay Fotoğrafçılar Birliği Başkanı Tim Flanch ile konuştuğumda, yapay zekanın yarattığı bir fotoğrafın, yıllar önce çekebilmek için bir kaplan kafesine girmesini gerektiren bir fotoğrafına çok benzediğini söyledi.
Konuştuğum bir fotoğrafçılık öğrencisi ise, hayalini kurduğu kariyerin yapay zekadaki ilerlemeler nedeniyle birkaç yıl sonra imkansız hale gelmesinden endişe ettiğini anlattı.
Pek çok fotoğrafçı, yapay zeka sistemlerinin yüz binlerce insanın ürettiği içerikle eğitildiğini ve bu içerikler için üreticilerin izninin alınmadığını vurguluyor. Hatta bazıları bu nedenle dava açtı.
Kimileri de yapay zekanın sadece bir araç olduğunu, bunun ötesine geçemeyeceğini düşünüyor.
Öte yandan fotoğrafçılığın da bir zamanlar yeni ve “tehdit edici” bir icat olduğunu hatırlatanlar da var. | Teknoloji, Kültür-Sanat, Yapay zeka, Sanat, Fotoğrafçılık |
Yapay zeka sayesinde 'kişiye özel ilaç' devri mi başlayacak? | Uzmanlar, yapay zeka kullanarak her hastada etkili olacak ve en az yan etkiye yol açacak ilaçlar tasarlıyor.
Dr. Talia Cohen Solal, bir petri kabında yetiştirilen insan beyin hücrelerine yakından bakmak için mikroskobun başına oturuyor.
Solal, "Beyin çok incelikli, karmaşık ve güzel" diyor.
Nörolog olan Solal, 2018 yılında İsrail'de Genetika+ adlı sağlık teknolojileri şirketini kurdu.
Şirket, hastalar ile antidepresan ilaçları eşleştirmeyi ve kişiye özel ilaç üretmeyi hedefliyor.
Solal, "Her hasta için doğru ilacı tek seferde tasarlayabiliyoruz" diyor.
Genetika+ uzmanları bunu yapabilmek için kök hücre teknolojisiyle yapay zekayı birleştiriyor.
Uzmanlar hastadan alınan kan örneğini kullanarak beyin hücresi üretiyor.
Bu beyin hücreleri üzerinde daha sonra çok sayıda farklı antidepresan deneniyor ve hücresel değişiklikler izleniyor.
Hastanın sağlık geçmişi ile genetik verileriyle birlikte alınan bu bilgiler daha sonra bir yapay zeka sistemi tarafından işleniyor ve doğru ilaç ile dozajı belirleniyor.
Tel Aviv merkezli şirket henüz geliştirme aşamasında olan bu teknolojiyi gelecek yıl piyasaya sürmeyi hedefliyor.
Yapay zeka ilaç sektöründe giderek yaygınlaşan bir teknoloji.
Genetika+ araştırmalarını Avrupa Birliği (AB) Avrupa Araştırma Konseyi ve Avrupa Yenilik Konseyi'nden fonuyla sürdürüyor.
Şirket aynı zamanda yeni hassas ilaçlar geliştirmek için ilaç firmalarıyla çalışıyor.
Dünya Sağlık Örgütü'ne (WHO) göre, dünya çapında depresyon ile mücadele eden 280 milyondan fazla insan var.
Doktorlar depresyon tedavisi için genellikle antidepresan ilaç veriyor ancak bu ilaçlar her kişide etkili olmayabiliyor.
Uzmanlara göre depresyon ile anksiyete için verilen ilk doz ilaçların üçte ikisi olumlu sonuç vermiyor.
Dr. Solal, "En yeni bilgisayar ve biyoloji teknolojilerini birleştirmek için çok doğru bir zaman" diyor.
İngiltere'deki King's College London Üniversitesi'nde Biyomedikal Yapay Zeka ve Veri Bilimi alanında kıdemli öğretim görevlisi olan Dr. Heba Sailem ise yapay zekanın küresel ilaç sektörünü tamamen dönüştürebilecek güce sahip olduğuna inanıyor.
Sailem yapay zekanın, "belirli hastalıkları tedavi etmek için potansiyel bir hedef gen belirleyebildiğini, yeni ilaçlar keşfedebildiğini, en iyi tedaviyi öngörerek hastanın iyileşme sürecini dönüştürebildiğini ve bazı durumlarda erken teşhis koyarak hastalığın gelişimini durdurabildiğini" söylüyor.
Ancak yapay zeka uzmanı Calum Chace, 2021 yılında küresel ticaret hacmi 1,4 trilyon dolar olan ilaç sektöründe yapay zeka kullanımının yavaş ilerlediğini belirtiyor.
Chace, "İlaç şirketleri çok büyük ve araştırma ile geliştirme yöntemlerinde herhangi bir önemli değişiklik, farklı bölümlerdeki birçok insanı etkiliyor" diyor ve devam ediyor:
"Tüm bu insanları yeni yöntemlerle çalışmaya ikna etmek zor, şirketlerdeki kıdemli kişilerin büyük bir kısmı da eski yöntemleri kullanarak başarılı olmuşlar."
Öte yandan Dr. Sailem ilaç sektörünün yapay zekayı kullanmakta aceleci davranmaması ve gerekli önlemleri alması gerektiğini söylüyor.
Sailem, "Bir yapay zeka modeli doğru yanıtlara yanlış yollardan ulaşabilir. Özellikle hasta verileri üzerinde eğitilirken önyargıları önlemek için çeşitli önlemlerin alınmasını sağlamak araştırmacıların sorumluluğu" diyor.
Hong Kong merkezli Insilico Medicine adlı şirket, yeni ilaçların üretimini hızlandırmak için yapay zeka teknolojisini kullanıyor.
Şirketin kurucu ortağı ve yöneticisi Alex Zhavoronkov, "Yapay zeka platformumuz, yeniden kullanılabilecek mevcut ilaçları belirleyebiliyor, bilinen hastalık hedefleri için yeni ilaçlar tasarlayabiliyor ve yepyeni hastalık hedefleri bulup yeni moleküller tasarlayabiliyor" diyor.
Şirketin İdiopatik pulmoner fibrozis (İPF) isimli bir akciğer hastalığı için geliştirdiği ilaç şu anda klinik denemelerden geçiyor.
Zhavoronkov, yeni bir ilacın bu aşamaya gelmesinin genelde dört yıl sürdüğünü, ancak yapay zeka sayesinde Insilico Medicine'in bunu "18 ayın altında, ve çok daha düşük bir bütçeyle" başardığını söylüyor. | Teknoloji, Sağlık, İsrail, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) |
Havacılık sektöründe karbon azaltımı ‘bilet fiyatlarını artıracak’ | İngiltere’de Sustainable Aviation (Sürdürülebilir Havacılık) adlı birlik, sektördeki karbon salımı azaltma faaliyetlerinin bilet fiyatlarını artıracağını açıkladı.
Bunun nedenleri arasında, karbon salımı daha düşük olan yakıtların daha pahalı olması ve şirketlerin bu farkı müşterilerine yansıtma ihtiyacı gösterildi.
British Airways gibi havayolları, Heathrow gibi havalimanları ve Airbus gibi uçak üreticilerinin üye olduğu birlik, artan fiyatların az sayıda kişiyi uçmaktan vazgeçireceğini, 2050’ye gelindiğinde yıllık yolcu sayısının 250 milyona çıkmasının beklendiğini duyurdu.
Net sıfır karbon salımı hedefine ulaşabilmek için İngiltere’de 2050’ye gelindiğinde tüm uçuşların dörtte üçünün sürdürülebilir yakıtlarla gerçekleştirilmesi bekleniyor.
Bu yakıt tarımsal atıklar gibi kaynaklardan üretiliyor ve geleneksel jet yakıtlarına göre yüzde 70 daha az karbon salımına yol açıyor.
Fakat maliyeti de geleneksel yakıtların kat kat üzerinde.
Şirketlerin geri kalan karbon salımlarının etkilerini nötrlemek için yapması gereken harcamalar da ek maliyetlere yol açacak.
İngiltere’de sürdürülebilir yakıt üretimi için, hükümetin de yatırımlarıyla yeni tesisler planlanıyor. Bunların sayısı beşe kadar çıkabilir.
Sıvı yakıt yerine elektrikle çalışan uçaklar da sektörün denemekte olduğu bir diğer teknoloji.
Bugüne kadar çok sayıda elektrikli uçuş gerçekleştirilse de, taşınması gereken pillerin ağırlığı, bunların ticari uçaklarda kullanılmasının önüne geçiyor.
Orta vadede bu durumun değişmesi beklenmediği için sektör elektrikli uçaklardansa daha düşük karbon salımı olan yakıtlara odaklanmış durumda. | İklim değişikliği, Teknoloji, Bilim, İngiltere, Hava taşımacılığı |
Elon Musk BBC'ye konuştu: Twitter'ı devralma süreci çok sancılıydı, doğru alıcı bulunursa şirketi satabilirim | BBC’ye konuşan milyarder iş insanı Elon Musk, Twitter’ın devralış sürecinin “oldukça sancılı” olduğunu, şirkette “büyük inişler ve çıkışlar” yaşadığını söyledi. Musk, "doğru bir alıcı" bulunursa sosyal medya devini satabileceğini de açıkladı.
Tesla ve SpaceX şirketlerinin de sahibi olan Musk, Twitter’ı Ekim ayında 44 milyar dolara aldı.
Musk'ın BBC'ye verdiği röportaj, aynı gün onaylanıp gerçekleşmesi ile de kayda geçti.
Röportajı yapan BBC Kuzey Amerika Teknoloji Muhabiri James Clayton, “Bu sabah Elon’a röportaj yapalım mı diye sordum, o da evet yanıtı verdi” diyerek röportajın nasıl gerçekleştiğini anlattı.
Clayton’ın röportajı, Twitter’ın sohbet kanalından canlı yayımlandı ve 3 milyon kişi tarafından izlendi.
Musk, Twitter’ı satın aldığı için pişman olup olmadığına ilişkin soruya, “Acı seviyesi oldukça yüksekti. Bu bir parti gibi değildi” yanıtını verdi.
Twitter’ı satın alma kararını savunan Musk, son ayların “oldukça stresli” olduğunu kabul etti ancak şirkette işlerin fena gitmediğini söyledi.
Musk zaman zaman şirkette uyuduğunu, kimsenin uğramadığını söylediği ofis kütüphanesinde “bir yeri” olduğunu söyledi.
Musk yaptığı Twitter paylaşımlarına ilişkin de özeleştiri yaptı:
“Attığım tweetlerle birden çok kez kendimi ayağımdan vurduğumu düşünüyor muyum, evet.
“Sanırım saat 3’ten sonra tweet atmamam gerekiyor.”
Elon Musk, BBC’nin ana Twitter hesabına “hükümet tarafından finanse edilen basın kuruluşu” ifadesinin konulması ile ilgili de konuştu.
Musk, “BBC’nin devlet medyası olarak etiketlenmekten pek hoşlanmadığını biliyorum” dedi.
BBC, söz konusu ibareye itiraz etmişti.
Yayın kuruluşu, “BBC bağımsızdır ve bu her zaman böyle olmuştur. Gelirimizi, Britanya halkının ödediği yıllık televizyon ruhsatı ödemeleriyle oluşturuyoruz” açıklaması yapmıştı.
Musk, söz konusu ibarenin “halk tarafından finanse edilen” şeklinde değiştirileceğini söyledi.
Twitter’ın mali durumuna ilişkin soruları da yanıtlayan milyarder iş insanı reklam verenlerin çoğunun geri dönmesi sonrası şirketin “kabaca başa baş” seviyesinde olduğunu söyledi.
Elon Musk, Twitter’ı satın aldığı zaman neredeye 8000 çalışan bulunduğunu ve bunu 1500 civarına indirmenin de kolay olmadığını savundu.
Musk, kimseyi bire bir kovmadığını da söyledi ve ekledi:
“Bu kadar insanla yüz yüze konuşmak kolay değil”
Twitter’dan ayrılan mühendislerin fazlalılığı, sosyal medya uygulamasının istikrarı noktasında endişe yaratmıştı.
Musk bazı sıkıntılara karşın Twitter'ın düzgün çalıştığını savundu.
Güney Afrikalı iş insanı, mavi tık olarak bilinen hesaplardaki sembolün de gelecek haftadan itibaren kaldırılmaya başlanacağını söyledi.
Eskiden mavi tik paralı abonelik gerektirmiyordu ve kimin alabileceğine şirket karar veriyordu. Bu tik yüksek profilli hesapların gerçek kişiler olduğunu gösteriyordu. | Teknoloji, Twitter, Elon Musk, Sosyal medya |
Çinli teknoloji devi Alibaba, yapay zeka sohbet robotuyla ChatGPT’ye rakip olacak | Peter Hoskins| BBC Ekonomi Muhabiri
Çinli teknoloji devi Alibaba, ChatGPT benzeri bir yapay zeka ürününü piyasaya süreceğini açıkladı. Alibaba, Tongyi Qianwen adlı sohbet robotunun, “yakın gelecekte” şirketin sunduğu hizmetlere entegre edileceğini belirtti; buna dair net bir takvim açıklamadı.
Tongyi Qianwen, Çince’de “binlerce soru sorarak bir yanıta ulaşmaya çalışmak” anlamına geliyor.
Son aylarda pek çok teknoloji şirketi, geliştirdikleri üretken yapay zeka sohbet robotlarını kullanıma açtı.
Alibaba ChatGPT tarzı bir yapay zeka üzerine çalıştığını bu yılın başlarında açıklamıştı.
Şirketin yöneticisi Daniel Zhang, “Üretken yapay zeka ve bulut bilişimin olanak sağladığı teknolojik bir dönüm noktasındayız” dedi.
Yapay zekanın Çincenin yanı sıra İngilizce de hizmet verebildiği ve ilk olarak Alibaba’nın işyerlerindeki yazışmalar için geliştirdiği DingTalk adı uygulamaya entegre edileceği açıklandı.
Tongyi Qianwen başlangıçta toplantılarda konuşulanları yazılı not haline getirme, e-posta yazma ve ticari teklif taslakları hazırlama gibi görevleri yerine getirecek.
Yapay zeka daha sonra Amazon’un Alexa’sına benzeyen Alibaba’nın akıllı hoparlörü Tmall Genie’ye de eklenecek.
Microsoft’un da desteklediği OpenAI’ın, Kasım ayında ChatGPT adlı yapay zeka sohbet robotunu kamuoyuyla paylaşmasının ardından üretken yapay zekaya ilgi artmaya başladı.
Bu tip yapay zeka uygulamaları, geçmişe ait verilerden beslenerek, insanların yarattıklarından ayırt edilmesi mümkün olmayan içerikler üretebiliyor.
Microsoft’un geliştirmek için milyarlarca dolar harcadığı bu teknoloji Şubat’ta şirketin arama motoru Bing’e de eklendi.
Sırada Excel, Word, PowerPoint ve Outlook uygulamalarına entegre olması var.
Google ve Çinli teknoloji şirketi Baidu da benzer yapay zeka robotlarını duyurdu.
Çin’in internet düzenleme kuruluşu da bugün üretken yapay zekaları düzenlemek için bir taslak yayımladı.
Taslak düzenlemeye göre şirketler, yapay zekayı geliştirmek için kullandıkları verilerin tutarlılığından sorumlu olacak.
Halkın 10 Mayıs’a kadar bu taslakla ilgili görüş bildirme imkanı bulunuyor.
Geçen ay teknoloji sektöründen üst düzey bir grup kişi, insanlığa yönelik tehdit oluşturabileceği gerekçesiyle, güçlü yapay zeka sistemlerinin eğitilmesinin durdurulmasını talep etmişti.
Bu açık mektubu imzalayanlar arasında Twitter’ın sahibi Elon Musk ve Apple’ın kurucusu Steve Wozniak da vardı.
İmzacılar, yapay zeka geliştirme yarışının kontrolden çıktığını savunurken bunun yaratabileceği risklerin büyük olduğunu belirtmişti.
Öte yandan yatırım bankası Goldman Sachs’ın yeni hazırladığı bir rapora göre yapay zeka, 300 milyon kişinin işini elinden alabilir.
İtalya bu ay, veri mahremiyeti gerekçesiyle ChatGPT’yi yasaklayan ilk Batı ülkesi olmuştu. | Teknoloji, Çin, Yapay zeka |
Cep telefonları depremi önceden haber verebilir mi? | Cep telefonuyla yapılan ilk sesli görüşmenin 50. yılında cebimizde taşıdığımız teknoloji, dünyanın en büyük deprem algılama sisteminin yaratılmasına yardımcı olabilir mi?
25 Ekim 2022'de Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) California Körfez Bölgesi'nde 5,1 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Bölge genelinde depremi hissedenler ABD Jeoloji Araştırmaları kurumuna (USGS) bildirim yağdırmıştı. Herhangi bir hasar yoktu ancak deprem bir başka açıdan önemliydi: Bölgedeki birçok kişinin cep telefonlarına deprem başlamadan önce uyarı gitmişti.
Daha da önemlisi, bu telefonların birçoğu depremin tespit edilmesine de yardımcı oldu.
Google, deprem sarsıntıları başlamadan birkaç saniye önce kullanıcılara bildirim gönderen bir erken uyarı sistemi geliştirmek için USGS ve California'daki bazı üniversitelerdeki akademisyenlerle birlikte çalışıyor.
Birkaç saniye kısa bir uyarı penceresi olsa da depreme maruz kalanların bir masanın veya sıranın altına saklanması için yeterli olabilir. Bunun yanında trenleri yavaşlatmak, uçakların kalkışını veya inişini durdurmak ve otomobillerin köprülere veya tünellere girmesini engellemek için yeterli zaman sağlayabilir. Böyle bir sistemin bu nedenle daha güçlü depremlerde hayat kurtarabileceği düşünülüyor.
ShakeAlertsistemi iki kaynaktan gelen verileri kullanıyor. Sistem, USGS, California Teknoloji Enstitüsü ve California Berkeley Üniversitesi ile eyalet yönetiminin eyalet genelinde kurduğu 700 sismometreden (yer sarsıntılarını tespit eden cihazlar) oluşan bir ağı kullanıyor.
ABD'nin Oregon ve Washington eyaletlerindeki sismometreler de ShakeAlert olarak bilinen erken uyarı sistemini besliyor.
Ancak Google, insanların telefonlarını kullanarak dünyanın en büyük deprem algılama ağını da oluşturmak istiyor.
Google'ın Android işletim sistemiyle çalışan akıllı telefonların çoğunda, telefonun hareket ettiğini algılayan ivmeölçerler bulunuyor.
Bunlar genel olarak telefonun çevrildiğini algılaması ve dikeyden yatay moda geçmesini sağlamak için kullanılıyor. Ayrıca Google'ın telefonlarında kurulu gelen fitness uygulamasındaki adım sayımı özelliğinde de bundan faydalanılıyor.
Ancak bu sensörler şaşırtıcı derecede hassas oldukları için mini bir sismometre gibi davranabiliyor.
Google, cihazlarının bir depremin Birincil (P) dalgalarının titreşimlerini alması durumunda, kullanıcıların telefonlarının otomatik olarak Android Deprem Uyarı Sistemine veri göndermesine izin veren bir işlev tanıttı.
Sistem, binlerce hatta milyonlarca başka telefondan gelen verileri birleştirerek, bir depremin olup olmadığını ve nerede olduğunu hesaplayabiliyor. Daha sonra sismik dalgaların ulaşması muhtemel görülen bölgedeki telefonlara uyarı göndererek erken uyarı verebiliyor.
Radyo sinyalleri sismik dalgalardan daha hızlı hareket ettiğinden, uyarılar merkez üssünden uzaktaki alanlara sarsıntı başlamadan önce gönderilebilir.
Android'de yazılım mühendisi Marc Stogaitis bunu şöyle açıklıyor: "Aslında ışık hızını (bu kabaca bir telefondan yayılan sinyallerin seyahat hızıdır) deprem hızıyla yarıştırıyoruz. Ve şanslıyız ki ışık çok daha hızlı!"
Verilerin çoğu kitle kaynaklı olarak sağlandığında teknolojinin pahalı sismometre ağlarının olmadığı erişimi güç alanlarda depremleri tespit etme olasılığını güçlendirdiği savunuluyor.
Bu, dünyanın daha yoksul bölgelerinde erken deprem uyarısı verme olasılığını artırabilir.
Google mühendisleri Ekim 2022'de, San Francisco Körfez Bölgesi'ndeki telefonların, sismik dalgalar merkez üssünden dışarı doğru hareket ederken deprem algılama sinyallerini yakaladığına tanık oldu.
Sistem şu anda bu sarsıntıları düzenli olarak topluyor. Son olarak, 4 Nisan 2023'te California, Tres Pinos yakınlarında meydana gelen 4,5 büyüklüğündeki bir deprem ShakeAlert sistemi tarafından tespit edildi ve bölgedekilerin cep telefonlarına mesaj gönderilmesini tetikledi.
Günde ortalama 100 kadar küçük depremin yaşandığı California'da depremlerin çoğu hissedilmiyor. Bununla birlikte, yılda büyüklüğü 4'ün üzerinde yaklaşık 15-20 adet deprem yaşanıyor.
Dünya genelinde kullanımda olduğu tahmin edilen 16 milyar cep telefonundan üç milyardan fazlası Android tabanlı. Deprem Uyarı Sistemi şu anda depremlerin görüldüğü 90'dan fazla ülkede mevcut.
Ancak, özellikle az sayıda telefon kullanıcısının bulunduğu bölgelerde; denizde meydana gelen ve tsunamileri tetikleyebilecek depremlerde sistemin kullanımı sınırlı olabiliyor.
Birkaç saniye öncesinde uyarı verilmesine yardımcı olsa da, depremleri gerçekleşmeden önce tahmin etmek, önemli bir zorluk olmaya devam ediyor. | Teknoloji, 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremi, Google |
Samsung, kâr oranlarındaki yüzde 96'lık düşüşten sonra çip üretimini azaltacağını duyurdu | Güney Koreli teknoloji devi Samsung, yılın son çeyreğinde kâr oranlarında gerçekleşen yüzde 96'lık düşüşün ardından çip üretimini azaltmaya karar verdi.
Dünyanın en büyük çip üreticisi olan Samsung, Covid-19'dan sonra azalan talep ve yavaşlayan küresel ekonomi nedeniyle satışlarında hızlı bir düşüş yaşandığını belirtiyor.
Şirketin Ocak-Mart ayları arasında kâr oranında 600 milyar (yaklaşık 500 milyon dolar) wonluk düşüş kaydedildi.
Samsung'un hisseleri, çip üretimini azaltacağı haberi üzerine yüzde 4'ten fazla yükseldi.
Şirketten yapılan açıklamada, "Hafıza çiplerinin ve özellikle arzı güvence altına alınan ürünlerin üretimini önemli ölçüde azaltıyoruz" denildi.
Çiplere olan talep, Covid-19 döneminde tüketicilerin evde kullanmak için yeni elektronik cihazlar satın almasıyla hızlı bir şekilde yükselmişti.
Endüstri, son birkaç yıldır süren çip sayılarındaki düşüşün ardından toparlanıyor.
Ancak yarı iletken üreticileri stokları ile mevcut talep arasında bir denge kurmakta zorlandıklarını söylüyor.
Yönetim danışmanlığı şirketi Bain & Company'de analist olan Peter Hanbury, "Ekonomi yavaşladığında bu ürünlere olan talep bir anda durakladı. Üreticiler de bu yüzden çip sipariş etmeyi bıraktı ve toklar üzerinden satış yapmaya odaklandı" diyor ve devam ediyor:
"Bu da üretim zincirinin biraz gerisindeki yarı iletken imalatçıları için büyük dalgalanmalara yol açtı. Çip kıtlığı yaşanan dönemde yüksek olan talep birden yok oldu."
Dünyanın en büyük televizyon, tablet ve akıllı telefon üreticisi Samsung, çip üretimini rakiplerine kıyasla azaltma kararına karşı uzun süre direndi.
Analistler, şirketin üretimde böylesine bir kesintiye gitmesinin çok nadir görüldüğünü söylüyor.
Şirket geçen ay, Güney Kore'de dev bir yarı iletken merkezi geliştirmek için 20 yılda biriktirilen 300 trilyon wonluk yatırım yapacağını duyurmuştu.
SemiAnalysis adlı kuruluşta analist olan Dylan Patel'a göre Samsung, geçtiğimiz yıllarda piyasada geriye düştüğü için fabrikalarındaki teknolojiyi yenileme ihtiyacı duyabilir.
Patel aynı zamanda Samsung üretimi çiplerin değer kaybetmesini öngörüyor.
Yatırımcılar, Samsung'un açıklamasının ardından yarı iletken piyasasının toparlanmasını umuyor.
Bain & Company Analisti Peter Hanbury, "Stokların 'sindirilme' işleminin önümüzdeki 3-6 içinde seyrini tamamlamasını bekliyoruz. Bu noktada, nihai pazarların normal bir satın alma modeline geri döneceğini düşünüyoruz" diyor.
Samsung, bu ayın sonunda ayrıntılı kazanç açıklaması yapmayı planlıyor. | Teknoloji, Güney Kore |
İngiltere’de TikTok’a çocukların mahremiyetini koruyamadığı için 12,7 milyon sterlin para cezası | İngiltere’de TikTok’a, çocukların mahremiyetini korumakta yetersiz kaldığı için 12,7 milyon sterlin (yaklaşık 305 milyon TL) para cezası verildi.
İngiltere Bilgi Komisyonu Başkanlığı (ICO), yaptığı soruşturma sonucu TikTok’un Veri Koruma Kanunu'na uymadığını tespit etti.
ICO'ya göre TikTok, Mayıs 2018-Temmuz 2020 arası bu kanuna uymadı, platformu kimin kullandığına ilişkin yeterli kontrolleri yapmadı ve 13 yaş altı çocukları platformdan uzaklaştırmak için gerekli çabayı göstermedi.
TikTok ise ICO'nun kararına katılmadığını açıkladı.
Şirket BBC’ye yaptığı açıklamada 13 yaş altındaki çocukların uygulamaya erişiminin engellenmesi için büyük çaba harcadığıunı vurguladı.
İngiltere'de açıklanan karar, ICO'nun bugüne kadar verdiği en büyük para cezalarından biri.
Ancak İngiltere'de daha önce bu cezanın 27 milyon sterlini (yaklaşık 650 milyon TL) bulabileceği de belirtiliyordu.
TikTok kurallarına göre 13 yaşın altındaki çocuklar platformda hesap açamıyor.
ICO'nun tahminine göre ise 2020 yılında 13 yaşın altındaki 1,4 milyon çocuk platformu kullandı.
İngiltere'de Veri Koruma Kanun'a göre kişisel verileri kullanan platformların, 13 yaş altındaki çocuklara hizmet verirken ailelerinden izin alması gerekiyor.
İngiltere medya denetleme kurumu Ofcom geçen yıl, ülkede 8-12 yaş arası çocukların yüzde 44'ünün TikTok kullandığını açıklamıştı.
TikTok 2019 yılında, çocukların verilerini düzgün koruyamadığı için ABD Federal Ticaret Komisyonu tarafından 5,7 milyon dolar para cezasına çarptırılmıştı. | Teknoloji, İngiltere |
ChatGPT, kişisel veri kurallarını ihlâl ettiği gerekçesiyle İtalya’da bloke edildi | Yapay zeka sohbet robotu ChatGPT, kişisel verilerin toplanmasıyla ilgili kuralları ihlâl ettiği gerekçesiyle İtalya’da bloke edildi.
Kişisel Verilerin Korunması Garantörü tarafından bugün yapılan açıklamaya göre, sohbet robotunu geliştiren ABD merkezli OpenAI şirketine, İtalyan kullanıcıların verilerinin işlenmesini durdurma talimatı verildi. ChatGPT’ye getirilen geçici yasak derhal geçerli olacak ve kişisel veri kurallarına uyana kadar uygulanacak.
Kurumun tespit ettiği ihlâller arasında, verilerin toplanma şekli hakkında kullanıcılara bilgi verilmemesi de sayıldı. Platformun işleyişinin altında yatan algoritmaları eğitmek için kişisel verileri toplayıp sakladığı ancak bu faaliyeti mazur kılacak yasal bir dayanağın bulunmadığı belirtildi.
Ayrıca, ‘’OpenAI tarafından yayımlanan kullanım şartlarına göre 13 yaşın üzerindeki kişiler hedeflense de, kullanıcıların yaşını doğrulamak için herhangi bir filtrenin olmadığı’’ vurgulandı.
Garantör kurum, kullanıcıların yaşını belirleme sisteminin bulunmaması nedeniyle çocukların ‘’gelişim ve farkındalık seviyelerine kesinlikle uygun düşmeyen yanıtlara’’ maruz kalabildiği uyarısını yaptı.
Durdurma kararında ‘’Yapılan kontrollerde de kanıtlandığı üzere, ChatGPT tarafından sağlanan bilgiler her zaman gerçek verilerle örtüşmemekte ve bu nedenle kişisel verilerin yanlış işlenmesine yol açmaktadır’’ denildi.
Karar, 20 Mart’ta yaşanan bir veri kaybı vakasından yola çıkılarak alındı.
Açıklamada, ‘’İnsan konuşmalarını simüle edebilen ve işleyebilen ilişkisel yapay zeka yazılımlarının en bilineni ChatGPT, 20 Mart'ta kullanıcı konuşmaları ve abonelerin ücretli hizmete yaptığı ödemeyle ilgili bir veri kaybına (veri ihlali) maruz kaldı’’ bilgisi yer aldı.
Kişisel Verilerin Korunması Kurumu, Avrupa Birliği bünyesinde ofisi olmayan ancak Avrupa Ekonomik Alanı'na atanmış temsilcisi bulunan OpenAI şirketine, talep edilen önlemleri alması için 20 gün süre verdi. Talimatlara uymadığı tespit edilirse şirkete 20 milyon Euro’ya ya da yıllık küresel cirosunun yüzde 4’üne kadar ceza verilebileceği açıklandı. | Teknoloji, İtalya |
Yapay zeka, 300 milyon işin yerine geçebilir | Yatırım bankası Goldman Sachs’ın raporuna göre yapay zeka (AI) 300 milyon tam zamanlı işin yerine geçebilir.
Rapoara göre yapay zeka ABD ve Avrupa’daki işlerin dörtte birinin ortadan kalkmasına neden olabilir; ancak aynı zamanda yeni işlerin ortaya çıkmasını ve verimliliğin yükselmesini sağlayabilir.
Raporda yıllık küresel olarak ortaya konan hizmet ve üretimin yüzde 7 artabileceği belirtiliyor.
İnsanların yarattıklarından ayırt edilemeyecek kalitede içerik ortaya koyan üretici yapay zekadaki gelişme büyük bir adım olarak tanımlanıyor.
Yapay zekanın etkileyeceği işlerin yüzde 46’sının idari, yüzde 44’ünün yasal, yüzde 6’sının inşaat ve yüzde 4’ünün bakım ve onarım sektöründe olduğu ifade ediliyor.
Yapay zekanın özellikle telif haklarıyla ilgili ortaya çıkardığı sorunlar, sanatçıları ve tasarımcıları uzun zamandır kaygılandırıyor.
Oxford Üniversitesi’nde mesleklerin geleceği üzerine uzmanlaşan Carl Benedikt Frey, üretici yapay zeka yüzünden kaç mesleğin yok olacağını bilmenin zor olduğunu dile getiriyor.
Frey, yaşanan gelişmeleri Uber ya da GPS teknolojisi geldiğinde sürücülerin yaşadığı zorluklara benzetiyor.
Bu teknolojilerin gelmesi sonucu sürücülerin sayısının azalmadığını ancak maaşların düştüğünü hatırlatan Frey, ChatGPT ile de gazetecilerin maaşlarının düşmesi tehlikesi olduğunu aktarıyor. | Teknoloji, Gazetecilik, İstihdam, Yapay zeka |
BTK’ya göre depremlerin ardından yaşanan aksaklıklarda baz istasyonlarının rolü az | Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Başkanı Ömer Abdullah Karagözoğlu, TBMM'deki Deprem Araştırma Komisyonu'nda bir sunum yaptı.
Karagözoğlu, bu sunumda Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından iletişim altyapısında yaşanan aksaklıkların nedenlerine değindi.
Depremlerin ardından telefon ve internet bağlantılarında günlerce devam eden kesintiler eleştirilere yol açmıştı.
Karagözoğlu, bu aksaklıkların baz istasyonlarının zarar görmesinden kaynaklanmadığını aktardı.
Karagözoğlu’na göre sorunun temelinde elektrik ile akaryakıt temininde ve hava koşullarında yaşanan sorunlar yer aldı:
"Binalar üstünde yer alan baz istasyonlarının bir kısmının depremle birlikte fiziksel olarak yıkılması ve ağır hasar alması, sorunun göreceli daha küçük bir kısmını oluşturmuştur. Asıl problem, şehirler genelinde yaşanan elektrik kesintileri, akaryakıt temininde oluşan zorluklar ve kötü hava koşullarından dolayı meydana gelmiştir.”
Karagözoğlu, deprem bölgesindeki 11 ilde mobil abone sayının 15 milyon 298 bin 221 olduğunu söyledi.
Karagözoğlu, "Bu illerin abone sayısı toplamı Türkiye genelinde mobil abonelerin yaklaşık yüzde 18,3'ünü oluşturmaktadır. Bir başka deyişle 6 Şubat gecesi yaşadığımız büyük felaket, ülkemizdeki her beş mobil telefon abonesinin birini etkileyecek kadar büyük bir alanda gerçekleşmiştir" dedi.
Depremden hemen sonra, 112 acil yardım çağrılarının yaklaşık yedi kat arttığını bildiren Karagözoğlu, sonrasında ise normal sayılara dönüldüğünü ifade etti.
Karagözoğlu, depremin mobil haberleşmeye etkisi üzerine şunları kaydetti:
"Çekirdek şebeke servis kaybı yaşanmamış, hizmet vermeye devam etmiştir. Ayrıca işletmecilerimizin şebekeleri arasındaki ana bağlantı santrallerinde de herhangi bir sıkıntı yaşanmamıştır. Kurulum yapılmış binaların yıkılması ve enerji sorunları nedeniyle şebekenin en uç noktası olan baz istasyonları ve toplama alanlarının devre dışı kalması nedeniyle radyo erişim şebekelerinde sıkıntı yaşanmıştır. Saha kayıplarının bir kısmı radyo erişim şebekesini çekirdek şebekeye bağlayan iletim hattının zarar görmesinden dolayı oluşmuştur.”
BBC Türkçe’ye konuşan uzmanlar ise telekomünikasyon altyapısındaki tekelleşmenin aksaklıkların yaşanmasınayol açtığını aktarmıştı.
Bilişim ve Telekomünikasyon Uzmanı Füsun Sarp Nebil, yalnızca Türk Telekom’un altyapı şebekesinin bulunmasının yetersiz kaldığını, bu yüzden iletişim aksaklıklarının yaşandığını aktarmıştı.
Nebil, “Türkiye’de çok büyük bir telekom sektörü potansiyeli var. Sektör boşta ve hükümet BTK’yı kullanarak tıkaç oluşturuyor. Altyapı ve üst yapıda çok fazla şey var yapılacak” demişti. | Teknoloji, 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremi, Depremler |
Yüz tanıma yazılımı şirketi Clearview AI'ın CEO'su BBC'ye konuştu: ABD polisi için yaklaşık 1 milyon tarama yaptık | ABD merkezli yüz tanıma yazılımı şirketi Clearview AI, Amerikan polisi için bugüne kadar 1 milyona yakın yüz taraması yaptığını açıkladı.
Şirketin kurucusu ve CEO'su Hoan Ton-That, BBC'ye açıklamasında ellerinde Facebook gibi platformlardan, kişilerin rızası olmadan toplanmış 30 milyar fotoğraftan oluşan bir veri tabanı olduğunu söyledi.
Tartışmalı yapay zeka şirketi şimdiye kadar mahremiyet haklarını ihlalden Avrupa ve Avustralya'da birçok kez milyonlarca dolarlık cezalara çarptırıldı.
Polisin Clearview AI'ın veri tabanını kullanmasına karşı çıkanlar, bu uygulamanın herkesi "polisin sabıkalılar listesine soktuğunu" savunuyor.
Mahremiyet haklarıyla ilgili çalışmalar yürüten Electronic Frontier Foundation (Elektronik Cephe Vakfı) adlı sivil toplum kuruluşundan Matthew Guaragilia, "Ne zaman ellerinde bir şüphelinin fotoğrafı olsa sizin fotoğrafınızla karşılaştıracaklar" diyor.
Clearview AI sistemini kullanan kolluk kuvvetleri, yükledikleri fotoğrafı veri tabanındaki milyarlarca fotoğrafla karşılaştırıyor. Sistem daha sonra eşleşen fotoğrafın internet linkini veriyor.
Clearview AI dünyanın en isabetli sonuçlarını sunan şirketlerden biri olarak kabul ediliyor.
Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği'nin, mahremiyet haklarını ihlal ettiği suçlamasıyla Illinois'te açtığı davadan sonra Clearview AI'ın birçok Amerikan şirketine hizmet vermesi yasaklanmıştı.
Ancak Ton-That, polisin bu karardan muaf olduğunu ve ABD genelinde yüzlerce polis biriminin yazılımlarını kullandığını söyledi.
ABD polisi bu yazılımı kullanıp kullanmadığıyla ilgili açıklama yapmıyor.
Portland, San Francisco ve Seattle gibi bazı kentlerde Clearview AI'ın kullanılması yasak.
ABD polisi, Clearview AI'ın bir milyon aramada kullanıldığını açıklamasını henüz doğrulamadı.
Fakat Miami Polisi, BBC'ye cinayetten hırsızlığa her suç için bu yazılımı kullandıklarını teyit etti.
Miami Emniyet Müdür Yardımcısı Armando Aguilar, bir yılda Clearview AI'ı ortalama 450 kez kullandıklarını, yazılımın bazı cinayetlerin aydınlatılmasına yardımcı olduğunu söyledi.
Aguilar, Clearview verisini bir 'ihbar' gibi kabul ettiklerini belirterek "İnsanları sırf algoritma böyle söylediği için gidip gözaltına almadıklarını, kendi araştırmalarını yaptıklarını" belirtti.
Ancak insan hakları grupları, polisin bu sistemi kullanımına ilişkin yeterli yasal düzenleme olmadığınına dikkat çekiyor.
Daha önce polisin yüz tanıma teknolojisini kullanarak bazı masum kişileri gözaltına aldığı örnekler var.
Fakat polisin bu konuda veri paylaşmaması nedeniyle kaç kişinin bu şekilde gözaltına alındığı bilinmiyor.
Ton-That, bazı yanlış gözaltılar yapıldığını kabul etmekle birlikte bunun polisin hatasından kaynaklandığını savundu. | Teknoloji, Amerika Birleşik Devletleri, Polis faaliyetleri, Yapay zeka |
Twitter’ın çalışmasını sağlayan kodun bir kısmı internete sızdırıldı | Twitter’ın online olarak çalışmasını sağlayan kodun bir kısmının internete sızdırıldığı ortaya çıktı.
Reuters’ın haberine göre California eyaletinde bir yerel mahkemeye şirket tarafından sunulan belgelerde Twitter’ın çalışmasını sağlayan kodun bir kısmının Github’da yayınlandığı belirtildi.
Github, Microsoft’un sahibi olduğu bir kod ve yazılım paylaşma platformu.
Yine mahkemeye sunulan belgelere göre Elon Musk’ın sahibi olduğu Twitter, kodu sızdıran kişinin kim olduğunun bilgisinin açıklanmasını talep ediyor.
Mahkemeye sunulan dosyada kodu sızdıran kişinin rumuzunun “ifade özgürlüğü sevdalısı” anlamına gelen 'FreeSpeechEnthusiast' olduğu ifade edildi.
Github, Cuma günü Twitter’ın talebi üzerine kodu platformdan kaldırdığını açıkladı.
24 Mart’ta mahkemeye yapılan başvuru ile ilgili Twitter bir açıklama yapmadı.
Aynı zamanda Github da kodun ne kadar platformda kaldığına dair bilgi vermedi. | Teknoloji, Twitter, Elon Musk |
ABD'de kapatılma tehdidi altındaki TikTok CEO'su Shou Zi Chew kim? | Küresel olarak Çin'le bağlantısı hakkında şüphelerin artması ve ABD'de yasaklanmasının gündeme gelmesiyle, gözler TikTok'un CEO'su Shou Zi Chew'e çevrildi.
Henüz 40 yaşındaki Singapurlu Chew, bugün uygulamanın veri güvenliği ve gizlilik ayarları ile Pekin'le bağları hakkında ABD Kongresi'nde ifade veriyor.
Kendisinin şirkette ne kadar gücü olduğu ve yönetim şekline dair çok az şey biliniyor.
TikTok'un görünen yüzü, üst düzey yönetici Vanessa Pappas olmuştu ve kendisi geçtiğimiz Eylül'de ABD'den Çin'e veri akışıyla ilgili kongre önünde terlemişti.
O dönem yayımlanan New York Times makalesinde, eski TikTok ve çatı şirketi olan ByteDance'ın yöneticileri referans gösteriliyordu.
Chew'in karar verme gücünün sınırlı olduğu ve ByteDance'in kurucusu Zhang Yimming'in şirkette dizginleri elinde tuttuğu belirtiliyordu.
Ancak TikTok, şirketin Çin hükümetiyle bağlantısının inceleme altında olduğu şu dönemde, Singapur kökenli olduğunu vurgulayarak, Chew'ü göz önünde tutuyor.
Singapur'da doğup büyüyen Chew, Çince eğitim veren elit bir okulda okudu, İngilizce ve Çinceyi akıcı konuşuyor. Zorunlu askerliğini Singapur Silahlı Kuvvetleri'nde yaptı.
University College London'da ekonomi eğitimi gördükten sonra Harvard Business School'da MBA diploması aldı ve aynı zamanda henüz bir start-up iken Facebook'ta staj yaptı.
Basında çıkan haberlere göre, 2013 yılında ByteDance'in ilk yatırımcıları olan bir ekibe liderlik ettiği yatırım şirketi DST'de beş yıl görev yaptı. Ayrıca Goldman Sachs'ta iki yıl yatırım bankacısı olarak çalıştı.
Chew daha sonra Çin akıllı telefon devi Xiaomi'de finans müdürü ve uluslararası müdür olarak görev yaptı.
Mart 2021'de ByteDance'e geçerek başta mali işler müdürü oldu.
Sadece iki ay sonra TikTok'un CEO'su oldu. O dönem Trump yönetiminin TikTok'un ABD varlıklarını zorla satma girişimleri vardı ve TikTok'un eski CEO'su Kevin Mayer ani bir şekilde istifa etmişti.
Chew şu anda kariyerinin en zor dönemlerinden birini yaşıyor. Şirketin ABD'deki varlıklarını elden çıkarma ya da yasaklanması ihtimaliyle karşı karşıya.
Çin gazetesi Global Times Salı günü TikTok'un yasaklanması için uygulanan baskının "Toksik Amerikan siyasi atmosferi" tarafından yürütüldüğünü yazdı ve serbest ticaret prensiplerinin ihlali olacağı belirtildi.
"Amerikalı resmi yetkililer ve siyasilerin gözünde TikTok'un Çin kökeni 'ilk günah' gibi" ifadeleri yer aldı.
Chew geçtiğimiz aylarda sakin bir savunmaya geçti.
Şubat'ta kişisel yaşamından kesitler sunmak için kendine bir TikTok hesabı açtı, @shou.time.
Super Bowl, NBA maçları, Bill Murray gibi ünlülerle buluşmalar 18 bin takipçinin ekranına yansıdı.
Yatırım şirketi CEO'su eşi Vivian Kao'yla iki çocukları var.
Kao daha önce çok küçük oldukları için çocuklarının TikTok kullanmasına izin vermediklerini söylemişti.
Geçtiğimiz günlerde ABD'nin ana basın kuruluşlarında TikTok'un ABD'nin çıkarlarını tehdit etmediği yönünde garantiler verdi.
Pazartesi akşamı ise TikTok'un resmi hesabından yayımlanan bir videoda, kongreye gittiğinde ne demesini istediklerini sordu. Yarım milyondan fazla beğeni alan bu videoda, "Bu bizim için çok önemli. Bu TikTok'u 150 milyon kişiden ayırabilir" dedi. | Teknoloji, Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Bilgisayar güvenliği, Sosyal medya |
Bard: Google'ın 18 yaş üstü bazı kullancılarına açtığı ChatGPT'ye rakip yapay zeka uygulaması | Google'ın yeni yapay zeka konuşma uygulaması Bard'ı bugün bazı kullanıcılarına açtı ve 18 yaş sınırı getirdi. Rakibi ChatGPT'nin aksine, Bard üzerinden internetteki güncel bilgilere ulaşılabiliyor ve "Google it" butonuyla arama yapılabiliyor.
Ancak Google, Bard'ın "sınırlarının" olduğu, yanılabileceği ve taraflı cevaplar verebileceği uyarısında bulundu.
Çünkü Bard, var olan gerçek bilgilerden "öğreniyor". Bu nedenle klişe yanıtlar verebilir, yanlış bilgiler ortaya koyabilir.
Yapay zeka sohbet robotları online şekilde sorulara, insan gibi doğal bir şekilde cevap vermek üzere programlanıyor.
Bir konuşmadan bilgisayar koduna ya da makaleye kadar her şeyi yazabiliyor.
Arkasındaki OpenAI şirketi, ChatGPT'nin Kasım 2022'de duyurulduğunda bir haftada 1 milyondan fazla kullanıcıya ulaştığını söylüyor.
Robotun adının sonundaki GPT, İngilizce Generative Pre-Trained Transformer’ın (Üretici Önceden Eğitilmiş Dönüştürücü) kısaltması.
Microsoft bunu kendi arama motoru Bing'e dahil etmek için geçen ay milyarlarca dolar yatırım yaptı. Word, Excel ve Powerpoint dahil Office programlarına uygulanabilecek bir versiyon için de planlar ortaya koydu.
Google, bugün İngiltere ve ABD'de kullanıma sunulan Bard ile yapay zeka yarışında daha sakin ve temkinliydi.
Bard, Google'ın hiçbir zaman tamamen kullanıma sunulmayan Lamda isimli sohbet modeli ile aynı nesilden.
Lamda o kadar gelişmişti ki, üzerinde çalışan bir mühendis bu robotun duyarlı hale geldiğini öne sürmüştü. Ancak Google bu iddiayı reddetti ve mühendis işten çıkarıldı.
Google'ın uzman üretim direktörü Jack Krawczyk BBC'ye yaptığı açıklamada, Bard'ın bir "deney" olduğunu ve insanların bunu yaratıcılık için kullanmasını umduğunu söyledi.
Krawczyk daha sonra bana, Bard'ın küçük oğluna doğum günü partisi yapmak için nasıl yardımcı olduğunu gösterdi.
Bard, çocuğunun sevdiği şeyleri bir araya getiren temalar, parti oyunları ve yemek seçenekleri sundu.
Krawczyk, "Medyada yapay zekanın bir kahraman olduğu yazılıyor. Bence kahraman olan insan ve sohbet robotları yaratıcılığın kilidini açmak için yardımcı olmak üzere burada" diyor.
ChatGPT'nin veri bilgisi 2021'e kadar gidiyor, örneğin Türkiye ve Suriye'deki son depremlerle ilgili soruları cevaplayamaz. Ancak Bard güncel bilgiye ulaşabiliyor. Bana birkaç gün önce BBC'de çıkan TikTok'un İngiltere'de hükümet yetkililerinin telefonlarından yasaklanmasıyla ilgili haberleri açıkladı.
Yasa dışı, cinsel teşhir içeren, kişisel bilgi barındıran paylaşımlar yapmamak üzere programlandı ancak Google Araştırma Başkan Yardımcısı Zoubin Ghahramani, diğer koruma yöntemlerinde olduğu gibi bunun da başarısız olabileceğini söylüyor.
Şirketin gergin olup olmadığını sorduğumda Krawczyk durdu ve Bard'ın kullanıma geçmesini "ihtiyatlı" karşıladıklarını söyledi.
Eğer Google bu konuda gergin ise iyi nedenleri vardır.
Bu tip teknolojiler her ne kadar heyecan verici olsa da ortalıkta korku hikayeleri dolaşıyor. Bu güçlü ürünler çok sayıda farklı iş tipleri için büyük bir tehdit oluşturuyor.
Google özelinde, bir gün kârlı internet arama motoru dünyasının yerini alabilir. Sayfalarca arama yapmak yerine neden doğrudan aradığınız cevabı almayasınız? Google yarıştan atılmayı kaldıramaz.
Krawczyk ve Ghahramani teknolojinin getirdiği sorumluluk ve prensiplerden çokça bahsetti. Hatta bana Bard'ı güçlendiren devasa veri merkezlerini ve onları yenilenebilir enerjiyle çalıştırma isteklerini anlattılar.
Öğrencilerin ev ödevi yapmak için ChatGPT yerine Bard'ı kullanıp kullanamayacaklarını sorduğumda, uygulamanın 18 yaş üstü kişiler için kullanıma açıldığı söylendi. Öğretmenler, öğrencileri kendileri yerine ödev yapmak için sohbet robotu kullanmamaları konusunda uyarıyor.
Google, "kendi yapay zeka prensiplerine" uyduğundan emin olmak ve yaratıcılıktan uzaklaşma klişesini engellemek için Bard'ı yakından gözlemleyeceğini söylüyor.
ChatGPT gibi başkalarının yazım biçimlerini taklit edebilse de, Bard da fikir beyan edemeyecek ya da bir kişiliği olamayacak.
Duyuru postunun yazarlarından Sissie Hsiao ve Eli Collins, onun kendi anonsunu yazma konusunda Google'a yardım ettiğini söylüyor.
"Her zaman her şeyi doğru yapmadı ama güldürdü." | Teknoloji, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Google |
İngiliz bakanların iş telefonlarında TikTok kullanması güvenlik gerekçesiyle yasaklandı | İngiltere’de bakanların iş telefonu ve elektronik cihazlarında, Çin merkezli sosyal medya uygulaması TikTok’u kullanmaları güvenlik endişeleri nedeniyle yasaklandı.
İngiliz hükümeti, resmi cihazlardaki önemli verilere Çin hükümeti tarafından erişim sağlanabilmesinden endişe ediyor.
Kabine Bakanı Oliver Dowden, yasağın "ihtiyati" bir karar olduğunu ancak hemen yürürlüğe gireceğini söyledi.
TikTok, kullanıcıların verilerini Çin hükümetine verdiği yönündeki iddiaları kesin bir dille reddediyor.
BBC’ye konuşan sosyal medya devinin Avrupa'daki hükümet ilişkileri ve kamu politikasından sorumlu başkan yardımcısı Theo Bertram, kararın jeopolitik gerekçelere dayandığını söyledi ve şöyle konuştu:
“İnsanların sahip olduğu korkulara göre değil, gerçeklere göre yargılanmayı talep ediyoruz.”
Londra’daki Çin Büyükelçiliği de kararın gerçeklerden ziyade “politik temellere” dayandığını ve “uluslararası toplumun Birleşik Krallık’taki iş dünyasına duyduğu güveni baltalayacağını” söyledi.
Bakan Dowden, halka TikTok’u kullanmamaları yönünde herhangi bir tavsiyede bulunmayacaklarını ancak indirip kullanmadan evvel tüm sosyal medya platformlarının veri politikalarını dikkate almaları gerektiğini ifade etti.
Kıdemli milletvekilleri bir süredir Başbakan Rishi Sunak’tan resmi cihazlarda uygulamanın yasaklanması konusunda adım atmasını talep ediyordu.
Ancak bakanlıklar ve bakanlar, seslerini gençlere duyurmak için TikTok’u bir araç olarak benimsedi.
3,5 milyardan fazla indirmeye sahip uygulamanın kullanımı geçen yıllar içerisinde büyük bir patlama yaşadı.
Uygulama ile birlikte eğlenceli filtreler ve müzikle oluşturulmuş kısa videolar kaydetmek mümkün. Uygulamanın kullanıcılara hitap eden videolar sunan algoritması da başarılı oluşunda en büyük etmenlerden.
Bunu kolaylıkla yapabilmesinin arkasında ise kullanıcıların yaşı, yaşadığı yer, kullandığı cihaz ve yazışma hızları gibi pek çok veriye erişebiliyor olması yatıyor. Ayrıca uygulamanın çerezleri, kullanıcıların internet kullanımlarındaki hareketleri takip ediyor.
ABD merkezli sosyal medya siteleri de bunu yapıyor. Ancak TikTok'un Çinli ana şirketi ByteDance’in Pekin yönetiminden etkilendiği iddia ediliyor.
Başbakanlık ofisi, hükümetin mesajlarını iletmek üzere TikTok’u kullanmaya devam edeceklerini, yasağın bazı koşullar altından istisnasının olabileceğini söyledi.
Bazı siyasetçiler de güvenlik uyarılarına rağmen TikTok alışkanlığından vazgeçme konusunda isteksiz.
Sık sık uygulamayı kullanan bakanlardan Grant Shapps, yasak kararına Leonardo DiCaprio’nun rol aldığı ve Wolf Of Wall Street filminden “Gösteri devam ediyor” repliğinin yer aldığı sahneyi paylaşarak tepki gösterdi.
Yasağı "mantıklı" olarak nitelendiren Shapps TikTok'u devlet cihazlarında hiç kullanmadığını ve bu nedenle de TikTok'tan ayrılmayacağını söyledi.
Bakanların siteyi kişisel telefonlarında kullanmaları yasaklanmadı.
Galler hükümeti de bakanlar ve sivil memurların iş telefonlarında uygulamayı yasakladı.
Perşembe günü bir açıklama yapan TikTok, İngiliz hükümeti tarafından alınan kararının “yanlış anlamalara" dayandığını söyledi.
Şirket sözcülerinden birisi, “Endişeleri gidermek için hükümetle birlikte çalışmaya kararlıyız, ancak gerçeklere göre değerlendirilmeli ve rakiplerimize eşit davranılmalıdır” dedi.
Aralık ayından bu yana bazı yüksek profilli kurum ve kuruluş TikTok’a karşı harekete geçtiğini duyurdu: | Teknoloji, İngiltere, Çin |
Meta, 10 bin kişiyi daha işten çıkarıyor | Facebook, Instagram ve WhatsApp’in çatı şirketi Meta, 10 bin kişiyi işten çıkaracaklarını ve başvuruya açılan 5 bin pozisyonun kapanacağını açıkladı.
Meta, Kasım ayında 11 bin kişinin işten çıkarıldığını duyurmuştu.
Şirketin CEO’su Mark Zuckerberg işten çıkarmaların zor olduğunu belirterek bunun “Verimlilik Yılı” kapsamında yapıldığını belirtti.
Konuya dair bir açıklama yayımlayan Zuckerberg, 2022’de gelirin durgunluk yaşamasıyla şirketin bir tür uyarı aldığını söyledi.
ABD’de ve dünyadaki ekonomik sorunlara dikkat çekti. “Bu yeni ekonomik gerçekliğin uzun yıllar devam etme ihtimaline karşı kendimizi hazırlamamız gerektiğini düşünüyorum” dedi.
Zuckerberg ayrıca yeni yapılandırma ve işten çıkarma duyurularının teknoloji grupları için Nisan sonu, iş dünyası grupları için Mayıs sonu yapılacağını ifade etti. Bazı ekipler için bunun yıl sonunu bulabileceğini ve yurt dışı ekipleri için takvimin farklı olacağını da bildirdi.
Aynı zamanda farklı yönetici katmanları kaldırılarak yöneticilerin tam kapasiteyle çalışacağı sinyalini verdi.
Hibrid çalışma sistemine dair yazılım mühendislerinin ofisten çalıştığında uzaktan olduğundan daha verimli performans gösterdiği belirtildi. | Teknoloji, Ekonomi, Sosyal medya, Facebook |
Danimarka kamu yayıncısı, çalışanlarından TikTok kullanmamalarını istedi | Danimarka kamu yayıncısı DR, güvenlik endişeleri nedeniyle çalışanlarından TikTok uygulamasını iş telefonlarında kullanmamalarını istedi.
DR, söz konusu kararın Danimarka Siber Güvenlik merkezinin uyarıları neticesinde alındığını söyledi.
Gazeteciler, herhangi bir araştırma nedeniyle uygulamaya ihtiyaç duymaları halinde, “TikTok telefonları” adı verilen özel cihazları isteyebilecek.
DR çalışanlarından böylesi bir talepte bulunan ilk haber kuruluşu oldu.
TikTok, Singapur’dan yönetilen bir sosyal medya uygulaması. Ancak çatı şirketi ByteDance Pekin merkezli. Avrupa ülkeleri ve ABD ise Çin hükümetinin kullanıcı verilerini elde etmek için şirketi zorlayabileceği konusunda artan endişelere sahip.
Gerek TikTok gerekse de ByteDance söz konusu iddiaları hep reddetti.
Ancak bu yalanlamalar DR için yeterli gelmemiş görünüyor. Nitekim yayın kuruluşu, dünya çapında meşhur olan sosyal medya platformunu içeriklerinde kullanmayı da reddetti.
DR yöneticisi Niels Ammitzbøll şirket çalışanlarına, “Tüm çalışanlarımıza iş telefonlarında TikTok'u kullanmamaları ve yüklememelerini tavsiye ediyoruz” uyarısında bulundu.
Ammitzbøll, gazetecilik faaliyetlerinde uygulamaya ihtiyaç duyulması halinde TikTok kullanımının yapılabileceği başka telefonların satın alındığını söyledi.
BBC, çalışanlarına TikTok kullanımı konusunda herhangi bir uyarıda bulunmadı. Aksine uygulamanın bir haber platformu olarak kullanımını da genişletiyor.
TikTok Avrupa Ofisi, Çarşamba günü, yeni veri güvenliği planlarını duyurdu. Bu planla uygulamaya duyulacak güvenin artırılması hedefleniyor.
“Project Clover” adı verilen bu veri güvenliği rejimiyle, Avrupalı kullanıcıların verileri İrlanda’daki bir merkezde depolanacak. Başka bir güvenlik şirketi de veri akışını takip edecek. Ve ayrıca bu sistem toplanan verilerdeki bireysel kullanıcı bilgilerini tanımlamayı daha da güçleştirecek.
Şirket, ABD’de de “Project Texas” adındaki benzer proje üzerine de çalışıyor.
Aralık ayından bu yana bazı yüksek profilli kurum ve kuruluş TikTok’a karşı harekete geçtiğini duyurdu:
TikTok bu tür yasaklamaların, gizlilik ve güvenlik noktasında herhangi bir işe yaramadığını ve yanlış anlaşılmalara sebebiyet verdiğini söyledi.
Pekin yönetimi de söz konusu yasaklara kesin bir dille karşı çıkıyor.
Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning, “ABD gibi bir süper güç, nasıl olur da gençlerin favori uygulamalarından birisi için bu kadar güvensiz hissedebilir?” dedi.
TikTok CEO’su Shou Zi Chew bu ayın sonunda ABD Kongresi'ni ziyaret edecek.
Şirket, BBC Radyo 4’e Çin ve ABD arasındaki gerilimde “piyon” haline gelmekten endişe ettiklerini söyledi.
ABD Kamu Politikası Başkanı Michael Beckerman, yalnızca TikTok‘un değil, neredeyse tüm teknoloji şirketlerinin Çin’de mühendislere sahip olduğunu belirtti ve TikTok’un kullanıcı verilerini depolayan tek şirket olmayabileceğini savundu. | Teknoloji, Çin, Danimarka |
Elon Musk işten çıkarılan Twitter çalışanından özür diledi | James Clayton/ BBC Kuzey Amerika Teknoloji Muhabiri
Twitter CEO'su Elon Musk, çalışanlarından biri ile ilgili sosyal medya platformu üzerinden yaptığı paylaşım için özür diledi.
Özür, Twitter çalışanı Halli Thorleifsson'ın, Elon Musk'a "İnsan Kaynakları şefiniz benim istihdam edilip edilmediğimi teyit edemiyor" ifadelerini içeren mesajı ardından geldi.
Musk, bu paylaşım sonrası "Hangi işi yapıyordunuz?" diye sordu ve bir dizi soru cevaplı paylaşımların ardından Thorleifsson, işten atıldığına dair bir e-posta aldığını söyledi.
Bunun üzerine Musk, Salı günü Thorleifsson için "en kötüsü" ifadesini kullandığı bir mesaj paylaştı, sonra da bunu sildi.
Bundan birkaç saat sonra ise Musk bu paylaşımı için özür diledi ve Thorleifsson'a yeniden iş teklifinde bulundu.
"Durumunu yanlış anladığım için Halli'den özür dilerim" diye yazdı ve "Twitter'da kalmayı düşünüyor" diye ekledi.
BBC'ye demeç veren Thorleifsson, işten çıkarılıp çıkarılmadığı konusunda Twitter'ın insan kaynakları departmanından yanıt alamadığını, muhtemelen hata yaptıklarını ve sözleşme yükümlülüklerinden kurtulmak için şimdi olaya "dava için" görünümü vermeye çalıştıklarını söylemişti.
Thorleifsson yaratıcı çalışmalar yürüten ajansı Ueno'yu 2021'de Twitter'a satmıştı. Şirketten ayrılması halinde Twitter'ın ona yükü bir para ödemek zorunda kalacağı söylentileri gündeme getirildi.
Tekerlekli sandalye kullanan Thorleifsson, İzlanda'da engelliler için daha iyi erişim hakları konusunda kampanya yürüttü ve yerel medyaya göre, şirketini Twitter'a sattığında satış anlaşmasını İzlanda hükümetine daha yüksek oranda vergi ödeyecek şekilde düzenledi.
Geçen yıl ise İzlanda'da dört medya kuruluşu tarafından yılın kişisi seçildi.
Thorleifsson'un eski iş arkadaşlarından bazıları onun böylesine kamuya açık bir şekilde hedef alınmasına anlam veremediklerini söyledi.
Fotoğrafçı Daniel Houghton bir tweetinde "Halli Thorleifsson ile doğrudan çalışmış biri olarak, bunu görmek büyük hayal kırıklığı. Onun çalışma ahlakı bir üst seviyede, yeteneği ve tevazusu birinci sınıf" diye yazdı.
Elon Musk da şöyle cevap verdi:
"Yorumlarınıza dayanarak, Halli ile videolu görüşme yaptım, doğru olanla bana söylenenlere karşı gerçeği anlamak için. Tweet atmaktansa doğrudan iletişim daha iyi."
Musk özür diledikten sonra, Thorleifsson'un Twitter'a geri dönmeyi düşündüğünü söyledi.
Thorleifsson, daha önce BBC'ye durumun "tuhaf" ve "oldukça stresli" olduğunu söylemişti.
BBC, Twitter'dan olayla ilgili yorum talebine henüz yanıt alamadı. | Teknoloji, Twitter, Sosyal medya |
Japonya'nın gözlem uydusu taşıyan roketi fırlatma girişimi başarısız oldu | Japonya'nın gözlem uydusu taşıyan H3 roketini fırlatma girişimi başarısızla sonuçlandı. Roket, kalkıştan kısa süre sonra ikinci safha motorunun devreye girmemesinin ardından imha edildi.
Bir gözlem uydusu taşıyan 57 metrelik roket Tanegaşima Uzay Merkezi'nden fırlatıldı ve yalnızca 14 dakika havada kaldı.
Fırlatma sırasında canlı yayın yapıldı.
Japonya Uzay Araştırma Ajansı'ndan (JAXA) yapılan açıklamada, "Roketin görevi tamamlayamayacağına karar verildi ve imha emri gönderildi" şeklinde açıklama yaptı.
JAXA Müdürü Hiroshi Yamakawa, H3'ün dünyadaki uzay yarışında Japonya için son derece önemli olduğunu belirtti ve kurumun fırlatma konusunda diğerlerine rakip olma hedefinin değişmediğini ekledi.
Ancak gözlemciler bunu JAXA için bir önemli bir başarısızlık olarak değerlendirdi.
Osaka Üniversitesi'nden Prof. Hirotaka Watanabe, Reuters haber ajansına yaptığı açıklamada, daha önceki iptal etme ve ertelemelerin aksine bu fırlatmanın tam bir hayal kırıklığı olduğunu söyledi.
Watanabe, "Bunun Japonya'nın gelecekteki uzay politikası ve teknolojisindeki rekabet gücüne ciddi etkisi olacak" dedi.
Japonya Bilim, Teknoloji ve Uzay Politikaları Bakanı Keiko Nagaok motorun çalışmamasıyla ilgili inceleme başlatıldığını söyledi ve özür diledi. Nagaok, bu başarısızlığın son derece üzücü olduğunu belirtti.
H3 roketi Japonya'nın son 30 yıldır tasarladığı ilk orta kaldırmalı fırlatma aracıydı ve 3D baskı parçaları bulunan düşük maliyetli motor kullanımından dolayı SpaceX'in Falcon 9'una daha ucuz bir alternatif olarak tanıtılmıştı. | Uzay, Teknoloji, Japonya, Uzay keşfi |
Araştırma: 10 yıl içinde ev işlerinin yüzde 39'unu robotlar yapacak | İngiltere’deki Oxford Üniversitesi ile Japonya'daki Ochanomizu Üniversitesi'nden araştırmacılar tarafından yapılan bir çalışmaya göre, 10 yıl içerisinde ev işlerinin yüzde 39’u robotlar tarafından yapılacak.
İki üniversitedeki araştırmacılar, 65 yapay zeka (AI) uzmanından 10 yıl içerisinde ev işlerindeki otomasyon gücünün nasıl şekilleneceğine dair görüşlerini istedi. Araştırmaya 29’u İngiltere’den, 36’sı ise Japonya’dan AI uzmanı katıldı.
PLOS One dergisindeyayımlananaraştırmada uzmanlar, otomasyondan en fazla etkilenecek işin market alışverişi olacağını tahmin etti. Genç ve yaşlı kişilerin bakımı ise yapay zeka teknolojilerinden en az etkilenecek iş.
Araştırmacılar, İngiliz erkek uzmanların kadın meslektaşlarına kıyasla ev işlerindeki otomasyon konusuna daha sıcak baktığını, bu durumun Japonya’da ise tam tersi seyrettiği sonucuna vardı.
Ancak uzmanların otomasyonun yapabileceğini düşündüğü görevler çeşitlilik gösteriyor. Oxford Üniversitesi’nde doktora sonrası araştırmacı olarak görev yapan Dr Lulu Shi, “Çocuklara eğitim vermek, onlarla ilgilenmek gibi işler de dahil bakım işlerinin yalnızca yüzde 28’inin otomatikleştirileceği düşünülüyor” dedi.
Öte yandan uzmanlar, teknolojinin market alışverişi için harcanan zamanı yüzde 60 oranında azaltacağı görüşünde.
Ancak robotların insanları “on yıl içinde” ev işlerinden kurtaracağına dair tahminler yeni değil.
1966'daTomorrow's Worldadlı TV programı, akşam yemeği pişirebilen, köpeği gezdirebilen, bebeğe bakabilen, alışveriş yapabilen, kokteyl hazırlayabilen ve diğer birçok işi yapabilen bir ev robotu hakkında bilgi vermişti.
Habere göre, bu robotun yaratıcılarına 1 milyon sterlin ödeme yapılsaydı, bu teknoloji 1976’da bizimle olabilirdi.
Oxford Üniversitesi'nde yapay zeka ve toplum alanında çalışmalar yapan ve aynı zamanda araştırmanın yazarlarından da biri olan Doç. Dr. Ekaterina Hertog, kendini sürebilen araba hayalinden bir örnek veriyor:
“Kendini sürebilen arabaların sokağa çıkma ve taksilerini yerini alma vaadi, on yıllar öncesinde de vardı. Yine de robotların iyi çalışmasını sağlayamadık. Ya da bu kendini süren arabalar, sokaklarımızın öngörülemeyen çevrelerinde geziniyor. Evlerimiz de bunlara benziyor.”
Araştırmanın katılımcılarından Londra’daki King’s College’da yapay zeka ve toplum bölümünden Dr. Kate Devlin ise teknolojinin insanların yerini almaktansa insanlara yardım etme olasılığının daha yüksek olduğunu söylüyor:
“Birçok işi yapan genel bir robot yapmak zor ve pahalı. Bunun yerine, bizim yerimizi almaktansa bize yardımcı olan yardımcı teknolojiler yaratmak daha kolay ve kullanışlı."
Araştırmaya göre ev otomasyonları, ev işlerine harcanan zamanı boşa çıkarabilir.
İngiltere’de erkekler çalışma çağındaki erkeklerin yaklaşık yarısı, ev işlerini çalışma çağındaki kadınlar kadar yapıyor. Japonya’da ise erkekler beşte bir oranında daha az ev işi yapıyor.
Prof. Hertog, ev işlerinin kadınlar üzerindeki orantısız yükünün kadınların kazançları, birikimleri ve emeklilikleri üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olduğunu savunuyor.
Bu nedenle de araştırmacılar, artan otomasyonun daha fazla cinsiyet eşitliğine yol açabileceğini söylüyor. | Robot bilimi, Teknoloji |
Instagram ve Facebook'ta 'ücretli mavi tik' dönemi başlıyor | Instagram ve Facebook’un çatı şirketi Meta, kurdukları yeni abonelik sistemiyle, kullanıcıların iki sosyal medya platformunda para vererek mavi tik alabileceklerini duyurdu.
Söz konusu abonelik uygulamasında istenen ücret, web için 11,99 dolar (yaklaşık 225,41 TL), iPhone kullanıcıları için ise 14,99 dolar (yaklaşık 281,81 TL) olarak açıklandı
Mavi tik, doğrulanmış hesap rozeti olarak biliniyor ve yüksek profilli hesapların gerçek olduğunu işaret ediyor.
Ücretli mavi tik uygulaması, bu hafta Avustralya ve Yeni Zelanda’da geçerli olacak.
Meta’nın CEO’su Mark Zuckerberg, bu adımın platformlardaki güvenliği ve gerçekliği artıracağını söyledi.
Kasım 2022’de Twitter’ın sahibi Elon Musk da, benzer bir uygulamayı devreye sokmuştu.
Meta’nın ücretli aboneliği henüz şirketler için geçerli değil. Ancak tüm tekil kullanıcılar yapacakları ödemeyle mavi tik alabilecek.
İnternet sitesinde yaptığı bir açıklamada Meta, aboneliğin ödeme yapan kullanıcılara mavi tik, gönderilerinde daha fazla görünürlük, koruma ve müşteri hizmetlerine daha kolay erişimi de beraberinde getireceğini bildirdi.
Şirket, BBC’ye yaptığı açıklamada ise abonelik uygulamasının, hali hazırda mavi tiki olan hesapları etkilemeyeceğini ancak ücretli özellik sayesinde de daha küçük hesapların daha fazla görünürlük elde edeceğini söyledi.
Ancak parayla mavi tik alma uygulamasına geçiş sosyal medya platformlarında bazı sorunların yaşanmasına neden olmuştu.
Twitter’da ödemeyle mavi tik alan bazı kullanıcıların, bazı marka ve ünlüleri taklit etmesinin ardından bu uygulamaya bir süreliğine ara verilmişti.
Meta ise Instagram ve Facebook kullanıcı adlarının, devlet tarafından verilmiş kimlik belgeleriyle uyuşmak zorunda olacağını ve de kullanıcıların profillerindeki fotoğraflarda kendi suratlarının da yer almasının şart olacağını belirtti.
Reddit, YouTube ve Discord da benzer abonelik tabanlı modellere sahip.
Meta, söz konusu abonelik hizmetinin diğer ülkelerde ne zaman kullanıma açılacağını açıklamadı. Ancak Zuckerberg bu konuyla alakalı “çok yakında” dedi. | Teknoloji, Instagram, Facebook |
Türkiye'de GSM operatörleri depreme ne kadar hazırlıklı? | Kahramanmaraş'ta meydana gelen ve en az 11 ili etkileyen, şimdiye kadar 30 binden fazla can kaybına yol açan iki büyük depremin ardından arama-kurtarma çalışmaları için en kritik ilk 72 saatte iletişim altyapısında ciddi arızalar meydana geldi.
Bölgede bulunan baz istasyonlarının neredeyse yüzde 30’unun ilk etapta tamamen devre dışı kalması, bölgedeki yaygın elektrik kesintileri ve fiber hatlarının kopması telefon ve internet bağlantılarında günlerce devam eden kesintilere yol açtı.
Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) GSM operatörleri yetkilileri hakkında “haberleşmenin engellenmesi”, “bilinçli taksirle öldürme” ve “bilinçli taksirle yaralamadan” suç duyurusunda bulundu.
Bu tür kriz anlarında hem afetzedelerin hem de bölgedeki diğer insanların iletişiminin sağlanmasının anayasal bir zorunluluk olduğunu söyleyen MLSA, GSM şirketlerinin afet planlarının kapsamını ve uygulanıp uygulanmadığınının sorgulanmasını talep ediyor.
Depremin etkilediği bölgelerde en kritik saatlerde ve günlerde iletişim neden sağlanamadı, GSM operatörlerinin afet planları yeterli miydi?
Turkcell, Vodafone ve Türk Telekom operatörlerinin çatı derneği m-TOD depremlerden sonra yaptığı bilgilendirmelerde şunları kaydetti:
BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan Vodafone Türkiye ise depremden etkilenen bölgelerde 3.050 baz istasyonlarının olduğunu fakat bina üzerinde yer alan istasyonların önemli bir bölümünün yıkıldığını ya da ağır hasar gördüğünü belirtti. 14 Şubat itibarıyla hasar gören istasyonlardan 754'ü tekrar devreye alındı.
Vodafone İspanya, Yunanistan, Romanya ve İtalya'daki şirketlerinde de Türkiye'ye mobil baz istasyonu sevkiyatı yaptıklarını ekledi.
Afet ve Acil Durum Müdahale Hizmetleri yönetmeliğine göre “Cep telefonu ve sabit telefon operatörleri kendilerine ulaşan talepleri yerine getirmek ve afet bölgesinde yeterli kapasitede mobil ve yedek haberleşme sistemlerinin ivedilikle kurulmasını sağlamakla sorumlu.“
Deprem ve diğer doğal afet zamanlarında altyapıda hasar meydana gelmesi öngörülen bir durum ama bu tür kriz dönemlerine hazırlıklı girerek, ortaya çıkacak iletişim ihtiyacını karşılamak mümkün değil mi?
BBC Türkçe’ye konuşan uzmanlara göre mümkün ama Türkiye’de telekomünikasyon altyapısındaki tekelleşme ve bu altyapı üzerinden hizmet sağlayan sadece 3 GSM operatörü olması bunun önüne geçiyor.
Bilişim ve Telekomünikasyon Uzmanı Füsun Sarp Nebil, Türkiye’nin tamamında olduğu gibi deprem bölgelerinde yalnızca Türk Telekom’un altyapı şebekesi olduğunu, birden fazla şebeke olması durumunda iletişimdeki bu aksaklıkların yaşanmayacağını söylüyor:
“Türkiye’de altyapı yıllardır engelleniyor. 2005’teki özelleştirmeyle Türkiye’de altyapının imtiyazı 2026 yılına kadar Türk Telekom’a verildi. 2006 yılında ise altyapı lisansı diye bir yönetmelik Bilgi Teknolojileri Kurumu (BTK) tarafından yayımlandı ve bu çerçevede 14 tane firma lisans aldı. Bu firmalar lisanslarını alırken 200-300 bin dolar gibi paralar ödediler. Bu paralara rağmen çalıştırılmadılar.
“Deprem bölgesinde bir tek Türk Telekom’un şebekesi var. Bu şebekenin üzerinde operatör firmaların baz istasyonları var. Firmalar binaların üzerine kurulan antenlerin binalarla birlikte çöktüğünü, personellerinin enkazın altında kaldığını ve bu yüzden servis veremediklerini söylüyorlar. Orada birden fazla şebeke olmuş olsaydı böyle olmayacaktı.”
BBC Türkçe’ye konuşan ancak ismini vermek istemeyen, telekomünikasyon sektöründe denetim ve teknik alanda deneyimi olan bir diğer uzman ise tek altyapı sağlayıcısı olarak Türk Telekom’un tüm ülkeye yetişmesinin mümkün olmadığının, özellikle deprem bölgesindeki fiber eksikliğinden anlaşıldığını söylüyor:
“Örneğin Türk Telekom’un Hatay’dan çıkan 3 veya 4 fiberi varsa bunlar tabii ki özellikle kriz anında yeterli olmadı, kesilenler var, hatları kopan var. Düşünün beş tane operatörün kendi alternatif şebeke altyapılarının kurulmasına izin verilseydi böyle bir sorun yaşanmazdı.”
Uzmanlara göre diğer bir sorun da GSM şirketlerinden zorunlu olarak, kârlı görmeyecekleri yerlere altyapı yapılması için toplanan fonların ne şekilde kullanıldığı konusunda şeffaflık olmaması
Füsun Sarp Nebil’e göre telekom firmalarının burada yatırım eksiği var:
“Biz bugün Türkiye’de 1 liralık konuştuğumuzda 3 lira ödüyoruz. Bunun 2 lirası vergi. Özel iletişim vergisi ki bu eskiden deprem vergisiydi ve hazine payı gibi. Yani telekom firmaları şu anda birer vergi tahsildarı olarak çalıştırılıyor. Bu yüzden yatırım yapacak paraları kalmıyor.”
Nebil’in, küresel mobil iletişim ağlarını takip eden GSM Birliği'nin (GSMA) kapsama haritalarından yaptığı araştırmalara göre Türkiye’ye 2016’da gelmesine rağmen 4G ülkenin yalnızca yüzde 15’inde var. Ülkenin büyük bir kısmında ise halen 3G ve bazı yerlerde 2G bile kullanılıyor.
Nebil, “Türkiye’de çok büyük bir telekom sektörü potansiyeli var, Sektör boşta ve hükümet BTK’yı kullanarak tıkaç oluşturuyor. Altyapı ve üst yapıda çok fazla şey var yapılacak” diyor.
Uzmanların dile getirdiği altyapısal sorunları göz önünde bulundurarak GSM operatörlerinin afet acil durum planlarını incelemek ve bunların ne ölçüde uygulanabildiğini ortaya çıkarmak önemli.
BBC Türkçe’nin iletişim kurduğu m-TOD ve Turkcell bu konuda bilgi paylaşmak istemediğini belirtti.
Türk Telekom ise haberin yayımlanma tarihine kadar geri dönüş yapmadı.
BBC Türkçe’ye konuşan avukat ve MLSA Eş Direktörü Veysel Ok başlatılan hukuki süreç kapsamında şirketlerin acil durum planlarının soruşturulmasını talep ediyor.
10 Şubat’ta konuştuğumuz Ok, “GSM şirketlerinin çalışmaması, afet durumunda AFAD’ın bölgeye gitmemesiyle aynı aslında. Biz depremin etki ettiği alanın farkındayız. Aksaklıkların olma ihtimalini göz önünde bulunduruyoruz. Ama depremin beşinci günündeyiz ve hala sorunlar varsa bu depremin büyüklüğünden öte afet durumlarında bu tür şirketlerin planı olmadığını bize gösteriyor” diyor.
BBC Türkçe’nin görüştüğü uzmanlar GSM şirketlerinin afet planları kapsamında hasar gören hatların ve yıkılan baz istasyonlarının nasıl yedekleneceği ve onarılacağı konusunda daha sıkı uygulamalarının olması gerektiğini, böylesine büyük şirketlerin çok sayıda uydu bağlantılı mobil istasyonları bölgeye yönlendirmesi durumunda bu sorunların yaşanmayacağını söylüyor.
Görüşlerini aktaran telekomünikasyon uzmanı, “Böyle büyük çaplı afetler için gerçek, makul ve kabul edilebilir afet kurtarma planları olması gerekiyordu. Bu planlar kağıt üzerinde olabilir ama sadece kağıt üzerinde olmaları bir işe yaramıyor. Bunların tatbikatının düzgün şekilde yapılıyor olması gerekirdi. Bunun dışında operatörlerin yine bu tür durumlarda, felaketlerde kullanmak üzere özellikle uydu temelli mobil iletişim baz istasyonları taşıyan araçlar çok kritik. O araçların bir bacağı uydulara bakar, uydudan aldığı interneti oradaki GSM şebekesi ya da Wi-Fi üzerinden yürütebilir, bu en pratik, en ucuz ve en sürdürülebilir çözümdür. İstanbul Büyükşehir Belediyesi bunu yaptı, 11 tane uydu bacağı olan mobil iletişim aracını bölgeye yolladı ama 11 tane yeterli değil, 1000, 2000 olması gerekiyordu. Operatörlerin, işlerinin büyüklüğü gereği bunlara sahip olması gerekirdi ama bunu göremedik sahada.
“Şu anda İstanbul’da ve batı illerinde deprem olsa bu Türkiye için ciddi milli güvenlik sorunu çünkü bütün ekonomimiz çökecek, bankacılık sistemimiz, sosyal bağlantılarımız çökecek. İstanbul için ne durumda olduğumuzu bilmiyorum” diyor.
Çok sayıda kişi Turkcell'in 2018’de uçan ilk baz istasyon olarak tanıttığı Dronecell’in neden deprem bölgesinde kullanılmadığını soruyor.
10 Şubat’ta Cüneyt Özdemir’in bu yöndeki sorusunu yanıtlayan Turkcell CEO’su Murat Erkan, 100 bin kilometrelik alanda iletişim sorununun drone ile çözülemeyeceğini, “bu teknolojiyi bilen bir insanın bunu düşünmeyeceğini ve böyle bir beklentisi olmayacağını” söyledi.
Bugün baktığımızda Dronecell’i Turkcell’in web sayfasında bulmak mümkün değil.
Öte yandan deprem sonrası SpaceX uzay şirketinin kurucusu ve CEO’su, aynı zamanda Twitter’ın sahibi olan Elon Musk’ın Türkiye’ye yardım amaçlı Starlink uydusu gönderme teklifi, ihtiyaç olmadığı gerekçesiyle kabul edilmedi.
Starlink, büyük bir uydu ağı üzerinden internet hizmeti sağlıyor. Yüksek hızda internete erişemeyen, ücra bölgelerde yaşayan insanlara yönelik.
Bloomberg'in haberine göre, üst düzey bir yetkili Musk'ın teklifi için "Starlink önerisi için teşekkür ederiz. Türksat'ın yeterli uydu kapasitesi var" dedi.
Ancak uzmanların Türksat ile Starlink’in birbirinden çok farklı olduğunu ve Starlink kullanımı için henüz çok pahalı ve erişimimizin olmadığı ekipmanların gerekli olduğunu aktarıyor.
BBC Türkçe’ye konuşan Füsun Sarp Nebil, “Türksat ile Starlink elmayla armut gibi. Starlink alçak yörünge kullanıyor, Türsat ise yüksek yörünge” diyor.
Uzmanlara göre GSM operatörlerinin afetler için “gerçek, makul ve kabul edilebilir afet kurtarma planları” var mıydı, ne ölçüde uygulandı sorularına cevapları, Türkiye’nin afetlere hazırlıklı olması açısından önem taşımakta. | Teknoloji, 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremi, Cep telefonları ve akıllı telefonlar, Türkiye |
Kahramanmaraş depremlerinin yol açtığı yer hareketleri uzaydan haritalandırıldı | Jonathan Amos| BBC Bilim Muhabiri
Türkiye ve Suriye’de 30 binden fazla kişinin ölümüne yol açan iki depremin yol açtığı fay hareketleri, Avrupa Birliği’nin Sentinel-1A uydusu tarafından tespit edildi.
Bilim insanlarının bu çalışmasının gelecek depremlerde insan hayatlarını kurtarmaya yardımcı olması hedefleniyor.
Bu, dev enerjileri açığa çıkaran depremlerin yeri nasıl hareket ettirdiğini gösteren en detaylı harita oldu.
Haritanın verileri, Cuma gününün ilk saatlerinde Türkiye’nin 700 kilometre üzerinden geçen AB uydusu tarafından elde edildi.
Bu uyduda iklim ve ışık şartlarından bağımsız olarak Dünya’nın zeminini ölçebilen aletler bulunuyor.
Sentinel-1A, düzenli olarak buradaki fay hatlarının üzerinden uçarak zemindeki en ufak hareketleri tespit ediyor.
Fakat uydunun 6 Şubat’taki depremlerin ardından tespit ettiği hareketler hiç de ufak değildi – aksine dramatikti.
Zemin eğildi, kırıldı ve bazı yerlerde yırtıldı.
Araştırmacıların kullandığı interferometre adlı teknik, depremin öncesiyle sonrasını kıyaslamaya olanak sağlıyor.
Yukardaki haritada yer alan kırmızı noktalar uydunun bir önceki uçuşuna göre uyduya yaklaşan yerleri, maviler ise uzaklaşan yerleri gösteriyor.
Bu harita, Doğu Anadolu Fay Hattı’nın etrafındaki zeminin nasıl yer değiştirdiğini gözler önüne seriyor.
Pazartesi günü hem 04:17’de gerçekleşen 7,8’lik deprem hem de 13:24’te gerçekleşen 7,5’lik deprem sola atımlıydı.
Yani fayın hangi tarafında olursanız olun, karşı tarafın sola hareket ettiğini görürdünüz.
Bazı yerlerde bu hareket birkaç metreye ulaştı.
En şok edici şey, bu fay hatlarının bazı yerleşim yerlerinin ve binaların tam altından geçmesiydi.
Sentinel haritası bilim insanlarının Pazartesi günü tam anlamıyla neler olduğunu anlamasına yardımcı olacak ve bu bilgi bölgenin deprem modellemelerini daha gerçekçi bir hale getirecek.
Türk yetkililer, yeniden inşa çalışmalarına başlarken bu haritanın sağlayacağı risk tespitinden faydalanma imkanına kavuşabilecek.
Art arda gelen iki depremin aralarında nasıl bir ilişkinin olduğu ve bunun gelecekteki depremleri nasıl etkileyebileceği tartışma konusu olmaya devam ediyor.
Hatay’ın Hassa ilçesindeki yer hareketliliği de böyle görüntülendi:
Bu harita, AB uydusunun paylaştığı verileri kullanan Birleşik Krallık Deprem, Volkan ve Tektonik Gözlem ve Modelleme Merkezi (COMET) tarafından hazırlandı.
COMET Direktörü Prof. Tim Wright, haritanın depremin inanılmaz gücünü daha iyi anlamamızı sağladığını söylüyor.
BBC’ye konuşan Prof. Wright “Haber kanalları genellikle depremin ‘merkez üssü’nü tek bir noktaymış, sanki bir noktaya bomba atılmış gibi gösterir” diyor ve ekliyor:
“Fakat gerçekte depremler uzun faylar boyunca yerin kaymasıyla oluşur.
“Kırılan fay ne kadar büyükse sarsıntı da o kadar büyük olur.
“Bu depremlerde bazı yerlerde toprak 5-6 metre civarında hareket etti.
“İlk deprem 300 kilometre uzunluğunda bir hatta toprağın hareket etmesine yol açtı, ikinci depremde ise bu 140 kilometre oldu.
“Bu uzunlukları daha iyi anlamanız için örnek vereyim, Londra-Paris arası veya İstanbul-Ankara arası yaklaşık 345 kilometredir.
“En büyük zarar faya en yakın noktalarda olsa da fayların uzunluğu bunu çok büyük bir alana yayıyor.”
Uydu çağından önce jeologlar yerkürenin hareketini tespit etmek için fay hattı boyunca yürürdü.
Bu, pek çok detayın gözden kaçırılmasına yol açan ve büyük emek isteyen bir süreçti.
Uzaydan radar interferometre ile ölçüm yapma tekniği 1990’larda geliştirildi ve son yıllarda son derece güçlü bir araç haline geldi.
Bu hem uydulardaki radarların daha hassas teknolojilerle üretilmesi hem de bilgisayarların işlem gücünün artması ve daha fazla veriyi inceleyebilmesi sayesinde oldu.
Bugün bir uydunun bir noktanın üzerinden geçmesinden saatler sonra, veriler uzmanların bilgisayarlarında analize hazır bir hale gelebiliyor.
COMET’in bu haritayı oluşturmasının birkaç gün sürmesi ise, uydunun doğru noktadan geçmesini beklemeleri gerektiği içindi.
Fakat ilerde uydu sayısı arttıkça bu süre azalacak.
Prof. Wright “2020’lerin sonuna doğru bu tür analizleri en büyük depremlerden sonra bile bir gün içinde yapmak mümkün olacak” diyor ve ekliyor:
“Şu anki süre, arama ve kurtarma faaliyetlerinde kritik süre olarak gösterilen 72 saati aşıyor maalesef.
“Ama teknoloji geliştikçe bu veriler arama kurtarma çalışmalarında da kullanılabilecek.” | Teknoloji, 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremi, Bilim, Depremler, Türkiye, Suriye haberleri |
Samsung yöneticisi, kızına 11 yaşına kadar akıllı telefon vermediğini açıkladı | Samsung Mobile şirketinin İngiltere Genel Müdür Yardımcısı James Kitto, kızına 11 yaşına kadar akıllı telefon vermediğini açıkladı.
Geçtiğimiz yıl Aralık ayında Samsung'daki görevine başlayan Kitto, BBC Radyo 4'te yayımlanan Today programında, "Akılı telefon kullanan hangi yaşta olursa olsun önemli olan internette dolaşırken güvende olması" dedi ve ekledi:
"Benim kızım 11 yaşına geldiğinde akıllı telefonu olmuştu. Siz çocuğunuza kaç yaşında akıllı telefon vermeye karar verirseniz verin, eğer internete erişimi varsa bunu güvenli şekilde yaptığından emin olun."
İngiltere'de okul ve eğitim denetimlerini gerçekleştiren hükümete bağlı Ofsted'in müdürü Amanda Spielman'ın geçtiğimiz günlerde, özel okullarda çocukların akıllı telefonu olmasına çok şaşırdığını söylemesi gündem olmuştu.
Spielman, küçük çocukların sınırsız internet erişimi olmasından rahatsızlık duyduğunu, çocukların yetişkin içerikleri ve pornoya erişimini sınırlandırmanın iyi olacağını söyledi.
Bu hafta yayımlanan bir araştırmaya göre, dokuz gibi küçük bir yaştaki çocuklar bile internet üzerinden pornoya maruz kalıyor.
İngiltere medya denetleme kuruluşu Ofcom'a göre, ülkede tüm cep telefonu üreticileri, çocuklarının internette neler görebileceğini sınırlamak için ücretsiz ebeveyn kontrol hizmeti veriyor. Ancak çocukların fotoğraf paylaşırken ya da sosyal medya kullanırken dikkatli olması gerektiğini söylüyor.
Araştırma şirketi Childwise'ın bir çalışması, dokuz ve 10 yaşındaki çocukların dörtte üçünün cep telefonuna erişimi olduğunu öne sürüyor. Yaklaşık yüzde 60'ı telefona sahipken yüzde 14'ü aile üyelerinin ya da arkadaşlarının telefonuna erişebiliyor.
Ayrıca çocukların üçte ikisinden fazlası internete erişiyor.
Childwise Monitor 2023 adlı bu rapora göre, beş ve altı yaşındaki çocukların yüzde 8'inin telefonu var, yüzde 8'i aile üyelerinin ya da arkadaşlarının telefonlarına erişiyor. Bu sayı yedi ve sekiz yaşındakiler için sırasıyla yüzde 43 ve 23.
Hafta başında yapılan bir ankette de 16-21 yaş arasındaki çocuklara ilk kez ne zaman porno gördükleri soruldu.
Sonuç olarak, dokuz yaşına kadarki çocukların yüzde 10'unun porno gördüğü, 13 yaşına kadarki çocuklarınsa yarısının pornoya maruz kaldığı ortaya çıktı.
Okula giden çocukların telefona ulaşımı daha kolay.
Bulgular, porno izlemeyle çocuklardaki kendine güven düşüklüğü arasında bağ gösteriyor.
İngiltere Çocuk Komisyonu Başkanı Dame Rachel de Souza bunun son derece endişe verici olduğunu söylüyor. | Teknoloji, Cep telefonları ve akıllı telefonlar, Çocuk haberleri, Uygulamalar, Internet |
Uluslararası araştırma: DNA’ya göre hazırlanan kişiye özel ilaçlar 'hem daha etkili hem de yan etkisi daha az' | Hollanda’daki Leiden Üniversitesi öncülüğünde yapılan uluslararası bir araştırmaya göre, ilaçların dozajı DNA'larına göre ayarlanan hastalarda ilaç kaynaklı ciddi yan etkiler yüzde 30 daha az.
Dünyanın en saygın tıp dergilerinden biri olan Lancet’te yayımlanan araştırma, hastaya genetik profiline göre ilaç vermenin uygulamada işe yaradığını ortaya koyan ilk çalışma.
Leiden Üniversitesi Tıp Fakültesi (LUMC) araştırmacılarına göre, ilaç reçetelerinde herkese uyan “standart beden stratejisinin” artık modası geçti.
Hastaların hepsi, aynı ilaca farklı tepkiler veriyor.
Bunun nedeni büyük ölçüde herkesin farklı DNA'ya sahip olması.
Örneğin bazı insanlar ilaçları daha yavaş parçalayarak daha düşük bir doza ihtiyaç duyuyor ve böylece yan etki riskini önlemiş oluyor.
Araştırma, 7 Avrupa ülkesinde 7 bin hasta üzerinde yapıldı.
Uzmanlar, özellikle kanser, kalp ve damar hastalıkları ile psikolojik şikayetlerin tedavisine yönelik 39 ilacın etkisi ile bağlantılı olan 12 geni inceledi.
Muayene edilen hastalara, DNA profillerine uygun dozda ilaç verildi.
DNA’ya göre tedavi uygulanan hastalarda, normal dozda ilaç alan hastalara göre ishal, kansızlık (anemi), sinir ağrısı ve tat kaybı gibi yan etkiler ortalama yüzde 30 oranında daha az görüldü.
Uzmanlar, araştırmaya katılan hastalar için özel bir DNA ilaç sertifikası hazırladı.
Sertifikada, her kişinin DNA’sına uygun ilaç türü ve miktarı belirtildi.
Hekimler ve eczacılar da bu sertifikayı tarayarak, hasta için en uygun ilaç ve dozun ne olduğunu tam olarak belirledi.
Tek tip reçetelerde kişinin cinsiyeti ya da etnik kökeni, ilaca nasıl tepki vereceğini etkilerken, DNA profiline uygun reçetelerde böyle bir durum yaşanmadı.
Araştırmaya katılan uzmanlardan biri olan Klinik Eczacılık Bölümü’nden Prof. De. Henk-Jan Guchelaar, Hollandalı kamu yayıncısı NOS’a, elde edilen sonuçları “gerçek bir atılım” diye değerlendirdi.
Leiden Üniversitesi, bu yöntemi yaygınlaştırarak, pratikte de uygulamaya hazırlanıyor.
Uzmanlara göre, ilaçların kişiselleştirilmesi ile sadece DNA değil, bağırsaklardaki bakterilerin bileşimi ve kalp damar hastalıkları gibi risk faktörleri konusunda da özel tedavi olanağı sağlanacak.
Prof. Dr. Guchelaar'a göre, şu anda DNA ilaç sertifikasının maliyeti 300 ila 600 euro arasında değişiyor.
Hollandalı uzmana göre, sertifika sayesinde eczaneye gelen her hastanın DNA haritası görülecek.
Böylece herkes için daha etkili ve daha güvenli tedavi yöntemi uygulanabilecek. | Teknoloji, Bilim, Hollanda, Tıp |
Apple, 2019'dan bu yana satışlarındaki en büyük düşüşü yaşıyor | Teknoloji devi Apple'ın satışları 2022'nin sonunda, artan yaşam maliyeti ile karşı karşıya kalan müşterilerin satın alma gücünün düşmesi nedeniyle azaldı.
iPhone’un üreticisinin satışları, 2022'nin son çeyreğinde 2021'in aynı dönemine göre %5 düştü.
Bu, 2019'dan bu yana en büyük üç aylık düşüş oldu ve tahminlerden daha kötü gerçekleşti.
Bu düşüş, birçok firmanın, özellikle pandemi sırasında yükselişe geçen teknoloji sektörü için, keskin bir ekonomik yavaşlama konusunda uyardığı sırada geldi.
Apple'ın CEO'su Tim Cook, firmanın "zorlu bir ortamda" yol aldığını söyledi.
Cook, satışlardaki düşüşü, iPhone’ların üretildiği Çin'deki Covid-19 nedeniyle arzdaki yavaşlama, doların diğer para birimlerine göre güçlenmesi, ve Ukrayna'daki savaş ve pandeminin devam eden etkilerinden kaynaklanan genel ekonomik durgunluğa bağladı.
Cook yatırımcılarla yaptığı bir görüşmede, "Dünya benzeri görülmemiş koşullarla karşı karşıya kalmaya devam ederken ... Apple'ın bundan muaf olmadığını biliyoruz" dedi.
Apple, satışlardaki düşüşün tüm dünyada meydana geldiğini ve ürünlerinin çoğunu etkilediğini söyledi.
iPhone'ların satışları %8'den fazla düştü.
Diğer büyük teknoloji şirketleri de yatırımcılarla görüşmelerinde zorluk yaşadıklarını ifade ediyorlar.
E-ticaret işini yeniden canlandırmak için mücadele eden Amazon, çevrimiçi mağazalarındaki satışlarda 2022'nin son çeyreğinde bir yıl öncesine göre %2 düşüş kaydedildiğini söyledi. | Teknoloji, Ekonomi, Apple |
Bill Gates, çiftlik hayvanlarının ürettiği metan gazını engellemeye çalışan girişimi destekledi | Annabelle Liang
Milyarder iş insanı Bill Gates, inek geğirmesinden kaynaklanan metan gazı emisyonlarını azaltmayı hedefleyen Avustralyalı bir iklim teknolojisi girişimine yatırım yaptı.
Microsoft'un kurucu ortağı, et üretiminin çevreye etkisi hakkında bir süredir muhalif açıklamalar yapıyor.
İnek, keçi ve geyik gibi çiftlik hayvanları, mideleri sindirim için çim gibi sert lifleri parçaladığında metan gazı üretiyor.
Midedeki fermentasyon süreciyle üretilen metan gazı geğirme yoluyla hayvanın vücudundan çıkıyor.
Metan gazı, karbondioksitten (CO2) sonra atmosfere en çok salınan sera gazı.
Akademik çalışmalar, inekleri deniz yosunu ile beslemenin metan gazı emisyonlarını önemli ölçüde azaltabileceğine işaret ediyor.
Avustralya'nın Perth kentinde Rumin8 adlı şirket, metan gazı oluşumunu durduran, kırmızı deniz yosunundan sentetik olarak çoğaltılan bir besin takviyesi üzerinde çalışıyor.
Şirket dün yaptığıaçıklamada, Bill Gates'in kurucusu olduğu Çığır Açan Enerji Girişimleri (Breakthrough Energy Ventures) tarafından yönetilen bir fondan 12 milyon dolarlık gelir elde ettiğini belirtti.
2015'te kurulan Çığır Açan Enerji Girişimleri, küresel sera gazı emisyonlarını azaltmak için sürdürülebilir enerji ve diğer teknolojilerde inovasyonu hızlandırmayı amaçlayan çeşitli kuruluşları bir araya getiren bir yatırım firması.
Firma Bill Gates'in yanı sıra Amazon'un kurucusu Jeff Bezos ve Çinli girişimci ve Alibaba'nın kurucu ortağı Jack Ma tarafından destekleniyor.
Açıklamada Rumin8 Genel Müdürü David Messina, "Dünyanın dört bir yanındaki iklim etki fonlarından aldığımız ilgiden dolayı çok memnunuz" dedi ve sözlerine şöyle devam etti:
"Çiftlik hayvanlarının bağırsakları yoluyla oluşan metan gazı salımlarına karşı üretilen çözümlere fon sağlamak için gerçekten ilgi var. Rumin8'in geliştirdiği teknolojinin de faydaları anlaşılıyor."
Geçtiğimiz Ekim ayında Yeni Zelanda, iklim değişikliğiyle mücadele etmek amacıyla çiftlik hayvanlarının geğirme ve idrar yoluyla ürettiği sera gazlarını vergilendirmeyi önermişti.
Dünyada bir ilk olan bu vergilendirme programıyla çiftçilerin 2025 yılına kadar tarımsal emisyonları için ödeme yapması zorunlu olacak.
Yeni Zelanda'nın toplam sera gazı emisyonlarının neredeyse yarısı, başta metan olmak üzere tarımsal faaliyetlerden geliyor.
2019 yılında atmosferdeki metan gazı rekor seviyeye, sanayi devrimi öncesinin yaklaşık 2,5 katına yükseldi.
Bilim insanları, metan gazının gezegeni ısıtmada ciddi güce sahip olmasından endişeleniyor.
Metan molekülleri, atmosfer üzerindeki karbondioksit moleküllerinden daha güçlü bir ısınma etkisine sahip.
100 yıllık bir sürede metan gazının ısıtma potansiyeli, karbonsioksitten 28 ila 34 kat fazla. | İklim değişikliği, Yenilik, Teknoloji, Gıda, Bill Gates |
Google'ın ana şirketi Alphabet 12 bin kişiyi işten çıkaracak | Teknoloji endüstrisini sarsan işten çıkarmalara Google’ın ana şirketi Alphabet de eklendi ve 12 bin çalışanın işine son verileceği duyuruldu.
Google ve Alphabet’in CEO’su Sundar Pichai, personele gönderdiği elektronik postada, 12 bin kişinin işten çıkarılmasında “tam sorumluluk” aldığını söyledi.
İşten çıkarmalar, Alphabet’in dünya genelindeki iş gücünde %6’lık bir azalma anlamına geliyor.
Daha önce de Microsoft 10 bin, Amazon da 18 bin çalışanını işten çıkaracağını açıklamıştı.
Pichai, mevkilerinde “çok çalışan” personele teşekkür etti ve “katkılarının çok değerli olduğunu” belirtti.
Pichai “Bu dönüşüm kolay olmayacak ve tüm çalışanlarımızı bir sonraki fırsatı bulmalarında destekleyeceğiz. O zamana kadar bu zor haberi sindirmeye çalışırken lütfen kendinize iyi bakın. Bunun bir parçası olarak da, iş gününüze şu anda başlıyorsanız, lütfen evde çalışın” dedi.
Pichai ABD’de işten çıkarılan çalışanların, en az 4-5 aylık maaşlarını, 2022’deki ikramiyelerini, ücretli izinlerini alacaklarını ve altı ay daha sağlık sigortasından faydalanabileceklerini belirtti.
Borsalar, işten çıkartma haberini olumlu karşıladı ve Alphabet’in hisseleri %3,5 arttı.
Wedbush Yatırım’dan Daniel Ives, işten çıkarmaların sektördeki sorumsuz “hiper büyümenin” bir sonucu olduğunu vurguladı.
Layoffs.fyi internet sitesine göre, 2022 başından bu yana 194 bin teknoloji çalışanı işten çıkarıldı. Bu sayıya Alphabet’te açıklanan rakamlar dahil değil.
Enflasyon ve artan faiz oranları ekonomiyi yavaşlatırken, Hewlett Packard ve Salesforce da çok sayıda personeli işten çıkaracağını açıklamıştı.
Amerikalı teknoloji devleri ayrıca Avrupa Birliği’nde de inceleme altında.
AB bu şirketlerin vergi ödemekten kaçmasını, rekabeti boğmasını, para ödemeden haber içeriklerinden kâr elde etmelerini ve dezenformasyon ile nefrete platform sağlamalarını önlemeye çalışıyor. | Teknoloji, Şirket Haberleri |
Uzmanlara göre iklim kriziyle mücadele için karbon yakalama teknolojilerine daha fazla yatırım yapılmalı | Jonah Fisher| BBC Çevre Muhabiri
İklim uzmanlarının hazırladığı yeni bir rapora göre, küresel ısınmaya neden olan atmosferdeki karbondioksiti (CO2) yakalamak için kullanılan teknolojilerinin daha hızlı geliştirilmesi ve bu alanda daha fazla yatırım yapılması gerekiyor.
Rapordabilim insanları, iklim krizinin önüne geçmek için artık sadece CO2 emisyonlarını azaltma hedefinin yeterli olmadığını belirtiyor. CO2'yi azaltmanın yanı sıra, atmosfere saldığımız karbonun yakalanması gerekiyor.
Normal şartlarda doğa bunu kendi başına yapıyor, ancak günümüzde karbonun atmosfere yayıldığı hıza yetişemiyor.
Gaz veya petrol gibi fosil kaynakların yakılmasıyla meydana gelen CO2, yer küremizin ısınmasına yol açan sera gazlarından biri.
Raporu hazırlayanlardan Oxford Üniversitesi'nden Dr. Steve Smith, küresel ısınmayı 2 derece santigratta sınırlamak ve azaltmak için küresel emisyonları hızla azaltmamız gerektiğini söylüyor.
Smith, "Ancak bu çalışmamızın tespitleri, karbon yakalama yöntemlerini artırmamız gerektiğini de gösteriyor. Bu yönde potansiyeli olan çok sayıda teknoloji bulunuyor" diyor.
Bilim insanları arasında dünyanın CO2 emisyonları nedeniyle ısındığı konusunda fikir birliği var.
Karbon emisyonları 2021 yılında 33 milyar ton olarak kaydedildi.
Ancak atmosferden, doğa aracılığıyla yakalanan karbonun yalnızca 2 milyar ton olduğu tahmin ediliyor.
Karbon emisyonunda "net sıfırı" yakalayana kadar, yani atmosfere saldığımız ve bertaraf ettiğimiz karbondioksit oranını eşitleyene kadar küresel sıcaklıkların artması öngörülüyor.
Bu noktaya ulaşmamız kolay olmayacak.
Birleşmiş Milletler'in (BM) en güncel iklim raporuna göre, gerçek anlamda "net sıfır"a ulaşmamız yolunda, karbon salımını kolayca sıfırlayamayacak olan bazı sektörlerin açığını kapatmak için CO2 yakalama teknolojilerine ihtiyacımız olacak.
CO2 şu anda yalnızca doğa tarafından yakalanıyor ve depolanıyor.
Fakat doğanın da sınırları var. Bazı iyimser uzmanlar, ağaç dikimi gibi girişimler sayesinde 2050 yılına kadar doğada karbon yakalamanın ikiye katlanabileceğini öne sürüyor, ama bunun da yeterli olmayacağı tespit ediliyor.
Uzmanlar, küresel sıcaklık artışını sınırlamak ve düşürmek için yeni teknolojilere yatırım yapılması gerektiğini aktarıyor.
Raporda detaylandırılan bu teknolojiler oldukça yeni ve henüz çok azı kullanımda.
Bu teknolojilerden BECCS (biyoenerji ile karbon yakalama ve depolama) karbon depolayan toprak ve odun peleti gibi organik maddelerin yakılarak enerji üretmesi ile karbon yakalamayı birleştiriyor.
Bazı diğer seçenekler arasında karbonun toprakta depolanmadan önce havadan çekildiği dev tesisler; karbonu hapseden, özel olarak işlenmiş kömür kullanımı; ve "gelişmiş kaya ayrışması" diye adlandırılan, kabaca doğal erozyonla meydana gelen karbon giderme yöntemi bulunuyor.
Ancak bazı çevreciler bu yöntemlere şüpheyle yaklaşıyor.
Ana endişeleri, karbon yakalama teknolojilerinin, emisyonu azaltmaktansa, hızlı çözüm yollarına odaklanıyor olması.
Rapor, CO2 yakalama teknolojilerinin iklim değişikliğiyle mücadele etmek için "sihirli bir değnek" olarak görülmemesi gerektiğini, ancak BM'nin iklim hedeflerine ulaşma yolunda sera gazı seviyelerinin düşürülmesi için doğanın yanı sıra teknolojinin de gerekli olacağını vurguluyor.
Tüm bu senaryolar, çok sayıda iklim zirvesinde taahhüt edildiği gibi, fosil yakıtlardan kaynaklanan küresel CO2 emisyonlarının hızla düşeceğini varsayıyor.
Ancak şimdiye kadar yıllık emisyonlarda düşüş eğilimine girilmedi. | İklim değişikliği, Teknoloji, Birleşmiş Milletler |
Gelecekte metaverse evreninde mi çalışacağız? | Zamanı 50 yıl ileri sarıp bugüne baktığımızda, bugün kullandığımız iki boyutlu interneti komik derecede arkaik bulabiliriz.
50 yıllık sürede, internetle sadece bir ekrandan değil değil muhtemelen farklı şekilde etkileşime geçiyor olacağız.
Bu zamana kadar Artırılmış Gerçeklik (AR) ile nesneleri elimizle kontrol edebilir; Sanal Gerçeklik (VR) alemlerini keşfedebilir ve gerçekle dijitali bugün hayal edemediğimiz şekillerde bir araya getirebiliriz.
Peki tüm bunlar çalışma hayatımız için ne anlama gelecek?
Halihazırda 9'dan 5'e çalışma düzeninden ve geleneksel ofis kavramından uzaklaşıyoruz.
2 yıl süren pandemi kapanmalarıyla sanal toplantıları sevmeyi öğrendik.
Peki mantıken bundan sonraki adım, herkesin üç boyutlu çizgi filmlere benzer temsilcilerinin etrafta dolaştığı, birbiriyle konuştuğu ve etkileşime geçtiği sanal bir evren olarak planlanan metaverse evreninde çalışmak mı?
Her şeyden önce "Metaverse abartılan bir terim" demek önemli zira henüz "metaverse diye sanal bir evren yok".
Ve hatta bu kavrama yatırım yapanlar arasında neye benzeyeceği konusunda bir uzlaşı da söz konusu değil.
Bugün teknoloji rekabeti nedeniyle birbiriyle bağlantılı olmayan rakip sanal dünyalar gelecekte bağlantılı hale gelecek mi?
Orada gerçek dünyadan daha fazla zaman geçirecek miyiz?
Bu ortamları yönetmek için tamamen yeni kurallara ihtiyaç duyacak mıyız?
Bu soruların hiçbirinin hala yanıtı yok.
Buna karşın firmaların metaverse ile yeni gelir yaratma fırsatları görmesi, kavramın abartılması ve ilgi yağmuruna tutulmasıyla sonuçlandı.
Meta'nın Horizon Worlds'ünden Roblox ve Fortnite gibi oyunlara; Sandbox ve Dencentraland gibi yeni oluşturulan arazilere farklı şirketler metaverse üzerindeki erken dönem çalışmalarını halihazırda paylaştı.
Nike, sanal spor ayakkabılarını metaverse üzerinde satışa çıkarırken, HSBC Sandbox'ta arazi satın aldı. Coca-Cola, Louis Vuitton ve Sotheby's Decentraland'de yer almayı tercih etti.
Metaverse terimi ilk kez 30 yıl önce yazar Neal Stephenson tarafından ortaya atılmıştı.
YazarınParazit(Snow Crash) adlı kitabında kahramanın mutluluğu sanal gerçeklikte bulması anlatılıyor.
Bu kurguyu gerçeğe dönüştürecek belki en cesur adım Aralık 2021'de Facebook'un çatı şirketinin adını Meta olarak değiştirmesiyle geldi.
Bu, halihazırda VR alanına milyarlarca dolar yatırım yapan şirketin metaverse'te öncelikli hale gelmesi sürecinde açık bir mesajdı.
Ancak şirketin devasa yatırımı tüm hissedarlarını mutlu etmedi. Bazıları şirketin VR alanına çok fazla para harcadığını düşündüğünü açıkça ifade etti.
The Verge adlı teknoloji haber sitesinin geçen Ekim'de yayımladığı ve Meta'nın şirket içi yazışmalarına dayandırılan bir haberde Horizon Worlds platformunun çok fazla programlama hatası içerdiği ve şirket çalışanları tarafından pek kullanılmadığı belirtiliyordu.
Metaverse için yazılım üreten Improbable firmasının CEO'su ve Sanal Toplum (Virtual Society) kitabının yazarı Herman Narula, Meta CEO'su Mark Zuckerberg'ün metaverse vizyonunu ikna edici bulmuyor.
Narula, "Neden insanlar metaverse'te gerçek ofislerimize benzer yerlerde çalışmak istesin ki?" diye soruyor ve şöyle devam ediyor:
"Yaratıcı mekanlardaki yeni gerçekliklerin amacı, sadece gerçek dünyadakilerin kopyalanması değil, mekan deneyimlerimizin geliştirilmesidir. Ama metaverse'te çok fazla iş imkanı olacağını düşünüyorum, örneğin moderatörlere ihtiyacımız olacak."
Metaverse'ün moderasyon ya da denetlenmesi yönü oldukça tartışmalı bir konu çünkü milyarlarca avatarın canlı sohbetlerini izlmeye çalışmak sadece teknik olarak zor değil; aynı zamanda bu avatarların aktivitelerinden kaynaklanan devasa büyüklükte verilere ne olacağı da önemli bir soru.
Stanford Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma, sanal gerçeklikte geçirilen 20 dakikada 2 milyar tekil beden hareketi kaydı oluşturulduğunu bulmuştu. Bu, şirketler için yeni bir zengin veri akışı anlamına geliyor.
Çevrim içi güvenlik şirketi HackerOne'ın kurucu ortağı Alex Rice, şirketlerin metaverse'ü sadece çalışanlarına açmadan önce bile tasarım konusuna yoğun zaman harcaması gerektiğini söylüyor.
Rice, "Ofislerdeki masum havadan sudan sohbetleri düşünün. Bu sohbetlerin sürekli izlenen metaverse'te gerçekleşmesi kesinlikle köklü sonuçlar doğurur." diyor ve ekliyor:
"Çalışanlar iş arkadaşlarıyla özel ve gayri resmi olduğunu düşündükleri bir sohbette söyledikleri yüzünden aniden işten çıkarılabilir; çünkü bu konuşmalar artık kitlesel gözetimin bir parçası haline gelir."
Immersive Wire adlı teknoloji bülteninin editörü Tom Ffiske, metaverse'te çalışacağımızı düşünmek için fazla etken olduğu görüşünde.
Ffiske, "Metaverse tartışmalarının önünde hala zorluklar var, tanımı hala sorunlu ve tartışmalı. Terimin tanımı hala eksik ve tartışmalıyken gelecekte metaverse evreninde çalışıp çalışmayacağımızı söylemek gerçekten zor" diyor.
Henüz metaverse'ün ne olduğu konusunda hiç kimse somut bir şey söyleyemese de, piyasa değerinin oldukça yüksek olacağı yönünde kararlı tahminler var.
McKinsey'e göre metaverse'ün piyasa değeri 203'da 5 trilyon doları bulacak.
Benzer şekilde danışmanlık şirketi Gartner, 2026'da dünya nüfusunun en az dörtte birinin günde en az bir saatini metaverse evreninde geçireceğini tahmin ediyor.
Canalys araştırma şirketinin baş analisti Matthew Ball ise bu öngörülere katılmıyor. Ball metaverse projelerinin 2025'e kadar tamamen kapanmış olacağını düşünüyor.
Ball, şirketlerin metaverse'te bulunma amaçlarını sorgulamaları gerektiğini düşünüyor:
"Her şirketin bir VR başlığıyla çalışanlarının avatarlarını selamlaması ya da sanal modellerini görselleştirmesi gerekmiyor. Ya da her işletmenin toplantılara VR başlıklarıyla katılması da... VR kadar güçlü ve zaruri olan Zoom ve Teams üzerinden neredeyse sorunsuz görüşmeler daha az yükle yapılabiliyor."
Dijital markalama şirketi RGA'in yaratıcılıktan sorumlu mütevelli heyet üyesi (CCO) Tiffany Rolfe'un ekibinin bir bölümü halihazırda metaverse'te çalışmış.
Firma, telekomünikasyon şireti Verizon için pandemi döneminde Fortnite'ta bir Amerikan futbolu stadyumu yaptı.
Aynı zamanda Meta ile birlikte Horizon Worlds içinde bir müzik dünyası geliştirmek için çalıştılar.
Rolfe bu çalışmaları sırasında, halihazırda bilgisayarda tasarım yapan kişilerin VR başlıklarını takarak diğer geliştiricilerle birlikte sanal ortamda çalıştığını söylüyor.
Yeni çalışma biçimleri yeni soruları getiriyor ve bunlardan biri de çalışanların sanal gerçeklik başlıklarını giyinme süresi.
Rolfe, "Ekibim, her iki saatte bir ara veriyordu" diyor
İnsanların sanal gerçeklikte halihazırda çalışıyor olması, metaverse evreninin bir iş yeri olarak pekala bir geleceği olabileceğini gösteriyor.
Ancak orada var olacak işler muhtemelen bizim gerçek dünyada yaptığımızdan çok farklı olacak.
Günlük işe gidip gelme rutininin gelecekte (sanal) bir gerçeklik haline gelmesi için ise muhtemelen uzun yıllar geçmesi gerekecek. | Teknoloji, Facebook |
Ünlü mucit Nikola Tesla hayatımızı nasıl kolaylaştırdı? | 7 Ocak 1943'te hayatını kaybeden Nikola Tesla'nın icatları, bu metnin, okuduğunuz cihaza aktarılmasına yardımcı oldu.
Tarihçi ve film yapımcısı Michael Krause BBC'ye "Tesla'yı yalnızca elektriğin veya dünya çapındaki iletişimin babası olarak görmüyorum. Fikirleri zamanın ilerisindeydi. O, insanlığın evrimine katkıda bulunmuş vizyoner biriydi" diyor.
Tesla, 1890'ların sonlarında, yeni icat ettiği transformatörü tanıtmak için elinde parlayan tüplerle New York'taki Columbia College sahnesinde dolaşırken dünya hala karanlıktaydı.
Tarihçi Iwan Rhys Morus, Nikola Tesla hakkındaki kitabında "Elektrik o günlerde, geleceğin bir ürünüydü ve çoğu insan nasıl çalıştığını görmek için sergilendiği yerleri ziyaret etmek zorundaydı" diyor.
Ama bu yakında değişecekti.
Nikola Tesla 1856'da Avusturya İmparatorluğu'nda, şu an Hırvatistan sınırları içinde bulunan Smiljan'da doğdu.
Buradan Yeni Dünya metropolünün parlak ışıkları için ayrıldığında henüz genç bir adamdı.
New York'a, ünlü mucit ve iş insanı Thomas Edison'un yanında çalışmak için 1884 yılında gitti.
Krause, "Eski bir dünyadan gelerek modern zamanların kahramanlarından biri oldu” diyor.
Diğer bir biyografi yazarı Inez Whitaker Hunt'a göre, elektrik ve makine mühendisi (ve fütürist) Tesla, Amerika topraklarına ayak bastığında cebinde yalnızca birkaç sent ve bir uçan makine hesabı vardı. Ancak Tesla'yı ünlü yapan uçan makine olmayacaktı. Yıllardır alternatif akım motorları üzerinde çalışıyordu.
ABD’ye tam da doğru zamanda gelmişti.
Dünya gelişiyordu ve daha fazla enerjiye ihtiyaç vardı. Bu nedenle elektriği güç makinelerine ulaştırarak ışıkları yakmanın en etkili yolunu bulmak için bir yarış başlamıştı.
BBC’ye konuşan Morus, "Elektrik iletiminde birbiriyle yarışan iki sistem vardı" diyor.
Amerikalı bir girişimci ve mühendis olan George Westinghouse ile Tesla'nın patronu Thomas Edison arasında, elektrik iletimi için alternatif akımın (AC) mı yoksa doğru akımın (DC) mı kullanılacağını belirlemek için doğan bir savaş vardı.
Thomas Edison'un şirketi, tek bir voltajda yalnızca tek yönde ve kısa mesafelerde akan doğru akıma yatırım yapıyordu. Ancak alternatif akım birden fazla yönde akar, daha uzun mesafelere ulaşabilir, gerilimler yükseltilebilir veya azaltılabilir. Daha uzağa gidebildiği için gücü daha fazla yere taşıyabilir.
Tesla’nın biyografisini yazan araştırmacılardan Mark Cypher, BBC Witness isimli tarih podcastine "Bu, at arabasını jet uçağıyla karşılaştırmak gibi bir şey" diyor.
Tesla New York'a cebinde bir 'jet uçağı'yla geldi. Avrupa'da hali hazırda AC ile ilgili deneyler yapıyordu ve 1883'te ilk indüksiyon motorunu bir araya getirmişti.
Ancak Edison, doğru akım iletimi konusunda ısrar etti ve ikisi ayrıldı. Aradan çok geçmeden Westinghouse, Tesla'nın alternatif akım trafoları ve motorları sisteminin patent haklarını satın aldı.
Tesla'nın tasarımı, enerjiyi uzun mesafelere, uygun maliyetli bir şekilde iletebildi ve bugün hala kullanılıyor.
Belgrad'daki Nikola Tesla Müzesi’nin küratörü Ivana Zoriç BBC'ye "Hala alternatif akım kullanıyoruz, elektrik enerjisinin üretim ve nakliye süreci hala Tesla'nın fikirlerine dayanıyor" diyor.
Gerçekten de, elektrik enerjisi üretimi, iletimi ve dağıtımı için hala önde gelen yöntem Tesla'nın sistemi ve günümüzün elektrikli cihazlarının çoğu onun icatlarından birine dayanıyor.
Zoriç, "İndüksiyon motorları o zaman için yenilikçiydi ama bugün hala endüstride ve birçok ev aletinde, hatta elektrikli arabalarda kullanılıyor" diyor.
Tesla 1891’de, Tesla bobinini icat etti. Bu, elektriği kablosuz olarak iletmeye yarıyordu.
Bugün hala radyo ve televizyon dahil elektronik cihazlarda kullanılıyor.
İki yıl sonra Tesla ve Westinghouse, Avrupa'nın Amerika'yı keşfinin 400. yıl dönümünü kutlayan Chicago'daki sergiyi aydınlatmaktan sorumluydu. O gün, Tesla bir yıldıza dönüştü.
Zoriç, "İnsanlar icadının ne kadar güçlü olduğunu anlayınca Tesla’ya Niagara Şelalesi'nde bir elektrik santrali kurma işi verildi" diyor.
Tesla, dünyanın ilk hidroelektrik santralini inşa edecekti ve onu inşa etmek için kullanılan on üç patentten dokuzuna sahipti.
Morus, "İnsanlar muhteşem Tesla'nın kim olduğunu biliyordu ve o da bunu kullandı" diye anlatıyor.
Tesla kısa sürede kendi laboratuvarını kurdu ve kablosuz iletişim ile enerji iletimi alanında deneyler yapmaya başladı.
Morus usta bir şovmenlikle kapılarını halka da açtığını anlatıyor: "Kablosuz dünya ve bedava enerji konusundaki benzersiz vizyonunu; bu geleceği sunabilecek kişi olarak da kendini satmaya çalışıyordu."
Tesla kablosuz sinyal iletimini denemeye başladığında dünya mesajları kablolarla ulaştırıyordu.
En büyük hedefi dünya çapında iletişim sağlamaktı. Herkesin, her yerde erişebileceği, küresel video ve ses iletişimini mümkün kılacak bir kablosuz sistem üzerine çalışıyordu.
Ama ona 1890’ların başından beri bütçe sağlayan Amerikalı J.P. Morgan desteğini geri çekti.
Klause, "Ne yazık ki, en büyük hayali gerçekleşmedi, ne kendisi ne de teknoloji o noktadaydı " diyor.
Tesla, çeşitli başka projeler üzerinde çalışmaya devam etti, ancak çoğu zaman fonu yoktu. Bilim ve mühendisliğin birçok insanı içeren bir işbirliğine dayandığını anlayamadığı için fikirlerinin çoğu sadece notlarda kaldı.
Morus’a göre, "Tesla önemli bir hata yaptı".
"Gerçekten de elektriğin geleceğine ulaşabilecek tek kişinin kendisi olduğunu düşündü. Başka kimseyle işbirliği yapmak ve çalışmakla ilgilenmedi."
Zamanla hakkında "diğer gezegenlerle iletişim kurma" gibi spekülasyonlar çıkan, bu nedenle eleştirilen, mikrop fobisi olan değişik bir adam olarak ünlendi.
Tesla 1943 yılında New York’ta, hayatının son 10 yılını geçirdiği otel odasında öldü.
Zoric, "1951 yılında, Tesla’nın eşyaları yeğeninin çabalarıyla Sırbistan’ın başkenti Belgrad'a gönderildi" diyor.
Onun keşiflerinin, planlarının, çizimlerinin ve fotoğraflarının olduğu Nikola Tesla Müzesi dört yıl sonra burada açıldı.
1956’da manyetik alanların gücünü ölçmek için kullanılan birime Tesla adı verildi.
Sırbistan ve Hırvatistan’da Tesla’nın fotoğrafı paralara basıldı; ismi okul, sokak, havaalanlarına verildi.
Yenilikçi otomobil üretmek için yola çıkan Tesla şirketi onun adını aldı ve 2018’de SpaceX Tesla keşif aracını Mars’a gönderdi.
Fakat Tesla’nın gelecek hakkındaki düşünceleri bugün ne olurdu? | Enerji, Teknoloji, Tarih, Yaşam, Uygulamalar |
Android telefonlara uydu bağlantısı özelliği geliyor | Zoe Kleinman| Teknoloji Muhabiri
Uydu telefonu şirketi Iridium ve çip üreticisi Qualcomm’un işbirliğiyle, bu yılın sonuna doğru üst model Android telefonlara uydu bağlantısı özelliği gelecek.
Böylece telefon sinyalinin çekmediği yerlerden de acil durumlarda mesaj göndermek ve almak mümkün olacak.
Android telefonların büyük bir kısmı Qualcomm’un ürettiği çiplerle çalışıyor.
Apple, iPhone telefonlara bu özelliği Eylül 2022’de getirmişti.
Bu özelliği telefonlarına ekleyip eklememe kararı, Android telefon üreticilerine ait olacak.
Iridium şirketi ilk uydusunu 1997’de uzaya göndererek ilk uydu telefonunu hizmete sokmuştu. Şirket 2019’da 75 yeni uyduyla altyapısını güncellemişti.
780 kilometre yükseklikteki bu uydular aracılığıyla Android kullanıcıları dünyanın her noktasından mesaj alıp gönderebilecek.
Bu özelliğin ilerleyen yıllarda tabletler, laptoplar ve otomobillere de eklenmesi bekleniyor.
Bir noktadan sonra bu özelliğin sadece acil durum mesajlarıyla sınırlandırılmayacağı fakat ücretli bir hizmete dönüştürüleceği tahmin ediliyor.
Elon Musk’ın Starlink şirketi de benzer bir şekilde uyduları aracılığıyla internet bağlantısı hizmeti sunuyor.
Uydu üzerinden internete bağlanmak hızlı ve güvenilir bir yöntem olsa da fiber kablolarla bağlanmaya kıyasla daha pahalı.
Android telefonlardaki bu özellik bazı ülkeler tarafından kısıtlanabilir.
Zira Çin ve Hindistan gibi ülkelerde uydu telefonlarının kullanımı yasak. | Teknoloji, Cep telefonları ve akıllı telefonlar |
Brüksel Hava Yolları'ndan ‘sürdürülebilir yakıtla’ ilk ticari uçuş | Belçika’da, “biyokerosen” olarak bilinen sürdürülebilir uçak yakıtı (SAF) ile ilk yolcu uçuşu gerçekleştirildi.
Brüksel Hava Yolları’nın İspanya’nın Malaga kentine giden uçağın deposunun yüzde 38’i, atık yemeklik yağlardan elde edilen, sürdürülebilir yakıt ile dolduruldu.
Uzmanlara göre bu, çevre için umut verici bir adım. SAF kullanımının yaygınlaşması ile uçuş nedeniyle ortaya çıkan karbondioksit salımının yüzde 70 oranında azalması bekleniyor.
Brüksel - Malaga seferini yapan uçağın yakıtının yüzde 62’si de kerosenden oluşuyordu.
Belçikalı kamu yayıncısı VRT’ye göre, SAF, geleneksel jet yakıtından daha az sera gazı yayan önemli bir seçenek.
Air France, Fransa'dan kalkan tüm uçuşların gaz yağına yüzde 1 SAF karıştırıyor. Dünyada yaklaşık 40 ülke SAF kullanmaya başladı.
Ancak Belçika’da ilk kez, sürdürülebilir yakıtla bir uçuş gerçekleştirildi.
Brüksel Havalimanı'ndan kalkan uçaklar artık, NATO Yeraltı Orta Avrupa Boru Hattı Sistemi (CEPS) aracılığıyla SAF ikmali yapabilecek.
Fransa, Almanya ve Benelüks ülkelerini birbirine bağlayan bu boru hattı, NATO hava filosuna hızlı bir şekilde yakıt ikmali yapılmasını amaçlıyor.
Boru hattı, sivil hava araçları için de hizmet veriyor.
Yakıt, atık yemek yağları ile hayvansal yağ atıklarından elde ediliyor.
Brüksel Havaalanı sözcüsü Ihsane Chioua Lekhli, VRT’ye, daha fazla kızartma yağı toplamak için bir bilinçlendirme kampanyası yürüttüklerini söyledi.
Uzmanlar, SAF’ı gelecek açısından çok umut verici olarak değerlendiriyor.
Alternatif yakıt, karışımda ne kadar SAF bulunduğuna bağlı olarak, bir uçuşun iklim konusundaki olumsuz etkisini şimdiden yüzde 70'e kadar azaltabiliyor.
Gelecekte bu oranın yüzde 80'e kadar çıkabildiği belirtiliyor.
Avrupa Hava Trafik Kontrol Kurumu (Eurocontrol) , Avrupa uçuşlarının sayısının 2050 yılına kadar yüzde 44 ila 76 oranında artacağını tahmin ediyor.
Bu yüzden havayolları artık SAF'a yöneliyor. Alternatif yakıtın, 2050 yılına kadar iklim hedeflerinin büyük bir kısmına ulaşılmasına yardımcı olması bekleniyor.
Brüksel Havalimanı CEO'su Arnaud Feist’e göre, sürdürülebilir jet yakıtı, hava yolculuğu emisyonlarını azaltmak için şu anda mevcut olan en etkili araç.
Belçikalı CEO, bu nedenle iklim hedeflerine ulaşmak için, önümüzdeki yıllarda fosil yakıtlara alternatiflerin kullanımının büyük ölçüde arttırılması gerektiğini vurguladı. | İklim değişikliği, Teknoloji, Doğal çevrenin korunması, Hava taşımacılığı, Çevre |
Musk'tan Tesla çalışanlarına mesaj: 'Hisselerin yüzde 70 değer kaybetmesine üzülmeyin, en değerli şirket olacağız' | Elektrikli otomobil şirketi Tesla'nın hisselerinin bu yıl yaklaşık yüzde 70 değer kaybetmesinin ardından şirketin sahibi Elon Musk, çalışanlara bir e-mail gönderdi.
Reuters ajansının haberine göre Musk, Çarşamba günü gönderdiği mailde Tesla çalışanlarına hitaben, “Hisse senedi piyasasındaki çılgınlığa kafaya takmayın. Tesla uzun vadede dünyanın en değerli şirketi olacak" dedi.
Musk’ın satın aldığı Twitter’ın başına geçmesinin ardından dikkatini daha çok sosyal medya platformuna vermesi Tesla yatırımcılarını kaygılandırmıştı.
Musk, şirket hisselerinde yaşanan düşüş sonrası dünyanın en zengin kişisi unvanını yitirmişti.
Tesla hisselerinin düşüş yaşamasında Çin’deki karantina kararı dolayısıyla üretimin azalacağı endişesi de rol oynuyor.
Tesla hisseleri Salı günü de Çin’den gelen haberle yüzde 11 değer kaybetti, yedi günlük değer kaybı sonrası dün bir miktar yükseldi.
Ancak Tesla hisseleri sadece Aralık ayında yüzde 40 değer kaybetti.
ABD ve Çin’de indirim kampanyası başlatan Tesla’nın siparişleri yetiştirip yetiştiremeyeceği ise bilinmiyor. | Teknoloji, Ticaret, Borsalar, Kişisel finansman, Elon Musk, Otomotiv endüstrisi |
Twitter dünya çapında çöktü | Dünyanın en zengin iş insanlarından Elon Musk’ın satın almasının ardından gündemden düşmeyen Twitter, bu sefer de dünya çapında kullanıcıların siteye giriş yapmakta yaşadığı sıkıntı ile konuşuluyor.
Çarşamba gecesi TSİ gece 3:00 itibarıyla sorun yaşanan sosyal medya sitesi dünya çapında çöktü.
Çok sayıda kullanıcı, birkaç saat boyunca siteye giriş yapmakta sorunlar yaşadığını aktardı.
Sitede yaşanan sorun, Elon Musk'ın ABD'nin Sacramento şehrindeki veri merkezlerinden birini kapattığını açıkladıktan sonra geldi.
Cumartesi günü bir tweet atan Musk, veri merkezini kapatmasına rağmen Twitter'ın sorunsuz çalıştığını belirtmişti.
Musk'ın giderlerini kesmeye çalıştığı şirket yaşanan sorun ile ilgili henüz bir açıklama yapmadı.
İnternet trafiğini takip eden site Downdetected.com sorunun daha çok mobil uygulamadan ziyade internet sitesinde yaşandığını raporladı.
Bir saat içinde 10 bin kullanıcı siteye giriş yapmakta sıkıntı yaşadıklarını bildirdi.
Yine Downdetected.com verilerine göre Twitter'a erişimde yaşanan engel, TSİ 06:00'dan sonra hafifledi.
Londra merkezli küresel internet erişimini takip eden Netblocks, Twitter’ın mobil uygulaması ve bildirimler gibi özelliklerin kullanılmasında uluslararası problemler yaşandığını ifade etti.
Bazı kullanıcılar ise Twitter’a halen girebilirken kimileri girmeye çalıştığında uyarıyla karşılaştı.
Twitter’ın yaşadığı teknik sorunlarda Musk’ın satın almasından sonra çok sayıda platform çalışanının işten kovulmasının rol oynayıp oynamadığı merak ediliyor.
Musk’ın platformun başına geçtiği ilk hafta 7.500 kişi kovuldu.
En büyük işten çıkarmaların insan hakları, makine öğrenimi etiği, kürasyon, iletişim ve erişim departmanlarında yaşandığı belirtildi.
Bu ayın başında Musk yaptığı anket sonucunda Twitter CEO’luğu görevinden ayrılacağını açıklamıştı. | Teknoloji, Elon Musk, Sosyal medya |
Çin'deki üretim ve tedarik sorunu nedeniyle Apple ve Tesla hisseleri düştü | Monica Miller| BBC News, Singapore
Apple ve Tesla hisseleri Çin'deki Covid vakaları nedeniyle üretimdeki azalma ve tedarikte yaşanan gecikmeler nedeniyle düşüş yaşıyor.
Apple'ın hisseleri Haziran 2021'den bu yana en düşük seviyelere ulaştı. Tesla hisseleri ise Kasım 2021'den bu yana yüzde 73'lük düşüş yaşadı.
Şirketler Çin'de geçtiğimiz haftalarda uygulanan sıkı koronavirüs önlemleri ve kısıtlamaları nedeniyle üretim ve tedarik sıkıntısı yaşamıştı. Ancak vaka sayılarının yüksek olması üretimi hala etkiliyor.
Çin'deki kısıtlamalar hafifletildi. Ayrıca ülkeye seyahat edecekler için 8 Ocak'tan itibaren sıkı karantina kurallarının gevşetileceği açıklanması 2023 tedarik zinciri hareketliliği için umut verdi.
Ancak küresel yatırımcıların; faiz artırımları, ekonomik yavaşlama ve devam eden Ukrayna savaşından ötürü geleceğe dair endişeleri var.
Analistlere göre ana üretim merkezlerinde koronavirüs vakalarının artması üretime bir darbe daha vuracak.
Ekonomist Simon Baptist, "Fabrikalar, üretim bölgelerinde görülecek bir dalgayla en az 4-6 haftalık bir işçi eksikliği yaşayacak ve tabii göçmen işçilerin çoğu Ocak sonunda yeni yıl dönemi için memleketlerine dönecek" diyor ve ekliyor:
"Çin'de üretimin Şubat sonuna kadar normale dönmesi olası görülmüyor."
Bu yılın başında "iPhone şehri" olarak bilinen Zhangzhou'daki kısıtlamalar Apple'ın tedarikçisi Foxconn'ın buradaki üretimlerini geciktirmişti.
Şirket Kasım ayındaki gelirinin, geçen yılın aynı ayındaki gelirine göre yüzde 11 düştüğünü açıklamıştı.
Bu hafta, Çin'de artan koronavirüs vakaları nedeniyle Tesla'nın Shanghai'daki üretim merkezinde üretimin durdurulacağı açıklandı. Şirket bu konuda yorum yapmayı reddetti.
Ancak analistlere göre; hem Çin hem de Kuzey Amerika'daki müşterilerine indirim uygulaması, şirketin durgun satışlarının bir kanıtı.
Yatırımcılar aynı zamanda Tesla'nın CEO'su Elon Musk hakkında da şüphe duyuyor.
Musk, Ekim ayında Twitter'ı satın alarak şirketin başına geçti ve o dönemden beri sosyal medya platformunun yönetimine odaklandı.
Bazılarına göre Tesla'nın hisselerindeki düşüşün bir sebebi de Musk'ın dikkatinin buraya kayması.
Geçtiğimiz hafta Musk bir paylaşımında takipçilerine Twitter'ın başında kalmaya devam edip etmemesi hakkındaki görüşlerini sordu. Oylama sonucu "Hayır" çıktı.
Kullanıcılar yerine geçebilecek biri bulunduğunda bu pozisyonu bırakmasını önerdi.
Analistler onun yönetim kurulunun ve yatırımcıların güvenini tekrar kazanması gerektiğini düşünüyor. | Teknoloji, Ekonomi, Koronavirüs, Çin, Elon Musk, Apple |
2023'te başlatılacak uzay misyonları | 2023 yılında Rusya, Hindistan ve Avrupa Uzay Ajansı, Ay'ı da kapsayan uzay misyonları başlatacak. Keşif çalışmaları, Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi'nin (NASA) yakın zamanda düzenlediği Artemis I programını takip ediyor.
İnsanları Ay'a ve daha sonra Mars'a götürmek için tasarlanan uzay aracı SLS-Orion’la yürütülen Artemis I uzun vadeli bir uzay keşif projesinin ilk adımı.
Hindistan, Ay yüzeyini keşfetmeyi hedefleyen Chandrayaan 3 programını Haziran 2023'te başlatmayı planlıyor. Hindistan, Ay'a ilk kez 2008'de Chandrayaan 1 ile ulaşmıştı.
Rusya, Ay’ın güney kutbundan örnekler toplamak için planladığı Luna 25 görevini Temmuz 2023'te başlatmayı hedefliyor.
SpaceX, 2023'ün sonlarında Japon milyarder Yusaku Maezawa ve diğer sekiz yolcuyu Ay'ın etrafında gezdirecek DearMoon yolculuğuna çıkarmayı planlıyor. Bu, 100 kişi taşıma kapasiteli Starship aracının ilk görevi olacak.
NASA'nın Artemis II olarak adlandırılan bir sonraki Ay görevi 2024'te başlayacak. Bunu 2025 ya da 2026'da, Artemis III isimli, Ay'a ilk kadın ve ilk siyah astronotların inmesinin planlandığı misyon takip edecek.
Böylece NASA'nın 1972'deki son Apollo görevlerinin ardından Ay'da ilk kez insan yürüyecek. NASA, bu görev için Space X Starship aracının kullanılacağını açıkladı.
Çinde2035 yılına kadar Rusya ile Ay'da ortak bir üs kurma planlarını açıkladı, ancak zaman çizelgesi açıklanmadı.
Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi'nden astronom Dr. McDowell; ABD, Rusya ve Çin gibi uzay güçlerinin amacının Ay'da astronotların yaşaması için üsler kurmak olduğunu söylüyor:
"Ay, Mars gibi yerlere ulaşmak için bir basamak olarak kullanılıyor. Ay uzay teknolojilerini test etmek için harika bir yer".
İngiltere'de Portsmouth Üniversitesi'nde uzay proje yöneticisi Dr. Lucinda King de, Ay'dan bir uzay aracını fırlatmanın, Dünya'dan fırlatmaktan daha az yakıt gerektirdiğini söylüyor. Ay'da bir yakıt kaynağı keşfedildiğini de ekliyor.
King, "Ay'ın güney kutbunda su olduğu biliniyor. Bu, Mars'a ve başka yerlere yolculuk için gemiye yakıt ikmali yapmak adına kullanılabilecek hidrojen ve oksijene bölünebilir.
"Ay'a gitmek için acele edilmesinin bir nedeni de bu, oradaki su üzerinde hak iddia etmek."
NASA, Güneş Sistemi'nde çok eski bir gezegenin kalıntısı olduğu düşünülen 16 Psyche adlı bir asteroidi keşfetmek için 2023 yazında Psyche uzay aracını fırlatacak.
22 Avrupa ülkesi tarafından desteklenen Avrupa Uzay Ajansı (ESA), Nisan 2023'te Jupiter Icy Moon Explorer'ı (JUICE) fırlatmayı planlıyor.
Araç, Jüpiter'in üç uydusu Ganymede, Callistro ve Europa'nın yüzey altında olduğu düşünülen su buzunda yaşam belirtileri arayacak.
ESA, Rusya'nın Ukrayna'yı işgalini protesto etmek için, gelecek yıl Öklid uzay teleskopunu yörüngeye yerleştirmek Rus roketi kullanmayacak. Bunun yerine bir SpaceX Falcon 9 roketi kullanılacak.
ESA ayrıca, Mars'a bir gezici göndereceği ExoMars görevinde Rusya ile çalışmayı durdurdu ve fırlatmayı 2028'e kadar erteledi.
Çin, uzak yıldızları ve kara delikleri haritalamak için Xuntian adlı bir teleskobu Aralık 2023'te alçak Dünya yörüngesine yerleştirmeyi planlıyor.
Çin halihazırda Ay ve Mars'a keşif araçları indirdi, uzayda Tiangong adlı bir bilimsel araştırma istasyonu oluşturdu.
McDowell, son yıllarda insanlığın ilgisinin Mars'a ve ötesine uzandığını söylüyor. Çin ile Hindistan gibi ülkelerin son yıllarda ABD, Rusya ve Avrupa'nın yanı sıra uzay güçleri haline geldiğini belirtiyor.
"Hükümetler 'gelecek bu yöne evriliyorsa ülkemizin geride kalmasını istemiyoruz' diyor." | Uzay, Teknoloji, Gökbilimi, Avrupa Uzay Ajansı, Uzay keşfi |
Minyatür robotlar su borularında milyarlarca litre sızıntıyı önleyebilir mi? | İngiltere ve Galler'de su hizmetlerini düzenleyen Ofwat'a göre, uzunluğu 400 bin kilometreden fazla olan su tesisatından günde ortalama 3 milyar litre su sızıyor. Bilim insanlarının geliştirdiği minyatür robotların su borularındaki arızaları denetleyerek sızıntıları önleyebileceği düşünülüyor.
Bilim insanlarına göre su borularının robotların yardımı olmadan bakımı "imkansız".
İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'dan oluşan Birleşik Krallık'ta, su ve atık su yönetimi özel şirketler tarafından yapılıyor.
Ülkede su endüstrisini temsil eden Water UK'den BBC'ye yapılan açıklamada, "Özel boru içi kameralar, uydu görüntüleme teknolojileri, termal İHA'lar, ileri sondajlar ve yapay zeka gibi en son teknolojiler kullanılarak su sızıntılarını önlemeye çalışıyoruz" denildi.
Şirketlerin gözle görülen su sızıntılarını durdurmak konusunda bir sorunu yok ancak kritik olan gözle görülmeyen çatlakları bulmak.
İngiltere'deki su şirketleri, gözle görülmeyen çatlakları büyük bir sızıntıya yol açmadan önce onarmak için borulara enjekte edilebilen sızdırmazlık malzemeleri gibi "kazı gerektirmeyen" yöntemleri test ediyor.
Bazı bilim insanlarına göre sızıntı önlemede devrim yaratacak teknoloji minyatür robotlar olacak.
Bazı şirketler, erişilemeyen boruları incelemek için hâlihazırda uzaktan kontrol edilen robotlar kullanıyor. Ancak bugün boru hatlarının büyük bir bölümüne kazı yapmadan erişilemiyor.
İşte bu noktada çok daha küçük, yapay zekayla güçlendirilen makineler devreye giriyor.
Yeni nesil yeraltı robotik boru devriyeleri, Sheffield Üniversitesi'ndeki Entegre İnşaat ve Altyapı Araştırma Merkezi'nde (ICAIR) test ediliyor.
Pipebot adı verilen robotlar, kameralarla etrafı gören ve her türlü arazide hareket edebilen minyatür, mobil robotlar. Borularda devriye gezerek çatlakları ve zayıflıkları sızıntıya dönüşmeden önce bulmak için su endüstrisi ile işbirliği içinde geliştiriliyorlar.
Prof. Kirill Horoshenkov, "Şirketler şu anda arızalara onlar oluşmadan önce değil, oluştuktan sonra yanıt veriyor. Arızalar oluşmadan önce sürekli olarak veri toplayabilmek için robotlara ihtiyacımız var" diyor.
Horoshenkov oyuncak araba büyüklüğündeki robotu elinde tutarak, "Borunun uzunluğu boyunca hareket ediyorlar, fotoğraf çekiyorlar ve boruyu dinlemek için mikrofonları var. Boruda bir arızanın olup olmayacağına karar vermek için tasarlandılar" diye de ekliyor.
Leeds Üniversitesi'nden yapay zeka uzmanı Prof. Netta Cohen ise minyatür robotlarla ilgili en büyük zorluğun "onlarla iletişim kurmak" olduğunu söylüyor:
"Yeraltında GPS yok. Bu yüzden birbirleriyle kısa mesafelerde ses ya da kablosuz internet aracılığıyla iletişim kuracaklar."
Prof. Cohen ve meslektaşları, daha büyük bir "ana" robotun bir grup minyatür robotu taşıdığı ve konuşlandırdığı bir sistem geliştiriyorlar.
Cohen, sistemin çalışma şeklini şöyle anlatıyor:
"Bu küçük robotları daha küçük borulara bırakacak ve işleri bittiğinde toplayacağız. Kilometrelerce uzunluktaki borularda çalışmak için bu robotlara ihtiyacımız olacak."
ICAIR ekibi, minyatür obotların 5 yıl içinde borularda "devriye gezeceğine" inanıyor.
Ancak o zamana kadar bir sızıntı olduğunda su şirketleri; gaz, elektrik, kablosuz internet ve kanalizasyon borularının adeta bir labirent oluşturduğu bölgeyi kazmak zorunda olacak.
Su hatlarının uzunluğu İngiltere ve Galler'de 350 bin kilometre, Birleşik Krallık genelinde ise 483 bin kilometreyi buluyor.
Enerji tasarrufu alanında çalışan Energy Saving Trust'a göre Birleşik Krallık'ta bir hane günde ortalama 350 litre su kullanıyor.
Geçen yaz yaşanan kuraklık, ülkede su sızıntılarını tekrar gündeme getirdi.
Ofwat'a göre şirketler gerek sızıntıları gerek kirliliği önlemek için yeterince yatırım yapmayarak "müşterilerini ve çevreyi yüz üstü bıraktı".
Water UK ise BBC'ye yaptığı açıklamada, iddiaları reddetti:
"Birleşik Krallık'ta su sızıntıları son 30 yılın en düşük düzeyinde...Ancak şirketler milyarlarca litrelik su sızıntısını araştırıyor."
Hükümetin 2050 yılına kadar kaybedilen su miktarını yarıya indirme taahhüdünde bulunmuştu.
Sızıntılarla birlikte kirlilik de önemli bir sorun.
2021-2022'de İngiltere ve Galler'deki su kaynaklarında kirlilik vakaları arttı ve yalnızca dört şirket kanalizasyon taşkınlarının azaltılması için gerekli önlemleri aldı.
Muhalefetteki Liberal Demokrat Parti'ye göre İngiltere'de su şirketi yöneticilerine 2020'den bu yana yaklaşık 27 milyon sterlin ikramiye ödendi.
Ofwat ise Kasım ayında su şirketlerine kirlilik nedeniyle yaklaşık 132 milyon sterlin ceza kesti ve şirketlerden "hizmet eksikliği" nedeniyle müşterilerine fatura ücretlerinden yaklaşık 17 milyon sterlini iade etmelerini istedi.
Ofwat İcra Kurulu Başkanı David Black, "Bazı şirketler için düşük performans norm haline geldi. Bu böyle devam edemez" diyor. | Su, Teknoloji, Bilim, İngiltere |
Musk: Twitter politikalarıyla ilgili oylamalarda sadece mavi tikli hesaplar oy kullanacak | Twitter kullanıcıların çoğunun CEO görevinden çekilmesi yönünde oy kullandığı oylamadan sonra Elon Musk, bundan sonra şirketin politikalarıyla ilgili yoklamalarda sadece mavi tikli kullanıcıların oy kullanabileceğini söyledi.
Musk, şirketin CEO'luğundan istifa edip etmeme konusunda bir oylama başlatmış ve katılan 17,5 milyon kullanıcının yüzde 57'si Musk'ın istifasını istemişti.
Dün sonuçlanan anketten bu yana Musk, doğrudan bu konuya ilişkin yorum yapmadı.
Fakat Twitter kurallarının değiştirileceğini ve bundan böyle sadece para vererek tikli hesap hakkı elde eden kullanıcıların şirket politikalarıyla ilgili oylamalara katılabileceklerini söyledi.
Bir kullanıcı, Elon Musk'ın yöneticiliği konusundaki oylamaya çok fazla bot hesabın katılmış göründüğünü söylemişti. Musk bu iddiayı ilginç bulduğunu da söyledi.
Milyarder iş insanı Elon Musk, şirketin CEO'luğundan istifa edip etmeme konusundaki oylamayı başlatırken sonucu kabul ederek gereğini yapacağını söylemişti.
Elon Musk daha önce Twitter'da yaptığı oylamaların sonuçlarına uymuştu.
Musk, CEO'luktan istifa etse bile Twitter'ın sahibi olmaya devam edecek.
Twitter'ın eski yönetim kurulu başkan yardımcısı Bruce Daisley, olası değişikliği bir futbol takımının menajer değiştirmesine benzetti.
"Yönetim kurulu başkanı değişmez ve Elon Musk her zaman geriden rolünü sürdürür" diye konuştu.
Musk'ın oylamalarda kural değişikliği konusundaki yorumu ise Twitter'da mavi tikli bir kullanıcının önerisiyle gündeme geldi.
"Şirket politikasıyla ilgili oylamalarda sadece mavi tikli aboneler oy kullanmalı. Bizim bu oyunda kaybedeceğimiz şeyler var" şeklindeki kullanıcı yorumu üzerine Elon musk "Doğru bir nokta. Twitter bu değişikliği yapacak" cevabını verdi.
Twitter'ın, para karşılığında mavi tikli-onaylı hesap satışı geçen hafta ikinci kez yürürlüğe girdi.
Mavi tik ayda 8 dolara ya da Apple cihazlarından Twitter'a girenler için ayda 11 dolara maloluyor.
Musk öncesi mavi tik Twitter tarafından ücretsiz olarak, çok takipçili hesaplara, bir tür gerçek hesap onayı olarak veriliyordu.
Aynı zamanda elektrikli otomobil Tesla ve uzay roketleri yapan Space X şirketlerinin de sahibi olan Elon Musk, Ekim ayında 44 milyar dolar ödeyerek Twitter'ı satın aldığından beri, yaptığı değişikliklerle geniş bir kesimden eleştirilere hedef oluyor.
Şirket çalışanlarının yaklaşır yarısını işten çıkararak işe başlayan Musk, özellikle içerik denetimine yaklaşımı bakımından eleştirildi. İnsan hakları grupları Musk'ı attığı adımlarla nefret söylemi ve yanlış bilgi içeriği tehlikesini artırmakla suçluyorlar.
Geçen Cuma günü Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği, şirketi, Twitter ile ilgili haber yapan bazı gazetecilerin hesaplarını kapattığı için kınadı.
Musk'ın Twitter ile ilgili faaliyetleri bir yandan da elektrikli otomobil şirketi Tesla'yı ihmal ettiği suçlamalarına sebep oldu. Tesla hisseleri bu yıl yüzde 60 değer kaybetti ve buna Twitter saplantısı yüzünden Musk'ın sebep olduğunu söyleyenler var.
Geçen hafta Tesla'nın üçüncü en büyük hisse sahibi birey olan Leo KoGuan Musk'ı Tesla CEO'luğundan istifa etmeye çağırdı.
KoGuan "Elon Tesla'yı terk etti ve Tesla'nun şu anda bir CEO'su yok. Tesla'nın tam zamanlı çalışan bir CEO'ya ihtiyacı var ve bunu hak ediyor" diye konuştu. | Teknoloji, Sosyal medya |
Ekrem İmamoğlu Google aramalarında ‘eski’ belediye başkanı olarak gösterildi | İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, hakkında Google’da yapılan aramalarda “eski belediye başkanı” olarak tanımlandı.
İmamoğlu’nun ekibinden Murat Ongun, Google ile iletişime geçtikleri bir konuşmanın ekran görüntüsünü paylaştı.
Konuşmada, Ongun’un “Google Türkiye ekibinden” dediği bir kişi, “Biraz zaman alıyor ama düzeltilir” açıklamasını yapıyor. Bunun nedeni olarak da Google’daki tanınmış kişilerle ilgili arama sonuçlarının, Wikipedia’daki veriler üzerinden gelmesini gösteriyor.
Ongun paylaşımında ise “Lütfen, bir/birkaç kişinin Wikipedia üzerinden yaptığı kurnazlığı ciddiye almayalım. Duyarlı yüz binlerce vatandaşımıza ilgileri için teşekkür ederiz” dedi.
Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyelerine hakaret ettiği gerekçesiyle hakkında açılan davada geçen hafta İmamoğlu’na 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası verilmiş ve siyasi yasak getirilmişti. Ancak karar itiraz sürecinde olduğu için henüz kesinleşmedi.
İmamoğlu davasında verilen karar hukuki olarak hangi sonuçları doğurabilir?
Google Türkiye resmi hesaplarından konuyla ilgili henüz bir açıklama yapmadı.BBC Türkçe, konuyu Google’a sordu ancak bu haber yayımlandığı ana kadar yanıt alamadı.
İmamoğlu da Twitter hesabında Google Türkiye hesabını etiketledi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 2019'daki BM İklim Zirvesi'nde kullandığı ifadeleri ima ederek “I speech kürsü” mesajını paylaştı. Erdoğan zirvede görevli bir kişiye konuşma yapmak istediğini bu sözlerle ifade etmişti.
Bu tartışmaların ardından Google’da Ekrem İmamoğlu’nun unvanı tamamen kaldırıldı.
Wikimedia gönüllüsü Zafer Batık BBC Türkçe'ye yaptığı açıklamada Wikipedia'da hiçbir dilde İmamoğlu hakkında "eski" ibaresinin yer almadığını belirtti.
Batık, Ekrem İmamoğlu'nun İngilizce profilinde selefi (successor) kısmına 14 Aralık'ta anonim bir kullanıcı tarafından "Daha sonra belirlenecek" anlamına gelen TBD (to be determined/decided) bilgisinin girildiğini, bunun 18 Aralık'ta kaldırıldığını belirtti.
Google aramalarında Ekrem İmamoğlu'nun altında "eski belediye başkanı" bilgisinin belirme tarihininse 19 Aralık olduğuna dikkat çeken Batık'a göre bu durum ancak "Google'ın algoritmasındaki bir yanlışlıktan" kaynaklanmış olabilir.
Ekrem İmamoğlu'nun Wikipedia'da 40 dilde sayfası bulunuyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi, İYİ Partili Dr. Taylan Yıldız da aynı bilgiyi paylaştı.
Google aramalarındaki yanlışlığa sosyal medya kullanıcıları da tepki gösterdi. | Ekrem İmamoğlu, Teknoloji, Google |
Nükleer füzyon enerjisi konusunda ABD'de 'tarihi başarı' | Esme Stallard| BBC İklim ve Bilim Muhabiri
ABD'li bilim insanları, nükleer füzyonu gerçekleştirme yarışında büyük bir gelişme kaydedildiğini duyurdu.
Sınırsız bir temiz enerji kaynağı potansiyelinden dolayı fizikçiler onlarca yıldır nükleer füzyonu yeniden yaratacak teknoloji arayışında.
Salı günü araştırmacılar büyük bir engeli aştıklarını ve bir füzyon deneyinde, işlem için gereken enerjiden daha fazlasını üretmeyi başardıklarını doğruladılar.
Ancak uzmanlar, füzyonun konutlara enerji sağlamada kullanılması için daha gidilecek çok yol olduğunu söylüyor.
Deney, California'daki Lawrence Livermore Ulusal Laboratuarı'nda (LLNL) bulunan Ulusal Ateşleme Tesisi'nde gerçekleştirildi.
LLNL direktörü Dr. Kim Budil deney sonucunu, "Bu tarihi bir başarı... Geçtiğimiz 60 yıl boyunca binlerce insan bu çabaya katkıda bulundu ve bu aşamaya gelmek gerçek bir vizyon gerektirdi" dedi.
Enerji üretiminde nükleer füzyon "önemli bir amaç" olarak tanımlanıyor. Güneş ve diğer yıldızların enerji kaynağını nükleer füzyon reaksiyonları oluşturuyor.
Bu işlem, iki hafif atom çekirdeğinin birleşmeye zorlanması ve daha ağır bir çekirdek oluşturmasıyla meydana geliyor.
Nükleer füzyon, ağır atomların parçalandığı nükleer fisyonun tam tersi. Bugün nükleer enerji santrallerinde fisyon teknolojisi kullanılıyor. Ama bu işlem sonucunda çok fazla atık ortaya çıkıyor ve bunlar uzun süre radyasyon yayıyor. Bu atıklar tehlikeli ve güvenli bir şekilde depolanmaları gerekiyor.
Nükleer füzyon ise çok daha fazla enerji ürettiği gibi, çok daha az miktarda ve kısa ömürlü radyoaktif atık üretiyor. Ayrıca bu işlem sırasında sera gazı salımı olmadığı için iklim değişikliği açısından zarar oluşturmuyor.
Ancak füzyonda elementleri bir arada tutmak için çok büyük miktarlarda sıcaklık ve basınç gerekiyor. Şimdiye kadar hiçbir deney, bu işlem için harcanan miktardan daha fazla enerji üretmeyi başaramadı.
California'daki Ulusal Ateşleme Tesisi 3.5 milyar dolarlık bir deney.
Karabiber tanesi büyüklüğündeki bir kapsülün içine çok az miktarda hidrojen konuluyor.
Hidrojen yakıtını ısıtmak ve sıkıştırmak için 192 ışınlı güçlü bir lazer kullanılıyor.
Lazer o kadar güçlü ki kapsülü, Güneş'in merkezinden daha sıcak hale gelecek şekilde 100 milyon santigrat dereceye kadar ısıtabiliyor ve Dünya atmosferinin 100 milyar katından daha fazla sıkıştırabiliyor.
Bu kuvvetler altında kapsül patlamaya başlıyor ve hidrojen atomlarını birleşmeye zorluyor ve bu süreçte enerji açığa çıkıyor.
Fusion Energy Insights'ın CEO'su Dr. Melanie Windridge, "Füzyon, Güneş'in parlamasına neyin neden olduğunu ilk anladıklarından beri bilim insanlarını heyecanlandırıyor. Bugün elde edilen bu sonuçlar bizi gerçekten de teknolojinin ticari amaçlı kullanımına giden yola sokuyor" dedi.
Londra'daki Imperial College Üniversitesi'nden plazma fiziği profesörü Jeremy P. Chittenden de bunu "gerçek bir atılım anı" ve "uzun zamandır aranan hedefe gerçekten ulaşılabileceğinin kanıtı" olarak nitelendirdi.
Oxford Üniversitesi Fizik Profesörü Gianluca Gregori ise "Bugün elde edilen başarı ABD, İngiltere ve dünyanın dört bir yanındaki çok sayıda bilim insanının çalışmalarına dayanıyor. Ateşlemenin gerçekleştirilmesiyle birlikte sadece füzyon enerjisinin kilidi açılmakla kalmıyor, aynı zamanda yeni bir bilime de kapı aralanıyor" dedi.
LLNL direktörü Dr. Budil, füzyonun elektrik santrallerinde kullanılması için hala önemli engeller olduğunu, ama "Ortak çaba ve yatırımla, temel teknolojiler üzerinde birkaç on yıl sürecek araştırmalarla bir enerji santrali inşa edebilecek konuma gelinebileceğini" söyledi.
Rebecca Morelle- BBC Bilim Editörü
Bu deneyde üretilen enerji miktarı çok az- sadece birkaç su ısıtıcısını kaynatmaya yetecek kadar. Ama işlemin temsil ettiği şey çok büyük.
Füzyonla enerji üretiminin mümkün olduğu bir geleceğe bir adım daha yaklaşıldı. Ancak bunun gerçeğe dönüşmesi için daha gidilecek uzun bir yol var.
Bu deney füzyon teknolojisinin işe yaradığını gösteriyor. Ama önce deneyin tekrarlanması, mükemmelleştirilmesi ve ürettiği enerji miktarının önemli ölçüde arttırılması gerekiyor.
Bu deney milyarlarca dolara mal oldu; zira füzyon ucuz bir teknoloji değil. Ama temiz enerji kaynağı potansiyeli, bu zorlukların üstesinden gelmeyi teşvik edecektir. | Enerji, İklim değişikliği, Teknoloji, Nükleer güç, Bilim |
Twitter, ücretli mavi tik özelliğini yeniden başlattı | Twitter'ın ücretli kullanıcı doğrulama özelliği mavi tik bugün yeniden kullanıma sunuluyor. Bu özellik geçen ay sahte hesapların akınına uğradıktan sonra durdurulmuştu.
Mavi tik ücreti ayda 8 dolar, ancak Twitter uygulamasını Apple cihazlarında kullananlar için ücret 11 dolara yükseltildi.
Twitter'ın sahibi Elon Musk daha önce ki paylaşımlarında, Apple'ın uygulama içi satın alımlarda talep ettiği komisyon ücretine tepki göstermişti.
Mavi tikin ek özellikleri arasında düzeltme butonu de yer alıyor.
Bu özellik uzun zamandır Twitter kullanıcıları tarafından talep ediliyordu. Ancak bir mesajın yaygın paylaşımı sonrasında değiştirilmesi halinde dezenformasyonun yayılma riskine dikkat çekenler de var.
Platform, mavi tik abonelerinin ayrıca daha az reklam göreceğini, paylaşımlarının daha görünür kılınacağını ve daha uzun, daha kaliteli videolar yayınlayıp görüntüleyebileceklerini söylüyor.
Mavi tik daha önce yüksek profilli hesaplar için doğrulama aracı olarak kullanılıyordu. Bu işaret Twitter tarafından ücretsiz olarak veriliyor ve kimin alacağına yalnızca şirket karar veriyordu.
Musk bunun adil olmadığını savunuyor.
Daha önce mavi tiki olanlar hala bu işarete sahip olsalar da bazı kullanıcılarda, onay işaretine basıldığında hesabın "eski bir doğrulanmış hesap" olduğu ve "geçerli olabilir ya da olmayabilir" şeklinde bir mesaj da görüntüleniyor.
Twitter, bu tikin yerini altın (işletmeler için) ya da gri (yetkililer için) renkli onay rozetlerinin alacağını duyurdu.
Yeni sisteme göre, isimlerini ya da fotoğraflarını değiştiren aboneler, hesapları Twitter tarafından incelenene kadar mavi onay işaretlerini kaybedecekler.
Kasım ayında ücretli mavi tike ilk geçiş, insanların büyük markaları ve ünlüleri taklit etmeye ve kendilerini gerçekçi göstermek için mavi tik rozeti için ödeme yapmaya başladıkları kaotik bir şekilde gerçekleşti.
Birçok kişi Elon Musk adıyla mavi tik satın almaya çalıştı.
ABD'li ilaç firması Eli Lilly olduğunu iddia eden bir kullanıcı da "insülin bedava" şeklinde bir tweet atarak şirketin hisse fiyatının düşmesine neden oldu. Daha sonra da şirket, insülin fiyatlarının düşebileceğini kabul etti.
Twitter'ı 44 milyar dolara satın alan Elon Musk, Ekim ayı sonunda şirketi devraldığından bu yana bir dizi kapsamlı değişikliğe gitti.
Firmanın günde 4 milyon dolar zararla çalıştığını ve kârlı hale gelmesi gerektiğini söyledi.
İşgücünün yaklaşık yarısını işten çıkardı, uzun saatler çalışan geri kalan personel için San Francisco'daki Twitter merkezinde uyku odaları açtı ve rapçi Ye (Kanye West) ve eski ABD başkanı Donald Trump da dahil olmak üzere tartışmalı yasaklı hesapları yeniden aktif hale getirdi.
Musk ayrıca belirli bir süre aktif olmayan Twitter hesaplarının silineceğini de söylemişti. | Teknoloji, Twitter, Sosyal medya |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.