title stringlengths 17 159 ⌀ | content stringlengths 86 32.7k ⌀ | tags stringlengths 4 765 ⌀ |
|---|---|---|
Kanada'da üç aile Epic Games şirketine dava açtı: 'Fortnite oyunu yüzünden çocuklar uyumuyor, yemek yemiyor, duş almıyor' | Kanada’da üç aile, çocuklarının Fortnite oyununa bağımlı hale geldikleri gerekçesiyle oyunun yapımcısı Epic Games şirketine dava açtı. Aileler, çocuklarının oyun yüzünden uyumadığını, yemek yemediğini, duş almadığını söylüyor.
Quebec Yüksek Mahkemesi Yargıcı Sylvain Lussier, oyunu tütün bağımlılığı ile kıyasladı.
Lussier, “Tütünün zararlı etkisi bir gecede fark edilip kabul edilmedi” dedi.
Dava dosyasında, çocuklardan birinin 2 yıldan kısa süre içerisinde 7 bin 700 saatten fazla Fortnite oynadı belirtiliyor.
Dünya Sağlık Örgütü’nün de 2018 yılında oyunun bağımlılığa yol açtığını kabul ettiği vurgulanıyor.
Dosyada ayrıca oyunun “yüksek derecede bağımlılığa neden olacak şekilde" geliştirildiği iddia ediliyor.
Epic Games ise oyun bağımlılığının kabul görmüş bir psikolojik bozukluk olmadığını savunuyor.
BBC, konuyla ilgili şirkete sorular yöneltti ancak yanıt alamadı.
Fortnite'ı 350 milyondan fazla kişi oynuyor.
Oyunu oynamak ücretsiz ancak kullanıcılar oyun içinde “V Bucks” ismiyle anılan parayı kullanmak için ödeme yapıyor. | Teknoloji, Eğlence, Ruh sağlığı, Sağlık |
İngiltere, İtalya ve Japonya yapay zeka kullanarak yeni bir savaş uçağı geliştirecek | İngiltere Başbakanı Rishi Sunak, yapay zeka kullanarak "akıl okuyacak" yeni bir savaş uçağını 2035 yılına kadar üretmek üzere İtalya ve Japonya'yla anlaştıklarını duyurdu.
Başbakan, ortak girişimin İngiltere'de binlerce kişiye istihdam sağlayacağını ve güvenlik işbirliğini de geliştireceğini söyledi.
Üç ülke, gelecek nesil savaş uçağının 2030'ların ortasında kullanıma girmesini hedefliyor. Yeni tip savaş uçağı böylece Tayphoon (Tayfun) tipi savaş uçaklarının yerini alacak.
Yeni savaş uçağının İngiliz Tempest ve Japon FX savaş uçaklarının özelliklerini bir araya getireceği de açıklandı. Yeni uçak, en gelişmiş silah sistemlerine de sahip olabilecek.
Jeti geliştirmek üzere çalışmalara başlandı bile. Gelişmiş sensörler kullanarak gizlilik içinde aşırı hız yapması planlanan savaş uçakları, pilotların aşırı baskı altındayken ya da aynı anda birden çok karar vermesi gerektiği durumlarda yapay zeka kullanarak pilota önerilerde bulunacak, yani bir nevi asistanlık yapacak.
Uçağın gerektiği durumlarda bir pilotun yönlendirmesi olmadan uçabilmesi ve hipersonik füze de fırlatabilmesi hedefleniyor.
Ancak bu kadar gelişmiş bir savaş uçağını geliştirmek bir hayli pahalı olacak. Örneğin F35, Pentagon'un bugüne kadar başlattığı en pahalı projeydi ve ABD, kendisine proje ortakları bulmuştu.
İngiltere de aynı mantıkla yola çıkarak kendisine ortaklar aramaya başladı. İtalya zaten projede yer almaya hazırdı. İngiltere'nin, gittikçe daha baskın politikalar izleyen Çin'e karşı güneydoğu Asya'daki müttefikleriyle daha sıkı bağlar geliştirmeye çalıştığı bir dönemde, Japonya da proje için devreye girdi. Bu, İngiltere için kritik önemde bir uzlaşma oldu.
Projeye katılım artabilir ve üç ülke, daha fazla ülkeyi üretime ortak edebilir.
ABD, Fransa, Almanya ve İspanya, kendi gelişmiş savaş uçakları üzerinde halihazırda çalışıyor.
Proje, İngiltere için sadece savunmayla ilgili değil; aynı zamanda ekonomik önemi olan bir adım. Yeni bir savaş uçağı üretiminin binlerce kişiye kalıcı istihdam sağlaması ve daha fazla silah ihracatına kapı açması umuluyor.
Sunak, Cuma günü bir törenle açılışını yapacağı projeyle ilgili "Birleşik Krallık'ın güvenliği, hem bugün hem de gelecek nesiller için, bu hükümetin çok büyük önem verdiği öncelikli bir konudur. İtalya ve Japonya'yla bugün ilan ettiğimiz uluslararası işbirliği de bunu hedefliyor; ve bize Avrupa-Atlantik ile Hindistan-Pasifik güvenliğinin ayrılamaz olduğunu gösteriyor." dedi ve ekledi:
"Tasarladığımız gelecek nesil savaş uçağı bizi ve dünya genelinde müttefiklerimizi, dünyanın diğer savunma sanayilerinden çok daha üstün olan savunma sanayimizin gücünü kullanarak koruyacak; yeni iş alanı yaratacak ve hayat kurtaracaktır."
İngiltere'de ana muhalefetteki İşçi Partisi'nin savunma sözcüsü John Healey, partisinin bu işbirliğine destek verdiğini açıkladı ancak pilotların eğitimine öncelik verilmesinin önemli olduğunu söyledi. | Teknoloji, Japonya, İngiltere, İtalya |
San Francisco'da polisin acil durumlarda ‘katil robot’ kullanmasından vazgeçildi | Ben Derico| BBC News, San Francisco
ABD’nin San Francisco kentinde, acil durumlarda silahlı robot polislerin kullanılmasından vazgeçildi. İnsan hakları kuruluşları, "katil robotlar" olarak adlandırılan silahlandırılmış robotlarla ilgili karara büyük tepki göstermişti.
San Francisco Belediyesi Kurallar Komisyonu'ndan geçen karar, Denetim Kurulu'nda da onaylanmıştı.
Kent Meclisi oy birliğiyle düzenlemeyi dondurdu ve detaylı şekilde incelenmesi için Komisyon'a geri gönderdi.
Komisyon düzenlemeyi iptal edebilir.
Düzenleme, San Francisco polisinin olağanüstü durumlarda silahlı robotlara erişimine izin veriyordu.
San Francisco’nun içinde bulunduğu California eyaleti kısa bir süre önce kent polislerine, askeri ekipmanlarının kayıtlarını tutmaları ve bunların kullanımı için yetki talep etmeleri zorunluluğunu getirmişti.
BBC’ye konuşan Stop Killer Robots (Katil Robotları Durdurun) grubundan Dr. Catherine Connolly, bu adımın, insanları öldürme kararlarından uzaklaştıran kaygan bir zemin olduğunu söyledi.
Birkaç gündür San Francisco Belediye Binası’nın önünde protestocular, karardan dönülmesi için çağrı yapıyordu.
Polis yetkilileri ise silahlı robotların yalnızca olağanüstü koşullarda kullanılacağını söylüyordu.
San Francisco Emniyet Müdürlüğü’ndan bir sözcü “Patlayıcılarla donatılmış robotlar, tehlikeli ve silahlı kişilerin arkasına sığındıkları yapıları patlatmak için kullanılabilir” demiş, bunun yalnızca “can kaybı riski olan durumlarda” kullanılacağını belirtmişti.
Bu tip ölümcül robotlar ABD’nin başka bölgelerinde halihazırda kullanımda.
2016’da Texas eyaletindeki Dallas kentinde beş polisi öldüren ve birkaç kişiyi de yaralayan bir keskin nişancıyı öldürmek için C4 tipi patlayıcı yüklü bir "katil robot" kullanmıştı. | Robot bilimi, Teknoloji, Amerika Birleşik Devletleri, Polis faaliyetleri, İnsan Hakları |
Reuters: Musk'ın 'beyne çip' projesinin deneylerinde 1500 hayvanın öldürüldüğü iddia edildi, Neuralink hakkında soruşturma açıldı | Reuters haber ajansına göre Elon Musk'ın nöroteknoloji şirketi Neuralink, Amerika Birleşik Devletleri'nde (ABD) hayvan refahı düzenlemelerini ihlal etmekle suçlanıyor. Bazı şirket çalışanları, beyne çip yerleştirme projesinin deneylerinde 1500 hayvanın öldürüldüğünü iddia ediyor.
Ajansın soruşturma belgelerine ve konuya yakın kaynaklara dayandırdığı habere göre, şirketin çalışanları Neuralink hakkında, Musk'ın baskısı yüzünden hayvan deneylerinin aceleye getirildiği ve hayvanların gereksiz acı ve ölümlerine neden olduğu suçlamasıyla şikayette bulundu.
Bunun ardından geçtiğimiz aylarda şirket hakkında bir federal savcının talebi üzerine ABD Tarım Bakanlığı Genel Müfettişi tarafından potansiyel hayvan refahı ihlalleri gerekçesiyle soruşturma açıldı.
Reuters tarafından incelenen kayıtlara ve şirketin hayvan deneyi operasyonları hakkında doğrudan bilgi sahibi olan kaynaklara göre, şirket 2018'den bu yana yapılan deneylerde 280'den fazla koyun, domuz ve maymun da dahil olmak üzere yaklaşık 1500 hayvanı öldürdü.
Kaynaklar, şirketin deneylerde öldürülen hayvan sayısına ilişkin kesin kayıtlar tutmaması nedeniyle bu rakamı kaba bir tahmin olarak nitelendiriyor.
Neuralink ayrıca sıçanlar ve fareleri de araştırmalarında kullanıyor.
Nöroteknoloji şirketi,beyni doğrudan bilgisayarlarla bağlantılı hale getiren arayüzler geliştirmeyi amaçlıyor.
Ara yüzün nörolojik sorunları olan kişilerin telefonlarını ve bilgisayarlarını zihinleriyle kontrol etmelerini sağlayacağı düşünülüyor.
Neuralink 2020'de beynine bozuk para büyüklüğünde bir çip takılmış olan dişi bir domuzu ve 2021'de beyninde çip olan ve Pong oynabildiği iddia edilen bir maymunu tanıtmıştı.
Şirket daha sonra bu maymunun öldüğünü doğrulamış ancak hayvan refahı düzenlemelerini ihlal ettiği iddialarını reddetmişti.
Şirketin kurucusu Elon Musk, şirketin geliştirdiği çiplerin zaman içerisinde bunama, Parkinson hastalığı ve omurilik zedelenmelerini iyileştireceğini belirtmişti.
Konuya yakın kaynaklara göre şirket hakkındaki soruşturma ABD'deki Hayvan Refahı Yasası'nın ihlali gerekçesiyle açıldı.
Habere göre ihlallerin nedeni Musk'ın potansiyel ilerlemeleri hızlandırmak için şirket üzerinde kurduğu baskıydı.
Reuters tarafından görülen Neuralink'e ait onlarca sayfalık mesaj, ses kayıtları, e-postalar, sunumlar, raporlar ve 20'den fazla çalışanla yapılan görüşme kayıtlarına göre, Musk'ın bu baskısı başarısız hayvan deneyleriyle sonuçlandı.
Şirket çalışanları, bu tür başarısız deneylerin tekrarlanması gerektiğini, bunun da deneylerde öldürülen hayvan sayısını artırdığını söylüyor.
Musk, Neuralink çalışanları ya da Tarım Bakanlığı Genel Müfettişliği sözcüsünün Reuters'ın sorularına yanıt vermediği belirtiliyor.
ABD'de yasal düzenlemeler şirketlerin Ar-Ge çalışmalarında kullanabileceği hayvan sayısını sınırlamıyor.
Bilim insanlarına hayvan deneyleri konusunda geniş bir alan sağlanıyor.
Neuralink tesisleri tüm yasal denetimleri geçmişti ve şirketin öldürdüğü hayvan sayısının doğrudan suça konu olamayacağı belirtiliyor.
Ancak mevcut ve eski Neuralink çalışanları, Musk'ın araştırmaları hızlandırma talepleri nedeniyle hayvan ölümlerinin olması gerekenden fazla olduğunu söylüyor.
Reuters'a göre son yıllarda yapılan ve 86 domuz ile iki maymunun kullanıldığı dört deneyde insan hataları yapıldı.
Mevcut ve eski çalışanlardan üçü, hataların deneylerin araştırma değerini zayıflattığını ve deneylerin tekrarlanmasını gerektirerek daha fazla hayvanın öldürülmesine yol açtığını söylüyor.
Üç kişi, bu hataları yoğun baskı ortamında çalışan bir deney ekibinin hazırlık eksikliğine bağladı.
Reuters tarafından görülen bir e-postada, bir Neuralink çalışanı, meslektaşlarına kızgın bir şekilde, aceleye getirilmiş programın, çalışanların son teslim tarihlerine yetişebilmek için aşırı stres altında çalışmalarına neden olduğunu söylüyor.
Çalışan, bu durumun ameliyatlardan önce son dakika değişiklikler yapılmasına neden olarak hayvanlar açısından riskleri arttırdığını belirtiyor.
Diğer çalışan ifadelerine göre, önlenebilecek hayvan ölümlerine yol açan hatalar arasında 2021'de yapılan bir çalışmada 60 domuzdan 25'inin kafalarına yanlış boyutta cihazlar takılması ve bunun sonucunda ölmeleri var.
Şirketin bu deneyi 36 koyunla tekrarladığı ve hayvanların tamamının öldüğü belirtiliyor.
Konuyla ilgili bilgi sahibi iki kaynağa ve Reuters tarafından incelenen belgelere göre, diğer iki implant operasyonu sırasında, personel Neuralink cihazını iki farklı domuzun yanlış omurgasına yerleştirdi.
Bazı Neuralink çalışanları hataların, hayvanların omurları dikkatlice sayılarak kolaylıkla önlenebileceğini belirtiyor.
Habere göre, bir diğer şirket içi yazışmada Neuralink CEO'su Musk, bu yıl başında çalışanlara felçli birinin tekrar yürümesini sağlayan bir elektrikli implant geliştiren İsviçreli araştırmacılar hakkında bir haber makalesi gönderdi.
Musk 8 Şubat tarihinde yerel saatle sabah 6:37 ve 6:47 arasında gönderdiği mesajda, “İnsanların günlük hayatta tekrar ellerini kullanmasını ve yürümesini sağlayabiliriz! Genel olarak, yeterince hızlı hareket etmiyoruz. Bu beni deli ediyor!” dedi.
Aktarılan çalışan ifadelerine göre Musk, Neuralink'te insanlara başlarına bir bomba tutturulmuş gibi çalışmalarını söyleyerek ya da ilerleme sağlayamazlarsa kendisinin bir "piyasa başarısızlığını" tetikleyeceğini belirterek onları baskı altına alıyordu.
Neuralink çalışanları şirketin diğer tesislere göre yaşayan hayvanları çok daha iyi koşullarda tuttuğunu söylüyorlar.
Eski bir çalışan, şirketin ilk yıllarında Musk'ın çalışanlarına San Francisco Körfez Bölgesi operasyonunda kullanılan maymunların bir "maymun Tac Mahali'nde yaşamasını istediğini" söylediğini hatırlıyor.
Başka bir eski çalışan, Musk'ın araştırma için hayvanları kullanmaktan hoşlanmadığını ancak onların hayattayken "en mutlu hayvanlar" olduklarından emin olmak istediğini söylediğini belirtiyor.
Ancak şirketin mevcut ve eski çalışanları hayvanların araştırma için kullanıldıklarında bu refahın sürmediğini söylüyorlar.
Neuralink'in beş çalışanı Reuters'a hayvan deneylerinin daha geleneksel bir şekilde yapılması talebini yönetime ilettiklerini belirtiyor.
Buna göre araştırmacılar her seferinde bir unsurun test edildiği ve daha fazla hayvan deneyinden önce ilgili sonuçların çıkarıldığı daha geleneksel bir deney yaklaşımı savundular.
Ancak Neuralink, daha önceki deneylerde görülen sorunları çözmeden veya tam sonuçlar çıkmadan hızlı bir şekilde arka arkaya deneyler başlatıyordu. Sonuç olarak daha fazla hayvan deneyinin yapıldığı ve öldürüldüğü belirtiliyor.
Reuters'a konuşan eski iki çalışan, hayvan deneyleri konusundaki endişeleri yüzünden şirketten ayrıldıklarını söylüyor.
Nuralink Eylül ayında çalışanların bu konudaki endişelerine yanıt veren bir konferans düzenledi.
Şirket yöneticileri, Neuralink'in hayvan deneylerine yalnızca diğer araştırma seçeneklerini tükettiğinde başvurduğunu söyledi.
Örneğin, şirketin YouTube'da yayımladığı 30 Kasım tarihli bir sunum sırasında Musk, ameliyatların erken hipotezleri test etmek yerine cihazın çalıştığını doğrulamak için sürecin son aşamalarında kullanıldığını söylemişti.
Diğer yöntemler denendikten sonra hayvan deneylerini son çare olarak kullandıklarını söyleyen Musk bunların "keşif amaçlı değil, doğrulayıcı" olduğunun altını çizmişti.
Ancak Reuters'a göre şirket belgeleri Neuralink'in yıllar içinde çok sayıda keşif amaçlı ameliyat yaptığını gösteriyor.
Şirketin araştırma pratiklerini bilen üç kişi de Neuralink'in keşif amaçlı ameliyatlardan sakındığı iddialarını güçlü bir şekilde reddediyor.
Buna göre şirket "keşif çalışmalarını" kağıt üstünde kaldırırken pratikte uygulamaya devam etti. | Teknoloji, Elon Musk, Hayvanların korunması |
Elon Musk yakında Twitter'da en fazla takipçiye sahip kişi olacak | Joe Tidy,BBC Siber Haber Muhabiri
Sosyal medya analistleri, Elon Musk'ın 17 Ocak'ta Twitter'ın bir numaralı influencerı olmasını öngörüyor.
@ElonMusk hesabı halihazırda 120 milyon takipçiyle eski ABD Başkanı Obama'nın @BarackObama hesabının (130 milyon) ardından en çok takip edilen ikinci hesap.
Sosyal medya analiz şirketi Social Blade'ten istatistikçiler, Musk'ın takipçi sayısının Twitter'ı satın aldığından beri arttığını söylüyor.
Daha önce sosyal medya endüstrisinde, platformun CEO'sunun aynı zamanda en çok takip edilen kişi olduğu bir durum gerçekleşmemişti.
Elon Musk'ın Twitter'daki popülaritesi her geçen gün önlenemez şekilde artıyor.
Social Blade'e göre geçtiğimiz 12 ayda, Musk günde 268 bin 03 takipçi kazandı. Kaybettiği takipçi sayısı ise günde sadece beşti.
Twitter'dan toplu işten atmanın yapıldığı 12 Kasım günü Musk 200 bin takipçi kaybetti. Aynı gün takipçi de kazandı tabii ancak takibi bırakan sayısı daha fazlaydı.
Sosyal medya yorumcusu Matt Navarra, "Musk şu an, Twitter'ın ana karakteri" diyor ve ekliyor:
"Platformun ana influencerının CEO olmasının bir bakıma avantajları var çünkü bu durum onu insanlar için ulaşılabilir kılıyor".
Çok az sayıda sosyal medya CEO'su kendi sitelerinin en popüler insanı.
Navarra, "Meta'nın CEO'su Mark Zuckerberg de popüler bir isim ama Facebook'ta aktif bir paylaşımcı değil" diyor. Onun paylaşımlarının daha çok kurumsal bir tavrı olduğunu ekliyor.
Ancak Twitter'ın Musk'a bu kadar bağlı olması şirket için problem doğurabilir.
Navarra, "O çok muhalif ve kışkırtıcı bir tavrı var hatta bazıları onun tavrı için biraz toksik bile diyebilir. Ve markalar için potansiyel tehlike olarak görülebilir" diyor.
Gelişen teknoloji danışmanı Kate Baucherel, "CEO'nun kişiliğini platformun kişiliğine sardığınızda tarafsızlıktan bahsedemeyiz. ABD'li beyaz bir erkek dünyayı temsil etmiyor" diyor.
Social Blade'e göre, Elon Musk platformu satın aldığından beri yüzde 76 daha sık tweet atıyor.
22 Kasım Salı günü toplan 75 ayrı paylaşım, cevap ya da retweet yaptı. Bu onun için bir rekordu.
İsminin kullanılmasını istemeyen Twitter'dan eski bir üst düzey yönetici "Platformu kullanan bir CEO'nun olması müthiş bir şey" diyor.
Bu durumun Musk'ın şirketi yönetmesine sekte vurmaması gerektiğini ekleyen eski yönetici şunları ifade ediyor: "Bence çok sık paylaşım yapanlar bağımlı ve muhtemelen narsist. Hiç kimsenin tüm dünyaya günde beş kereden fazla paylaşım yapacak kadar ilginç söyleyecek bir şeyi yoktur".
Musk ortalama her 15 dakiakada bir paylaşım yapıyor. Bazen bu, gece 02.00 gibi beklenmedik saatlerde de olabiliyor.
Uzmanlar CEO'nun kendi platformunda paylaşım yapmasının iyi bir şey olduğu konusundaki ortak düşüncelerine rağmen Musk'ın paylaşımlarının bazen sorun yarattığını kabul ediyor.
Son dönemde, cinsel görseller ve küfürler de içeren paylaşımları var.
Navarra, Musk'ın paylaşımlarının daha çok yeni kullanıcı çektiğini ve eskileri de canlandırdığını söylüyori.
"Sadece geri dönüp buna tehlikeli derecede benzeyen başka bir karaktere bakmamız yeterli: Donald Trump. Trump'ın bu denli aktif olmasının da Twitter'a faydası olduğuna eminim" diyor ancak bu toksik paylaşımların geçmişte negatif etkisi olduğunu da ekliyor:
"Musk da platform için aynı etkiyi yaratabilir. Twitter, 2021 Ocak ayında ABD'deki Kongre olaylarının ardından kalıcı olarak Başkan Trump'ı platformdan uzaklaştırmıştı."Musk, Twitter'da gerçekleştirdiği bir anketin ardından, 19 Kasım'da Trump'ın hesabını geri yükledi. Fakat Trump henüz paylaşım yapmadı.
Twitter'ı satın aldığından beri 8,6 milyon takipçi kazanan Msuk yalnızca altı yeni kişiyi takip etti ve takip ettiği toplam kişi sayısı sadece 129'a çıktı.
Twitter'ın kurucusu Jack Dorsey CEO iken 3 bin 500 kişiyi takip ediyordu.
Eski ABD Başkanı Barack Obama 570 bin kişiyi takip ediyor.
Eski Twitter yöneticisi, "Normal kullanıcıların ne deneyimlediği hakkında bir fikri yok. Örneğin hiç reklam görmüyor çünkü en üst 1000 küsür kullanıcıya reklam gösterimini sınırladık. O nedenle platformun bu kısmını satın almadan önce anlayamazdı" diyor.
Musk, reklam birimine, halihazırda öyle olmasına rağmen reklamların tweet gibi görünmesini istediğini söylüyordu.
Şu an 300 milyon civarında olan Twitter kullanıcılarının sayısını bir milyara ulaştırmak Musk'ın ana hedeflerinden. Social Blade'e göre Musk iki yıl içinde kendi takipçilerinin sayısını 300 millyona ulaştırabilir. | Teknoloji, Elon Musk, Sosyal medya |
Tinder'da dolandırıldı, yeniden uygulamayı kullanmaya başladı | Cecilie Fjellhøy, Tinder uygulamasında Simon Leviev takma ismiyle tanınan adam tarafından dolandırılan kadınlardan biri. Yeniden aşkı bulmaya hazır olduğunu söyleyen ve uygulamaya geri dönen Cecilie şimdi de bir reality televizyon programına katılıyor.
Cecilie 27 yaşındayken Tinder'da gerçek ismi Shimon Hayut olan Simon Leviev ile tanışmış ve kısa bir süre içinde ona aşık olmuştu.
Tanışıp bir süre birlikte vakit geçirdikten sonra Leviev, çeşitli saldırganlar tarafından hedef alındığını ve saldırılara maruz kaldığını söylemiş ve ondan maddi destek istemeye başlamıştı.
Cecilie bu sürede Leviev'e yüz binlerce dolar verdiğini belirtmişti.
Cecilie, Leviev'in kandırdığı kadınlardan sadece bir tanesi.
Leviev ilk 2015'te Finlandiya'da iki kadını dolandırmakla suçlanmış ve daha sonra 2019 yılında Cecilie'in iddialarıyla ilgisi olmayan dört ayrı dolandırıcılık olayında suçlu bulunmuş ve 15 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.
Beş ay sonra serbest bırakılan Leviev, kendisine yöneltilen iddiaları reddediyor.
Olaydan beş yıl sonra Cecilie yeniden aşkı bulmak istediğini söylüyor ve benzer olayların yaşanmaması için kampanyalar yürütüyor.
Cecilie dahil birçok kadının hikayesini inceleyen Netflix yapımı Twinder Swindler adlı belgeselde yer alan ve artık dünyanın birçok yerinde tanınan 33 yaşındaki Cecilie, özellikle polisin ve sağlık çalışanlarının bu konuda eğitilmesini talep ediyor.
Bugünlerde ünlüleri ünlü olmayanlarla eşleştiren bir reality televizyon programına katılan Cecilie'nin dolandırıldıklarından şüphelenenler için bazı tavsiyeleri var.
Cecilie, bu yönde şüphesi olanların bir an önce polise gitmesini ve bankalarıyla irtibata geçmesini öneriyor.
Cecilie, "Sorun şu ki, dolandırıcılıkta kırmızı bayrakları fark etmiyorsunuz. Eğer aklınıza takılan bir şey varsa aileniz ve arkadaşlarınızla da konuşun" diyor.
İsrail'de yaşayan Leviev ile tesadüfen Tel Aviv'de karşılaştığını anlatan Cecilie, "Ben ona baktım, o da bana baktı. Ona el salladım. Artık ondan korkmuyorum ama çok fazla insan korkuyor. O artık bana zarar veremez" diyor ve devam ediyor:
"Benim hedefim ünlü olmak değildi, onu hapse sokmak ve başka insanları korumaktı. Onu şimdi dışarıda görmek çok moral bozucu." | Teknoloji, Cinsel yaşam, Yaşam, Sosyal medya, Internet |
Black Friday: Amazon işçileri neden 30'dan fazla ülkede greve gidiyor? | E-ticaret devi Amazon çalışanları, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Japonya, Güney Amerika ve Avustralya dahil 30'dan fazla ülkede "ücretlerinde iyileştirme" talebiyle yılın en yoğun günü Black Friday'i grevle karşılıyor.
Make Amazon Pay (Amazon'a Ödet) kampanyası kapsamında işçiler, gittikçe şiddetlenen geçim krizi karşısında daha iyi ücretler ve çalışma koşulları talep ediyor.
Çevre ve sivil hak örgütlerinin desteklediği kampanya, sendikaların uluslararası koordinasyonuyla yürütülüyor.
Koalisyonun eş yürütücülerinden küresel Uni Global sendikası, Fransa ve Almanya'da 18 lojistik merkezinde; ABD'de Amazon kurucusu Jeff Bezos'un Manhattan'daki konutunun önü dahil 10 şehirde; Hindistan'da 20 şehirde; Tokyo'da, İrlanda'da, Güney Afrika'da ve Amazon'un tekstil tedarik zincirinin olduğu Bangladeş'te işçilerin greve gideceğini açıkladı.
Reuters haber ajansına göre, greve katılan Amazon Almanya işçilerini temsil eden Ver.di sendikası, Amazon'un ülke çapında 10 lojistik merkezinde iş bırakma eylemleri planlandığını söyledi.
Alman Ver.di sendikası, şirketin perakende ve posta siparişi sektörlerinin toplu sözleşme anlaşmalarını tanımasını istiyor. Sendika aynı zamanda daha iyi çalışma koşullarına yönelik yeni bir toplu sözleşme çağrısı yapıyor.
Ver.di'nin Amazon komitesinin başı Monika di Silvestre, Amazon'un işçilerin performanslarını algoritmalarla ölçmesinin sorunlu olduğunu şu sözlerle savundu:
"İşçiler algoritmalar yüzünden çok fazla baskı altında. Yaşlı ya da hareket engeline sahip olup olmadıklarına bakılmıyor. İşçiler geceleri üretkenlik istatistiklerini düşünmekten uyuyamıyorlar.”
Örgütler Amazon'un geçen yıl yüzde 18 artan karbon salımlarını azaltmasını talep ediyorlar ve şirketin sattığı ürünlerin salımlarının sadece yüzde 1'ini hesaba kattığını savunuyorlar.
Amazon Fransa'nın sözcüsü de Reuters haber ajansına bugünkü operasyonlarında şimdiye kadar herhangi bir aksama görülmediğini söyledi.
Amazon Almanya tarafından yapılan açıklamada, "Bir işveren olarak Amazon - cazip ve güvenli bir çalışma ortamında- harika bir maaş, yan haklar ve gelişim olanakları sunuyor." dendi.
Amazon sözcüsü Almanya'da işçilerine ödedikleri saatlik ücreti Eylül ayında ikramiyelerle birlikte 13 euro'ya çıkardıklarını da belirtti.
Şirket bugün Almanya'daki grevin 20 lojistik merkezinin 9'uyla "sınırlı olduğunu" ve çalışanlarının çoğunun olağan şekilde işlerine devam ettiğini açıkladı.
İngiltere'de Amazon lojistik merkezlerindeki grevleri 600 binden fazla üyesi olan GMB sendikası düzenliyor.
GMB Amazon işçilerinin saatte 10,5 sterlin kazandığını ve bunu 15 sterline çıkarmak için mücadele ettiklerini söylüyor.
Amazon İngiltere'nin Coventry kentindeki lojistik merkezindeki eylemlere katılan GMB'nin kıdemli organizatörü Amanda Gearing,
"Coventry'deki Amazon çalışanları fazla çalışıyor, düşük maaş alıyor, artık yeter" dedi ve ekledi:
"Bir neslin gördüğü en şiddetli geçim krizinde bile - piyasa değeri 1 trilyon sterlinden fazla olan bir şirket tarafından- işçilere saatte 50 penilik maaş artışı verildi.
"Bugün Amazon'a, 'imparatorluğunuzun yaşamasını istiyorsanız, işçilerin ücretlerini ve koşullarını iyileştirmek için GMB ile görüşün' demek için buradayız.”
Amerika'da Politika Araştırmaları Enstitüsü (IPS) tarafından Haziran ayında yayımlanan ve en büyük 300 Amerikan şirketini kapsayan bir araştırma, şirketlerin CEO ücretlerinin ortalama işçi ücretlerinin 670 katına çıktığını bulmuştu.
Yani CEO'lar çalışanların kazandığı bir dolar için ortalama olarak 670 dolar aldı.
Buna göre Amazon'un CEO'su Andy Jassy'nin geçen yıl aldığı 212 milyon dolarlık ödeme, şirketin ortalama işçi ödemesinin 6 bin 474 katıydı. | Teknoloji, Amazon |
Facebook ve Twitter varoluşsal bir tehditle mi karşı karşıya? | Fernando Duarte, BBC Dünya Servisi
Son haftalarda büyük teknoloji şirketlerinin başına gelenleri hepimiz takip ediyoruz.
Apple, Netflix, Amazon, Microsoft, Meta (Facebook'un sahibi) ve Alphabet (Google'ın sahibi) gibi dev şirketler son 12 ay içinde ABD borsasında 3 trilyon dolardan fazla kayıp yaşadı.
Kasım'da Amazon dahil bu şirketlerin bir kısmı işten çıkarma duyuruları yaptı.
Teknoloji sektöründe işgücü değişimlerini takip eden Layoffs.fyi adlı web sitesine göre 21 Kasım'da sektörde işten çıkarılanların sayısı 136 bine ulaştı.
En büyük kesintiler Meta ve Twitter'dan geldi.
Meta şimdiye kadar 11 bin kişiyi, Twitter ise 3700 kişiyi (toplam işgücünün neredeyse yarısı) işten çıkardı.
Bu, dünyanın en popüler iki sosyal medya platformunun geleceği hakkında önemli soruları gündeme getirdi.
Peki bu dev şirketlerin dayanıklılığını hafife mi aldık?
Yukarıdaki veriler bu iki platformun da diğer sektörler gibi küresel ekonomik yavaşlamadan etkilendiğine işaret ediyor.
Bu, teknoloji şirketlerine daha az yatırım yapıldığını ve özellikle sosyal medya platformları için reklamdan elde edilen gelirin azaldığını gösteriyor.
New York'taki Columbia Üniversitesi'nde Medya ve Teknoloji uzmanı olan Profesör Jonathan Knee, "Şu anda teknoloji sektöründe fon bulmaya çalışanlar çok zorlanıyor" diyor.
Günümüzde sosyal medya platformlarının birer "reklamcılık şirketine dönüştüğünü" söyleyen Knee sözlerini şöyle sürdürüyor:
"Bu tür gelirlere güvendiğinizde ekonomik durgunluk çok zor bir ortam yaratacaktır."
Meta'nın Ekim ayının sonunda yayımlanan mali raporu, reklam gelirlerinin azalmasının şirketin finansal zorluklarına katkıda bulunduğunu gösteriyor.
Rapor, bunun yanı sıra TikTok gibi diğer şirketlerin oluşturduğu rekabet baskısından da söz ediyor.
Milyarder Elon Musk tarafından satın alındıktan sonra borsadan çekilen Twitter da çeşitli zorluklarla karşı karşıya.
Öncelikle sosyal medya platformunun Musk'ın liderlik yaklaşımından etkileneceği öngörülüyor.
Musk Twitter üzerinden yaptığı bir anketi takiben geçtiğimiz günlerde eski ABD Başkanı Donald Trump'ın şahsi hesabının yeniden açılmasına karar verdi.
Trump'ın hesabı 6 Ocak 2021'deki ABD Kongresi baskınından sonra, "nefret söylemi" yaydığı gerekçesiyle kalıcı olarak engellenmişti.
Ancak uyarı sinyalleri Musk gelmeden önce de başlamıştı.
Ekim ayında Reuters haber ajansı tarafından elde edilen belgeler, Twitter'ı haftada altı veya yedi kez kullanan ve üç ila dört kez tweet atan kullanıcı sayısının Covid-19 salgının başlangıcından bu yana düştüğünü gösteriyor.
Bu kullanıcılar Twitter'ın toplam gelirinin yarısını oluşturuyor.
Musk'ın gelişiyle platformdan ayrılanların sayısı ise yeniden artıyor.
Musk'ın platformu satın almasından bir hafta sonra Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'ndeki (MIT) araştırmacılar tarafından yapılan ve 3 Kasım'da yayımlanan bir çalışmada, Twitter'ın o bir haftalık dönemde yaklaşık bir milyon kullanıcıyı kaybettiğini tespit ediyor.
Bazı uzmanlar, sosyal medya şirketlerinin yaşadığı krizi doğal yaşam döngülerinin sonu olarak yorumluyor.
Singapur Ulusal Üniversitesi'nde İletişim ve Yeni Medya Uzmanı Dr. Natalie Pang, "Her platformun kendi büyüme ve olgunluk/gerileme yörüngesi var. Bu platformlar gelende onların yerine gelen platformlar yüzünden gerilemeye başlıyor" diyor.
Dr. Pang, Facebook ve Twitter'ın, Covid-19 salgını sırasında fazla büyüdüğüne inanıyor.
Pang, "Pandemi sırasında yaşanan dijitalleşmeyle teknoloji platformları hızla büyüdü" diyor ve artık bu şirketlerin yeniden şekillenmesi gerektiğini söylüyor.
Sheffield Üniversitesi'nde Dijital Medya Uzmanı Dr. Lianrui Jia ise, "Bu platformların var oluş süresini hafife almış olabiliriz. Kullanıcılar artık bu platformlarla ilgili bazı sorunları fark etmeye ve ayrılmaya başlayabilir" diyor.
Buna rağmen Facebook ve Twitter dev kullanıcı tabanına bir süre daha güvenebilir.
Facebook'un dünyanın en popüler sosyal medya platformu olduğunu söyleyen Meta'ya göre, 2022'nin üçüncü çeyreği itibarıyla platformun aylık yaklaşık üç milyar aktif kullanıcısı bulunuyor.
Ancak Şubat ayında Meta, Facebook'un 18 yıllık tarihinde ilk kez günlük aktif kullanıcı sayısında düşüş yaşadığını açıkladı.
2019'dan bu yana toplam kullanıcı sayısı yerine yalnızca günlük kullanıcılarını kaydeden Twitter'ın ise Ekim ayında yayımlanan verilerine göre 238 milyon günlük kullanıcısı bulunuyor.
Ancak kullanıcıların artık haber ve güncel olayları takip etmekten kaçındığını ve daha çok yetişkin içeriklere ve kripto para platformlarına yöneldiğine dair endişeler de var.
İngiltere'deki Lancaster Üniversitesi'nde Ekonomi alanında Kıdemli Öğretim Görevlisi olan Renaud Foucard, hükümetler tarafından artan denetimin de şirketler arası rekabeti şiddetlendirdiğine ve bunun büyük bir engel haline geldiğine dikkat çekiyor.
Sosyal medya platformları bazen de tamamen yok olabiliyor.
Örneğin 2000li yıllarda dünyanın birçok yerinde çok sayıda kullanıcıya ilk defa ulaşan sosyal medya devi MySpace.com, Facebook ile rekabet edemedi.
2007'de 300 milyon kullanıcısı olan MySpace'in bugün sadece 6 milyon kullanıcısı var.
Ancak bazı uzmanlar popüler platformların bu tür zorluklar yaşamasının sağlıklı olduğuna inanıyor.
Foucard, "Bu platformların en büyük sorunlarından bir tanesinin rekabet olması aslında iyi bir şey" diyor ve devam ediyor:
"Yeni şirketler, kullanıcılara daha fazla seçenek ve daha iyi deneyimler sunabilir." | Teknoloji, Twitter, Sosyal medya, Facebook |
Elizabeth Holmes: Silikon Vadisi’nin gözde milyarderine 11 yıl hapis cezası | Kan testi şirketi Theranos'un kurucusu Elizabeth Holmes’un ABD’de yargılandığı davada mahkeme yatırımcıları dolandırmaktan 11 yıl 3 ay hapis cezası verdi.
Holmes, California'daki davada jüri tarafından suçlu bulunmuştu. Savcılık, Holmes’un 15 yıl hapis cezası almasını ve Theranos'un yatırımcılarına 800 milyon dolar ödemesini talep ediyordu.
Holmes, yargılanmaya başlamadan önce Forbes dergisi tarafından dünyanın kendi imkanlarıyla milyarder olan en genç kadını olarak ilan edilmişti.
"Yeni Steve Jobs" olarak anılan Holmes, 2014 yılında 30 yaşındayken zirvedeydi.
Stanford Üniversitesi’ni terk eden genç kadın 9 milyar dolar değer biçilen şirketi Theranos’u kurmuş ve ürettikleri makinelerinin birkaç damla kanla yüzlerce hastalığa tanı koyabileceğini iddia etmişti. Ancak bunun gerçek olmadığı ortaya çıktı.
Holmes'a toplam 11 suçlama yöneltiliyordu ancak kamuyu dolandırmakla ilgili dört ithamda suçu sabit görülmedi.
Üç suçlamada ise jüri bir karara varamadı.
"Yatırımcıları dolandırmak için komplo kurmak" ve "elektronik dolandırıcılık" da Holmes'un işlediği hükmüne varılan suçlar arasında.
Şirket sağlık sektöründe devrim vaat ederken Wall Street Journal gazetesinin 2015'te kan testi teknolojisinin çalışmadığını ortaya çıkarmasıyla zora girmişti.
Şirket bu iddiaların ardından 2018'de resmen kapandı.
Holmes, 19 yaşındayken Stanford Üniversitesi'nin Kimya Mühendisliği bölümünden ayrıldıktan kısa süre sonra Theranos'u kurdu.
Şirket birkaç damla kanla kanser ve diyabet gibi hastalıkları tespit edebildiğini iddia ediyordu.
Holmes, medya devi Rupert Murdoch ve teknoloji devi Larry Ellison gibi milyarderlerden 900 milyon dolarlık kaynak bulmayı başarmıştı.
Kurulduğu yıllarda şirketin yönetim kurulunda ABD’nin eski dışişleri bakanı Henry Kissinger ve general James Mattis gibi isimler vardı.
Holmes mahkemedeki savunmasında, Theranos'un faaliyetlerindeki hataları kabul etmekle birlikte hastaları ya da yatırımcıları bilerek dolandırmadığını iddia etti.
Holmes aynı zamanda eski iş ortağı ve uzun bir dönem beraber olduğu eski erkek arkadaşı Ramesh Sunny Balwani'yi de suçladı.
Holmes kendisinden 19 yaş büyük Balwani'ye duygusal ve cinsel taciz suçlaması yöneltti.
Elizabeth Holmes, savunmasında, Balwani'nin Theranos'un yönetimini, kimle konuştuğunu, nasıl konuştuğunu ve ne yediğini kontrol ettiği yoğun bir ilişkiden bahsetti. Balwani ise suçlamaları reddetti.
10 yıl süren ilişki, Mayıs 2016'da sona ermişti.
Hakkında kitap yazılan, bir HBO belgeseli yapılan, diziler, filmler ve podcastler yapılan Holmes’un çok da iyi bilmediği bir teknolojiye girişme kumarını neden oynadığı bilinmiyor.
Kendisini tanıyanların anlattığına göre ABD’nin başkenti Washington DC’de varlıklı bir ailenin kibar ancak içine kapanık çocuğu olarak büyüdü.
Ailesi yan evde yaşayan iş insanı Richard Fuisz, Holmes’un üzerinde başarılı olması için büyük bir baskının bulunduğunu tahmin ediyor.
Fuisz’un BBC’ye anlattığına göre bürokrat olan Holmes’un ebeveynleri, “statüye çok büyük bir önem veriyor ve sağlam bağlantılar için” yaşıyordu.
Büyük büyükbabası da ABD’nin ekmek sektörünü değiştiren Fleischmann's Yeast şirketinin kurucusuydu.
9 yaşında Holmes babasına yazdığı mektupta, “hayatında yapmak istediği şeyin kimsenin bilmediği yeni bir şeyi keşfetmek olduğunu” yazmıştı.
Stanford Üniversitesi’nde klinik farmakoloji alanında uzman olan Phyllis Gardner, Holmes’un üniversitede okuduğu yıllarda bulduğu deri bandı fikrinin işe yaramayacağını söylemişti.
BBC’ye konuşan Gardner, “Kendi zekasına inanılmaz güveniyordu. Benim uzmanlığımla ilgilenmiyordu ve bu gerçekten can sıkıcıydı” dedi.
Holmes, Theranos’u kurduğu zaman ise büyük ve güçlü isimler şirketlerin mali kayıtlarına bakmaksızın yatırım yaptı.
Büyük isimlerden aldığı bu destek Holmes’un hem saygınlığını hem de kayıtsızlığını körükledi.
Harvard Tıp Okulu’nun eski dekanı Dr. Jeffrey Flier, “Kendisine çok güveniyordu. Şirketin teknolojisiyle ilgili sorular sorduğum zaman anlamış gibi görünmedi. Bu bana biraz garip geldi ama bir sahtekarlık olduğunu düşünmemiştim” dedi.
Flier, daha sonradan pişman olsa da Holmes’u okulun danışma kuruluna dahil etti.
Skandal patladıktan sonra Holmes bu görevinden alındı.
2015 yılında Theranos'un içinden bir ismin şirketin önde gelen Edison ismindeki test cihazıyla ilgili endişelerini dile getirmesinin ardından Wall Street Journal gazetesinin ifşa serisiyle skandal ortaya çıktı.
Gazetenin ortaya çıkardıklarına göre şirketin sonuçları güvenilmezdi ve test sürecinde diğer ticari şirketlerin piyasadaki cihazları kullanılıyordu.
Bunun üzerine davalar açıldı, şirketin ortakları bağlarını kesti ve 2016’da resmi olarak Holmes’un kanla ilgili çalışmalarda yer alması yasaklandı.
2018’de şirketin kapatılmasından sonra Holmes, Balwani ile tutuklandı.
2019’da kefaletle serbest bırakılan Holmes, 27 yaşındaki Evans otel grubunun veliahtı William Billy Evans ile evlendi.
Bu yıl ise çiftin bir çocuğu dünyaya geldi.
Holmes’un bir çocuğunun olmasının jürinin kararını değiştirebileceği öne sürülmüştü ancak öyle olmadı.
Holmes, baştan sonra ilk hikayesine bağlı kalması ve değişmediğini gösteren bir imaj çizmesiyle kendisini tanıyanları şaşırtmıştı. | Teknoloji, Amerika Birleşik Devletleri, Suç |
Teknoloji sektöründe büyük işten çıkarmaların sebebi ne? | 10 bin kişiyi etkilemesi beklenen Amazon'un işten çıkarmaları işini kaybeden çalışanların LinkedIn'de yaptığı paylaşımlarla gün yüzüne çıktı.
Ardından, Amazon'un cihazlardan sorumlu yöneticisi Dave Limp, "Bu beni üzüyor...Cihazlar ve hizmetler birimindeki yetenekli Amazonluları kaybedeceğiz" dedi.
Teknoloji sektöründe; Twitter, Meta, Coinbase ve Snap gibi şirketlerde çalışan çok sayıda kişi yeni iş fırsatları aradığını söylüyor.
Sektördeki işten çıkarmaları takip eden internet sitesi Layoffs.fyi'ye göre, dünya çapında 120 binden fazla pozisyon kapatıldı.
Çalışanların işten çıkarılma nedenleri firmadan firmaya değişiyor ancak ortak temalar da var.
Pandemi sırasında internet kullanımındaki artış, teknoloji devlerinin çok sayıda yeni pozisyon açmasıyla sonuçlandı ve sektörde işe alımların devam edeceğine dair bir inanç hakimdi.
Örneğin Facebook, WhatsApp ve Instagram'ın sahibi Meta, bu yılın ilk dokuz ayında 15 binden fazla kişiyi işe aldı.
Ancak şimdi şirket yöneticileri bunun yanlış bir hesaplama olduğunu dile getiriyor.
Meta CEO'su Mark Zuckerberg, şirketin iş gücünün yüzde 13'ünü işten çıkarma kararını açıklarken, yatırımlarını artırma kararının kendisine ait olduğunu ancak sonucun beklediği gibi olmadığını söyledi.
Çevrimiçi reklamlar, birçok teknoloji firması için başlıca gelir kaynağı ancak şirketlerin çoğu reklam konusunda zor günler yaşıyor.
Firmalar, izinsiz bir şekilde kullanıcıları takip eden reklam uygulamalarına karşı artan bir muhalefetle karşı karşıya. Örneğin Apple, cihazlarında uygulamalar için kullanıcılarının çevrimiçi davranışlarını izlemeyi ve bu verileri reklamverenlere satmayı zorlaştırmıştı.
Ekonominin yavaşlamasıyla birçok firma çevrimiçi reklam bütçelerinde kesintiye gitti.
Artan faiz oranları özellikle finansal teknolojiler dikeyindeki şiketleri vurdu.
PP Foresight'tan teknoloji analisti Paolo Pescatore, "Çeyrek bazında kazançlar birçok büyük teknoloji şirketinde gerçekten hayal kırıklığı yarattı. Kimse bundan muaf değil." diyor.
Apple'ın CEO'su Tim Cook bile şirketin işe alımlara devam ettiğini ancak yalnızca belirli pozisyonları kapsadığını söylerek ihtiyat sinyali verdi.
Amazon, şirketi müşteri önceliklerine odaklanmaya zorlayan işten çıkarmalarının sebebi olarak "sıradışı ve belirsiz makroekonomik ortamı" gösterdi.
Amazon Sözcüsü Kelly Nantel, "Yıllık operasyonel planlama sürecimizin bir parçası olarak, iş birimlerimizin her birini ve bunlara ilişkin neleri değiştirmemiz gerektiğini inceliyoruz" dedi ve ekledi:
"Mevcut makro ekonomik ortam (ve birkaç yıllık hızlı işe alım süreci) göz önüne alındığında, bazı ekiplerde düzenlemeler yapılıyor, bu da bazı ekiplerdeki belirli rollerin artık gerekli olmadığı anlamına geliyor. Bu kararları hafife almıyoruz ve etkilenebilecek tüm çalışanları desteklemek için çalışıyoruz."
Yatırımcılar ayrıca firmaları fazla şişmiş olmak ve yavaşlama sinyallerine yanıt vermekte yavaş davranmakla suçlayarak maliyetleri azaltma baskısını artırdılar.
Aktivist yatırımcı Christopher Hohn, Google ve YouTube'un ana şirketi Alphabet'e yazdığı açık mektupta firmayı istihdamını ve maaşlarını düşürmeye çağırdı.
Hohn mektupta Alphabet'in maliyetler konusunda daha disiplinli olması ve sürücüsüz otomobil şirketi Waymo gibi projelerden kaynaklanan kayıpları azaltması gerektiğini söyledi.
Kâr elde etmek ve yeni kullanıcı kazanmak konusunda zor günler yaşayan Twitter'ı satın alan Elon Musk da şirketin maliyetlerinin azaltılabileceği görüşünde.
Buna ek olarak çok sayıda kişi, Musk'ın Twitter için ederinden fazla para ödediğini ve bunun bedeli olarak baskıyı artırdığını iddia ediyor.
Musk, firma çalışanlarının yarısını işten çıkardı ve geride kalanlar için "uç" bir iş ahlakı vaat ediliyor.
ABD basınında Salı günü çıkan haberlere göre Musk, Twitter çalışanlarına "yüksek yoğunlukta uzun saatler" çalışılan bir kültüre sadık olmaları veya ayrılmaları gerektiğini söyledi.
Endüstri gözlemcisi Scott Kessler kısa vadede yatırım karşılığını vermeyebilecek sanal gerçeklik veya sürücüsüz otomobiller gibi yüksek teknoloji alanlarına yapılan büyük harcamalara daha az tolerans gösterildiğini söylüyor.
Yatırımcılar aynı zamanda sektörde bazılarına ödenen yüksek ücretleri ve cömert ikramiyeleri sürdürülemez buluyor.
Kessler, "Bazı şirketler acı gerçeklerle yüzleşmek zorunda kaldı" diyor.
Dijital yönetim araçları sağlayan WorkForce Software'den Mike Morini, bunun bir dönüm noktası olabileceğini şu sözlerle belirtiyor:
"Teknoloji endüstrisinde ne pahasına olursa olsun büyüme dönemi sona eriyor."
Büyük teknoloji firmaları ekonomik türbülansla sarsılsa da henüz yıkılmış değiller.
Amazon'un kurumsal ve teknik pozisyonlar için planladığı 10 bin işten çıkarma, ofis personelinin yalnızca yüzde 3'ünü ilgilendiriyor.
İşten çıkarmalar, büyük firmalardan ayrılan yetenekli personelin yeni şirketlere katılması veya yeni şirketler kurması gibi farklı başlangıçlara neden olabiliyor.
Kıdemli Silikon Vadisi gözlemcisi Mike Malone'nin BBC'ye söylediği gibi, "Vadinin üzerini henüz çizmeyeceğim. Hâlâ çok umut var." | Teknoloji |
Amazon'da da işten çıkarmalar başladı | Teknoloji devi Amazon'un çalışanları LinkedIn'de işten çıkarıldıkları haberlerini paylaşmaya başladı. Hafta başında şirketin işgücünün yüzde üçünü yani 10 bin çalışanını işten çıkarmayı planladığı haberleri gelmişti.
Amazon, BBC'nin bu konudaki sorularına şu ana kadar yanıt vermedi.
Ekonomik durgunluk kaygılarının artmasıyla satışlar yavaşlarken, genel olarak teknoloji sektöründe çalışan binlerce kişi işten çıkarılıyor.
BBC'nin ulaştığı LinkedIn paylaşımlarında işten çıkarıldığını söyleyenler arasında Amazon'un Alexa sanal asistan bölümü, Luna oyun platformu bölümü ve Kindle elektronik okuma cihazı işlerini yürüten Lab126'da çalışanlar var.
Şirket zaten bir süre önce, pandemi sırasında çok fazla kişiyi işe aldığı gerekçesiyle, yeni eleman alımını ve bazı genişleme planlarını durdurmuştu.
Dahası Amazon'a bağlı şirketlerin bazı kolları da zaten kapatılmış, yürütülen bazı projeler iptal edilmişti.
Şirketin kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Jeff Bezos geçen ay, ABD ekonomisinin "zor zamanlara hazırlanma" sinyalleri verdiğini söylemişti.
İnternet üzerinden satışlar düşerken Amazon hisseleri bu yıl içerisinde yüzde 40 değer kaybetti.
Diğer önde gelen teknoloji şirketleri de daha önce tasarruf amacıyla tensikata gittiklerini açıkladı.
Geçen hafta Facebook, Instagram ve WhatsApp'ın da sahibi Meta, işgücünün yüzde 13'ünü işten çıkaracağını açıklamıştı.
Şirketin tarihindeki bu ilk toplu çıkarmada 11 bin kişi işini kaybetti.
Elon Musk da Twitter'ı devraldıktan kısa süre sonra, sosyal medya platformunda çalışanların sayısını yarı yarıya azaltacağını söylemişti.
Son haftalarda teknoloji devi Microsoft, ödeme işlemleri platformu Stripe ve bulut odaklı yazılım şirketi Salesforce da toplu işten çıkarma planları açıkladı. | Teknoloji, Amazon, Şirket Haberleri |
Kripto dünyasının Lehman anı: FTX’te yaşananlar neden önemli? | Kripto dünyasının en büyük dördüncü borsası olan FTX’in girdiği zorlu dönemeç, kripto paraların geleceği açısından yatırımcıları endişelendiriyor.
Öyle ki New York Times gazetesi, FTX’in çöküşünü 2008 küresel mali krizin yaşanmasına yol açan Lehman Brothers’ın iflasına referansla "kripto dünyasının Lehman anı" olarak tanımlıyor.
FTX’in başındaki Sam Bankman-Fried, kripto dünyasının güvenilir liderlerinden biri olarak gösteriliyordu.
Bankman-Fried, ABD’de kripto paraların ve kripto borsalarının daha meşru olması için ülkenin başkenti Washington DC’de lobi faaliyetleri yürüten bir isim olmasıyla tanınıyor.
Ancak şu an dünyanın en güvenilir kripto borsalarından FTX’in bile iflasın eşiğine gelmiş olması, kripto para birimleri ve borsalarının hükümetlerle yaşadığı sorunların yakın bir gelecekte çözülemeyeceğini göstermesi açısından mühim.
Bloomberg’in hesaplamalarına göre FTX’in kurucusu bir milyarder olan Bankman-Fried’ın serveti Salı günü yüzde 94 eridi.
Böylece artık bir milyarder olmayan Bankman-Fried’ın kripto dünyasındaki güvenilirliği de sarsılmış durumda.
Peki FTX’in neredeyse iflas etmesine kadar giden süreçte neler yaşandı?
Her ne kadar FTX’in kurucusu Bankman-Fried Twitter hesabından reddetse de Binance ismindeki kripto para borsası ile FTX’in rekabeti kripto dünyasında bilinen bir durum.
FTX’in likidite sorunu yaşamasının üzerine borsayı kurtarmak için satın alma kararı alan Binance’in kurucusu Changpeng Zhao, daha sonra bu adımdan vazgeçtiklerini duyurdu.
FTX’in çöküşüne giden yolda Zhao ve Bankman-Fried arasındaki rekabetin önemli bir rol oynadığına inanılıyor.
Merkezi Bahamalar’da olan FTX’in son yatırım turunda değerlemesi 32 milyar dolardı.
30 yaşındaki Bankman-Fried, hem Demokrat Parti’nin bağışçılarından biri hem de reklama, stad sponsorluklarına ve havalı etkinliklere milyonlarca dollar harcadığı için ABD’de bilinen bir isim.
Bankman-Fried aynı zamanda ABD’de kripto yanlısı kanunların çıkarılması için lobicilik faaliyetleri yürütüyor.
Binance’ın başında bulunan Changpeng Zhao ise kripto borsalarının daha serbest olması adına hükümetlere ve regülasyon taleplerine direnen bir isim.
İki kripto devi arasındaki en büyük anlaşmazlıklardan biri de bu sebeple yaşandı.
Zhao bir keresinde FTX’in lobi faaliyelerine yönelik olarak, “Diğer endüstri oyuncularının arkasından lobi yapanlara destek vermeyeceğiz” demişti.
Ancak iki isim daha önce birbirine daha yakındı.
Binance, FTX’e başlarda yatırım yapmış ve borsanın çıkardığı FTT coinlerinden büyük miktarda alım yapmıştı.
Ancak Binance FTX’teki hisselerini geçen yıl sattı.
Geçen hafta kripto haber sitesi CoinDesk’e sızdırılan bir belgede, Bankman-Fried’ın kripto yatırım şirketi Alameda Research ile FTX’in, iddia edildiğinin aksine yakın bir şekilde çalıştığı iddia edildi.
Normalde bu iki şirketin ayrı kurumlar olduğu belirtilmişti.
Bunun üzerine Binance’in lideri Zhao, ellerindeki bütün FTT’leri satacaklarını açıkladı.
Bazıları belgelerin Binance tarafından sızdırıldığını öne sürdü ancak şirket bunu reddetti.
Bu haberin üzerine Zhao, 500 milyon dolar değerindeki FTT’lerini satacağını açıkladı.
Bu da FTT’nin fiyatının ciddi derecede düşmesine yol açtı.
Parasını kaybetmekten korkan yatırımcılar FTX’ten 6 milyar dolar değerindeki yatırımını üç günde çekti.
Bankman-Fried’ın yatırımcılara her şeyin yolunda olduğunu söylediği tweetleri de fırtınayı dindirmeye yetmedi.
Bunun üzerine likidite sorunları yaşayan FTX’i Salı günü satacağını açıklayan Bankman-Fried’ın çabaları Binance’ın anlaşmadan çekilmesiyle boşa çıktı.
Bankman-Fried, yatırımcılara yazdığı mektupta özür dilerken “Daha iyisini yapmam gerekirdi” dedi.
Şu an FTX’den para çekmek mümkün değil.
Bankman-Fried, daha sonra sildiği bir tweet zincirinde yatırımcıların borsadaki varlıklarının güvende olduğunu aktarmıştı.
Bu yüzden şu an için borsada bulunan yatırımlara ne olacağı bilinmiyor.
Devlet koruması altında olan geleneksel banka mevduatlarının aksine kripto borsaları için hükümet cephesinden bir koruma sağlanmıyor.
Eğer şirket iflas için başvurursa ABD’deki yatırımcılar kalan parası için mahkemeler aracılığıyla mücadele edebilir.
FTX’in girdiği bu zorlu durum diğer kripto para borsaları ve para birimleri için de riskli bir durum teşkil ediyor.
Bitcoin başta olmak üzere çoğu kripto para biriminde yüksek düşüşler yaşanırken halka açık olan kripto borsalarının hisselerinde de mühim değer kayıpları yaşandı.
FTX’teki çöküşün kripto dünyasında büyük bir deprem yaratıp yaratmayacağını ilerleyen zaman gösterecek. | Teknoloji, Borsalar, Kişisel finansman, Ekonomi, Kripto para |
Facebook, Instagram ve WhatsApp'ın sahibi Meta 11 bin çalışanını işten çıkaracak | Facebook, Instagram ve WhatsApp'ın sahibi Meta, dünya çapında 11 bin çalışanını işten çıkaracağını açıkladı. Bu rakam toplam şirketin toplam işgücünün yüzde 13'ünü oluşturuyor.
Dev teknoloji firmasının dünya genelinde 87 bin çalışanı bulunuyor.
Meta CEO'su Mark Zuckerberg, işten çıkarma kararını "Meta tarihinde yapılan en zor değişiklikler arasında" saydı.
Bu adım teknoloji firmasının maliyeti azaltma girişiminin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Meta çalışanlarına gelişmelerin e-posta ile bildirildiği belirtiliyor.
Sky News'un haberine göre, işten çıkarılanlara en az 6 haftalık tazminat ve çalışılan her yıl için 2 haftalık ücret ödenecek.
Şirket gelirlerinin iki çeyrek üst üste azalması üzerine hissedarların Zuckerberg'e maliyetleri düşürme çağrısı yaptığı belirtiliyor.
Twitter, Elon Musk'ın şirketi satın almasının ardından 7500 çalışanının yarısını işten çıkarırken, Microsoft da geçen ay 1000 kişiyi işten çıkardı.
Zuckerberg açıklamasında, pandemi döneminde şirketin kaydettiği ciro artışının uzun vadede de devam edeceği beklentisiyle yatırımları büyük ölçüde artırdığını belirtti ve "genel ekonomideki yavaşlama" ve "artan rekabet" yüzünden gelirin beklenenin altında gerçekleştiğini söyledi.
Şirketi büyütme konusunda "fazla iyimser" davrandığını belirten Zuckerberg, personel azaltma konusunda "sorumluluğu üstlendiğini" kaydetti. | Teknoloji, Şirket Haberleri, Sosyal medya, Facebook |
Apple'dan Çin'deki Covid kısıtlamaları sonrası açıklama: Müşterilerimizin yeni iPhone'lara ulaşmaları uzun sürecek | Monica Miller, BBC News, Singapore
iPhone 14 Pro veya iPhone Pro Max almaya niyetli misiniz? Apple, yeni ürünler için daha uzun bekleme sürelerine hazır olmanızı öneriyor.
Çin'in "sıfır Covid" politikası devam ediyor. Bu kapsamda, iPhone üretiminin yapıldığı, dünyanın en büyük Foxconn fabrikasının bulunduğu Zengju'da yetkililer 2 Kasım'da yedi günlük sokağa çıkma yasağı ilan etti.
Eylül ayında yeni iPhone modelini piyasaya süren Apple'dan yapılan açıklamada, "Covid-19 pandemisi boyunca yaptığımız gibi, tedarik zincirimizde çalışanların sağlık ve güvenliğini önceliklendiriyoruz" denildi:
"iPhone 14 Pro ve iPhone 14 Pro Max modelleri için güçlü bir talep görmeye devam ediyoruz. Ancak şu an öngörülenden daha az iPhone 14 Pro ve iPhone 14 Pro Max tedariki olmasını bekliyoruz. Müşterilerimizin yeni ürünlere ulaşması daha uzun sürecek."
Apple, Çin'deki fabrikanın belirgin şekilde düşük kapasiteyle çalıştığını duyurdu. Bu haber, Çin'in yakın gelecekte Covid kısıtlamalarını azaltmasını uman yatırımcılar için hayal kırıklığı oldu.
iPhone tedarikinin küresel olarak yüzde 70'ini sağlayan Tayvan merkezli dünyanın en büyük elektronik üreticisi Foxconn, Zengju'nun bulunduğu Henan valiliğiyle pandemiyi ortadan kaldırmak ve tam kapasiteyle çalışmak için birlikte hareket ettiklerini söylüyor.
Cuma günü, Covid kısıtlamalarının sona ereceği yönündeki haberlerin ardından Pekin borsası keskin şekilde yükselmişti. Ancak Pazartesi günü açıklanan ticari veriler, ithalat ve ihracatın Ekim ayında beklenmedik bir şekilde daraldığını gösteriyor.
Pekin'in virüsü sıfırlama konusundaki net yaklaşımının ülke ekonomisine maliyeti büyük oldu. Ancak Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, bunun yakın zamanda sonlanacağına dair hiçbir sinyal vermiyor.
Çin'de Pazar günü 5643 yeni Covid-19 vakası tespit edildi ki bu son altı ayda görülen en yüksek günlük vaka sayısıydı.
Zengju'da yaklaşık 10 milyon kişi yaşıyor ve bugün şehirdeki vaka sayısı 3683. Covid nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı ise 22.
Yılın dördüncü çeyreği, Batı'da tatil dönemi olduğu için teknoloji şirketleri için genelde yılın en yoğun zamanı.
Foxconn üretimi artırmak için, 10 Ekim ve 5 Kasım arasında tesisten ayrılanlara, geri dönmeleri durumunda bir defaya mahsus 500 yuan (69 dolar) prim ve saatlik ücrete 30 yuan zam teklif ediyor. | Teknoloji, Koronavirüs, Çin, Apple |
Twitter'da gergin gün: Kaç kişinin işten çıkarılacağı açıklanacak, ofisler geçici olarak kapatıldı | Twitter, Cuma günü çalışanlarına gönderdiği elektronik postada işten çıkarmaların başlayacağını duyurdu. Elon Musk’ın şirketi satın almasının ardından çok sayıda çalışanın kovulacağına dair haberler yapılmıştı.
Bugün çalışanlarının hangilerinin görevlerine devam edip hangilerinin etmeyeceği belli olacak.
Sosyal medya şirketinin çalışanlarına gönderdiği elektronik postada ofislerin geçici olarak kapanacağı ve kartların çalışmayacağı belirtildi.
Bu uygulamaya gerekçe olarak, çalışanların, Twitter sistemlerinin ve müşteri verilerinin güvenliğinin korunması gösterildi.
Twitter, aynı e-mailde küresel çalışanların sayısının azaltılarak “zor bir süreçten geçileceğini” belirtti.
Bugün her çalışana “Twitter’daki Göreviniz” konu başlığıyla bir e-mail atılacak.
İşten çıkarılacak olan çalışanların kişisel e-mail adreslerine atılacak bildiride sonraki adımlar açıklanacak.
Öte yandan Perşembe günü işlerine son verilen bazı çalışanlar Elon Musk'a ve Twitter'a dava açtı.
ABD federal yasalarına göre işten çıkarılmadan önce gerekli süre zarfında bilgilendirme yapılmadığını belirten çalışanlar, iş hesaplarına ve bilgisayarlarına erişimin kesildiğini belirtti.
Twitter’da 8 bin kişinin işine son verilebileceği bildiriliyor.
BBC’ye konuşan kıdemli topluluk yöneticisi Simon Balmain, kovulduğunu düşündüğünü, çünkü iş bilgisayarına, Slack ve Gmail gibi iş iletişimini yönettiği programlara ulaşamadığını söyledi.
Balmain, “Bu işten çıkarmalar bütün teknoloji sektörünü etkileyecek. Birbirimize destek olmaya çalışıyoruz, gördüğümüz destek ve sevgi inanılmaz” dedi.
Başka Twitter çalışanları ise stresli bir şekilde geleceklerine dair haberi beklediklerini dile getirdi.
Twitter’ın büyük bir işten çıkarmaya gideceğini duyuran ilk basın kurumlarından olan Bloomberg’in haberine göre kimi yöneticilerinden ekiplerinden kimleri kovabileceklerine dair bir liste yapması istendi.
ABD medyası bazı çalışanların Musk’ın şirketi devralmasının ardından uzun saatlerini ofiste geçirdiğini kaleme almıştı.
Elon Musk, aylarca süren hukuki sürecin ardından geçen hafta 44 milyar dolarlık satın alma anlaşmasını tamamlamıştı.
Yönetim kurulunu fesheden Musk, şirketin tek yöneticisi olmuştu.
Musk aynı zamanda Twitter'dan yaptığı açıklamada mavi tik almak için bundan sonra aylık 8 doların ödenmesi gerektiğini duyurdu.
Musk, tweetinde, "Twitter'ın mavi tiki olmayanlar için devrede olan lord ve köylü sistemi saçmalık. Güç insanlara geçmeli. Mavi tik için aylık 8 dolar ödenecek" dedi.
Yıllardır kâr etmeyen Twitter’ın 300 milyon olan aylık kullanıcı sayısı uzun zamandır artmıyor.
BBC’ye konuşan Twitter’ın eski küresel iletişim başkanı Brandon Borrman, bu sistemle Musk’ın Twitter’ı nasıl herkese eşit bir alan olarak sürdürebileceğinin bilinmediğini vurguladı. | Teknoloji, Amerika Birleşik Devletleri, Elon Musk, Sosyal medya |
Çin Zengju kentinde Covid önlemlerini artırdı, yeni iPhone 14'lerin üretimi aksayabilir | Çin yetkilileri ülkede hala yürürlükte olan sıkı koronavirüs önlemleri kapsamında, dünyanın en büyük iPhone fabrikasının da bulunduğu Zengju kentinin bir bölgesinde kapatma kararı aldılar.
Çarşamba günü başlayan kapatma önlemleri yedi gün sürecek.
Dünyanın en büyük iPhone fabrikası olan Foxconn'un da bu bölgede olması nedeniyle yeni iPhone 14 cep telefonlarının üretimi aksayabilir. Daha önce de işçiler arasında vakalar görülmesi üzerine fabrikada kapatma uygulanmış ancak önlemler Pazar günü hafifletilerek işçilerin evlerine gidebilecekleri bildirilmişti. Yeni önlemlerle birlikte bunun sürdürülüp sürdürülemeyeceği henüz belli değil.
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in koronavirüs konusunda izlediği sıfır tolerans politikası halkı ve işletmeleri zorluyor.
Çarşamba günü yerel yetkililer Zengju Havaalanı Ekonomik Bölgesi'nin derhal kapatıldığını ve 9 Kasım günü yerel saatle gün ortasına kadar kapalı kalacağını açıkladılar.
Çin'in sosyal medya platformu WeChat'te yayınlanan bir resmi duyuruya göre, kapatma nedeniyle kamu taşımacılığı da durduruldu ve insanlara evden çalışmaları tavsiye edildi.
Çin'in Henan eyaletinin başkenti olan Zengju'da 10 milyon kişi yaşıyor.
Kentte geçen Cumartesi gününe kadar olan bir hafta içinde, yerel olarak bulaştığı tespit edilen toplam 167 Covid vakası görüldüğü, bir hafta önce bu sayının 97 olduğu açıklandı.
Kapatma önlemleri, yeni iPhone modeli 14'ü yakında piyasaya süren Apple açısından tam da en yoğun alışveriş dönemleri olan Noel ve Çin Yeni Yılı (22 Ocak) öncesindeki kritik bir döneme rastlıyor.
Apple'ın yeni telefonlarının çoğunun üretildiği Foxconn'un Zengju fabrikasında 200 bin işçi çalışıyor ve ara ara ilan edilen kapatma dönemlerinde fabrika yatakhanelerinde kalan işçilerin dışarıya çıkışlarına izin verilmiyor.
Salı günü Foxconn, Covid vakalarının yayılması üzerine daha önce uygulanan karantina ardından işçilerin günlük ikramiyelerini dört katına çıkardığını açıkladı.
Şirket, imalatta çalışan işçilerin günlük ikramiyelerinin 400 yuana (55 dolar) çıkarıldığını duyurdu ve ayda 25 günden fazla çalışan işçilere daha önce verilen 1500 yuanlık aylık ikramiyenin de 5 bin yuana (687 dolar) çıktığını açıkladı.
Şirket ayrıca Kasım ayında "bütün gücüyle çalışıp" hiç izin almayanlara ayda 15 bin yuanı aşkın toplam ikramiye verilebileceğini de bildirdi.
Foxconn bu ikramiyelerin amacının "düzenli üretime yeniden başlayabilmek" ve "çalışanların gösterdiği gayrete teşekkür etmek" olduğunu da kaydetti.
Son dönemde fabrikada kaç işçinin hastalandığı resmen açıklanmadı. Geçen Çarşamba günü yapılan bir açıklamada "az sayıda işçinin" pandemiden etkilendiği ve fabrikada tüm maddi ihtiyaçlarının sağlandığını ve psikolojik destek verildiğini bildirmişti.
Ancak geçtiğimiz haftalarda Çin sosyal medyasında Foxconn işçilerinin fabrikadan kaçtıkları ve otobüslerde kontrole yakalanmamak için şehre yürüyerek gidip geldiklerini gösterdiği öne sürülen video paylaşımları yer aldı.
Financial Times gazetesinin temas kurduğu Şia soyadlı 22 yaşındaki bir işçi, tutuldukları yatakhanelerde tam bir kaos yaşandığını söyledi.
İşçiler ayrıca dışarıya sızan ifadelerinde, fabrikayı çevreleyen alanın da günlerce tamamen kapatıldığını ve Covid pozitif çıkan işçilerin karantinaya alınarak her gün testten geçirildiklerini de söylediler.
Şirket Pazar günü, çalışanların yaşam kalitesini artırmak ve rahatlarını temin etmek amacıyla bundan böyle yemeklerini odalarında yemek zorunda olmadıklarını duyurdu.
Ayrıca şirket yerel yetkililerle işbirliği içinde evine gitmek isteyen işçilerin fabrikadan doğrudan nakledilebilecekleri düzenli servisler sağlamak üzere çalışıldığını bildirdi.
Tesisin bulunduğu Zengju kentinde ilan edilen bir haftalık yeni kapatmanın fabrikadaki çalışma düzenini nasıl etkileyeceği, işçilerin evlerine dönüşleri konusundaki iznin hala geçerli olup olmadığı kesinlik kazanmadı. Foxconn ve Apple, BBC'nin bu konudaki sorularına henüz yanıt vermedi.
Çin'de diğer işletmeler de son günlerde koronavirüs vakalarının yayılmasından etkilendi.
Çarşamba günü daha erken saatlerde Çin elektrikli otomobil üreticisi Nio doğudaki Hefei kentindeki iki fabrikasında üretimi askıya aldığını duyurdu.
Şirket hafta başında, Ekim ayı üretim raporunu açıklarken, bir ayda 10 bini aşkın araç teslim ettiğini bildirmiş, sayıların Covid salgınına bağlı istikrarsızlıklar sebebiyle hedeflerin altında kaldığını kaydetmişti. | Teknoloji, Şirket Haberleri, Koronavirüs, Çin |
iPhone'un Çin'deki fabrikasında çalışan işçiler, karantinadan 'firar etti' | Çin'de iPhone telefonlarının üretildiği Zhengzhou kentindeki fabrikada çalışan işçilerin duvardan atlayarak tesisten kaçtığı görüntülendi.
Apple için iPhone telefonlarını üreten Foxconn adlı şirketin tesisinde, Çin'in geri kalanında uygulandığı gibi katı Covid kuralları yürürlükte.
İnternette yayılan görüntülerde, yaklaşık 10 işçinin fabrikayı çevreleyen duvar ve çitleri aşarak tesisten kaçtığı görülüyor.
Fabrikada kaç kişide Covid saptandığı ise bilinmiyor.
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in "sıfır-Covid" politikasındaki ısrarı ve uygulanan katı tedbirler, bir süredir Çin halkı ve iş dünyası için hayatı zorlaştırdığı yönünden eleştiriliyordu.
Zhengzhou'daki üretim merkezi, dünyanın en büyük iPhone fabrikası. Apple CEO'su Tim Cook 2012 yılında tesisi ziyaret ederek çalışanlarla görüşmüştü.
Geçtiğimiz hafta Çin'in Henan bölgesinin merkezi olan Zhengzhou kentinde 167 Covid vakası görüldü. Bu sayı geçen haftaki vaka sayısının 97 fazlası.
10 milyon nüfuslu şehir söz konusu vakalar nedeniyle kısmi olarak karantina altına alındı.
Tayvan merkezli Foxconn şirketi ise tesisten çıkmak isteyen işçilerin engellenmeyeceğini açıkladı.
Ancak Çin'de kullanılan sosyal ağlarda yayılan bir görüntüde, işçilerin tesisten kaçarak uzaklaştığı görülüyor.
Financial Times'a konuşan Xia soyadlı 22 yaşındaki bir işçi, tesiste kaldıkları yatakhanelerde "tamamen kaos yaşandığını" söylüyor ve üretim tesisinden duvarı atlayarak kaçtıklarını anlatıyor.
Çin'de uygulanan katı önlemlerin gevşemesine dönük bir beklenti oluşsa da, Çin Komünist Partisi'nin geçen haftaki kongresinde bunun yakın dönemde muhtemel olmadığı mesajı verildi. | Teknoloji, Koronavirüs, Çin, Apple |
Twitter'da Elon Musk ile neler değişebilir? | Zoe Kleinman |BBCTeknoloji Editörü
Aylar süren dramatik gelişmelerden sonra kimsenin tam olarak olacağından emin olamadığı şey oldu ve Elon Musk 44 milyar dolara Twitter'ı aldı.
Tabi ki büyük haberi Twitter'den kendisi duyurdu, profilini "Twitbaşı" olarak değiştirdi, ve "Kuş özgürlüğüne kavuştu" diye yazdı.
Twitter merkezinden henüz hiç bir resmi açıklama yapılmış değil, ama belki de açıklama yapacak kimse kalmadığındandır. Çünkü Musk şirketin CEO'su Parag Agrawal, baş muhasebecisi Ned Segal, ve hukuk ve politika müdürü Vijaya Gadde'yi derhal işten çıkardı. Yönetim Kurulu Başkanı Bret Taylor'un Linkedln hesabı, onun da artık şirketle ilişkisi kalmadığına işaret ediyor.
Peki Musk yönetimi altında Twitter'ı neler bekliyor olabilir?
Musk Perşembe günü Twitter'a reklam vermek isteyebileceklere hitaben hiç de kendine özgü olmayan alçak gönüllü bir tonlamayla bir mesaj verdi.
Mesajında, Twitter'ı "insanlığa yardım etmek" istediği için satın aldığını ve medeniyetin bir 'dijital kent merkezi'ne sahip olmasını istediğini söyledi. Ama bunu başaramayabileceğini de kabul etti.
Musk'ın bizzat Twitter'a reklam verenlere hitaben bir mesaj yazması, en azından şimdilik şirketin reklamlar konusunda izlediği iş modelini sürdüreceğine işaret ediyor. Üstelik küresel krizin etkisiyle şirketler reklama ayırdıkları bütçeleri kısarken ve Google'a ait Alphabet ya da Facebook'un sahibi Meta gibi dev şirketler reklam kaybederken.
Twitter uzun zamandır sol ya da liberal eğilimli mesajlardan yana taraf olmakla eleştiriliyor ama bu suçlamaları hep reddediyordu. Musk da daha önce, Twitter'da daha çok sesin daha özgürce duyulması için denetimi hafifletmek gibi yüksek hedeflerden bahsetmişti.
Acaba bu sözüne sadık kalır ve platformdan atılmış, tartışmalı bazı kullanıcılarını, örneğin eski ABD başkanı Donald Trump ya da dostu Kanye West'i geri getirmeye çalışır mı?
Bunu yapacağını pek sanmıyorum. Musk şimdi Twitter hakkında daha sınırlı bir değişim vizyonu sunuyor. Platformun "güler yüzlü" olmasından, ulusal yasalara uymasından ve herkesin kafasına eseni söylediği bir yer haline gelmemesinden söz ediyor.
Kanye West Twitter'dan Yahudi düşmanlığı içeren mesajları, eski başkan Trump ise şiddeti kışkırttığı gerekçesiyle süresiz olarak yasaklanmıştı.
Musk sahte hesaplar ve istenmeyen paylaşımlara büyük öfke duyuyor ve bunların platformu çer-çöp ile doldurduğunu düşünüyor. Twitter daima bu iddiaları reddetti ve gerçekte bu sayıların çok yüksek olmadığını söyleyegeldi.
Musk şimdi bu tür hesaplara karşı büyük bir harekata girişebilir. Fakat bu da herkesin çok önemsediği takipçi sayılarını düşüreceği için sevimsiz bir ilk hamle olabilir.
Şimdiye kadarki açıklamalarıyla verdiği en önemli ipucu ise yeni şirketinin "her şey uygulaması X"in başlangıcı olacağıydı.
Bununla tam olarak ne demek istediğini hiçbir zaman ayrıntılandırmadı fakat birçok kişi Musk'ın Çin'deki WeChat gibi, sosyal medya, finansal faaliyetler, mesajlaşma, hatta yemek ısmarlama gibi günlük hayata dair her türlü işin yapılabildiği bir süper uygulamayı kastettiğini düşünüyor.
Batı dünyasında henüz bu tür bir uygulama yok ama Meta'nın WhatsApp ve Facebook Messenger uygulamalarının sessizce bir çok işlevi yerine getirecek şekilde dönüştüğünü söyleyebiliriz.
Musk kripto para ve dünyanın en büyük kripto para piyasası Binance'e olan merakını gizlemiyor ve bu alana yatırım da yapıyor.
Twitter'da işletmelerin kripto para ile ödeme kabul edebilecekleri bir düzenleme yapıldığını görebilir mıyız?
Bu kripto meraklılarını çok sevindirecek, kripto parayı yasal düzenlemesi olmayan dolayısıyla da bir şeylerin ters gitmesi halinde büyük kayıplar yaşanabilecek riskli bir araç olarak görenleri dehşete düşürecektir.
Musk hakkında bildiklerimiz bize onun vizyon sahibi, istikrarsız, hırslı ve yaratıcı biri olduğunu söylüyor.
Bu bakımdan değişikliklerin birbirini izleyeceğini kesinlikle söyleyebiliriz ve bazı Twitter kullanıcıları bu liderlik değişimi yüzünden platformdan uzaklaşabileceklerini dile getirmeye başladılar bile.
Teknoloji yatırımcısı Peter Thiel "hayaller ve gerçekler" lafının yerleşmesinden çok önce "Uçan arabalar bekliyorduk, onun yerine 140 karakter verdiler" demişti.
Musk ile her ikisini de görebiliriz. | Teknoloji, Twitter, Elon Musk, Sosyal medya |
Elon Musk, Twitter'ın 44 milyar dolarlık satın alma işlemini tamamladı | Elon Musk’ın 44 milyar dolarlık Twitter’ı satın alma işlemlerini tamamladığı bildirildi.
Amerikan medyasında yer alan haberlere göre Twitter yönetimini eline alan Musk, kısa süre içerisinde şirketin CEO’su Parag Agrawal ve CFO'su Ned Segal dahil olmak üzere bazı üst düzey yöneticileri kovdu.
Platformdan bir paylaşım yapan Musk, Twitter’ı “daha fazla para kazanmak için değil insanlığa yardım için” satın aldığını yazdı.
Twitter’ın yatırımcılarından ve Gerber Kawasaki Investments şirketinin CEO’su Ross Gerber, BBC’ye yaptığı açıklamada devir işlemlerinin tamamlandığını doğruladı.
Gerber, Musk'ın sosyal medya şirketinde devrim yaratacak ve para kazandıracak becerilere sahip olduğunu söyledi.
Çalışanların işleri hakkında endişelenmeleri gerekip gerekmediği yönündeki bir soruya ise Gerber, “Hem evet hem hayır..." dedi.
Agrawal ve Segal ile birlikte firmanın en üst düzey hukuk ve politika yöneticisi Vijaya Gadde’nin de kovulduğu medyada çıkan haberler arasında.
Twitter'ın kurucu ortağı Biz Stone ise paylaştığı mesajla üç isme şirkete katkılarından dolayı teşekkür etti.
Reuters’ın aktardığına göre şirketin devir işlemi tamamlandığında Agrawal ve Segal şirketin merkez binasındaydı ve daha sonra da görevliler tarafından dışarı çıkarıldı.
Devir işlemlerinin tamamlandığı yönündeki haberlerden önce ise Musk’ın şirketin borçlarını ödemek için çalışanların yüzde 75’ini işten çıkaracağı yönünde iddialar ortaya atılmıştı.
Bloomberg’te yer alanhaberegöre çalışanlarla bir araya gelen Musk bu söylentileri yalanladı ve bu kadar büyük bir kesintiye gitmeyeceğini söyledi.
Musk, Twitter'ı satın alma nedenlerinden bir tanesinin de “Ortak bir dijital kent meydanına sahip olmanın uygarlığın geleceği için önemli olması” olduğunu yazdı.
Dünyanın en zengin insanı, şirketin merkezine elinde lavaboyla girdiği bir video paylaşmış, Twitter’daki profilindeki açıklama kısmında ise "Chief Twit" (Twit Şefi) ifadesine yer vermişti.
Musk’ın Twitter’daki yatırımları başlangıçta kamuoyunun gözünden kaçtı.
Ocak ayında düzenli hisse alımları yapmaya başlayan Musk, Mart ayının ortasına gelindiğinde şirkette yüzde 5’lik hisseye sahip oldu.
Nisan ayında Twitter’ın en büyük hissedarı ortaya çıktı. Ay sonunda ise şirketi 44 milyar dolara satın almak üzere bir anlaşmaya vardı.
Sahte hesapları temizlemek ve Twitter’ı özgür konuşma platformu haline getirmek istediğini söyledi.
Ancak Mayıs ayı ortasında platformdaki sahte hesap sayısının Twitter'ın iddia ettiğinden daha fazla olduğunu yönündeki endişelerini ortaya çıkararak, satın alma yönündeki fikrini değiştirmeye başladı.
Temmuz ayında şirketi satın almak istediğini söyledi. Twitter ise Musk’ın yasal olarak şirketi satın almak konusunda kararlı olduğunu öne sürdü.
En nihayetinde platform, anlaşmayı kabul etmesi talebiyle Musk’adava açtı.
Ekim ayı başında ise Musk, yasal sürecin durdurulması şartıyla devir işlemlerini yeniden başlattı. | Teknoloji, Twitter, Elon Musk, Girişimcilik |
Deepfake: 'Yüzümü porno videosunda kullandılar' | Sarah McDermott ve Jess Davies, BBC News
İzniniz olmadan yüzünüzün dijital olarak bir porno videosuna eklendiğini ve bu videonun internette paylaşıldığını düşünebiliyor musunuz? Kate Isaacs tam olarak bunu yaşadı ve kendi deneyimini anlatıyor.
Kate, bir akşam Twitter hesabına bakarken bildirimlerinde rahatsız edici bir videoya denk geldi.
O anı ilk defa açık bir şekilde anlatan Kate, "Birden paniğe kapıldım. Biri yüzümü alıp bir porno videosuna yapıştırmıştı" diyor.
Kate, deepfake teknolojisinin mağduru olmuştu.
Biri yapay zeka teknolojisiyle onun yüzünü bir porno yıldızının yüzünün üstüne yapıştırmıştı.
Kate, videonun daha önce televizyonda gösterilen röportajlarından görseller alınarak yapıldığını düşünüyor.
İnsanların rızası olmadan yapılan porno videolarına karşı kampanyalar yürüten Kate, videoda seks yapıyormuş gibi gösteriliyordu.
"İnanamadım. Doğru dürüst düşünemez oldum" diyor Kate ve ekliyor:
"Çok korkunçtu. Videonun her yerde paylaşılacağını düşündüm."
Geçmişte deepfake videolarında ünlülerin ve siyasetçilerin yüzleri kullanılırdı.
Videolar her zaman porno videosu da olmuyordu, bazen komedi videoları yapılıyordu.
Ancak son yıllarda bu değişti. Sibergüvenlik şirketi Deeptrace'e göre deepfake videolarının yüzde 96'sı pornografik videolardan oluşuyor.
İntikam almak için yapılan pornografik videolarda da olduğu gibi deepfake teknolojisiyle yapılan filmler, görüntüye dayalı cinsel istismar olarak tanımlanıyor.
30 yaşındaki Kate, 2019 yılında #NotYourPorn (Senin Pornon Değil) kampanyasını başlattı.
Bir yıl sonra Kate'in kampanyaları sayesinde "yetişkin eğlence sitesi" Pornhub, doğrulanmamış kullanıcılar tarafından yüklenen tüm videolarını kaldırmak zorunda kaldı. Bu, sitedeki videoların neredeyse tümüydü.
Kate, kendisine karşı deepfake teknolojisini kullanan kişinin bu kampanyaya cevaben böyle bir şey yaptığını düşünüyor ama bu kişinin kim olduğuna dair hiçbir fikri yok.
Videonun çok inandırıcı bir şekilde yapıldığını söyleyen Kate, insanların sahte olduğunu anlamayacağından korktuğunu paylaşıyor.
Kate, bir süre sonra insanların videonun altına tehditkar yorumlar bırakmaya başladığını, bazısının Kate'i evine kadar takip edeceğini, ona tecavüz edeceğini, saldırı anını filme çekeceğini ve internette yayımlayacağını söylediğini anlatıyor.
Kate, ev ve iş adresinin bile videonun altına eklendiğini söylüyor.
"Paranoyak oldum. Kim benim adresimi biliyordu ki? Acaba tanıdığım birisi mi diye düşünmeye başladım" diyen Kate sözlerini şöyle sürdürüyor:
"Gerçekten tehlikede olduğumu düşündüm."
Kate'in bir iş arkadaşının videoyu Twitter yetkililerine bildirmesiyle video sosyal medya platformundan kaldırıldı.
Ancak bir deepfake videosu internette paylaşıldığında onu tamamen yok etmek çok zor.
Uzmanlar, deepfake olayına maruz kalanların kanıt toplayıp bunu bir an önce polise bildirmesini öneriyor.
Deepfake videoların yapımı için çevrim içi forumlarda ciddi bir talep var.
İnsanlar, eşlerinin, komşularının, meslektaşlarının ve ailelerinin bile deepfake videolarda kullanılmasını talep ediyor.
İngiltere'de yaşayan ve BBC'ye gerçek ismini vermeyen bir deepfake video yapımcısı, ilk başta ünlülerin videolarını yaparak başladığını anlatıyor.
Görkem ismini kullanan yapımcı, insanların bu videolar sayesinde "daha önce mümkün olmayan bir şekilde fantezilerini tatmin ettiğini" söylüyor. Daha sonra çekici bulduğu kadınların ve iş arkadaşlarının videolarını yapmaya başladığı anlatıyor:
"Biri evliydi diğerinin de ilişkisi vardı. Bu kadınların deepake videolarını yaptıktan sonra ofise gitmek tuhaf bir duyguydu ama hiçbir şey olmamış gibi davrandım ve sinirlerime hakim oldum."
Hobi olarak yaptığı bu işten para kazanabileceğini anlayan Görkem bir süre sonra internet üzerinden sipariş almaya başladığını anlatıyor.
Görkem, kadınların sosyal medya hesaplarından fotoğraflar toplamaya başladığını, bir defasında Zoom görüşmesinden aldığı görüntülerle bile video yaptığını söylüyor:
"Kadınların doğrudan kameraya baktığı görüntüler benim için çok faydalı. Algoritma böylece bu görüntüleri kullanarak onların yüzünü kullanabiliyor."
Görkem, "bazı kadınların" deepfake işleminden psikolojik olarak olumsuz etkilenebileceğini kabul etse de genel olarak kadınları nesnelleştirme eyleminin zararlarını çok umursamıyor.
Görkem, "Bu ben değilim, sahte bir video deyip hayatlarına devam edebilirler. Ahlaki açıdan beni durduracak hiçbir şey olduğunu düşünmüyorum" diyor ve devam ediyor:
“Bir komisyondan para kazanacaksam bunu yaparım, düşünmeme bile gerek yok."
Deepfake videolarının standardı yapımcının deneyimi ve teknolojiye göre değişebiliyor.
Ancak dünyanın en büyük deepfake porno sitelerinden birini işleten bir başka adam, artık videolarda görsellerin manipüle edilip edilmediğini anlamanın çok zor olduğunu söylüyor.
ABD'de yaşayan bu adam, yaklaşık 20 bin videonun yüklü olduğu internet sitesini ayda 13 milyon kişinin ziyaret ettiğini söylüyor. | Teknoloji, İngiltere, Siber saldırı, Siber suç, Bilgisayar güvenliği, Yapay zeka |
Dev yosun tarlaları küresel ısınmayı yavaşlatabilir mi? | David Reid ve Justin Rowlatt |BBC News İklim ve Bilim
Afrika ve Güney Amerika arasında Güneydoğu Anadolu bölgesi büyüklüğünde dev bir yosun tarlasının yüzdüğünü hayal edin.
Okyanusta doğal bir şekilde süzülürken her yıl atmosferden milyarlarca ton karbonu emerek zararsız bir şekilde denizin dibine gönderiyor.
Kulağa fantastik mi geliyor? Belki… Ama bir İngiliz işadamı bunu 2026’ya kadar hayata geçirmeyi planlıyor.
Bilim insanları küresel karbon salımını azaltmanın iklim değişikliğiyle mücadele için yeterli olmayacağını, bu nedenle atmosferden karbon çeken yöntemlerin geliştirilmesinin hayati öneme sahip olduğunu söylüyor.
Fakat atmosferden karbon çekmek için denenen yöntemler bugüne kadar hep küçük çaplı kaldı ve başarısı da aynı oranda sınırlı oldu.
Bu yöntemlerin işe yaraması için iddialı, büyük ve yatırımcılar için cazip olması gerekiyor.
İngiliz işadamı John Auckland’ın Seafields projesi sadece atmosferdeki karbonu okyanus tabanına göndermeyi hedeflemiyor, aynı zamanda bu faaliyetle elde edeceği karbon kredisini diğer şirketlere satarak para kazanmayı da amaçlıyor.
55 bin kilometrekarelik bir alana yayılması planlanan bu dev yosun tarlası, başarılı olursa her yıl atmosferden bir milyar ton karbon çekecek.
Dünya çapında atmosfere 50 milyar ton karbon salındığı tahmin ediliyor.
Yani bu proje salınan karbonun yüzde 2’sini tek başına atmosferden geri alabilecek.
Deniz biyoloğu Victor Smetacek’in fikirlerinden ilham alan bu proje şimdi Karayipler’de ve Meksika’da test ediliyor.
Seafields’ın Bilimsel Kurucu sıfatını verdiği Prof. Smetacek, yosunların denizlerdeki dairesel akıntıların ortasında büyüme potansiyelinin kendisini şaşkınlığa düşürdüğünü söylüyor:
“Bu döngüsel akıntılar her şeyi merkezlerinde topluyor.
“Bugüne kadar daha çok okyanuslardaki dev plastik çöp adalarına yol açmalarıyla ünlenmişlerdi.”
John Auckland, bu akıntıların aynı şekilde yosunları da dağılmadan bir arada tutabileceğini anlatıyor, bir şekilde tarladan uzaklaşan yosunların da beslenemedikleri için öleceğini belirtiyor.
Haklı olsa iyi olur.
Çünkü kıyıya vurunca pis bir koku yayan bu yosun türü yıllardır Karayipler’deki turizme zarar veriyor.
Seafields ekibi, tarla için gerekli besinleri okyanusun daha alt kesimlerinden ince borularla yukarı taşımayı hedefliyor.
Tropik bölgelerde güneş ışınları daha kuvvetli olduğu için deniz suyu daha çok buharlaşıyor ve bu yüzden denizin üst katmanları çok tuzlu ve besinsiz oluyor. Bu yüzden buralara “okyanusların çölü” deniyor.
Altlarında ise besin açısından zengin olan su tabakası bulunuyor. Prof. Smetacek’in planı enerji kullanımı gerektirmeyecek bir devridaim sistemiyle aşağıdaki soğuk ve besleyici suyun yukarı çıkmasını, burada ısındıktan sonra da tekrar aşağı gönderilmesini sağlamak.
Bu devridaim sisteminin ilk deneyleri 2023’te başlayacak. Planın en kritik aşaması bu olduğu için o ana kadar gerilim yüksek olacak.
İlk olarak 1956’da teorik olarak bahsedilen bu yöntem, ilerleyen yıllarda pratikte de hayata geçirildi. Fakat bunların hiçbiri Seafields boyutlarında değildi.
Bu yöntem başarılı olursa sargassum yosunu hızla çoğalabilir. Prof. Smetacek “İnanılmaz bir büyüme hızları var. 10 günde bir kütleleri ikiye katlanıyor” diyor.
Planlara göre otomatik balya sistemleri büyüyen yosunları balyalayacak ve okyanus tabanına yollayacak.
Orada oksijen miktarı çok düşük olduğu için bu balyalar çürümeyecek ve içlerindeki karbon yüzlerce, belki de binler yıl atmosfere geri karışmayacak.
Seafields’ın finansörleri bunun sadece atmosfer için değil, banka hesapları için de kârlı olmasını umuyor.
Planları, deniz tabanına gönderilen karbon miktarı kadar, şirketlere karbon salım hakkı satmak.
Havayolları gibi karbon salımını azaltması çok zor olan şirketler, yükümlülüklerini yerine getirebilmek için bu tür krediler satın alıyor.
Karbon piyasasını eleştirenlerse bu motivasyonla hareket eden şirketlerin abartılı vaatlerle gelip bunları yerine getiremediğine dikkat çekiyor.
Bu da bizi başlangıç noktamıza geri götürüyor: Seafields’ın laboratuvarda umut vadeden bu planı okyanusun ortasında da işler mi?
East Anglia Üniversitesi’nde iklim değişikliği üzerine çalışan akademisyen Dr. Nem Vaughan “Ben sıkıcı bir bilim kadınıyım. Milyarlarca ton karbonun atmosferden gerçekten çekilebileceğini söylemeden önce daha fazla veri ve daha fazla araştırma görmek isterim” diyor.
Dr. Vaughan bu yöntemin biyolojik sistemler üzerinde büyük etkisi olmasından endişe duyuyor.
Seafields Güney Atlantik’e büyük zarar verebilecek bu yosun kütlesini güvenli bir şekilde ihtiva edebilir mi? Devridaim sistemi fırtınalardan sağ çıkabilir mi?
Vaughan “Büyük bir fırtınanın ardından kıyılara tonlarca plastik borunun vurması kimseyi mutlu etmez” diyor.
Küresel ısınmayla mücadele etmenin teknolojik açıdan daha basit yolları da var. Örneğin daha fazla ağaç ekmek, karbonu doğal olarak tutan turbalıklar gibi bölgeleri korumak ve Dr. Vaughan’a göre hepsinden önemlisi de “Karbonu atmosfere salmamak”:
“Fosil yakıtları çıkarmayı bırakın. Karbonu atmosfere salmamak, saldıktan sonra geri yakalayıp yere indirmeye çalışmaktan çok ama çok daha kolay.”
John Auckland da iş planlarının bazı parçalarının henüz test edilmemiş unsurlar içerdiğini kabul etse de bunun denemeye değer olduğunu düşünüyor:
“Her gün yatırımcıların daha riskli şeylere para yatırdığını görüyorum.
“İklim krizini çözerek büyük kârlar elde edebiliriz.
“Bunu riskli diyerek bir kenara itemeyiz. Herkes böyle düşünürse bu büyüklükteki bir çözüm yöntemi üzerine kimse çalışmaz.” | Doğa, Latin Amerika, İklim değişikliği, Teknoloji, Bilim, Doğal çevrenin korunması, Afrika |
Damien Hirst, NFT’si satılan yüzlerce eserini yakıyor | İngiltere'nin önde gelen çağdaş sanatçılarından Damien Hirst, NFT’si satılan yüzlerce eserini yakmaya başladı.
Sanatçı, son koleksiyonuna ait eserlerin isteyenlere fiziksel isteyenlere NFT olarak takdim edileceğini, NFT’si seçilenlerin fiziksel eserlerinin yakılacağını duyurmuştu.
Londra’daki Newport Street Galerisi, eserleri satın alan 5.149 kişinin orijinal olanlarını 4.851 kişinin ise dijital sertifika olarak tanımlanabilecek NFT’yi tercih ettiğini açıkladı.
Hirst’ün yakacağı eserlerin toplam değerinin 10 milyon sterlin olduğu tahmin ediliyor.
Eserlerini yakmaya başlayan sanatçı, nasıl hissettiği sorusuna, “Gayet iyi hissediyorum, beklediğimden iyi” yanıtını verdi.
Hirst, NFT koleksiyonunu geçen yıl başlattı, bu kapsamda 10 bin fiziksel esere denk gelen 10 bin NFT üretti.
Renkli noktaların yer aldığı her bir eserin NFT’si 1.800 sterline satıldı.
NFT’si tercih edilen bütün eserler Newport Street Galerisi’ndeki sergi 30 Ekim’de kapanana kadar yakılacak.
Bazı eleştirmenler ise enflasyonun ve geçim sıkıntısının yükseldiği böyle bir dönemde Hirst’in değerli eserlerini yakmasını eleştirdi.
Time Out dergisinden yazar Eddy Frankel, Hirst’ü gerçek dünyadan kopuk olmakla suçlayarak, “Eğer kendi evinizde ısınmaya paranız yetmiyorsa Newport Street Galerisi’ne gidin, hem giriş ücretsiz hem de yanan 20 bin sterlinlik eserler ile tatlı bir sıcaklığa kavuşacaksınızdır” dedi. | Teknoloji, Kültür-Sanat, Londra, İngiltere, Sanat |
Bruce Willis, yüz haklarını 'deep fake' şirketine sattığı yönündeki haberleri yalanladı | Ben Derico & James Clayton,BBC News, San Francisco
Bruce Willis'in menajeri, ünlü Hollywood aktörünün, yüz haklarını sattığı yönündeki iddiaları reddetti.
Geçtiğimiz hafta Willis’in yüzünü “deep fake” şirketi Deepcake’e sattığı yönünde haberler çıkmıştı.
“Deep fake” teknolojisiyle, yapay zeka ve makine öğrenme yöntemleriyle veritabanındaki surat ve seslerden gerçekçi videolar üretilebiliyor.
Aktörün menajeri, BBC’ye yaptığı açıklamada şirketle herhangi bir “anlaşmanın ya da işbirliğinin” olmadığını söyledi.
Deepcake şirketinin bir temsilcisi de, Willis’in yüz haklarının sadece aktörün kendisinde olduğunu belirtti.
Konuşma zorluğu teşhisi konan Willis, Mart ayından oyunculuktan emekli olduğunuaçıklamıştı.
Deepcake ile Willis arasındaki anlaşmayla ilgili ilk haber, 27 Eylül’de İngiliz Daily Mail gazetesinde yer aldı.
Haberde, Willis’in yüz haklarını şirkete satmasının ardından filmlerde yine yer alabileceği iddia edildi.
Telegraph da dahil olmak üzere diğer pek çok yayın da iddialara haberlerinde yer verdi.
Telegraph, haberi okurlarına, “Bruce Willis, ekranda kullanılmak üzere 'dijital bir ikizinin' yaratılmasına izin veren ilk Hollywood yıldızı oldu” ifadeleriyle sundu.
Ancak bu gerçekleşmeyecek gibi duruyor.
Gerçek olan şu ki, geçtiğimiz yıl Rus bir telekomünikasyon şirketi olan Megafon’un reklamı için Willis’in “deep fake” görüntüsü kullanılmıştı.
Reklamda kullanılan teknolojiyse Deepcake şirketi tarafından yaratılmıştı.
BBC’ye konuşan Deepcake şirketi, reklam için Willis’in ekibiyle yakın bir çalışma yapıldığını söylemişti.
Şirket, “Willis, dijital ikizini yaratmak için izin ve birçok materyal verdi” demişti.
Deepcake, ünlüler ve tarihi kişilerin yüksek çözünürlüklü hallerinin yer aldığı bir kütüphaneye sahip olduğunu söylüyor.
Ancak BBC'ye konuşan Willis'in menajeri, "Lütfen Bruce'un Deepcake şirketi ile hiçbir ortaklığı veya anlaşması olmadığını bilin" dedi.
BBC, Willis'in temsilcisine Deepcake ile çalışıp çalışmadığını sordu ancak bununla alakalı henüz bir yanıt alamadı.
Deepcake'den yapılan açıklamada da, Bruce Willis'in yüzünün haklarını satın aldığına dair haberlerin doğru olmadığı belirtildi. | Teknoloji, Film, Yapay zeka, Sanat |
Netflix, kendi oyun stüdyosunu kuruyor | Netflix, Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de kendi video oyun stüdyosunu kuracağını açıkladı.
Stüdyonun başına daha önce Zynga ve Electronic Arts oyun şirketlerinde yöneticilik yapmış olan Marko Lastikka geçecek.
Daha önce Oxenfree gibi bazı küçük oyun şirketlerini bünyesine katan Netflix, sıfırdan kendi oyun şirketini kurmaya karar verdi.
Netflix’in oyun biriminin başkan yardımcısı olan Amir Rahimi, dünya çapında bir oyun şirketi kurma vizyonuna sahip olduklarını söyledi.
Rahimi, stüdyonun reklam ve uygulama içi satın alma içermeyen orijinal oyunlara hayat vereceğini aktardı.
Netflix geçen yılın sonunda Netflix Games adındaki oyun platformunu devreye sokmuştu.
Bu yılın ikinci çeyreğinde bir milyona yakın üyesini kaybettiğini açıklayan Netflix, oyun sektöründe daha çok büyümek niyetinde.
Finlandiya, çok sayıda girişimin, teknoloji ve oyun şirketinin yer aldığı bir ülke.
Netflix, daha önce Helsinki’de bulunan ve Stranger Things dizisinin oyununu üreten Next Games şirketini satın almıştı.
Netflix aynı zamanda League of Legends oyununu temel alan Arcane adlı diziyi ve Cyberpunk: 2077 oyununu temel alan Cyberpunk: Edgerunners dizisini yaratmıştı.
Şimdi de Ubisoft’un Assassin's Creed adlı oyununu diziye çeviriyor.
Sektör analisti Eric Seufert, oyunların telif haklarını satın alarak diziye çevirmenin pahalı olduğunu hatırlatıyor.
Seufert, Netflix’in kendi stüdyosunu kurmak hamlesiyle yarattığı oyunları içerik dünyasının ve Netflix evreninin bir parçası haline getirmeye niyeti olduğunu aktardı. | Teknoloji |
Grand Theft Auto: Yeni oyunun görüntüleri internete sızdırıldı | Bilgisayar oyunu Grant Theft Auto’nun (GTA) geliştiricileri, oyunun son versiyonuna ait 90’dan fazla görselin hackerlar aracılığıyla internete sızdırıldığını söyledi.
Sızdırılmış görüntüler Pazar günü önce forumlarda daha sonra da sosyal medyada yayımlandı.
Oyunu üreten Rockstar Games, “ağ saldırısının” nasıl gerçekleştiğinin hala belirsiz olduğunu belirtirken görüntülerin de çalındığını da doğruladı.
Görüntüler, “teapotuberhacker” adlı bir kullanıcı tarafından GTAForums sitesine yüklendi.
Hacker, şirket içi haberleşme uygulamalarından Slack’in kanallarına sızdığını iddia ederken, yöneticileri de daha fazla sızıntı olmaması için müzakere etmeye çağırdı.
Gerek GTA 5 gerekse de GTA 6’ya ilişkin sızabilecek kaynak kodları, veriler ve testler, şirketin faaliyetlerine zarar verebilir.
Forumda hacker tarafından yapılan ilk paylaşım yöneticiler tarafından derhal kaldırılsa da, söz konusu görüntüler sosyal medyada hızlıca yayıldı.
Rockstar’ın, görüntülerin YouTube ve Twitter tarafından kaldırılması yönünde talepte bulunduğu belirtildi.
Sızdırılan görüntülerde oyunun animasyon testleri yer aldı.
Uzun süredir oyunda ilk kez bir kadın kahramanın yer alacağı söylentiler arasındaydı. Paylaşılan görüntüler de bu söylentileri doğrulamış oldu.
Ayrıca yine görüntülere göre oyun 2002’de yayımlanan GTA: Vice City’deki gibi yine Miami’de geçecek.
Pazartesi günü şirket tarafından yapılan açıklamada, “oyunun yeni versiyonuna ilişkin görüntülerin bu şekilde paylaşılmasından duyulan büyük üzüntü” ifade edildi.
Rockstar Games, oyunla ilgili çalışmaların planlandığı gibi sürdüğünü belirtti.
Şirket, yeni oyunun geliştirildiğini bu yılın başlarında duyurdu. Bu duyuru şirket hisselerinde yüzde 7'lik bir artışa yol açtı. Teknoloji çevreleri ise oyunun 2024 ya da 2025’te yayımlanmasını bekliyordu.
Oyunun yayımlanmasını bekleyen bazı kullanıcılar, yaşananların oyunun yayın tarihini de etkileyebileceğini düşünüyor.
Ancak şirket, devam eden geliştirme projelerinin uzun vadeli olarak etkilenmesinin beklenmediğini söyledi.
Rockstar Games’i içinde bulunduran çatı şirket Take-Two Interactive Software Inc'in hisseleri, hafta sonu yaşanan olayın ardından piyasa öncesi işlemlerde Pazartesi günü yaklaşık yüzde 6 değer kaybetti.
Reuters’a konuşan Jefferies Bank’ın bir analisti, “Gördüklerimizden hareketle oyun, birçok kişinin beklediğinden daha ileride” dedi ve sızıntının oyun satışlarını etkilemeyeceğini düşündüğünü söyledi.
2013 yılında yayımlanan oyunun son versiyonu GTA 5, dünya çapında 170 milyondan fazla kopya satarak, tüm zamanların en başarılı oyunu unvanını elde etti.
Oyunun çevrimiçi versiyonun 2020 yılında, 900 milyon dolardan fazla gelir elde ettiği tahmin ediliyor. | Teknoloji, Amerika Birleşik Devletleri, Şirket Haberleri, Bilgisayar güvenliği, Internet |
Ethereum, enerji tüketimini yüzde 99,9 oranında azaltmaya hazırlanıyor | Dünyadaki ikinci büyük kripto para birimi Ethereum, enerji tüketimini yüzde 99,9 oranında azaltmak için yeni bir operasyon sistemine geçmeye hazırlanıyor.
The Merge (Birleşim) adlı bu değişim, kripto parayı çevreye zararlı olduğu gerekçesiyle eleştirenleri de para birimine destek vermeye ikna etmeyi hedefliyor.
Ethereum'un şu anda orta boylu bir ülke kadar enerji tükettiği düşünülüyor.
Bu değişimin ardından dünyanın en büyük kripto para birimi olan Bitcoin ve diğer çeşitli kripto para birimlerinin enerji tüketiminde bir değişiklik olması beklenmiyor.
2014'te kurulan Ethererum'un kurucu ortağı Vitalik Buterin, The Merge değişiminin şirketin stratejisinin hep bir parçası olduğunu ancak teknik zorlukları yüzünden birçok kez ertelendiğini söylüyor.
The Merge işlemi bir gökdelenin temelini bina ayakta duruyorken değiştirmeye benzetiliyor.
Ethereum blok zinciri yalnızca Ethereum para birimini değil, aynı zamanda milyonlarca dolar değerindeki diğer kripto paralarını ve ürünlerini de destekliyor.
The Merge değişimi sırasında ters giden bir şey olursa dünyanın en önemli kripto para ekosistemlerinden biri tehlikeye atılmış olur.
Fakat bir hata olmazsa tüketicilerin değişimi hiç fark etmeyeceği öngörülüyor.
Ethereum Vakfı'nda araştırmacı olan Justin Drake, "Bu çok heyecan verici ve önemli bir başarı. Elbette her şey tam olması gerektiği gibi ilerlemeyebilir, ama bu zaten hesapladığımız bir olasılık. Ağımızda herhangi bir çöküş yaşanması durumunda işleme devam etmemiz için yeterli alt yapımız var" diye konuştu.
The Merge çalışmaları devam ediyor ve işlemin Perşembe günü tamamlanması bekleniyor.
Ethereum blok zinciri yapılan tüm işlemleri kaydeden dev ve değiştirilmesi mümkün olmayan bir veri tabanı.
Bu veri tabanını bugüne kadar çok güçlü bilgisayarları olan gönüllüler güncelledi ve sürdürdü.
Bu gönüllülere çalışmaları karşılığında kripto para verildi.
Proof of Work (İşin Kanıtı) adlı bu sistem aslında kripto madencilik olarak biliniyor ve Bitcoin, Ethereum, Dogecoin ve Litecoin gibi birçok blok zinciri tarafından kullanılıyor.
The Merge değişimiyle Ethereum'un Proof of Work blok zinciri Proof of Stake adlı yeni bir sistem ile birleştirilecek.
2020'den beri çalışan Proof of Stake, bir blok zincirinin sürdürülebilmesi için gerekli olan bilgisayar sayısını çok büyük oranda azaltıyor.
Bilgisayar sistemlerini sağlayan kripto madencilerin yerini ise çok daha düşük sayıdaki kripto yatırımcılar alıyor.
Bu yatırımcılar herhangi bir hata yaptıkları durumda o işlem için almaları gereken kripto paraları kaybediyor.
Proof of Stake, Ethereum'un hem tükettiği enerji miktarını hem de gönüllülere dağıtılan kripto para sayısını azaltacak.
Ethereum'un kurucuları böylece dolaşımdaki kripto paranın da azalacağını söylüyor.
Proof of Stake'in, Ethereum blok zincirinin sürdürülebilmesi için gerekli olan bilgisayar sayısını ve bu bilgisayarların tükettiği enerji miktarını düşürmesi bekleniyor.
İşlemler için çok güçlü grafik işlem birimleri olan, pahalı bilgisayarlardan ziyade normal laptoplar da kullanılabilecek.
Ethereum Vakfı, Ethereum blok zincirinin Haziran ayında Hollanda'nın tamamı ile aynı düzeyde elektrik tükettiğini tahmin ediyor.
Vakıf, Proof of Stake'e geçişin enerji tüketimini yılda 112 terawatt saatten, bunun yüzde 0,01'ine düşüreceğini tahmin ediyor.
The Merge, Ethereum'un kripto madencilerini zor bir seçim ile karşı karşıya bırakıyor.
Son dönemde birçok kripto para biriminde yaşanan sıra dışı değer kaybı kripto madenciliği zaten zor duruma sokmuştu.
Diğer taraftan küresel enerji fiyatları da hızla yükseliyor.
Ethereum madencilerinin bilgisayarlar sistemleri aracılığıyla para kazanmak için yeni yöntemler bulması, veya bu bilgisayarları satması gerekecek.
Dubai merkezli kripto madencilik şirketi Prima Technologies, Ethereum grafik işleme ünitesi bilgisayarlarından vazgeçip Bitcoin madenciliği yapmak için daha maliyetli ve çok daha fazla enerji tüketen bilgisayarlara on binlerce dolarlık yatırım yapıyor.
Şirket sözcüsü Ammar Lashkari, "Bu çok zor bir karar çünkü başka hiçbir Proof of Work, Ethereum kadar kârlı değil. Birkaç Ethereum bilgisayarı tutup alternatif kripto paralar için madencilik yapacağız. Ama bir yandan Bitcoin'e doğru yöneleceğiz" diyor.
İngiltere'de Easy Crypto Hunter adlı şirketin yöneticisi Josh Riddett ise bu değişim sayesinde henüz popüler olmayan kripto para birimlerinin daha kârlı bir hale gelmesini öngörüyor. | Teknoloji, Kripto para |
Twitter yatırımcıları şirketin Musk'a satışını onayladı, taraflar Ekim'de hakim karşısına çıkıyor | Twitter’ın hissedarları, şirketin Elon Musk’a 44 milyar dolar bedelle satışına ona verdi.
Bu karar, şirketi satın almaktan vazgeçtiğini açıklayan Musk ile mahkemede karşı karşıya gelinmesine onay anlamına da geliyor.
Twitter yatırımcılarının katıldığı, kısa süren bi konferans görüşmede satış onaylandı.
Elon Musk, Twitter'ın anlaşmanın gereklerine uymadığını, platformdaki sahte veya spam hesaplarla ilgili yanlış bilgi verildiğini savunuyordu.
Twitter ise reklam görebilen günlük aktif kullanıcıların yalnızca yüzde 5’inin ‘bot’ olduğunu iddia ediyor.
Sosyal medya devinin hisselerinin bugünkü piyasa değeri 32 milyar dolar civarında bulunuyor.
Twitter yönetimi Musk’ın 44 milyar dolarlık teklifini geri çekemeyeceğini savunuyor.
Yatırımcıların satışı onaylaması, şirket yönetiminin mahkemeye gitme kararına da yeşil ışık anlamına geliyor.
Taraflar Ekim ayında Delaware eyaletinde hakim karşısına çıkacak.
Bir hakim, Musk’ın şirketi teklif ettiği fiyattan alıp almayacağına karar verecek.
Musk’ın hukuk ekibinin bu davada önemli bir tanığı bulunuyor.
Şirketin eski siber güvenlik müdürü Pieter Zatko, Washington’da Senato Adalet Komisyonu karşısına çıktı.
Twitter’ın güvenlik standartları anlamında 10 yıl geride olduğunu iddia eden eski çalışan, şirketin halkı yanlış yönlendirdiğini öne sürdü.
Pieter Zatko, Musk’ın savunmasında da önemli bir isim olabilir.
Eski çalışan, platfromda açıklanandan daha fazla sahte veya spam hesap olduğu iddiasını desteklemişti.
Zatko komisyon oturumunda bu konuyla ilgili ayrıtıya girmedi.
Ancak verdiği ifadenin, Musk - Twitter davasında kullanılabileceği bir hakim tarafından onaylandı.
Twitter yönetimi Zatko’nun iddialarının yalan olduğunu, şirketten kovulan bir çalışan olduğunu açıkladı. | Teknoloji, Ekonomi, Twitter, Elon Musk, Sosyal medya, Yargı |
iOS 16: Apple'ın yeni güncellemesinde hangi yenilikler var? | Apple’ın iPhone ve akıllı saatler için geliştirdiği işletim sistemi güncellemeleri yayımlandı.
Şirketin Haziran ayındaki konferansında duyurulan iOS 16 ve watchOS 9 yazılım güncellemeleri 12 Eylül akşamından itibaren Türkiye'den indirilebiliyor.
2017’de çıkan iPhone 8 veya daha yeni modellerindeki tüm telefonlar iOS 16'yı yükleyebilir.
2018’de çıkan Series 4 veya daha yeni modellerdeki tüm saatlere de watchOS 9'u yüklemek mümkün.
Güncellemeyle birlikte iPhone’un kilit ekranında daha fazla kişiselleştirme mümkün hale geldi.
Bildirimlerin kilit ekranındaki görünümüne de bazı değişiklikler geldi.
Daha önce kilit ekranının üst kısmında tarih, saat ve bir dizi bilgi görüntülenebiliyordu.
Son güncellemeyle birlikte saatin yazı tipi ve rengi değiştirilebiliyor, tarihin yanına başka bilgiler eklenebiliyor, kalan pil yüzdesi görüntülenebiliyor ve duvar kağıdı 3D efektli fotoğraflardan oluşan bir slayt gösterisi haline getirilebiliyor.
Birden fazla kilit ekranı hazırlamak da mümkün hale geldi.
iOS16 ile Apple'ın mesajlaşma uygulaması Mesajlar üzerinden gönderdiğiniz bir mesajı yeniden düzenlemeniz ya da geri çekmeniz mümkün.
O anda mesaja yanıt veremeyecekseniz, mesajı görüntülenmemiş olarak işaretleyebiliyorsunuz.
iPhone'un yeni güncellemesiyle yüzünüz veya parmak izinizle kimliğinizin doğrulandığı dijital şifreler, parola yerine internet sitelerinde, uygulamalarda ve diğer hizmetlerde oturum açmak için kullanılabiliyor.
iPhone ile önce bir QR kodunu tarayarak, ardından yüzünüz veya parmağınızla kimliğinizi doğrulayarak, markası Apple olmayan akıllı televizyon gibi ürünlere giriş yapmak da mümkün.
Bu şifreler iCloud Anahtar Zinciri ile senkronize edilebiliyor ve böylece iPhone'unuzu kaybederseniz veya bozarsanız da kurtarılabiliyor.
İnsanlar, hayvanlar, bitkiler ve nesneleri fotoğrafın geri kalanından ayırıp, diğer uygulamalar ya da mesajlarda paylaşmak artık mümkün.
Fakat bunun için iPhone XS ya da daha üst model bir telefonunuzun olması gerekiyor.
Ayrıca klavyede yazı yazarken, sesli kayıt göndermek ya da sesli emojiler eklemek de mümkün.
Çeviri uygulaması, metni canlı çevirmek veya fotoğraflarda metin bulmak için kamerayı kullanıyor.
Güvenlik Kontrolü sayesinde, aile içi şiddet durumlarındaki kişilerin başkalarına verdikleri erişimi azaltmaları ve iptal etmeleri mümkün hale geldi.
Güvenlik Kontrolü sıfırlama sistemi ile istemediğiniz kişilerin uygulamalarınıza erişimini engelleyebiliyor, Mesajlar ile FaceTime'ı kısıtlayabiliyorsunuz.
Saatlerde üç farklı ekran kullanmak mümkün.
Aktif olarak kullandığınızda bildirimler artık ana ekranı ele geçirmek yerine iPhone'da olduğu gibi genişletilebilen daha küçük semboller olarak görünüyor.
Arka planda çalışan uygulamalar ise daha belirgin hale geliyor.
Antrenman uygulamasında da çeşitli iyileştirmeler söz konusu. Saat, adım uzunluğu, yerle temas süresi ve kalp atış hızı bölgeleri gibi daha fazla ölçümü gösteriyor.
Koşma, bisiklete binme ve yüzme arasındaki geçişler gibi çoklu sporlar desteklenirken, gelişmiş antrenman özetleri artık daha fazla ayrıntı veriyor.
Sağlık uygulamasıysa eğer kullanıyorsanız size ilaç almanızı hatırlatabiliyor. | Teknoloji, Apple |
Apple iPhone 14, Watch Ultra ve yeni Airpods Pro’yu tanıttı | Apple dün akşam iPhone 14 ve Pro serisi telefonlarını, Watch 8 ve Watch Ultra’yı ve Airpods Pro’nun yeni versiyonunu tanıttı.
Şirket Türkiye mağazasında sattığı ürünlere de kur artışı nedeniyle zam yaptı, iPhone 13 512GB'ın fiyatı 7 bin 499 TL zamla 35 bin 899 TL'ye çıktı.
iPhone 14’ün Mini versiyonu bu yıl piyasaya sürülmezken Plus ve Pro versiyonları tüketicilerle buluşacak.
Etkinlikte tanıtılan ürünleri inceledik.
Apple’ın akıllı saatinin 8. versiyonunda araç kazası tespiti, vücut ısısı sensörü ve yumurtlama dönemi tespiti gibi özellikler yer alıyor.
Saatin pil ömrünün uzatıldığı düşük enerji modu da ilk güncellemeyle birlikte kullanıma açılacak.
Apple yöneticisi Jeff Williams “Kadın sağlığına yönelik özelliklerimizi daha da geliştiriyoruz” dedi.
Şirkete göre yumurtlama dönemi tespiti, hamile kalmak isteyen kadınların işini kolaylaştırabilir.
Yeni saat bunu gece uyurken beş saniye bir vücut ısısını ölçüp küçük değişimleri algılayarak yapıyor.
Araç kazası tespiti özelliği ise, saatin sensörleriyle tespit edildikten sonra ilkyardım görevlilerine otomatik bildirimde bulunuyor.
Düşük enerji özelliği de saatin bazı özelliklerinden feragat ederek pil ömrünü 36 saate çıkarıyor.
Saatin ABD fiyatı 399 dolar, İngiltere fiyatı 419 sterlin, Türkiye fiyatı ise 9 bin 300 TL olarak açıklandı.
Yüzmenin yanı sıra dalış gibi sporlara da uygun olan bu saat, Garmin ve Solar gibi spor odaklı akıllı saat şirketlerinin ürünlerine rakip olarak çıkarıldı.
Saatin kadranı da önceki modellere göre daha geniş.
Ultra modeli 36 saat pil ömrüyle geliyor ve düşük enerji modunda bu 60 saate kadar çıkarılabiliyor.
Şirkete göre bu pil yüzme, bisiklet ve koşudan oluşan ultra triathlonu tamamlamaya yetecek seviyede.
Bu, bir Apple saatindeki en uzun pil ömrü olsa da Garmin gibi rakiplerinin haftalarca dayanan pillerinin epey gerisinde.
Saatin fiyatı ABD’de 799 dolar, İngiltere’de 849 sterlin, Türkiye fiyatı ise 28 bin TL.
Apple’ın yeni telefonları iPhone 14 ve Plus olarak iki ayrı boyutta piyasaya sürülecek.
Yeni telefonlar acil durumlarda uydu üzerinden sinyal de gönderebilecek. Uydu üzerinden mesaj göndermek 15 saniye ile birkaç dakika arasında zaman alacak.
Analiz şirketi CSS Insight’ın şef analisti Ben Wood, “Uydu özelliği eklemek için yapılan yatırım küçümsenmeyecek boyutta” diyor ve ekliyor:
“Apple’ın buna karar verip, uydu şirketi Globalstar ile ticari bir anlaşma yapması, ardından da bunun altyapısını kurması muhtemelen yıllar almıştır.”
Teknoloji analisti Paolo Pescatore de bu özelliğin ücra bölgelerde popüler olabileceği görüşünde.
Apple bu modelde yer alan 12 megapiksellik yeni kamerasının hızlı hareket eden nesneleri daha iyi görüntülediğini ve düşük ışıktaki çekimlerde yüzde 49 oranında daha iyi olduğunu söylüyor.
Telefonların ön kamerasında da ilk defa otofokus özelliği yer alıyor.
Apple’a göre son 12 ayda iPhone’larla 3 trilyondan fazla fotoğraf çekildi.
6.1 inç ekrana sahip iPhone 14’ün İngiltere fiyatı 849 sterlinden, ABD fiyatı 799 dolardan, Türkiye fiyatı ise 31 bin TL’den başlıyor. 6.4 inçlik iPhone 14 Plus’lar ise 35 bin TL’den başlıyor.
Telefonlardaki en büyük değişiklik ise Pro serisinde oldu.
Pro ve Pro Max’lerde, ekranın üst kısmındaki çentik, pek çok Android telefonda olduğu gibi hap şeklinde bir karaltıya dönüştürüldü.
Ekrana kilitliyken, Android kullanıcılarının alışkın olduğu sürekli açık bir ekran daha eklendi.
A16 Bionic işlemcisine sahip telefonun ana kamerası da ilk defa 12 yerine 48 megapiksel.
Bu telefonun ABD fiyatı 999 dolardan, İngiltere fiyatı 1099 dolardan, Türkiye fiyatı ise 40 bin TL’den başlıyor.
Pro Max’in en fazla hafızaya sahip modelini almak isteyenlerinse 57 bin 200 TL’yi gözden çıkarması gerekiyor.
Airpods Pro’nun bugün tanıtılan 2. neslinde kaybolan kulaklıkları bulmak daha kolay. Kutu dışındayken düşen kulaklıkların da bir ses çıkarması programlanmış.
Kutunun dışındaki hoparlör de kutuyu kaybedince bulmayı kolaylaştırıyor.
Ürün ABD’de 249 dolar, İngiltere’de 249 sterlin, Türkiye’de ise 5 bin 400 TL’den satışa sunulacak.
Yıllar sonra bir etkinliğe fiziken katılabilmek bunu daha ilginç kıldı.
Fakat bugün tanıtılan ürünlerden hiçbiri teknoloji dünyasında devrim yaratacak türden değil.
Apple’ın saatlerinde ve telefonlarına eklediği sağlık ve güvenlik özellikleri, şirketin bu alana ağırlık vermeye devam edeceğini gösteriyor.
Bu yüzden şirketin CEO’su Tim Cook’un, bunların “birer temel ürün” olduğunu söylemesi şaşırtıcı değil.
Yeni ürünlere eklenen özelliklerin bir kısmı son derece ilgi çekici, bir kısmı da kimsenin kullanmak zorunda kalmak istemeyeceği türden. | Teknoloji, Amerika Birleşik Devletleri, Şirket Haberleri, Apple |
OnlyFans: Yetişkin içerikler için abonelik platformu, sahibine 18 ayda 500 milyon dolar kazandırdı | Yetişkinlere yönelik içerikler için abonelik platformu sunan OnlyFans, yapımcısı Ukraynalı-Amerikalı Leonid Radvinsky'ye 18 ayda 500 milyon dolar kazandırdı.
2021'de OnlyFans için içerik üreten 2,5 milyon kişiye ise toplam 4 milyar dolar ödeme yapıldı.
Kullanıcıları sadece geçen yıl OnlyFans üzerinde 4,8 milyar dolar harcadı.
2020'de 61 milyon dolar vergi öncesi kâr açıklayan şirket geçen yıl bu miktarı 433 milyon dolara çıkardı.
Porno içerikler için abonelik servisi olarak tanınan platform, pandemi döneminde kullanıcı sayısını artırdı ve bu şirketin gelirlerini katladı.
Ancak OnlyFans, reşit olmayan bireylerin müstehcen içeriklere erişimini engellemek için yeterince önlem almaması gerekçesiyle eleştiriliyor.
Şirket, buna güvenlik ve içerik denetimi yaklaşımını sürekli olarak geliştirdiğini söyleyerek yanıt veriyor.
2016 yılında İngiltere'de kurulan ve 2018'de Radvinsky'ye satılan OnlyFans'in bugün dünya çapında 220 milyon kullanıcısı ve iki milyondan fazla içerik üreticisi var.
Platform 2021'de kullanıcı sayısını bir önceki yıla göre yüzde 128 ve içerik üretici sayısını yüzde 34 oranında artırdı.
İçerik üreticilerinin ortalama kazançları bir önceki yıla göre iki katından fazla arttı.
OnlyFans, içerik üreticilerine yapılan tüm ödemelerden yüzde 20 komisyon alıyor.
OnlyFans CEO'su Amrapali Gan konuyla ilgili açıklamasında platformda ücretsiz içerikler ve güvenlik özelliklerini geliştirmeye devam edeceklerini, bunun yanında içerik üreticisi ve takipçi sayılarını büyütmeye odaklanarak içerik ekonomisine yatırım yapmaya devam edeceklerini belirtti.
OnlyFans, müzisyenler, fitness koçları ve ünlülerin ürettikleri içerikleri için takipçilerinden ücret almalarını sağlayan bir platform sunuyor.
Ancak platform daha çok porno içeriklerle tanınıyor.
Geçen yıl şirket, bankacı hissedarlarının baskısı üzerine tüm cinsel içerikli içeriğin platformdan çıkarılacağını açıklamıştı.
Ancak, kullanıcılarından gelen tepki üzerine OnlyFans, açıklamadan bir hafta sonra bu değişikliği askıya aldığını duyurdu.
2021 yılında BBC News tarafından yapılan araştırma, çocukların sahte kimliklerle sitede hesap oluşturabildiğini ve platformda video satabildiğini tespit etmişti.
Haberin ardından İngiltere'nin çocuk komisyonu, OnlyFans'in platformunda reşit olmayan bireylerin içerik satışını durdurmak için daha güvenli hale getirilmesi gerektiğini söylemişti.
OnlyFans ise, ilgili hesapları kapattığını ve çocuklara ait tüm aktif abonelikleri işaretleyip paralarını iade ettiğini açıklamıştı. | Teknoloji, Şirket Haberleri |
Snapchat çalışanlarının beşte birini işten çıkaracak | James Clayton|Kuzey Amerika teknoloji muhabiri
Snapchat, çalışanlarının yüzde 20'sini işten çıkarma ve bir dizi yeni projeyi rafa kaldırma kararı aldı.
Geçen yılki kötü mali sonuçların ardından gelen yeniden yapılandırma kapsamında yaklaşık 1.200 çalışan işini kaybedecek.
Şirket bir yıl önce 130 milyar dolar değerindeydi. Şu anda değeri 20 milyar doların altında.
Snapchat, kesintilerin şirketin yıllık maliyetlerinde tahmini 500 milyon dolar tasarruf etmesine yardımcı olacağını söyledi.
Şirketin CEO'su değişikliklerin "zor" olacağını belirtti.
Snapchat’in CEO'su Evan Spiegel, bazı alanlarda harcamaları azaltmalarına rağmen, markanın artık "düşük gelir artışının sonuçlarıyla yüzleşmesi ve pazar ortamına uyum sağlaması" gerektiğini söyledi.
Spiegel, şirketin odağını reklamlardan para kazanmaya çevirmek istediğini kaydetti.
Bu, oyunlar ve özçekim için tasarlanmış küçük drone olan Pixy gibi projelerin rafa kaldırılması anlamına geliyor.
Snapchat, Meta ve Twitter gibi sosyal medya şirketleri, büyük çoğunluğu reklamlara dayalı olduğu için son dönemde gelir kaybına uğradı.
Yüksek enflasyon ve küresel ekonominin gidişatı, birçok reklam vereni harcamalarını kısmaya itti.
Snapchat, Apple'ın geçen yıl tanıttığı gizlilik güncellemelerinden de etkilendi.
Değişiklikler, reklam verenlerin kullanıcıları telefonlarından takip etmelerini zorlaştırdı, bu da reklamların daha az hedef odaklı olması sonucunu doğurdu.
Sosyal medya şirketlerinin reklam verenlerden yüksek ücret alabilmesinin nedeni, kullanıcıları hakkında çok fazla bilgiye sahip olmaları. Bu bilgi olmadan, reklam verenler harcama yapmaya daha az istekli. | Teknoloji, Ekonomi |
Bayraktar kardeşler: Para en önemli şey değil, biz bunu Ukrayna için yapıyoruz | Dzhafer Umerov - Tatiana Yanutsevich |BBC Ukraynaca Servisi
Bayraktar İHA'ları bir nevi Ukrayna'nın Rusya'nın işgaline direnişinin sembolü haline geldi ve bir yandan da Bayraktar kelimesi dünyanın dört bir yanında günlük hayata girmiş oldu. İHA'ları üreten şirketin yöneticileri Haluk ve Selçuk Bayraktar çok nadiren röportaj veriyor ama BBC'den Dzhafer Umerov ve Tatiana Yanutsevich'le görüşmeyi kabul ettiler.
Bayraktar kardeşlerle İstanbul'un uzak bir mahallesindeki ofislerinde buluştuk. Bina ve çevresi dünya çapında savaşların karakterini değiştiren askeri amaçlı dronelar yapan bir şirketten çok bir Batı üniversitesinin kampüsünü andırıyor.
Personel girişinde, Osmanlı İmparatorluğu ve dini eğitim içerikli ücretsiz kitaplar var. Az sayıda ofis ve geniş bir açık iç mekan görülüyor. Çalışanların yaş ortalaması Bayraktar kardeşlere göre 29-30.
Yukarıda sırayla üç kardeşe ait üç ofis var. Daha büyük olan iki kardeş ile konuşacağımız konusunda önceden anlaştık. Şirketin basın bürosuna göre en küçükleri Ahmet Bayraktar kamuoyu önüne çıkmıyor ve İHA işiyle ilgisi yok.
Ama ofisinin açık kapısından içeri bakınca sigara dumanının gerisinden duvarda bir Türk bayrağı ve Osmanlı hanedan arması görülebiliyor.
Odalar kardeşlerin yaşlarına göre sıralanmış belki de muhafazakar Türkiye'de aile hiyerarşisine verilen önemi vurguluyor.
İlk oda en büyükleri ve şirketin CEO'su Haluk Bayraktar'a ait. Işıl ışıl aydınlık odanın duvarında kehribardan yapılmış, geleneksel bir ahşap Ukrayna evi resmi var.
Sehpanın üzerinde Bayraktar TB2 model bir İHA'nın yumuşak oyuncağı duruyor. Üzerinde Ukrayna'nın milli sembolü üç dişli mızrak var.
İlk yaptığı şeylerden biri "hizmetleri" için 2020 yılında Kiev'de bizzat Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy tarafından kendisine verilen devlet ödülü madalyayı göstermek oldu.
Mülakatımızda Haluk Bayraktar sık sık geçen yıl yaşamını yitiren babası Özdemir Bayraktar'dan söz etti. Babalarının adı Baykar şirketinin Teknoloji lideri (CTO) ve Bayraktar İHA'larının 'mimarı' Selçuk Bayraktar ile görüşmemizde de gündeme geldi.
Haluk, havacılık sevgisini kendisine amatör bir pilot olan babasının aşıladığını söylüyor.
Özdemir Bayraktar, şirketi 1984'de otomobil yedek parçaları imal etmek amacıyla kurmuştu. İmalat sektöründeki faaliyetinin yanında politikada da aktifti ve işte şu anda ülkenin cumhurbaşkanı olan kişiyle de bu yolla tanışıyor.
Her ikisi de 1998 yılında kapatılan islamcı Refah Partisi'nin üyesiydiler.
O sırada yetkililer partinin Türkiye'nin ilk cumhurbaşkanı Kemal Atatürk'ün, cumhuriyeti üzerinde kurduğu laik değerleri ihlal ettiğine kanaat getirmişlerdi. Bunun sonucu olarak parti, bu kez Adalet ve Kalkınma Partisi olarak yeniden kuruldu ve bugün Türkiye'yi yönetiyor.
2016 yılında, Selçuk Bayraktar'ın, Erdoğan'ın kızı Sümeyye ile evlenmesiyle, görüşleri itibarıyla birbirine çok yakın olan iki politikacı daha da yakınlaştı.
Bu ilişkinin şirketin başarısının temelinde yattığını söyleyerek eleştirenler çok oldu. Ama Selçuk Bayraktar bunu kabul etmiyor.
"2000'lerde drone üretmeye başladık ve bu kesinlikle babamın, ağabeyimin, annemin ve benim hayatımızı verdiğimiz bir işti" diyen Selçuk Bayraktar, 2016'daki düğün sırasında Mini ve TB1 tipi droneların zaten geliştirildiğine işaret ediyor.
Yaptığı evliliğin siyasi eleştirilere yol açtığını ama onun dışında hayatında bir şeyin değişmediğini söylüyor.
Kardeşler, Bayraktar ailesinin her zaman imalatla ilgili olduğunu ve kendilerinin de çocukluklarında fabrikada işlere yardım ettiklerini, bir yandan okul ödevlerini yaparken bir yandan da makinaların programlanmasında çalıştıklarını anlatıyorlar.
O sırada Selçuk Bayraktar İstanbul'un en prestijli liselerinden Robert Kolej'e gidiyor.
İki kardeş de yüksek öğrenimlerini Türkiye ve ABD'de sürdürüyorlar. Selçuk eğitimini dronelar üzerine yapıyor.
Daha sonra "ülkenin teknolojik potansiyelini geliştirmek" amacıyla ülkeye dönüyorlar ve babalarının kurduğu Baykar şirketinde çalışmaya başlıyorlar.
Bayraktar kardeşler önce çok küçük bir mühendis ekibiyle dronelar yaptıklarını ve kendi paralarını da şirkete yatırdıklarını anlatıyorlar.
Başarılarının sırlarından birinin, sık sık savaşlara katılmış askerlerle sohbet etmek olduğunu, böylece droneları askeri ihtiyaçlara göre yeniden düzenleyebildiklerini söylüyorlar.
İHA'lara soyadlarını verdiklerini çünkü Bayraktar kelimesinin Türkçe'de öncü anlamına geldiğini ve imal ettikleri araçlara mükemmelen uygun düştüğünü de ekliyorlar.
Selçuk Bayraktar “Paradigmaların değiştiği bir havacılık dünyasının bayraktarları olmayı istedik" diyor.
Bu arada Haluk Bayraktar da Bayraktar'ın "daha adil ve eşit bir dünyanın" yaratılmasında rol oynaması umudundan bahsediyor.
Bu noktada konu ister istemez Bayraktar TB2 dronelarının Ukrayna ordusu tarafından Rusya'ya karşı kullanıldığı Ukrayna'daki savaşa geliyor.
Bu İHA'ların Rus zırhlı araçlarını imha ettiği video görüntüleri bütün dünyada droneları gündeme getirmişti.
Ukraynalılar için Türk droneları Rus saldırganlığına karşı direnişin bir sembolü.
Onlara şarkılar yazıyor, çocuklarına sevdikleri evcil hayvanlarına Bayraktar'ın ismini veriyorlar ve Bayraktar adı giderek hem Ukrayna'da hem de dünyanın çeşitli yerlerindeki Ukraynalılar arasında popüler kültürün bir parçası olmaya başlıyor.
Kardeşler Ukrayna'yı açıkça destekliyor. Daha önce bu ülkeye İHA bağışladılar ve sığınmacılar için maddi yardım yaptılar.
Bayraktar'ın Ukraynalılar için bir özgürlük simgesi haline gelmesinin nasıl hissettirdiğini sorduğumuzda ise Haluk, geliştirdikleri teknolojinin Ukrayna'nın bağımsızlık mücadelesine destek olmasından gurur duyduğunu söylüyor.
Haluk Ukrayna'nın özgür bir dünya için savaştığını belirtirken Selçuk ise Rus işgalini "haksız ve yasa dışı" olarak niteliyor, Ukraynalıların onurlu bir halk olduğunu ekliyor.
Bayraktar ve Ukrayna arasındaki işbirliği bu yılki Rus işgalinden daha eskiye gidiyor.
Rusya'nın Kırım'ı ilhak etmesi ve Donetsk ile Luhansk'taki isyancıları desteklemesi üzerine Kiev, kendini savunmak için yeni yollar aramaya başlamıştı.
Haluk Ukrayna'nın o dönemde Ukrayna'nın drone almak için pek çok ülkeyle görüştüğünü fakat yalnızca Türkiye'nin bunları satmayı kabul ettiğini söylüyor:
"Bayraktar sistemleri Ukrayna'da 2018'den beri kullanılıyor.
"Bununla eş zamanlı olarak Ukrayna ile savunma sektöründe pek çok anlaşma yapıldı ve bunlar farklı teknolojik alanlardaki işbirliğimizi geliştirecek."
Şirketin Ukrayna askerlerine Bayraktar TB2'leri uçurmak için eğitim verdiğini, bu eğitimlerden birinde arkadaş oldukları bir askerin Rus saldırısında yaralandıktan sonra hayatını kaybettiğini, şirket temsilcilerinin cenaze törenine katıldığını ve iki kardeş olarak bu askerin ailesine destek olmak istediklerini de ekliyor:
"Savaş başladığında 10 kamyon insani yardım göndermiştik.
"Ukrayna ile yakın ilişkilerimiz var.
"Ukraynalıların acısını paylaşıyor, topraklarını savunmak için verdikleri kahramanca mücadeleye de saygı duyuyoruz."
Bunlar kulağa güzel gelse de Ukrayna'nın İHA sattıkları ülkelerden sadece biri olduğunu hatırlatarak Bayraktar'ın bu söylemlerini eleştirenler de var.
Bunu sorduğumuzda ise ilişkilerinin ticari bir boyutu olduğu gerçeğini kabul ediyor fakat savaşın başından beri Ukrayna'ya büyük emek harcadıklarını söylüyor:
"Bizim için başından beri öncelik, iki tarafın da güçlü bir ilişki kurması ve iki tarafın da çıkarına olacak bir işbirliği geliştirmesi."
Savaşın ardından Bayraktar İHA'larına olan ilginin ve satışlarının arttığını belirtiyor.
Bu savaş öncesinde Bayraktarlar Dağlık Karabağ'da Azerbaycan tarafından Ermenistan'a karşı başarıyla kullanılmıştı.
Suriye ve Libya'da da, genellikle Rusya'nın desteklediği taraflara karşı kullanılmışlardı.
Rusya'nın buna nasıl tepki verdiğini soruyoruz.
"Teknoloji geliştiren bir şirketiz. Hedeflerimiz var" diyor ve ekliyor:
"Ülkemizin gelişmesine katkı verirken stratejik ortaklarımızı da desteklemeye çalışıyoruz.
"Teknolojimizi kullanmaları için başkalarına da veriyoruz."
İHA'ların ne zaman, nerede kullanılacağına karar verenin Ukrayna ordusu olduğunu belirten Haluk, "Bizim sistemlerimiz Rus hava savunma sistemlerini ve zırhlılarını yok ettiği için Rus medyasında bizi karalayan pek çok yazı çıkıyor. Ama nihayetinde biz teknoloji sağlayan bir şirketiz" diyor.
"Moskova size büyük paralar teklif ederse onlara da Bayraktar satar mısınız?" diye soruyoruz.
"Bizim işimizin temeli hiçbir zaman para ve maddiyat olmadı" diyor ve ekliyor:
"Ukrayna ile dostluk ve işbirliğimiz eskiye gidiyor.
"Gerçek şu ki Moskova bize ne kadar para teklif ederse etsin onlara satış yapmayız.
"Şu anda tüm desteğimiz Ukrayna'ya çünkü haksız, saldırgan ve savunulamaz bir saldırıyla karşı karşıyalar.
"Bizim Ukrayna ile işbirliğimize hiçbir şey gölge düşüremez, ne kadar para teklif ederlerse etsinler.
"Bizim pozisyonumuz net."
Söyleşimizin olduğu gün Putin'in Erdoğan'a, Türkiye'den İHA satın almak istediğini söylediğine dair haberler basında yer almıştı.
Şirketin basın birimi, Haluk Bayraktar'a söyleşide 'Putin' dememe, onun yerine Rusya'dan bahsetme tavsiyesi verdi.
Selçuk Bayraktar ise bunun devletin karar vereceği bir konu olduğunu söyleyerek yorum yapmaktan kaçındı.
Fakat Haluk Bayraktar'ın söyledikleri, en azından Ukrayna'nın işgali sürerken Rusya ile işbirliği olmayacağını net bir şekilde ortaya koyuyor.
Hangi ülkelere satış yapılacağına nasıl karar verdiklerini sorduğumuzda ise Haluk Bayraktar, devletle ortak karar verdiklerini söylüyor.
Fakat son kararı Ankara alıyor gibi gözüküyor. Buna jeopolitik çıkarlarına göre karar veriyor.
Moskova'nın İran yapımı Şahit 129 modeline ilgi duyduğu da biliniyor.
Selçuk Bayraktar, bu modelin teknik özelliklerini bilmediğini söylerken Bayraktar'ın sınıfının en iyisi olduğunu vurguluyor:
"Kendisini savaşta böylesine kanıtlamış başka bir İHA yok."
Pavel Aksyonov, BBC Rusça Savunma Muhabiri:
Piyasada yüksek taktik ve teknik özellikleri olan pek çok rakibi bulunsa da Bayraktar TB2, orta menzilli ve uzun ömürlü İHA'lar arasında en popüleri.
Burada Bayraktar'ın geçmişinin başarılarla dolu olmasının etkisi var: Bu model aynı anda birden fazla cephede kullanıldı ve durdurulamadı.
Ukrayna öncesinde Azerbaycan tarafından Dağlık Karabağ'da, Türkiye tarafından Şubat 2020'deki Suriye operasyonunda ve Libya'da Halife Hafter'e karşı başarıyla kullanılmıştı.
Ukrayna'dan önce kullanıldığı cephelerde etkili bir hava savunma sistemi yoktu.
Bu İHA'nın yüksek irtifadan yaptığı saldırılar karşı tarafı kesinlikle hazırlıksız yakalıyordu.
Bayraktar'ın kaydettiği saldırı videolarında da bu net bir şekilde görülüyordu.
Fakat Ukrayna'da aktif hava savunma sistemleriyle karşılaştıktan sonra, bu İHA'lar havadan karaya saldırılardan daha çok, kendi sınıfının geleneksel kullanım alanı olan gözetleme ve hedef tespiti için kullanılmaya başlandı.
Bu görev daha az havalı olabilir ama kesinlikle daha önemsiz değil.
Bu tür İHA'lar savaş uçaklarının veya helikopterlerin yerini alamaz. Çünkü taşıma kapasiteleri pilotlu uçaklara göre daha düşük, daha yavaş ve savunmasızlar.
Fakat bu İHA'lar yeni bir sınıf oluşturdu ve cephelerde yeni taktiklerin geliştirilmesini sağladı.
Uzun süreler havada kalarak gözlem imkanı vermeleri son derece önemli.
Bayraktar TB2 bunu yapabilen tek drone değil.
Çin Wing Loong İHA'sını aralarında Mısır, Kazakistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin de olduğu ülkelere sattı.
Bir diğeri de İsrail'in Heron'u. Bunu kullanan ülkeler arasında Türkiye de var.
Ve son olarak sınıfının en iyisi olarak bilinen ABD yapımı MQ-9 Reaper da bir diğer model.
Bu, 1990'larda kullanılan efsanevi MQ-1 Predator'ın geliştirilmiş hali.
Bu da demek oluyor ki Bayraktar sıra dışı bir drone değil.
Fakat doğru zamanda doğru yerde olmayı başaran bir drone.
Rob Lee, Kıdemli Araştırmacı, Foreign Policy Research Institute, Washington:
Ukrayna'da Bayraktarlar kullanışlı bir rol oynadı. Fakat savaş uçaklarına kıyasla bu daha çok yardımcı bir roldü.
Savaşın ilk haftalarında Rus araçlarına ve Rus hava sistemlerine saldırılar düzenlediler.
Bunun nedeni, Rusların operasyonları birleşik kuvvetler halinde gerçekleştirmeyip savunmada açık vermesiydi.
Ancak Mart ortasından sonra Rusya'nın sahada beklendiği şekilde savaşmaya başlamasıyla birlikte TB2'lerden Rus araçlarına yapılan saldırı videolarının devamı gelmedi.
Bunun tek istisnası Karadeniz'deki Yılan Adası'na çıkartma yapan Rus gemilerine düzenlenen saldırı oldu.
Öte yandan diğer araçlarla düzenlenecek saldırılar için hedef belirleme görevlerini gerçekleştirdiler.
Mart'tan beri Ukrayna'nın doğusundaki Donbas bölgesinde etkili bir rol oynuyor gibi gözükmüyorlar.
Bunun nedenlerinden biri de Rusya'nın bu bölgede etkili bir hava savunma sistemi olması ve havalanan TB2'leri düşürmeleri.
Yani ortada karmaşık bir tablo var. Savaşın başında çok önemli bir rol oynadılar. İki hafta boyunca Rus konvoylarına saldırılar düzenlediler.
Öte yandan Dağlık Karabağ'daki kadar, savaşın gidişatını değiştirecek bir rolleri de olmadı.
Aradaki farkın nedeni, Ermenistan'ın buna karşı koyabilecek bir hava savunma sistemi olmamasıydı.
Ukrayna'nın karşısında son derece güçlü hava savunma sistemlerine sahip bir ülke var.
Şartlardaki veya coğrafyadaki farklılıklardan ötürü bir savaşta önemli olan bir şey başka bir savaşta aynı önemde olmayabilir.
Fakat TB2 de farklı roller oynayabilecek bir araç.
Üzerindeki kamera uzak mesafeleri görmeyi mümkün kılıyor.
Dağlık Karabağ'da TB2'lerin Ermenistan tankları üzerinde uçtuğunu ve ardından saldırı düzenlediğini görmüştük.
Ukrayna'da ise Mart'tan bu yana böyle bir şey görmedik.
Bazı koşullarda, özellikle karşı tarafta etkili bir hava savunma sistemi yoksa, sınıfındaki diğer İHA'lardan daha ucuz olan TB2'leri kullanmak zekice bir hamle olabilir.
TB2 etkili bir silah. Fakat her şeyi değiştirebilecek mucizevi bir silah da değil. | Teknoloji, Rusya, Ticaret, Türkiye, İnsansız hava aracı, Ukrayna, Rusya-Ukrayna Savaşı |
BBC, Google'ın havayollarının salımlarını "düşük gösterdiğini" ortaya çıkardı | Justin Rowlatt, BBC İklim Editörü
BBC, Google'ın uçuşlardan kaynaklanan salımları hesaplama yöntemini değiştirdiğini keşfetti. Değişiklik, uçuşlardan kaynaklanan salımların etkisini eskisine göre çok daha düşük gösteriyor.
Bazı uzmanlar Google'ın hesaplamalarının uçuşların iklime etkisini yarı yarıya azalttığını söylüyor.
Greenpeace'in bilim ekibi lideri Dr Doug Parr, "Google, sayfalarında havacılık endüstrisinin iklim üzerindeki etkilerini olduğundan düşük gösteriyor" diyor.
Şirket "endüstri paylaşlarına" danışarak bu değişikliğe gittiğini açıkladı.
Temmuz ayında devreye alınan yenilikle Google, Uçuşlar servisine entegre edilen karbon ayak izi hesaplayıcısının çalışma şeklini değiştidi.
Uçuşlar, Google'da bir uçuş aradığınızda en üstte sıralanıyor ve uçuş trendleriyle birlikte fiyat ve uçuş bilgilerini karşılaştırmalı olarak gösteriyor.
Bu bilgilerin yanında her uçuşa dair "ortalama emisyon" bilgisi de paylaşılıyor.
Değişiklikle birlikte hesaplamalara sadece karbon salımlarının etkisi dahil ediliyor.
Oysa uçuşların iklim etkisi, fosil yakıtların yanmasından kaynaklanan karbon salımlarıyla sınırlı değil.
Örneğin uçuşların neden olduğu yoğunlaşma izleri Dünya'dan yayılan ısıyı hapsederek gezegenimizde net bir ısınma etkisine yol açıyor.
Yoğunlaşma izleri uçakların ardından oluşan uzun beyaz çizgiler olarak gözlemleniyor.
Havayolları tüm karbon salımlarının yüzde 2'sinden sorumlu. Karbondioksit dışındaki etkileri göz önüne alındığındaysa küresel ısınmadaki payı yüzde 3,5'e çıkıyor.
Google'ın açık kaynak kod depolama servisi GitHub'da paylaştığı güncellemeye göre, karbondioksit dışındaki faktörlerin (hesaplamalara) nasıl ve ne zaman dahil edileceği, "hesaplamaların doğruluğu açısından" paydaşlarından elde edeceği girdilere bağlı.
Ancak BBC'nin bu konudaki sorusuna Google, uçuşların karbondioksit salımı dışındaki iklim etkilerinin de hesaplamalara dahil edilmesi gerektiğine inandığını söylüyor.
İngiltere hükümeti havayolu salımlarının hesaplanmasıyla ilgili Google'dan farklı bir yaklaşım benimsiyor.
Havayolu şirketlerine bir uçuşun sebep olduğu karbon salımının 1,9 ile çarpmaları öneriliyor. Yani uçuşun ek etkileri yansıtılırken karbon salımları yaklaşık ikiyle çarpılıyor.
Hükümetin şirketlere yönelik rehberinde 1,9 çarpanının değerinin kesin olmadığı ancak "şu anda bu etkileri hesaba katmanın daha iyi bir yolunun" olmadığı belirtiliyor.
Seyahat endüstrisinin çevresel etkisini azaltmak için kampanya yürüten Transport and Environment grubu da bu konuda hemfikir olduğunu şu sözlerle ifade ediyor:
"Mevcut bilimsel bilgi, karbondioksit dışındaki faktörlerin havacılığın toplam iklim etkisinin üçte ikisine sebep olduğu gerçeğini destekliyor.
"Sektör bu sorunu uzun süre gizledi... Google, Avrupa Parlamentosu'nun yapılmasını öngördüğü gibi, kullanıcılara her uçuş için karbondioksit dışındaki etkileri göstermelidir" diyor.
Google'ın internette yapılan 10 aramadan 9'una ev sahipliği yaptığı düşünüldüğünde değişikliğin geniş yankıları olabilir.
Bunun yanında şirketin karbon hesaplama metodolojisi, havacılıkta endüstri standardı olarak geniş çapta kabul görüyor.
Ayda 100 milyondan fazla ziyaretçisiyle dünyanın en büyük çevrim içi seyahat acentelerinden biri olan Skyscanner halihazırda Google'ın metodolojisini kullanıyor.
Booking.com, Expedia, Tripadvisor ve Visa gibi büyük işletmeler de bu metodolojiyi kullanmayı düşündüklerini söylemişlerdi.
Google'ın sürdürülebilirlikten sorumlu yürütme kurulu üyesi (CSO) Kate Brandt, şirketin "dünyanın dört bir yanındaki gezginlerin ve iş dünyasının sürdürülebilirliğe öncelik vermesini sağlayan araçlar geliştirmeyi" hedeflediklerini söylüyor.
Endüstri uzmanları, Google'ın metodolojisini değiştirme kararının tam tersi etki yapacağını söylüyor.
İşletmelerin seyahatlerinin iklim etkisini azaltmaları konusunda uzmanlaşmış İngiliz şirketi Thrust Carbon'ın kurucusu Kit Brennan, "Müşteriler için görünmez hale getirilmesi nedeniyle yüz milyonlarca ton eşdeğeri karbondioksit salımının etkisinin göz ardı edileceğinden endişeleniyorum" diyor.
Bunun yanında tüketicilerin karbon salımı dışındaki iklim etkisinin iklim uzun vadede önemli olmadığına inanabileceklerinden korktuğunu da belirtiyor.
Bu, insan faaliyetlerinden kaynaklanan küresel ısınmanın yaklaşık yüzde 1,5'lik bölümünün göz ardı edileceği ve havayollarının emisyonlarını azaltma baskısının azalacağı anlamına geliyor.
Büyümeye devam eden havayollar endüstrisinin iklim etkisinin de kötüleşmesi bekleniyor.
Uluslararası Enerji Ajansı'na (IEA) göre, 2000 yılından bu yana havayollarının salımları yüzde 50 arttı ve endüstrinin önümüzdeki yirmi yıl boyunca her yıl yüzde 4'ten fazla büyüyeceği öngörülüyor. | İklim değişikliği, Teknoloji, Google |
Facebook'un hacklendiğini düşündürten arızanın nedeni ortaya çıktı | Bugün dünyanın birçok yerinde binlerce Facebook kullanıcısı teknik sorun şikayetinde bulundu. Kullanıcılar, uygulamanın anasayfasındaki haber akışında takip etmedikleri, ünlüler için açılmış hayran sayfalarına ve gruplarına ait gönderilerin belirdiğini söyledi.
Web sitelerini, mobil telefon ile internet sağlayıcılarını, çeşitli hizmetler sunan kurumları takip eden; yaşanan arızaları ve kesintileri bildiren Downdetector adlı web sitesi, sorunun bugün TSİ 09.00-11.00 saatleri arasında yaşandığını bildirdi.
Facebook kullanıcıları, bu saatler arasında haber akışlarında ünlüler için açılmış hayran sayfalarına ve gruplarına ait gönderilerin kronolojik bir şekilde sıralanarak karşılarına çıktığını söyledi.
Bazıları bu durumla dalga geçmek için ünlüler ile ilgili komik fotoğraflar ve videolar paylaşırken bazı insanlar Facebook'un hacklenmiş olduğundan endişelendi.
Facebook'un sahibi Meta şirketi, sorunun kısa bir süre içinde çözüldüğünü söyledi, yaşanan rahatsızlıktan dolayı özür diledi.
BBC'ye konuşan bir Meta sözcüsü, "Bugün bir yapılandırma değişikliği sırasında bazı kişilerin Facebook haber akışında sorun yaşandı. Bu durumdan etkilenenler için sorunu hızlıca çözdük" dedi.
Geçtiğimiz Ekim ayında Meta uygulamalarında ve WhatsApp'ta yaşanan teknik bir arıza nedeniyle birçok platform altı saat boyunca çalışmamıştı.
Kullanıcılar, uygulamaların hacklendiğinden şüphelenmişti.
Bu tür web siteleri ve mobil uygulamaların hacklendiği veya spamlendiğinden şüphelenenlerin sayısının son zamanlarda arttı.
Meta geçen ay, TikTok ile rekabet etmek için, Facebook'un haber akışında ve Instagram uygulamasında birtakım değişiklikler yapacağını açıklamıştı.
Birçok kişi şirketin bu kararını eleştirdi.
Değişikliklerden bir tanesi, kullanıcılara Facebook'un mobil uygulamalarında yeni bir sekmede haber akışlarını kişiselleştirme opsiyonu tanıdı.
Facebook'un yeni haber akışı aynı zamanda kullanıcılarına kısa reel videolar paylaşma imkanı sağlıyor ve içerik yönetiminde çeşitli yenilikler sunuyor. | Teknoloji, Facebook |
Apple'dan ciddi güvenlik açığı uyarısı: Hackerlar cihazlarınızı tamamen ele geçirebilir | Apple, iPhone, iPad ve Macbook'ları etkileyen ciddi bir güvenlik sorunu tespit edildiğini duyurarak, kullanıcılarına cihazlarının işletim sistemlerini güncellemeleri çağrısı yaptı.
Teknoloji devinden Çarşamba günü yapılanikigüvenlik duyurusu, bilgisayar korsanlarının bu açığı kullanarak cihazların kontrolünü tamamen ele geçirme tehlikesi olduğunu ortaya koyuyor.
Söz konusu açığa yönelik olarak sistem güncellemesi yayınlayan Apple, güncellemenin tüm kullanıcılara önerildiği notunu paylaştı.
Sistem açığından iPhone 6S ve sonraki tüm iPhone modellerinin; 5. jenerasyon ve sonrasında çıkan iPadlerin; tüm iPad Pro ve iPad Air 2 modellerinin; ve MacOS Monterey kullanan tüm Mac bilgisayarların etkilenebileceği belirtildi.
Guardian'a konuşan SocialProof Security güvenlik şirketinin CEO'su Rachel Tobac, sistem açığının hackerların bu cihazların tüm yönetici erişimini ele geçirebilecekleri ve bu şekilde cihazın sahibi gibi işlem yapabileceklerini anlamına geldiğini söyledi.
Tobac, özellikle kamuoyunun gözünün önünde bulunan aktivist, gazeteci gibi kişilerin "sofistike, devlet boyutunda casuslukların hedefinde olabileceğini belirterek", sistem güncellemesini hızla yapması gerektiğinin altını çizdi.
Apple sistem açığından kaç kullanıcının etkilendiği bilgisini paylaşmadı.
İsrailli NSO Group gibi ticari casusluk programları geliştiren şirketlerin bu gibi sistem açıklarını kullandıkları biliniyor. | Teknoloji, Apple |
Araştırma: Batı, Moskova'ya daha sıkı ihracat kontrolü getirseydi, Rus ordusunun etkisi zayıflatılabilirdi | Frank Gardner,BBC Güvenlik Muhabiri
İngiltere’de savunma araştırmaları üzerine çalışan düşünce kuruluşu RUSI tarafından yayımlanan bir rapora göre, Batılı ülkeler Rusya üzerinde ihracat kontrollerini daha erken ve daha fazla sıkılaştırsaydı, Rus ordusu yüksek teknolojili silahlarını ve iletişim sistemlerini Ukrayna'da kullanamayabilirdi.
Yayımlanan rapor, Moskova'nın sahip olduğu modern askeri sistemlerinin neredeyse tamamının Batı yapımı elektroniklere bağlı olduğunu söylüyor.
Moskova yönetimi, kendisine yönelik uygulanan yaptırımları ve ihracat kontrollerini atlamak üzere bazı yolları buldu.
RUSI, bu yasal boşlukların önlenebilmesi halinde Rus ordusunun kalıcı olarak çözülebileceğini söylüyor.
Araştırmacılar Ukrayna’da ele geçirilen, düşürülen veya terk edilen Rusya'ya ait en modern 27 askeri sistemi aylar boyunca inceledi.
Çalışma kapsamında, söz konusu teknolojilerde çoğu ABD'de olmak üzere Batılı ülkelerde üretilmiş en az 450 farklı bileşen keşfedildi.
Savaş alanında kullanılan Rus silah sistemlerinde Sony ve Texas Instruments gibi bilindik markalara ait ürünlere karşılaşıldı. Rusya'ya teknoloji gönderme konusunda firmalara yöneltilen herhangi bir suçlama yok.
60 sayfalık raporun yazarlarından biri olan ve RUSI’nin kıdemli araştırmacılarından Jack Watling, BBC’ye yaptığı açıklamada birçoğu ABD'de; bir kısmı da İsviçre, Hollanda, İngiltere, Almanya ve Fransa’da üretilmiş bu hassas teknolojilere yönelik Rus erişimini kalıcı olarak reddetme şansının olduğunu söyledi.
Dr. Watling, Rusların kullandığı uzun menzilli balistik ve seyir füzelerinin kesin ve isabetli olabilmesi için Batı yapımı mikroçiplere sahip olmaları gerektiğini söylüyor.
Peki, Rusya bu yüksek teknoloji bileşenlerine tam olarak nasıl sahip oldu?
Görünen o ki, birkaç yöntem var. Sovyet döneminden beri bir şekilde gizli kapaklı devam eden bir ağ mevcut.
Rus istihbarat elemanları tarafından yürütülen bu ağ, Hong Kong ve Malezya gibi ara sevkiyat merkezlerini kullanıyor.
Öte yandan, bu kritik teknolojiyi ihraç eden bazı şirketler, son kullanıcının gerçekte kim olduğundan habersiz.
Dr. Watling’e diğerleri de göre çok fazla soru sormamayı tercih ediyor.
Raporun yazarlarına göre, Rus ordusunun bu kritik teknolojilere ulaşmasını sağlayacak yeni yasadışı yolların kurulmasını önlemek için zaman daralıyor.
Rapor, “silikon can simidi” olarak bahsedilen teknolojiyi engellemek için Batı’nın çok geç olmadan ihracat lisansı kontrollerini sıkılaştırmak için fırsatı olduğunu söylüyor.
Ayrıca raporda, Rusya’nın bu ağın olası engeli öncesinde toplu olarak tedarik için çaba gösterdiği belirtiliyor.
RUSI raporu “Şimdi harekete geçme zamanı” diyor. | Teknoloji, Rusya, Ukrayna, Rusya-Ukrayna Savaşı |
Yapışık ikizler, 27 saat süren operasyonla ayrıldı, Brezilya'daki ameliyat sanal gerçeklikle Londra'dan yönlendirildi | Shiona McCallum
BBC Teknoloji Muhabiri
Kafalarından yapışık olarak doğan üç yaşındaki Brezilyalı ikizler, sanal gerçekliğin kullanıldığı 27 saatlik bir operasyonla başarılı bir şekilde birbirlerinden ayrıldı.
Bernardo ve Arthur Lima, Rio de Janeiro’da ameliyat edildi. Ameliyat Londra’daki Great Ormond Street Hastanesi’nden yönlendirildi.
Ameliyatı gerçekleştiren ekipler, tomografi ve MR sonuçlarını temel alan sanal gerçeklik projeksiyonlarına dayalı tekniği kullanabilmek için aylar süren bir çalışma yürüttü.
Ekipte yer alan cerrahlardan Noor ul Owase Jeelani “uzay çağı” teknolojisi kullandıklarını söyledi.
Operasyon, Dr. Jeelani’nin kurucusu olduğu Gemini Untwined adlı yardım kuruluşunca finanse edildi.
Kuruluş, bunun şimdiye kadar yapılan en karmaşık yapışık ikiz ayırma ameliyatlarından biri olduğunu vurguladı.
Noor ul Owase Jeelani, ilk kez farklı ülkelerdeki doktorların sanal gerçeklik gözlükleri takarak sanal gerçeklik odasında birlikte ameliyat yaptıklarını söyledi.
Operasyona toplam 100 kadar cerrah ve yardımcı personel katıldı.
Jeelani, ameliyatın sanal gerçeklik boyutuyla ilgili olarak PA haber ajansına, “Muhteşem bir şey. Çocukların hayatlarını tehlikeye atmadan anatomiyi görüp ameliyatı yapabilmek harika bir şeydi. Bunun cerrahların içini ne kadar rahatlattığını tahmin edebilirsiniz” dedi:
"Bazı açılardan bu operasyonlar, günümüzün en zor ameliyatları olarak kabul ediliyor. Ve bunu sanal gerçeklikte yapmak gerçekten Mars’a insan göndermeye benzeyen bir şey oldu.”
Jeelani, çocukların kafalarını birbirinden ayırmak için daha önce yapılan operasyonların başarısızlıkla sonuçlandığını belirterek yara dokusunun anatomiyi daha karmaşık hale getirdiğini”, risk nedeniyle ameliyattan önce çok endişeli olduğunu söyledi.
27 saatlik operasyon boyunca sadece yemek yemek ve su içmek için 15 dakika ara verdiğini ifade eden Jeelani, “Bitap düştük. Ama ameliyattan sonra ailenin sevinçten havalara uçtuğunu görmek muhteşemdi” dedi.
Çocukların sağlık durumlarının iyi olduğu ve altı aylık bir rehabilitasyon sürecine ihtiyaç duyacakları belirtiliyor.
Bernardo ve Arthur Lima, beyinleri yapışık olarak doğan ve ameliyatla ayrılan en büyük ikizler olarak kayıtlara geçti.
Gemini Untwined’a göre her 60 bin doğumdan birinde bebekler yapışık ikiz olarak doğuyor ve bunların sadece yüzde 5’i beyinleri yapışık olarak dünyaya geliyor.
Dünyada her yıl 50 kadar ikizin başlarından yapışık olarak doğduğu tahmin ediliyor. Bu ikizlerden sadece 15’i, 30 günden daha fazla yaşayabiliyor. | Teknoloji |
Sürücüsüz araçların güvenli hale gelmesi nasıl sağlanıyor? | Jenny Cusack
Önümüzde hala bazı engeller olsa da uzmanlar sürücüsüz araçların 10 yıl içinde, hiç beklenmedik şekilde hayatlarımızı değiştirebileceğini düşünüyor.
Sürücüsüz araç teknolojisi uzun zamandır konuşulan bir şey. Gündelik rutinlerimizi hızlandırabilecek, uzun yolculukları kolaylaştırabilecek, tehlikeli çalışma ortamlarından insanları tamamen çıkartabilecek ve endüstrilerimizi daha verimli hale getirebilecek bu teknolojinin geleceğin kentsel düzenleme projelerinde büyük bir rol oynayacağı düşünülüyor.
Geleceğin kentlerinde araçlarla olan ilişkimizin değişmesi, özel araç kullanımının azalıp istek üzerine çalışan sürücüsüz araçların yaygınlaşması öngörülüyor. Böylece karbon salımlarının da azalacağı ve daha sürdürülebilir bir şekilde yaşayacağımız tahmin ediliyor.
Sürücüsüz araçların aynı zamanda seyahat etmeyi daha güvenilir bir hale getirebileceği düşünülüyor.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), her yıl trafik kazalarında 1,3 milyondan fazla kişinin hayatını kaybettiğini söylüyor.
İngiltere’de Ulaşım Araştırmaları Laboratuvarı’nda (TRL) Otomatik Ulaşım Bölümü Yöneticisi Camilla Fowler, “Daha güvenli yollar ve trafikte daha az sayıda ölüm istiyoruz. Otomasyonun bunu sağlaması mümkün” diyor.
Ancak sürücüsüz araçların yaygın bir şekilde kullanılması için henüz değişmesi gereken çok şey var.
TRL’de Güvenlik ve İncelemeler Bölümü’nde çalışan bilim insanı David Hynd, “Sürücüsüz araçlar, A noktasından B noktasına çok sakin bir şekilde gidebilmemizi sağlamalı. Ancak o sırada trafikteki diğer sürücüler aynı şekilde davranmayabilir. Sürücüsüz araçlar henüz insanların sürüş hızlarıyla ve kurallara aykırı davranmasıyla nasıl baş edeceğini bilmiyor” diyor.
Güvenlik sorununun yanı sıra kamuoyundaki algı, sigorta şirketlerinin rolü ve şehirlerin altyapısı gibi konular da sürücüsüz araçların daha yaygın bir şekilde kullanılmasını şimdilik engelliyor. Peki önümüzdeki 10 yıl içinde bu teknolojide ne tür değişiklikler bekleniyor?
Sürücüsüz araçların gündelik hayatın bir parçası haline gelmesi için ilk olarak güvenlik sorunun çözülmesi gerekiyor.
Sürücüsüz araçların karmaşık ve hiç beklenmedik olayların yaşanabileceği yollarda güvenli bir şekilde seyahat edebilmesini sağlamak, uzmanların önümüzdeki yıllarda çözmeye çalışacağı ilk şey.
Michigan Üniversitesi’ndeki Mcity Tesisi’nde çalışan uzmanlar otomatik araçların sürüş kapasitesini denemek için dünyanın ilk test alanını kurdu.
65 bin metrekarelik bu alan aslında ufak bir kasaba gibi. İçinde trafik sinyalleri ve işaretleri, alt geçitler, bina yüzleri ve bitkiler bulunuyor. Araçların sürüşünü test etmek içinse toprak ve asfalt yol ile kaldırım çeşitleri ve tren yayları yer alıyor. Tesiste bir şehrin sokaklarında normal bir günde yaşanabilecek çeşitli zorlu senaryolar deneniyor. Örneğin bir grup çocuğun sokakta oynaması veya iki aracın bir kavşakta karşı karşıya gelmesi gibi.
Michigan Üniversitesi’nde Elektrik ve Bilgisayar Mühendisi Necmiye Özay, “Sürücüsüz araçları en doğru şekilde test etmek için karşılarına yüzlerce değişken koymak gerekiyor” diyor ve sözlerine devam ediyor:
“Bu değişkenleri tespit etmek için yalnızca mühendislerle değil, psikologlar ve insan-makine ilişkisi üzerine çalışan uzmanlarla da çalışıyoruz ve onları bir araya getiriyoruz.”
Mcity Deneme Tesisi’nde Özay ve ekibi çeşitli trafik senaryolarını test ederken otomatik araçların güvenli bir şekilde ve herhangi bir kişisel veri çalınmadan birbiriyle nasıl iletişim kurduğunu da araştırıyor.
Özay’ın çalışmasına benzer başka araştırmalar da yapılıyor.
ABD’nin Arizona eyaletinde yürütülen bir araştırma kapsamında sürücüsüz taksiler şehrin ufak bir bölümünde çalışır durumda ve araştırmaya katılanlar tarafından bir mobil uygulama aracılığıyla talep edilebiliyor. Önümüzdeki iki yıl içinde bu taksilerin sayısının ve çalışma alanının genişletilmesi planlanıyor.
ABD merkezli, sürücüsüz araç teknolojisini geliştirmek için kurulan Waymo adlı bir diğer şirketin 2023 yılına kadar sürücüsüz taksileri San Fransisco ve New York’un bazı bölümlerinde kullanıma sokacağı öngörülüyor.
Çin teknoloji devi Alibaba tarafından kurulan AutoX şirketi ise 2020 yılında Şanghay’da sürücüsüz taksi servisi RoboTaxi’yi başlattı. Şirketin 2023’e kadar Çin’in diğer şehirlerinde ve California’da da faaliyet göstermesi bekleniyor.
Sürücüsüz araç teknolojileri şimdilik maden tesisleri, büyük depolar ve limanlar gibi daha kontrollü alanlarda kullanılıyor.
Ancak uzmanlar, önümüzdeki iki yıl içinde bu araçların teslimat sektörüne de yayılması ve böylece şehir hayatına karışmasını bekliyor.
ABD merkezli teknoloji devi Apple, önümüzdeki 4 yıl içinde tam kapsamlı sürücüsüz elektrik araçlarını kullanıma hazır hale getirmeyi hedefliyor.
Ancak çoğu uzman yakın geleceğe daha temkinli bir şekilde yaklaşıyor, önümüzdeki beş yıl içinde sürücüsüz araç kullanımının perde arkasında devam edeceğını söylüyor.
Güvenlik konusundan sonra araçların denetimi ve sigorta şirketlerinin bu alandaki rolünün belirlenmesi önemli.
Bundan beş yıl sonra sürücüsüz araçları nükleer santraller ve askeri alanlar gibi tehlikeli çalışma ortamlarında çok daha yaygın bir şekilde görmeyi bekleyebiliriz.
Örneğin Avustralya’da Rio Tinto şirketine bağlı bir madende dünyanın en büyük otomatik araç grubu şimdiden çalışır durumda. Buradaki kamyonlar kilometrelerce ötedeki Perth kentinden kontrol ediliyor.
Diğer taraftan uzmanlar sürücüsüz kamyonların otoyollarda kullanılması için araştırmalarına devam ediyor. Bazıları ise teslimat yapmak için kaldırımlarda ve bisiklet yollarında kullanılan, daha ufak araçların yaygınlaşabileceğine inanıyor.
İngiliz sürücüsüz araç teknolojisi şirketi Oxbotica, Almanya merkezli araç sistemleri firması ZF ile çalışarak Avrupa’da önümüzdeki birkaç yıl içinde sürücüsüz servis araçlarını kullanıma sokmak istiyor.
Oxbotica Başkan Yardımcısı Richard Jinks, “Günümüzde havalimanlarında raylı sistem üzerinde çalışan servis araçlarının bundan beş yıl sonra o raylara ihtiyacı olmayacak. Sürücüsüz araçlar sizi otoparktan havalimanına ve oradan da doğrudan uçağınızın kapısına götürebilecek” diyor.
Uzmanlar önümüzdeki yedi yıl içinde sürücüsüz araç teknolojisinin yapılan denemeler, araçların güvenliği ve halkın bu konudaki algısına bağlı olduğu konusunda hemfikir.
Birçoğu, önümüzdeki yıllarda kentsel düzenlemelerin değişmesini ve insanlar için daha modern ve verimli yaşam koşullarının ortaya çıkmasını bekliyor.
TRL uzmanı Hynd, “Çok yoğun kentsel alanlarda yaşayanların telefonlarında araç istemesi ve bu aracın iki dakikada kapısına gelmesi mümkün. Yol kenarlarında park edilen araçlara ihtiyaç kalmaz ve böylece yollar sürücüsüz araçlar için daha uygun bir hale gelir” diyor.
Ancak sürücüsüz araçların yayalar için oluşurabileceği tehlikeler konusunda çok dikkatli olmak gerekiyor.
Michigan Üniversitesi’nden Özay, “Benim ümidim, araçlara A’dan B’ye güvenli bir şekilde seyahat edip edemeyeceğinin sorulabilmesi ve aracın ‘evet’ veya ‘hayır’ diyerek cevap verebilmesi. Araçlar bu kararı hava ve trafik durumunu inceleyerek verecektir” diyor.
Önümüzdeki yıllarda yapılacak tüm araştırmalara ve inovasyonlara rağmen birçok uzman sürücüsüz araçların gündelik hayatımızın bir parçası haline gelmesinin 10 yıldan çok daha uzun süreceğini düşünüyor.
Özay, “2030’lu yıllarda çocuklarımızı rahatlıkla sürücüsüz bir araca bindirip bir yere gönderebileceğimizi düşünmüyorum” diyor.
Hynd da güvenlik konusunun sandığımız kadar hızlı bir şekilde çözülemeyeceğini söylüyor, halkın bu teknoloji konusundaki algısının değişmesi için daha çok vakte ihtiyacımız olabileceğine inanıyor.
Diğer taraftan bu teknolojinin henüz çok pahalı olacağı ve bireysel kullanım için tercih edilemeyeceği belirtiliyor.
Bazı uzmanlar bu teknolojik dönüşüme toplu taşıma araçlarında daha hızlı bir şekilde tanıklık edeceğimizi söylüyor.
Elektrikli araçlar için şarj noktalarının dünyanın birçok yerinde yol kenarlarında ve benzin istasyonlarında kurulması gibi, birçok uzman sürücüsüz araçların da yavaş yavaş gündelik hayatımızın bir parçası olacağını söylüyor. | Teknoloji, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Çin, Otomotiv endüstrisi |
Tempest: Pilotların 'zihnini okuyan' yeni nesil savaş uçağı | İkinci Dünya Savaşı’nda Spitfire pilotları, duyarlı ve uyumlu tasarımı nedeniyle uçaklarını uzuvlarının bir parçası gibi gördüklerini söylüyorlardı.
Ama 2030’ların savaş pilotları, uçaklarıyla daha da yakın ilişki kuracak. Çünkü uçaklar, pilotların zihinlerini okuyacak.
İngiltere’den BAE Systems, Rolls-Royce, Avrupa füze şirketi MDBA ve İtalyan havacılık ve savunma şirketi Leonardo tarafından geliştirilen Tempest uçakları baskı altında olduklarında yapay zekayla pilotlara yardım edecek.
Kasklardaki sensörler, pilotun beyin sinyallerini ve diğer sağlık verilerini izleyecek. Art arda uçuşlardan sonra yapay zeka, büyük bir biyometrik ve psikometrik veri toplamış olacak.
Pilotun karakteristiğine ilişkin bu veri tabanıyla yapay zeka, sensörlerin uçağı kullanan kişinin yardıma ihtiyacı olduğuna işaret etmesi halinde devreye girecek.
Örneğin, yüksek yerçekimi gücü nedeniyle pilotun bilincini kaybetmesi halinde yapay zeka, uçağın kontrolünü devralabilecek.
BAE Systems, bu tür teknolojilerin deneneceği test uçağının 2027’de uçmaya başlayacağını açıkladı.
Bu uçakta, 60 farklı projede yer alan, çoğu yazılım tabanlı dijital kabiliyetler denenecek.
Tempest’in modeli ilk olarak 2018’de bir havacılık fuarında sergilenmişti. O dönem uçak, görünüşü nedeniyle ‘hamile bir pelikana” benzetilmişti. O tarihten sonra uçağın ağırlığı azaltıldı, hatları inceltildi.
Uçmaya başladığında Tempest’a rutin olarak silahlı insansız hava araçlarının eşlik etmesi bekleniyor. Tempest konsorsiyumu bu İHA’ları pilotun yardımcıları diye niteliyor.
Bu tür özellikler, sıfırdan yeni izleme ve kontrol sistemlerinin geliştirilmesini gerektiriyor.
Tempest’ın İş Geliştirme Direktörü John Stocker, “Teknolojideki değişim hızına ayak uydurmamız gerekiyor” diyor:
“Eskiden savunma harcamaları ilerlemeye öncülük eder, ticari teknoloji de onu takip ederdi. Ama şimdi ticari teknoloji daha ileri.”
Stocker, yeni uçakların akıllı telefonlara bir uygulama indirmek kadar kolay olacak sistemlerle donatılacağını söylüyor.
Yeni uçak, büyük bir otomasyon yüzdesiyle üretilecek. Üretim hattındaki robotlar, parçaların hızla gönderilebilmesi için verileri tedarikçilerle paylaşacak.
BAE Systems ve Leonardo projede Japon Mitsubishi şirketiyle iş birliği yapacak.
Mitsubishi'nin F-X savaş uçağı projesi Tempest’la birçok ortak özelliğe sahip olacak.
Bu, Avrupa havacılık ve savunma sektörü için yeni bir deneyim. Japonya’yla daha fazla iş birliği projelerin dijital ortamda olması sayesinde mümkün hale geldi.
Stocker, “Bu tür şeyleri dijital ortamda çok daha hızlı yapabilirsiniz. İş birliği çok daha kolay. Sonuçta Tokyo ile Warton (İngiltere’de uçakların üretileceği fabrika) arasında bavullar gidip gelmeyecek” diyor.
Leonardo’nun Edinburgh merkezli radar birimi de Mistubishi’yle iş birliği yapıyor.
Radarlar dönen çanaklar olarak gökyüzünü tarıyor ve yaklaşan cisimlerden yansıyan sinyaller, sensör verilerinin incelenmesini mümkün kılıyor. Fakat, sensörler, insan beyninin değerlendiremeyeceği kadar çok fazla detay topluyor.
Yapay zeka bu noktada veri akışının analiz edilmesi ve işlenmesi açısından kritik öneme sahip.
Tempest’ta yapay zekanın bir kapı görevlisi gibi işlev görmesi ve pilotun gelen verilere boğulmasının önlenmesi amaçlanıyor.
Tüm proje, silah üreticisi MBDA ile iş birliğiyle birlikte geliştiriliyor. Tempest füze atabiliyor. Ama daha acil hedeflerde bu görev robot yardımcılara devrediliyor. | Teknoloji, İngiltere |
Tinder: Kadınların güvenliği artık önceliğimiz | Online çöpçatan uygulaması Tinder, artık önceliğinin kadınların güvenliği olduğunu açıkladı. Tinder, ev içi şiddetle mücadele alanında faaliyet gösteren No More isimli kuruluşla birlikte çalışacak.
Tinder’ın ilk kadın yönetim kurulu başkanı Renate Nyborg, BBC’ye yaptığı açıklamada, “Güvenlikle ilgili çalışmalarımız asla son bulmayacak” dedi.
Renate Nyborg, kadınlara yönelik şiddeti engellemek amacıyla firmalarında daha çok kadın çalışana yer vermeye başladıklarını söyledi.
Nyborg, Tinder’ın yöneticiliğine getirildiği Eylül 2021’den bu yana firmadaki kadın çalışanların sayısının yüzde 30 arttığını belirtti.
Nyborg, “Bir şeyin önemli olduğunu bilmek ile bunu hissetmek arasında bir fark olduğunu düşünüyorum. Her kadın gibi ben de yaşamak istemediğim ama başıma gelen her deneyimi bir bir sayabilirim. Bu, insanların size nasıl hitap ettiğinden, iş yerinizde size nasıl davrandıklarına, insanlarla aktif şekilde çıkmaya başladığınızda başınıza nelerin gelebileceğine dek uzanıyor” dedi.
Kadınlara Yönelik Şiddeti Durdurun (End Violence Against Women) adlı yardım örgütü ise Tinder’ın açıklaması için "Kadınların internet üzerinde uğradıkları şiddetle kıyaslandığında çok küçük bir adım" yorumunu yaptı.
Örgütün yöneticisi Andrea Simon, bununla birlikte Tinder gibi online çöpçatanlık uygulamalarının istismara karşı seslerini yükseltmelerinin çok önemli olduğunu belirtti.
Andrea Simon “Çöpçatanlık uygulamaları insanların birbirleriyle tanışmaları için çok tercih edilen yollardan biri, ama seks avcılarının bu alanları potansiyel kurbanlarını avlamak için nasıl suistimal ettikleri kaygı uyandırıyor. Bu uygulamaları kullanan kadınların tecavüze uğrama oranlarında artış görülüyor” diye konuştu.
Simon, “Tinder’ın yeni güvenlik özellikleri tacizlerin rapor edilmesini desteklemesi yönünde küçük bir adım ancak intikam pornosu ya da tecavüz tehditleri karşısında yeterli değil,” dedi.
Online çöpçatan uygulamalarının “seks avcılarını” kendilerine çektiği kaygılarından ötürü, Tinder da uygulama üzerinde istismar içeren etkileşimlerolup olmadığına dair incelemelere tabi tutulmuştu.
Tinder’ın No More ile ortaklığının bu kaygıların bazılarını gidermesi umuluyor.
Uygulama içerisinde üyelere güvenlik konularında eğitim verilmesini amaçlayan bir program yer alması hedefleniyor.
No More’un Tinder çalışanlarına da eğitim vermesi planlanıyor.
Tinder Yönetim Kurulu Başkanı Renate, “Pozitif ilişkilerin ekranı ilk kaydırdığınız anda başladığına inanıyoruz. İlk mesajdan itibaren biriyle nasıl etkileşime girdiğiniz kuracağınız ilişkilerin de tonunu belirliyor” dedi.
Online çöpçatan uygulamalarının kullanıcılarının güvenliğini sağlamaları yönünde hukuki bir zorunlulukları bulunmuyor.
Kadınların ve genç kızların bu uygulamalarda maruz kaldıkları şiddetle mücadelenin internet güvenliği konusunda hazırlanan yasa tasarısının kapsamına alınması yönünde çağrılar yapılıyor.
Tinder, geçtiğimiz yıl bir dizi güvenlik tedbiri açıklamıştı.
İstismar içeren mesajlar artık otomatik olarak tespit ediliyor ve mesajı gönderene “Emin misin?” sorusu yöneltilirken mesajı alana da “Bu sizi rahatsız ediyor mu?” sorusu yönelitiliyor.
Renate Nyborg, insanların hoşlarına gitmeyen mesajları bildirme oranlarında yüzde 50’lik bir artış gördüklerini söylüyor.
ABD’ de Tinder’ın içindeki güvenlik merkezi uygulaması eşleşen kişilerin geçmiş taramasının yapılabilmesine olanak tanıyor.
Kullanıcılara panik butonuna erişim imkanı tanınıyor ve buna izin veren ülkelerde kimlik bilgileri isteniyor.
Ancak erkek arkadaşıyla Tinder üzerinden tanışan 24 yaşındaki Derrian Douglas, güvenlik tedbirlerinin daha görünür kılınması gerektiğini düşünüyor.
Douglas, “Bakın sizin için bunu gerçekten güvenli hale getireceğiz denildiğinde insanlar normalde asla ilişki kurmayacakları ya da buluşmayacakları kişilerle görüşme konusunda daha rahat davranabilir,” diyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Ben her zaman ailem ve arkadaşlarımı nereye gittiğim konusunda bilgilendiriyordum. Eğer birkaç saat içinde benden haber almazsanız gelip beni bulun diyordum, çünkü nihayetinde sarpa saran buluşmalara dair bir sürü korkunç hikaye duyuyoruz.”
İngiltere Ulusal Suç Kurumu’nun verilerine göre, 19 yaş ve altındaki kadınların online çöpçatan sitelerinde maruz kaldıkları cinsel tacizde artış var.
BBC için yapılan bir araştırmada da şu sonuçlara varıldı:
Online çöpçatan sitelerini kullananlara şu tavsiyelerde bulunuluyor: | Teknoloji, Ev içi şiddet, Kadın konuları, Cinsel şiddet |
Rusya'dan Google'a 373 milyon dolarlık rekor ceza | Google, Rusya'da Ukrayna savaşı ve diğer konularla ilgili "yasaklı" içeriğe erişimi sınırlamadığı gerekçesiyle 21,1 milyar ruble (yaklaşık 373 milyon dolar) cezaya çarptırıldı.
Rus devlet medyasına göre bu, ülkede şimdiye kadar bir teknoloji şirketine verilen en büyük para cezası.
Rusya'nın iletişim düzenleme kurulu Roskomnadzor, Google'ın Rus ordusunun itibarına zarar veren "yalan" haberler ve insanları protestoya çağıran paylaşımları engellemediğini ve "sistematik" olarak Rus yasalarını çiğnediğini öne sürdü.
Google cezayla ilgili henüz açıklama yapmadı.
Google'ın Rusya iştiraki geçen ay iflasını açıklamıştı.
Google bu kararı, yerel banka hesaplarına el konulmasından sonra almıştı.
Google geçen yıl benzer gerekçelerle 7,2 milyar ruble cezaya çarptırılmıştı. Şirketin banka hesaplarına bu cezanın tahsili için el konulduğu belirtiliyor.
'Rusya'nın içişlerine müdahale'
Rusya, son dönemde teknoloji şirketleri üzerindeki baskıyı artırdı.
Moskova bu şirketleri içerik moderasyonunu gerektiği gibi yapamamak ve ülkenin iç işlerine müdahale etmekle suçluyor.
Rusya, Ukrayna'yı işgale başladığı 24 Şubat'tan sonra sosyal medya ve diğer haber siteleri üzerindeki kontrolünü artırdı.
Hükümet, savaşla ilgili "sahte" bilgi yayan kişilerin 15 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını öngören bir yasa geçirmişti.
Google, Mart'ta Rusya'da reklam hizmetlerini durdurmuş, Rus hükümetinin desteklediği haber sitelerine erişimi engellemişti.
Google, Facebook gibi diğer bazı sosyal medya sitelerinin aksine Rusya'da tamamen yasaklanmamıştı. Ülkedeki birçok akıllı telefon, Google'ın hizmetlerine ihtiyaç duyuyor.
Google'ın çatı şirketi Alphapet, Mart'ta, Rusya'da arama motoru, YouTube ve haritalar gibi hizmetlerini devam ettirme kararının Rus halkına "küresel bilgi ve perspektif"e erişim imkanı sunduğu açıklamasını yapmıştı. | Teknoloji, Rusya, Google, Ukrayna, Rusya-Ukrayna Savaşı |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.